Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Risk Faktörleri

bursaarena.com.tr - Risk Faktörleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Risk Faktörleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dr. Serdar Biçeroğlu: “Kalbinizin Geleceğini Bugünden Koruyun” Haber

Dr. Serdar Biçeroğlu: “Kalbinizin Geleceğini Bugünden Koruyun”

Kalp sağlığında düzenli hareket, dengeli beslenme ve sigaradan uzak durmanın önemine dikkat çeken Özel Sağlık Hastanesi Başhekimi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Serdar Biçeroğlu, modern yaşamın getirdiği stres, hareketsizlik, obezite, hipertansiyon ve yüksek kolesterolün kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörleri olduğunu söyledi. Kalp-damar hastalıkları açısından riskleri azaltmanın yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi uygulamakla sınırlı olmadığını belirten Biçeroğlu, yaşam tarzı alışkanlıklarının kalp sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını vurguladı. Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sigaradan uzak durma ve risk faktörlerinin kontrol altında tutulmasının kalp sağlığının temel unsurları olduğunu ifade eden Serdar Biçeroğlu, kalbin yaşam boyunca aralıksız çalışan hayati bir organ olduğuna dikkat çekti. Kalp sağlığı bir yaşam biçimidir Kalp sağlığının korunmasına ilişkin uluslararası bilimsel yaklaşımların temelinde hareketli yaşam ve sağlıklı beslenmenin bulunduğunu belirten Biçeroğlu, şu değerlendirmede bulundu: “Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Kardiyoloji Derneği’nin kalp sağlığının korunmasına yönelik önerilerinde düzenli fiziksel aktivite ve dengeli beslenme önemli bir yere sahip. Bunun yanında sigaradan uzak durmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, tansiyon ve kolesterol değerlerini kontrol altında tutmak da büyük önem taşıyor. Kalp sağlığını yalnızca bir hastalık ortaya çıktığında gündeme gelen bir konu olarak görmemeliyiz. Kalp sağlığı aslında bir yaşam biçimidir.” Stres de kalbin risk haritasında Kalp-damar sağlığında yalnızca fiziksel risk faktörlerinin değil, psikososyal koşulların da dikkate alınması gerektiğini söyleyen Serdar Biçeroğlu, kronik stres, yaşam koşulları ve çevresel faktörlerin de genel sağlık üzerinde etkili olabileceğini ifade etti. Modern yaşamın beraberinde getirdiği yoğun tempo ve stresin, düzensiz beslenme ve hareketsizlikle birleştiğinde sağlık açısından olumsuz bir tablo oluşturabileceğini alatan Biçeroğlu, özellikle masa başında geçirilen sürenin azaltılması ve günlük yaşamın daha hareketli hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Kalp dostu beslenme mümkün Kalp sağlığında beslenmenin önemli bir yere sahip olduğunu belirten Biçeroğlu, günlük beslenme düzeninde doğal ve dengeli seçeneklere ağırlık verilmesini önerdi. Serdar Biçeroğlu sözlerine şöyle devam etti: “Meyve ve sebzeler, tam tahıllar, bakliyatlar, zeytinyağı ve omega-3 açısından zengin balıkların dengeli bir beslenme düzeninde yer almasını öneriyoruz. Buna karşılık aşırı tuz, şeker, doymuş yağ ve işlenmiş et tüketiminin sınırlandırılması gerekiyor. Burada önemli olan tek bir gıdayı mucizevi bir çözüm olarak görmek değil, genel beslenme düzenini sağlıklı hale getirmek.” Sigara kalp-damar sağlığı için önemli bir riskDr. Serdar Sigara kullanımının kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörlerinden biri olduğunu vurgulayan Biçeroğlu, kalp sağlığını korumak isteyen kişilerin sigaradan uzak durmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Serdar Biçeroğlu, düzenli egzersizin de kalp sağlığı açısından önemli bir koruyucu yaklaşım olduğunu belirterek, kişinin yaşına, sağlık durumuna ve fiziksel kapasitesine uygun bir egzersiz programının yaşamın parçası haline getirilmesini önerdi. Teknoloji tedavide önemli avantaj sağlıyor Kardiyoloji alanında teknolojinin gelişmesiyle birlikte tanı ve tedavi seçeneklerinin de önemli ölçüde ilerlediğini ifade eden Biçeroğlu, koroner damar hastalıklarının değerlendirilmesinde görüntüleme yöntemlerinin önemli imkanlar sunduğunu söyledi. Serdar Biçeroğlu şunları söyledi: Koroner anjiyografi, kalbi besleyen damarların değerlendirilmesinde önemli bilgiler sağlıyor. Teknolojik gelişmeler sayesinde ince, kıvrımlı veya tamamen tıkalı damarlara yönelik girişimsel tedaviler de daha etkin şekilde uygulanabiliyor. Balon ve stent teknolojilerindeki gelişmeler, uygun hastalarda tedavi seçeneklerinin genişlemesine katkı sağladı.” Stent teknolojisinin gelişmesinin yanı sıra; stent uygulanan hastalarda kullanılan ilaç tedavilerinin de önemli bir yere sahip olduğunu belirten Biçeroğlu, tedavinin hastanın klinik durumuna ve damar hastalığının özelliklerine göre planlanması gerektiğini hatırlattı.

