Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Restorasyon

bursaarena.com.tr - Restorasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Restorasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Konya'nın tarihi hazinesi Larende'de gün yüzüne çıkıyor Haber

Konya'nın tarihi hazinesi Larende'de gün yüzüne çıkıyor

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, basın mensuplarıyla birlikte Konya tarihi açısından büyük önem taşıyan Larende bölgesindeki kazı çalışmalarını inceledi. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, basın mensuplarıyla birlikte Konya tarihi açısından büyük önem taşıyan Larende bölgesindeki kazı çalışmalarında incelemelerde bulundu. Başkan Altay, “Burası Konya'nın en kaotik alanlarından birisiydi. Hem binaların varlığı olarak hem de trafik olarak adeta bir keşmekeşe dönmüştü. Önce buradaki o keşmekeş ortadan kaldırıldı. Bizim şu anda yoğunlaştığımız Larende Kapısı'nın bulunduğu yer tespit edilerek burada kazı çalışmalarına başlandı. Elhamdülillah gelinen noktada orijinal kapının taşlarıyla, duvarlarıyla birlikte ortaya çıktığına şahit olduk. Bu önemli çalışmayla Konya’nın tarihi hazinesi gün yüzüne çıkıyor” diye konuştu. Kazı alanındaki inceleme sonrası açıklamalarda bulunan Başkan Altay, projenin son durumu hakkında basın mensuplarına bilgi verdi. Konya’nın kadim bir başkent olduğunu anımsatan Başkan Altay, “200 yıl başkentlik yapmış bir şehirde maalesef iç sur ve dış sur anlamında elimizde sadece tarihi veriler ve inşaat yapımı sırasında ortaya çıkan küçük parçalardan oluşan kalıntılar mevcuttu. Özellikle Larende bölgesinde yapıların tek katlı olması, bodrum katlarının olmaması nedeniyle buradaki sur duvarlarının ve Larende Kapısı'nın korunma ihtimalinin en yüksek olduğu alan olduğu yapılan araştırmalar neticesinde ortaya çıkmıştı” ifadelerini kullandı. “GELİNEN NOKTADA ORİJİNAL KAPININ TAŞLARIYLA, DUVARLARIYLA BİRLİKTE ORTAYA ÇIKTIĞINA ŞAHİT OLDUK” Özellikle Larende'de inşaat malzemesi satan esnafın yeni yerine taşınmasıyla ilgili bir süreç yürüttüklerini kaydeden Başkan Altay, “Önce bir miktar kamulaştırma faaliyetleri yürütüldü. Mevcut ruhsatlı iş yerlerimizi de Ereğli Yolu üzerinde olan eski hayvan satış pazarımızın olduğu yere taşıdık. Burası Konya'nın en kaotik alanlarından birisiydi. Hem binaların varlığı hem de trafik olarak adeta bir keşmekeşe dönmüştü. Önce buradaki o keşmekeş ortadan kaldırıldı. Zemindeki kalıntılara zarar vermeden güzel bir otopark inşa edildi. Bizim şu anda yoğunlaştığımız Larende Kapısı'nın bulunduğu yer tespit edilerek burada kazı çalışmalarına başlandı. Elhamdülillah gelinen noktada orijinal kapının taşlarıyla, duvarlarıyla birlikte ortaya çıktığına şahit olduk. Yine doğu ve batıda da sur duvarları, burçlarıyla birlikte ortaya çıktı. Buradaki kazı çalışmalarımız, rekonstrüksiyon çalışmalarımız kazıyla birlikte devam ediyor. Yani bütün kazıyı bitirmeyi beklemeden bir taraftan da restorasyon çalışmalarını yürütüyoruz. Özellikle kapıda bulunan taşlardan anlaşıldığı üzere buraya çok önem verilmiş. Önünde hendek olan bir sur yapısını ortaya çıkarmış oluyoruz. Bu önemli çalışmayla Konya'nın tarihi hazinesi gün yüzüne çıkıyor” diye konuştu. LARENDE'DE KONYA'NIN TARİHİ DOKUSUNA İMZA ATILIYOR Çalışmaların detaylı ve özenli şekilde yürütüldüğünü aktaran Başkan Altay, “Çalışmalarımız bununla bitmedi. Hemen Sahip Ata ile sur duvarı arasında kalan yolun Sahip Ata'nın arkasına taşınması ve buranın yayalaştırılmasıyla ilgili bir çalışma yürütüyoruz. Yine sol tarafta dış surun içerisinde yapmış olduğumuz kazılarda Roma döneminden günümüze kadar önemli kalıntılar ortaya çıktı. Sırçalı Medrese'de şu anda restorasyon çalışmalarını yürütüyoruz ve bu bölgenin de Konya'nın tarihi dokusuna önemli bir imza olduğunu düşünüyorum. Konya tarihi açısından, Selçuklu tarihi açısından önemli bir işi burada başarmış olduk. Süreçte desteğini esirgemeyen İl Kültür Müdürlüğümüze ve kazının ilk gününden itibaren burada adeta gece gündüz çalışmalara riyaset eden değerli Müze Müdürümüze teşekkür ediyorum” değerlendirmelerinde bulundu.

Aziz Sancar’ın baba ocağı bilimin yuvası olacak Haber

Aziz Sancar’ın baba ocağı bilimin yuvası olacak

Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın Mardin’in Savur ilçesinde doğup büyüdüğü evin müze olarak açılışın gerçekleştirildi. Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın Mardin’in Savur ilçesinde doğup büyüdüğü tarihî ev, müzeye dönüştürülerek ziyarete açıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, müzenin Sancar’ın hayatını ve bilimsel çalışmalarını gelecek kuşaklara aktaracağını, çocuk ve gençlere ilham vereceğini söyledi. Savur’daki Aziz Sancar Müzesi’nin açılışını Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy gerçekleştirdi. Törene Sancar ve ailesinin yanı sıra Mardin Valisi Tuncay Akkoyun, Savur Kaymakamı Enes Emircan Buyuran, belediye başkanları ve diğer davetliler katıldı. Açılışta konuşan Ersoy, Sancar’ın başarı öyküsünü merak, çalışma, sabır ve öğrenme azminin hikâyesi olarak nitelendirdi. Müzenin, başarının ardındaki emeği ve kararlılığı görünür kılmayı amaçladığını belirten Ersoy, çocukların ve gençlerin burada Sancar’ın yaşamını öğrenirken kendi hedeflerinin peşinden gitme konusunda da ilham bulmasını istediklerini ifade etti. TARİHİ YAPI RESTORE EDİLEREK MÜZEYE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ Geçmişi 1938 öncesine uzanan dört katlı kâgir yapıda, tarihî dokunun korunmasına yönelik restorasyon çalışmaları yürütüldü. Taş duvarlar, avlu ve geleneksel mimari unsurların korunması için yapısal güçlendirme, taş temizliği, sıva, derz ve yalıtım çalışmaları yapıldı; mimari detaylar özgün karakter gözetilerek ele alındı. Yapının 395 metrekarelik birinci katında müze düzenlemesi oluşturuldu. Üç salonda Sancar’ın yaşamına ilişkin fotoğraflar, tıp aletleri, diplomalar, cübbeler, ödüller ve bilimsel çalışmalarına ait belgeler sergileniyor. Bodrum ve diğer katların ise Mardin Valiliğince okuma salonu ve bilim merkezi olarak kullanılması planlanıyor. Ersoy, müzenin hem Sancar’ın bilimsel mirasını yaşatacağını hem de Savur’un tarihî kimliğini koruyarak geleceğe taşıyacağını kaydetti. SANCAR’DAN BİLİM MERKEZİ İÇİN DESTEK ÇAĞRISI Prof. Dr. Aziz Sancar, ABD’deki bilimsel çalışmalarını Türkiye’yi temsil etme sorumluluğuyla yürüttüğünü belirterek, “Gece gündüz çalıştım ve başarılı oldum. Fakat her zaman Türkiye benim için birinci sırada yer alıyordu” dedi. Doğup büyüdüğü evin müzeye dönüştürülmesinden memnuniyet duyduğunu ifade eden Sancar, yapının özgün dokusunun korunduğunu söyledi. Müzenin bir bilim yuvası olmasını dilediğini belirten Sancar, çocukların burada bilimle buluşması için TÜBİTAK’tan destek alınması gerektiğini vurguladı. Sancar, “Burayı desteklememiz lazım. Burada bizim çocukların bilim öğrenmesi lazım. Onlara yardım etmemiz lazım” diye konuştu. Bakan Ersoy, müzenin Mardin’e, Savur’a ve Türkiye’nin kültür hayatına katkı sunması temennisinde bulundu.