Alzheimer riski 20 yıl önceden başlıyor Haber

Alzheimer riski 20 yıl önceden başlıyor

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer riskini azaltmak için erken yaşlardan itibaren yaşam tarzına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Son yıllarda yaşam süresinin uzamasıyla birlikte Alzheimer hastalığının görülme sıklığı artıyor. Türkiye’de yaklaşık 700 bin kişi Alzheimer ile mücadele ederken, bu sayının 2050 yılına kadar 2,5 katına çıkması bekleniyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer’ın ilk belirtiler ortaya çıkmadan yaklaşık 20 yıl önce beyinde değişikliklerin başlayabildiğine dikkat çekti. Tuncer, yaş ve genetik yatkınlık gibi değiştirilemeyen riskler olsa da yaşam tarzıyla ilişkili birçok faktörün kontrol altına alınabileceğini belirterek, beyin sağlığını korumaya yönelik önlemlere erken yaşlardan itibaren önem verilmesi gerektiğini söyledi. İLK BELİRTİLER HAFIZA KAYBIYLA BAŞLIYOR Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer hastalığının beyin hücrelerinin ilerleyici hasarıyla ortaya çıktığını, sadece hastayı değil ailesini ve yakın çevresini de derinden etkilediğini ifade etti. Hastalığın ilk evrelerinde genellikle yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, aynı soruların tekrar sorulması ve tanıdık kelimelerin hatırlanamaması gibi belirtilerin görüldüğünü aktaran Tuncer, ilerleyen süreçte planlama becerisinin zayıfladığını, zaman ve mekân algısının bozulduğunu ve kişinin günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelebildiğini söyledi. Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer’a zemin hazırlayan başlıca risk faktörlerini şöyle sıraladı: Düzenli egzersiz yapmamak Kontrolsüz tansiyon ve tedavi edilmeyen hipertansiyon Yüksek kolesterol Tedavi edilmeyen işitme kaybı Diyabet ve insülin direnci Obezite Sigara ve alkol kullanımı Sosyal izolasyon ve yalnızlık Yetersiz ve kalitesiz uyku Sağlıksız beslenme Depresyon Kafa travması öyküsü Hava kirliliğine maruz kalma ALZHEİMER RİSKİNİ AZALTAN 10 ÖNLEM Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer riskini azaltmada etkili olan 10 önlemi de şöyle anlattı: 1. Düzenli egzersiz Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapılmasının, beynin bellek merkezi olan hipokampusu desteklediği ve bilişsel gerileme riskini azaltabildiği belirtildi. 2. Sağlıklı ve dengeli beslenme Özellikle Akdeniz tipi beslenmenin beyin ve damar sağlığı için koruyucu olduğu, işlenmiş gıdalar ile aşırı şeker ve trans yağdan uzak durulması gerektiği vurgulandı. 3. Kaliteli ve yeterli uyku Her gece 7-8 saat kesintisiz uyku alınmasının önemli olduğu, uyku apnesinin de ihmal edilmemesi gerektiği ifade edildi. 4. Beyni aktif tutmak Okuma, yeni beceriler edinme, dil öğrenme ve enstrüman çalma gibi aktivitelerin bilişsel rezervi güçlendirdiği belirtildi. 5. Sosyal bağları güçlü tutmak Aile, arkadaşlar ve sosyal etkinliklerle bağların sürdürülmesinin beyin sağlığına katkı sağladığı kaydedildi. 6. Tansiyon, kolesterol ve kan şekerini kontrol altında tutmak Kardiyometabolik risklerin düzenli takibinin ilerleyen yaşlarda bilişsel gerilemeyi azaltmada önemli olduğu ifade edildi. 7. Sağlıklı kiloyu korumak Fazla kilo ve obezitenin Alzheimer açısından değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer aldığı belirtildi. 8. Sigara ve alkolden uzak durmak Sigara ve alkol kullanımından kaçınmanın beyin sağlığı açısından önemli olduğu vurgulandı. 9. İşitme kaybını ihmal etmemek İşitme kaybı fark edildiğinde gecikmeden değerlendirilmesi ve gerekiyorsa işitme cihazı kullanılması önerildi. 10. Kafa travması ve hava kirliliğinden korunmak Kafa travmalarından korunmanın ve hava kirliliğine maruziyeti azaltmanın da koruyucu önlemler arasında olduğu belirtildi.