İzmir Klaros’ta 3 bin 300 yıllık kehanet gün yüzüne çıkıyor Haber

İzmir Klaros’ta 3 bin 300 yıllık kehanet gün yüzüne çıkıyor

Bir zamanlar savaşlardan salgınlara, depremlerden kentlerin geleceğine kadar pek çok konuda Apollon’dan yanıt aranan antik dünyanın üç büyük kehanet merkezinden biri Klaros, binlerce yıllık geçmişiyle dikkat çekiyor. İzmir’in bugünkü yerine taşınmasına ilişkin kehanetin de verildiği kutsal alanda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle yürütülen arkeolojik çalışmalar tarihin izlerini gün yüzüne çıkarıyor. İzmir’in Menderes ilçesinde, ilk bakışta sessizliğin hakim olduğu bir vadinin içinde binlerce yıl önce bir kentin, bir ordunun, bazen de binlerce insanın geleceğini değiştirecek sorulara yanıt aranıyordu. Savaşın başlayıp başlamayacağı, salgının nasıl sona ereceği, depremden sonra ne yapılacağı, bir kentin kurulup kurulmayacağı tanrı Apollon’a soruluyordu. Bugün aynı topraklarda kahinler yerine arkeologlar çalışıyor. Toprağın her katmanı yeni bir sorunun, her buluntu ise binlerce yıl öncesinden gelen yeni bir yanıtın kapısını aralıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kazı desteği verdiği Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Onur Zunal başkanlığındaki ekip tarafından sürdürülen Klaros kazıları, alanın antik dünya açısından taşıdığı önemi ortaya koyuyor. Avrupa’dan Afrika’ya Klaros’a geldiler Klaros’un dönemin üç büyük kehanet merkezinden biri ve bunlar arasında en erken kurulanı olduğunu belirten Doç. Dr. Onur Zunal, kutsal alanın sınırları aşan önemini şöyle anlattı: “Klaros, MÖ 13’üncü yüzyılda kuruluyor ve MS 4’üncü yüzyılda Hristiyanlığın resmi din haline gelmesine kadar bir pagan kutsal alanı ve kehanet merkezi olarak kullanılıyor. Burası özellikle İzmir ve İyonya için çok önemli bir yer. Didim’deki Apollon Tapınağı ve Yunanistan’daki Delphi Apollon Tapınağı ile birlikte antik dünyanın üç büyük kehanet merkezinden birindeyiz. Kehanet o dönemde dinsel bir olgu. İmparatorlar, komutanlar ya da kent yöneticileri önemli bir karar verecekleri zaman mutlaka Apollon’a danışıyorlar. Bu nedenle Klaros yalnızca Batı Anadolu’dan değil; bugünkü isimleriyle İtalya, İspanya, Hırvatistan, Romanya gibi Avrupa ülkelerinden, hatta Afrika’daki Moritanya’dan ziyaretçi alıyor. Dolayısıyla Klaros, döneminin en önemli kehanet merkezlerinden biri haline geliyor.” İzmir’in kaderi de Klaros’ta soruldu Klaros’un anlattığı hikâyeler arasında bugünkü İzmir’e uzanan önemli bir kehanet de bulunuyor. Zunal, İzmir’in kuruluş anlatısıyla Klaros arasındaki bağı şöyle aktardı: “Büyük İskender, Kadifekale’de, Pagos eteklerinde gördüğü rüyanın ardından ünlü komutanı Lysimakhos’u Klaros’a gönderiyor. Lysimakhos kehanet ritüelini gerçekleştirdikten sonra İskender’in rüyasını kahine iletiyor. Apollon kahini, yeni kentte yaşayacak insanların eski kenttekilere göre üç, hatta dört kat daha mutlu olacaklarını söylüyor. Böylece İzmir’in bugünkü yerine taşınmasına ilişkin kehanet Klaros’tan verilmiş oluyor.” Geçmişin izleri gün yüzüne çıkarılıyor Bugün de arkeologlar aynı yerde geçmişin izlerini sürüyor. 2026 yılı kazıları temmuz ayının ortasında başladı. Arkeolog, mimar, restoratör, konservatör, epigraf ve nümismatların yer aldığı disiplinler arası ekip, sezon boyunca farklı alanlarda çalışma yürüttü. Zunal, “İki farklı sektörde kazılar devam etti. Bunlardan biri kutsal alanın giriş yapısı olan propylonun doğusundaki alan. Bu bölgenin MS 1’inci ve 2’nci yüzyıllarda kutsal alana gelen ziyaretçilerin konakladığı bir alan olduğunu biliyoruz. Burada ‘katagogeion’ adı verilen, günümüzün motel ya da pansiyon sistemine benzetebileceğimiz yapılar bulunuyor. Kutsal alanın ana kenti Notion’a doğru, güneyde yaklaşık 2 bin 500 metrekarelik çok büyük bir yapı birimini kazıyoruz. Burada çalışmalar 2016 yılından beri devam ediyor. Yapı Roma İmparatorluk Çağı’nda, MS 1’inci ve 3’üncü yüzyıllar arasında kullanılmış. Kuzeyde yedi mekân var, güneyde de buna paralel yedi farklı mekân olması gerektiğini düşünüyoruz ve ortasında açık avlulu bir yapı bulunuyor. Fakat yapının işlevini henüz kesin olarak tespit edemedik. Günlük kullanım kapları ve sikkeler yardımıyla tarihini belirleyebiliyoruz. Çok ilginç şekilde yapının deprem etkisiyle sona ermiş olabileceğini düşünüyoruz. İlk evrenin bir yıkım gördüğünü ve ikinci evrenin bu enkazın üzerine kurulmuş olabileceğini bu yıl tespit ettik” dedi. Devasa bir tapınak Klaros’un merkezindeki Apollon Tapınağı, antik dünyanın görkemini bugün bile hissettiren yapılardan biri. Zunal, yapının büyüklüğünü rakamlarla anlattı: “Apollon Tapınağı döneminin eşsiz eserlerinden biri. MÖ 300’ler civarında yapımına başlanıyor ve Roma İmparatorluk Çağı’na geldiğimizde Augustus’un, Tiberius’un ve en sonunda Hadrianus’un desteklerine rağmen tapınak bir türlü bitirilemiyor. Yaklaşık 450 yıl süren bir inşaattan söz ediyoruz. Tapınak 44 metre uzunluğunda, 22 metre genişliğinde. Uzun kenarlarında 11, kısa kenarlarında 6 sütun bulunuyor. Her sütunun 11 mermer tamburdan oluştuğunu biliyoruz ve bu tamburların her biri yaklaşık 6 ton ağırlığında. Başlığıyla birlikte tek bir sütunun ağırlığı yaklaşık 75-80 tona ulaşıyor. Üst yapısını da düşündüğümüzde yaklaşık 13-14 metre yüksekliğinde devasa bir tapınaktan söz ediyoruz.” Tonlarca mermer denizleri aşarak Klaros’a geldi Klaros’un dış dünya ile bağlantısını anlatan en somut kanıtlardan biri ise denizin dibinde bulundu. Kutsal alanda Marmara Adası’ndaki antik Prokonnesos taş ocaklarından ve Paros Adası’ndan getirilen mermerlerin kullanıldığını anlatan Zunal, “En çarpıcı örneklerden biri Prokonnesos’tan, yani Marmara Adası’ndan Klaros’a gelen bir kargo gemisi. Bu gemi Kızılburun açıklarında bugünkü Teos’da batıyor. Geminin kazısı yapıldı ve taşıdığı kargonun Klaros’a gelmekte olan Dor düzeninde bir sütun başlığı ve bir sütuna ait olduğu tespit edildi. Bu bize, çevreden hayvanlarla, arabalarla ya da insan gücüyle getirilen mermer blokların dışında, Klaros’a özel mermerlerin deniz yoluyla da taşındığını gösteriyor. Yaklaşık 75-80 ton ağırlığa ulaşan bir taşıyıcı sütundan bahsediyoruz. Bunların taşınması son derece zahmetli ve maliyetliydi. Dolayısıyla Klaros gibi kutsal alanların, bugünkü ifadeyle sponsorlarının olduğunu da biliyoruz” şeklinde konuştu. Kaplumbağaya bakınca iki bin yıl öncesini görmek Klaros’ta hikâye yalnızca kazı çukurlarında, sütunlarda ve heykellerde değil. Bazen ağır ağır yürüyen bir kaplumbağanın kabuğunda saklı. Bugün Klaros’u gezenlerin karşısına sık sık çıkan kaplumbağalar, binlerce yıl önce de Apollon’un dünyasının bir parçasıydı. Zunal, antik çağ ile bugün arasındaki bu şaşırtıcı bağın altını önemle çizerek, “Antik dönemden izlerini bildiğimiz bazı şeyleri bugün Klaros’a geldiğinizde çok net şekilde görebiliyorsunuz. Bunlardan biri kaplumbağalar. Apollon’un çaldığı ve icat ettiği söylenen ‘lira’ isimli telli bir müzik aleti var. Liranın ses kutusu kaplumbağa kabuğundan yapılıyordu. Lira ve lira çalan Apollon figürinleri de o dönemde insanların Apollon’a sundukları en önemli adak eşyalarından biriydi. Klaros’un yaşayan bir diğer antik simgesi ise birkaç adım ötede yükseliyor: Defne” dedi. Apollon’un ağacı hâlâ sunakların çevresinde Klaros’un binlerce yıllık hafızasının yaşayan izlerinden biri de bugün sunakların çevresinde büyüyen defne ağaçları. Zunal, defnenin