Aort yırtılması nedir, neden olur? Haber

Aort yırtılması nedir, neden olur?

Türk Kardiyoloji Derneği'ne göre aort diseksiyonu olarak adlandırılan aort yırtılmasının toplumda görülme sıklığı yüz binde iki ila yüz binde dört kadar düşük. Ancak akut ve acil olarak tanımlanan oldukça riskli bir durum. BBC Türkçe'ye konuşan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı'nda Doç. Dr. Ömer Faruk Baycan, riskli gruplar arasında, halihazırda aort anevrizması olarak bilinen aort genişlemesi olanlar, tansiyon hastaları ve hamileleri sayıyor. Aort hastalıkları gelişmesi riski ilerleyen yaşlarda artıyor. BBC Türkçe'ye konuşan Türk Kardiyoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Bülent Mutlu, "Tüm popülasyona baktığınız zaman mesela yüzde 1 oranında gözükürken, 65-70 yaş üstünde bu oran yüzde 10'lara çıkıyor" diyor. Bu yaş grubundaki erkeklerde aort anevrizmaları görülme sıklığının kadınlara göre dört kat fazla olduğunu aktarıyor. Bunlarla birlikte genetik, sigara kullanımı, stres, diyabet, sağlıksız beslenme ve durağan yaşam gibi etmenler de risk faktörleri arasında. Mutlu'nun "öngörmesi zor bir hastalık" olarak nitelendirdiği aort yırtılmalarının önceden tespiti için risk gruplarında düzenli taramalar yapılması gerekiyor. Doç Dr. Ömer Faruk Baycan, ailesinde böyle bir durum olan kişilerin kontrol edilmesini istediklerini belirterek "Bunu basit ultrasonografik yöntemlerle yapabiliyoruz" diyor. Sırrı Süreyya Önder kimdir?Sırrı Süreyya Önder 'tedaviye iyi yanıt veriyor'Sanat ve siyaset dünyasından Sırrı Süreyya Önder için geçmiş olsun mesajlarıAort nedir, neden önemli? Kalp vücuttan gelen kirli kanı temizleyen ve temiz kanı vücuda pompalayan hayati bir organ. Aort damarı, kalpten çıkan temiz kanı tüm vücuda taşıyan en büyük atar damar olmasıyla oldukça kritik bir öneme sahip. Kaynak,Getty Images Damarın içindeki tabakaların yırtılması buradan beslenen başta kalbin kendisi, beyin ve diğer iç organları riske atıyor. Aort damarı kalpten çıktığı andan itibaren ilk olarak kalbi besleyen dallara ayrılıyor. Koroner arterler adı verilen damarlardan sonra kolları ve beyni besleyen damarlar yukarı doğru çıkıyor. Aşağıya doğru karın bölgesinde, karaciğer, pankreasa ve diğer organlara ulaşıyor. Prof. Dr. Bülent Mutlu, "Aortu neredeyse bütün organlarımızın beslenmesini sağlayan ana bir yol gibi düşünebiliriz" diyor. 'Kalp damar cerrahisinin en büyük ameliyatı' Mutlu, bazı durumlarda yırtıkların tüm bu bölümlere yayılabildiğini bazı durumlarda da sadece damarın başlangıcını etkileyebildiğini belirtiyor. "Tüm bu arterlerdeki yırtık bölgelerinin tamiri, kalp damar cerrahisinin en büyük, ağır ve en uzun süren ameliyatıdır" diyor. Bazı nadir görülen durumlarda aortun tamamen yırtılıp vücut içine doğru patlayabildiğini aktarıyor. Bunun görülebilecek en ağır vakalardan biri olduğunu söylüyor. Tıbbi müdahale aorttan itibaren hangi bölgenin ya da bölgelerin yırtıldığına göre değişebiliyor. Prof. Dr. Bülent Mutlu, tümünde, aortun içinde ayrılan katmanın aslında geriye doğru tekrar yapışmasının ve yırtık bölgesinin tamirinin sağlanmasının amaçlandığını belirtiyor. "Fakat çok sayıda birkaç yerden yırtık varsa bunların tamiri bazen greftle bazen de o yırtıkların tamiriyle başarılı olabiliyor" diye ekliyor. Yırtığın hayati sonuçlar doğurabilmesinin iç organlara etkisinden kaynaklandığını belirten Mutlu, "Örneğin kalp ya da beyin beslenmesi bozulabiliyor, beyinde, kollarda ya da karında iskemi oluşturabiliyor. Böbrek damarlarımızı bile tıkayabiliyor" diyor. İskemi, dokulara yeterli miktarda kan akışının sağlanamaması sonucunda, oksijen ve besin eksikliği nedeniyle hücrelerin zarar görmesi durumudur.