Apollon için taşıdığı anlamı şöyle anlattı: “Bugün Klaros’a geldiğiniz zaman özellikle sunakların çevresinde çok sayıda defne ağacı görüyorsunuz. Defne, Apollon’un kutsal ağaçlarından ve bitkilerinden biri. Mitolojide Daphne isimli bir sevgilisi var. Karşılıksız bir aşktan sonra Daphne tanrılar tarafından defne ağacına dönüştürülüyor ve o zamandan itibaren defne Apollon’un kutsal ağacı olarak biliniyor. Defnenin yalnızca Apollon’la özdeşleşmiş bir bitki olmadığını, kehanet sırasında esinlenmek amacıyla da kullanıldığını biliyoruz. Rahiplerin ve kahinlerin sunular sırasında defne taçları ve defne yaprakları kullandıklarına ilişkin bilgilerimiz de var. Böylece binlerce yıl önce kehanet ritüelinin parçası olan defne, bugün yine aynı topraklarda, aynı sunakların çevresinde büyüyor; Apollon’un lirasıyla ilişkilendirilen kaplumbağalar ise kutsal alanın içinde dolaşmaya devam ediyor.” Kehanet sustu, demircinin çekici duyuldu Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline gelmesiyle pagan kutsal alanları işlevlerini yitirmeye başladı. Klaros ise bir anda ortadan kaybolmadı; başka bir yaşam alanına dönüştü. Kahinin sustuğu yerde yüzyıllar sonra demirciler çalışmaya başladı. Zunal, “Özellikle Hristiyanlık süreci bizim için çok önemli. Pagan kutsal alanlarının kapatıldığı, bazılarının tahrip edildiği bir dönemden söz ediyoruz. Ancak Klaros bu süreçte işlevini bir süre daha sürdürmüş gibi görünüyor. MS 5’inci ve 7’nci yüzyılda kutsal alanın gerçek işlevini kaybettiğini, kentten buraya doğru bir yerleşimin geldiğini ve bazı atölyelerin bu yapılarda faaliyet gösterdiğini biliyoruz. Bir demirci atölyesinin varlığını tespit ettik. Son üç yıldır çalışmalarımızı özellikle bu alana yönelttik. Bunun yanında çok sayıda yarı mamul ya da cüruflaşmış tuğla bulduk. Bunlar yakın çevrede bir tuğla atölyesinin de bulunduğunu düşündürüyor. Yani Klaros ne kadar kutsal bir alan olmuşsa da Hristiyanlık sürecinde işlevsel bir dönüşüm yaşamış” diye konuştu. Homeros’un başı ile gövdesi 40 yıl sonra buluştu Klaros’un sürprizleri bununla da bitmiyor. Batı edebiyatının temel eserlerinden İlyada ve Odysseia’nın şairi Homeros’un heykelinin bulunma öyküsü de neredeyse başlı başına bir arkeoloji hikâyesi. Zunal, “Homeros heykelinin gövdesi 1952 kazılarında iki parça halinde ortaya çıkarılıyor ve o dönemde İzmir’deki müzeye götürülüyor. 1992 yılı kazılarında ise Homeros’un başı ele geçiyor. O tarihte Klaros kazısı Selçuk Müzesi’ne bağlı olduğu için baş Selçuk’a gönderiliyor. Daha sonra gövde ve başın aynı heykele ait olduğu ortaya çıkıyor ve 2000’li yılların başında iki parça yeniden buluşuyor. Heykelin MÖ 200-180 civarında yapıldığını biliyoruz. Apollon, Artemis ve Leto’dan oluşan üçlü kült heykeliyle aynı dönemde, büyük olasılıkla aynı atölyede üretilerek Klaros’a getiriliyor. Homeros’un burada diğer tanrılarla aynı sınıfta görülmesi, onun tanrısallaştırılması açısından da son derece önemli” diye konuştu. İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016’dan bu yana Klaros’ta Klaros kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün her yıl yenilenen izniyle sürdürülürken, kazı, koruma ve belgeleme çalışmalarına farklı kurumlar destek veriyor. Zunal, “İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 yılından bu yana Klaros’ta yürüttüğümüz arkeolojik kazı, restorasyon ve belgeleme çalışmalarının önemli destekçilerinden biri. Ayrıca 2025 yılından bu yana ana sponsorumuz olarak SAYA Holding ile iş birliğimizi sürdürüyoruz. Bakanlığımıza, Büyükşehir Belediyemize ve ana sponsorumuza sağladıkları değerli desteklerden dolayı, şahsım ve kazı ekibim adına şükranlarımı sunarım” dedi.

Özbekistan'da Türk kültürü dayanışması Haber

Özbekistan'da Türk kültürü dayanışması

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Özbekistan’ın bağımsızlığının 35. yıl dönümü kapsamında Taşkent’te Özbekistan İslam Medeniyeti Merkezini ziyaret ederek Özbekistan Kültür Bakanı Ozodbek Nazarbekov ile bir araya geldi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Özbekistan’ın bağımsızlığının 35. yıl dönümü kapsamında Taşkent’te Özbekistan İslam Medeniyeti Merkezini ziyaret ederek Özbekistan Kültür Bakanı Ozodbek Nazarbekov ile bir araya geldi. Ortak kültürel mirasın korunmasından restorasyon ve arkeolojiye, sahne sanatlarından sinemaya uzanan iş birliği alanlarının öne çıktığı programın ardından Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ile Özbekistan Filarmoni Orkestrası arasında “Kültür Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı” imzalandı. Türkiye ile Özbekistan, köklü kültürel bağlarını yeni ortak çalışmalarla güçlendirmeye hazırlanıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Özbekistan’ın bağımsızlığının 35. yılı kapsamında ziyaret ettiği Taşkent’te gerçekleştirdiği görüşmelerde; kültürel mirasın korunmasından sanatçı ve uzman değişimlerine, festivallerden sahne sanatları ve sinemaya uzanan iş birliği başlıkları öne çıktı. Bakan Ersoy, Özbekistan Kültür Bakanı Ozodbek Nazarbekov eşliğinde Özbekistan İslam Medeniyeti Merkezini ziyaret etti. Ersoy, ziyaretin ardından Nazarbekov ile merkezde ikili görüşme gerçekleştirdi. Ersoy görüşmede, Türkiye ile Özbekistan arasındaki kültür ve sanat iş birliğinin 2026-2027 Yılları Kültür İşbirliği Planı çerçevesinde somut projelerle geliştirilmesinin önemine işaret etti. Ortak kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının iki ülke arasındaki iş birliğinin temel alanlarından biri olduğunu belirten Ersoy, restorasyon ve konservasyon alanlarında Türkiye’nin sahip olduğu tecrübenin Özbekistanlı uzmanlarla paylaşılabileceğini ifade etti. Bakan Ersoy, karşılıklı uzman ziyaretleri ve uygulamalı eğitimlerin artırılmasının yanı sıra vakıf eserleri ve arkeoloji alanındaki iş birliğinin de geliştirilmesini önemsediğini söyledi. Özbek araştırmacıların Taş Tepeler Projesi kapsamındaki Arkeoloji Yaz Okulu’na katılımına dikkati çeken Ersoy, Türk arkeologların da Özbekistan’daki kazı ve araştırmalarda daha fazla yer almasının bilimsel iş birliğini güçlendireceğini belirtti. Türkiye’de uygulanan Gece Müzeciliği modeline de değinen Ersoy, 2025 yılında 1 milyonun üzerinde ziyaretçiye ulaşan ve 2026’da 22 müze ve ören yerinde sürdürülen uygulamaya ilişkin tecrübenin Özbekistan ile paylaşılabileceğini belirtti. Görüşmede, halk danslarının ortak çalışma alanı hâline getirilmesi ve bu alanda yürütülecek çalışmalarla Türk kültürünün daha geniş kitlelere ulaştırılması yönünde karar alındı. Sinemada Ortak Yapım İçin Yeni Adımlar Sinema ve görsel-işitsel alandaki iş birliği de görüşmenin önemli başlıkları arasında yer aldı. Ersoy, “Türkistanlı Bahadırlar” filminin çekim sürecinin başlamasının ortak yapım alanındaki iş birliği açısından önemli olduğunu belirterek Türkiye ile Özbekistan arasında Görsel-İşitsel Ortak Yapım Anlaşması’nın hayata geçirilmesinin iki ülke sinema sektörleri arasındaki iş birliğini daha kalıcı bir zemine taşıyacağını ifade etti. Kültür ve Sanatta İş Birliğine İmza Görüşmenin ardından Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ile Özbekistan Filarmoni Orkestrası arasında “Kültür Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı” imzalandı. Bakanların katılımıyla gerçekleştirilen imza töreniyle müzik ve sahne sanatları alanındaki Türkiye-Özbekistan iş birliğinin geliştirilmesine yönelik yeni bir adım atıldı.