Kadınlarda MS daha erken yaşta başlıyor Haber

Kadınlarda MS daha erken yaşta başlıyor

MS (Multiple Skleroz) hastalığının bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, en sık belirtiler arasında duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme bozuklukları yer aldığını söylüyor. İSTANBUL (İGFA) - Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu. Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin sinir sistemini (beyin, omurilik) zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Normalde sinir sitemimiz, bağışıklık sisteminden uzakta, adeta saklı bir ortamdadır. Ancak, sebebini tam olarak anlayamadığımız nedenlerle, baştan ve kontrolden çıkan bağışıklık sistemimiz, kendi sinir sistemine saldırır ve hasarlar oluşturur.” dedi. Hasarların yerleşimine göre şikâyet ve bulguların da değişken olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Hastalığın en sık başlangıç belirtisi duyusal-hisle ilgili şikâyetlerdir. Genellikle, eli ayağı hissetmeme şeklinde değil de uyuşma-karıncalanma-keçelenme tarzında olur. Duyusal belirtiler, anlık izlenen belirtiler olarak hastaların yüzde 50-70’inde ortaya çıkar.” şeklinde konuştu. MS’TE GÖRÜLEN EN SIK BELİRTİLER DUYUSAL ŞİKÂYETLER, GÜÇ KAYBI VE GÖRME SORUNLARI! Duyusal belirtilere açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları kaydetti: “Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, his azalması, gerilme, uyuşturulmuşluk hissi, kum üzerinde yürüme hissi, kaşınma, yanma, elektriklenme, yüze ani vuran elektrik çarpması, boyundan sırta ve ayaklara ani elektrik çarpması şeklinde olabilir. Duyusal şikâyetlerin ardından en sık, güç (motor) kayıpları ile kendini gösterir. Kuvvet ya da güç sorunları ile ilgili belirtiler, başlangıçta hastaların yüzde 32-40’ında görülmesine karşın, yıllar içerisinde hastaların yüzde 60 kadarı değişik ağırlıklarda güç kayıplarına maruz kalır. Bu doğrudan bir uzuvda kuvvet kaybı şeklinde olabileceği gibi, ‘ağırlaşma’, ‘sertleşme’, ‘direnç gösterme’ veya ‘ağrı’ şeklinde de olabilir. Bu tür belirtiler sıklıkla bacaklarda başlar. Üçüncü sırada ise, görme kayıpları ya da bozuklukları gelir. Bu durum, hastaların yüzde 15-20’sinde başlangıç belirtisidir.” Pek çok çalışmada MS’in başlangıç yaşının 29-32 arası olduğunun görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kadınlarda, en sık ortaya çıktığı yaş erkeklere göre 5 yıl daha erkendir.” dedi. Bu arada MS’in tedavi edilebilir olup olmadığına açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, daha önce de tanımladığı üzere, atak geçirdiği anlaşılan bir hastada uygulanan en etkili tedavi şekli kortizon olduğuna vurgu yaptı. "Kortizon tedavisi MS ataklarında 1970 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır ve atakların kutsal ilacıdır" diyen Prof. Dr. Tarlacı, "Atakların bir kısmı kortizona çok iyi yanıt verip, atak öncesi duruma dönmeyi sağlayabilir. Yararlı etkisi ilk bir kaç günde ve haftada ortaya çıkar. Belli tipte MS tanısı almış hastaların, ataklarının sıklığını, şiddetini ya da atak olduğunda bıraktığı hasarları azaltmak için kullanılan tedavilerdir. 1993 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), MS’in seyrini değiştirebilecek ilk ilaç olan interferon beta-1b’ye onay verdi. Bunun ardından ‘koruyucu ilaç’ dönemi başladı. Bu ilaçların özelliği, sadece atak olduğunda değil, atak olsun olmasın sürekli kullanımlarıdır. Bu ilaçların önemli bir kısmı bedendeki savunma/bağışıklık sistemi üzerinden düzenleyici etki ederek hastalığın saldırganlığını ve de atakları engeller. Bahsedilen tedavilere ‘tamamlayıcı tedavi’ denilebilecek bir tedaviyi daha ekleyebiliriz. Bu tedavi diyet, bitkisel tedaviler, günlük yaşam düzeninde değişiklikler, egzersizler (yoga, gevşeme egzersizleri) olarak belirtilebilir" diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.