Ayasofya’nın altında 9 kilometreye kadar uzanıyor: 'Güvenli olan kısımları ziyarete açılabilir' Haber

Ayasofya’nın altında 9 kilometreye kadar uzanıyor: 'Güvenli olan kısımları ziyarete açılabilir'

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ayasofya’nın altında yaklaşık 9 kilometreye kadar uzandığı belirtilen yer altı geçitleri ve tünel sisteminin erişilebilen bölümlerinde temizlik ve restorasyon çalışmalarının sürdüğünü açıkladı. Ersoy, çalışmaların ardından güvenli kısımların ziyarete açılmasının değerlendirilebileceğini söyledi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde yürütülen restorasyon çalışmalarına ilişkin bilgi verdi. Ersoy, yapının altında yaklaşık 9 kilometreye kadar uzandığından söz edilen yer altı geçitleri ve tünel sisteminin erişilebilen bölümlerinde temizlik ve restorasyon çalışmalarının devam ettiğini bildirdi. Milliyet'te yer alan habere göre Ersoy, çalışmalar tamamlandıktan sonra uygun ve güvenli bölümlerin ziyarete açılmasının değerlendirilebileceğini belirtti. Ayasofya’nın altındaki tünellerde restorasyon sürüyor Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen toplantının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Ersoy, Ayasofya’nın altındaki yer altı geçitleri ve tünel sistemine ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Yaklaşık 9 kilometreye kadar uzanan bölümlerden söz ediliyor. Ancak belli bir noktadan sonra çökmeler ve geçişi engelleyen alanlar var. Biz şu anda erişilebilen bölümlerde temizlik ve restorasyon çalışmalarını sürdürüyoruz. Çalışmalar tamamlandıktan sonra uygun ve güvenli olan kısımların ziyarete açılmasını değerlendirebiliriz.” Ana kubbede güçlendirme ve mozaik konservasyonu Ayasofya restorasyonunda devam eden çalışmaları da anlatan Ersoy, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyon, konservasyon ve güçlendirme çalışmalarının yürütüldüğünü belirtti. Ersoy, çalışmalar hakkında şunları söyledi: “Yapının gelecek nesillere güvenle aktarılması amacıyla Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyon, konservasyon ve güçlendirme çalışmalarını yürütüyoruz. Ayasofya’nın bütüncül projeleri tamamlandı; türbeler, Sıbyan Mektebi, Muvakkithane ve galeri katındaki restorasyonlar bitirildi. Kuzeydoğu minaresinin statik güçlendirmesi de tamamlandı. Bugün çalışmaların en önemli aşaması olan ana kubbede yapısal güçlendirme ve mozaik konservasyonu devam ediyor. Doğu yarım kubbede de taşıyıcı sistemin güçlendirilmesiyle birlikte mozaik, kalem işi ve mermer yüzeylerin konservasyonuna yönelik yeni aşamaya geçiliyor.” Deprem bölgesindeki yatırımlar 34 milyar liraya ulaşacak Bakan Ersoy, toplantıda 6 Şubat depremlerinden etkilenen 11 ilde yürütülen çalışmalara ilişkin de bilgi verdi. Bakanlığa tahsisli yapıların restorasyon proje ve uygulamalarında bugüne kadar 12 milyar 265 milyon lirayı aşan kaynak kullanıldığını açıklayan Ersoy, şu ifadeleri kullandı: “Bakanlığımıza tahsisli yapıların restorasyon proje ve uygulamaları için bugüne kadar toplam 12 milyar 265 milyonu aşan kaynak kullandık. Deprem bölgesindeki 11 ilimizde yer alan taşınmaza yönelik 79 işi tamamladık. 17 işte çalışmalarımız devam ediyor.” 2027’de 110 işin daha tamamlanması planlanıyor Restorasyon ve ihya programındaki toplam iş yükünün yarısından fazlasının tamamlandığını belirten Ersoy, 2026 sonuna kadar 58, 2027’de ise 110 işin daha tamamlanmasının planlandığını kaydetti. Ersoy, deprem bölgesinde bugüne kadar 24 milyar liralık çalışma gerçekleştirildiğini, devam eden projelerin tamamlanmasıyla toplam yatırım tutarının 34 milyar liraya ulaşacağını bildirdi.

İzmir’in 125 yıllık simgesi “Asrı 25 Geçe” sergisinde Haber

İzmir’in 125 yıllık simgesi “Asrı 25 Geçe” sergisinde

İzmir’in 125 yıllık hafızası bu kez kentin başka bir noktasında İzmirlileri selamlıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kordon’daki Vasıf Çınar Sergi Alanı’nda ziyarete açtığı “Asrı 25 Geçe” sergisi, ziyaretçilerini Saat Kulesi’nin yapımından, önünde çekilmiş aile fotoğraflarına kadar kapsamlı bir zaman yolculuğuna çıkartıyor. Mert Rüstem’in koleksiyonundan seçilen tarihi kareler, 125 yıldır aynı yerde duran Saat Kulesi’nin tanıklığında İzmir’in hikâyesini anlatıyor. İzmir’de Saat Kulesi’nin önünde kimi aile fotoğrafı çektirdi, kimi bir arkadaşını bekledi, kimi yıllar sonra aynı yere bu kez çocuğunun elinden tutarak döndü. Şimdi o hatıralar, Kordon’da İzmirlilerin günlük telaşının tam ortasında yeniden karşılarına çıkıyor. “Asrı 25 Geçe” sergisinde bir fotoğrafta artık var olmayan yapılar, diğerinde geçmişin kıyı çizgisi, bir başkasında Saat Kulesi önünde objektife bakan aileler görülüyor. Kareler değişiyor, insanlar değişiyor, meydan değişiyor; hepsinin ortasında Saat Kulesi aynı yerde kalıyor. İzmir’in kurtuluşunun 104’üncü yıl dönümü etkinlikleri kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan sergide Saat Kulesi’nin yapım süreci, mimari özellikleri, depremlerdeki durumu ve restorasyon süreci anlatılırken, gümüş maketi ile saat mekanizması da ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor. Mert Rüstem’in koleksiyonundan seçilen fotoğraflar ise aynı meydanın farklı dönemlerini yan yana getirerek ziyaretçilere İzmir’in 125 yılda geçirdiği dönüşümü izleme fırsatı sunuyor. 125 yıllık hikâye serginin adına taşındı Serginin adının, Saat Kulesi’nin ortaya çıkış hikâyesinden ve geride bıraktığı 125 yıldan geldiğini belirten İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanı Ayşegül Güngören, “125 yıl bizim için çok önemli bir rakamdı. Bu nedenle serginin adını ‘Asrı 25 Geçe’ koyduk. Saat Kulesi’ni kentin taşa işlenmiş hafızası olarak görüyoruz. Aslında onun gözünden çevresindeki değişime bakmak; 125 yıl boyunca nelere şahitlik ettiğini, nasıl hafızalara kazındığını ve fotoğraflarda nasıl yer aldığını göstermek istedik. Şehrin hikâyesini Saat Kulesi’nin bakışıyla ele almaya çalıştık” dedi. Güngören, serginin farklı kuşaklara farklı hikâyeler anlatacağını belirterek, “İzmir’in geçmişini hatırlayan kuşaklar buraya geldiklerinde kendi yaşamlarından kesitleri görecek, yaşanan değişime rağmen eski anılarını hatırlayacaklar. Genç kuşaklar ise bir zamanlar kentin nasıl bir çehreye sahip olduğunu, gündelik yaşamın nasıl aktığını, insanların Saat Kulesi’ni nasıl bir buluşma noktası olarak gördüğünü ve önünde nasıl fotoğraf çektirdiğini görecekler. Buna, aslında değişmeyen üzerinden değişime bakmak diyebiliriz” diye konuştu. Bir aşk hikâyesi İzmir’in simgesine uzandı Saat Kulesi’nin mimari hikâyesinin de sergide önemli bir yer tuttuğunu söyleyen Güngören, yapının mimarı Raymond Charles Péré’nin İzmir’le kurduğu bağı anlatarak, “Raymond Charles Péré, bir aşk sonucunda İzmirli olmuş Fransız bir mimar, heykeltıraş ve ressam. Bir Fransız’ın bir Osmanlı kentinde, o Osmanlı kentini temsil edecek bir üslup geliştirerek oryantalist tarzda bir eser ortaya çıkarması bir eser olması çok kıymetli. Tasarımından üretimine, yerli taşların ve ithal malzemelerin birlikte kullanılmasına kadar çok özel bir yapıdan söz ediyoruz. Saat bölümünün Alman Kralı Wilhelm’in hediyesi olması, saatin bakımını çok uzun yıllardır gönüllü bir İzmirli ustanın üstlenmesi de bu hikâyenin parçaları. Biz bütün bunlara dokunan bir sergi olsun istedik” şeklinde konuştu. 125 yıldır kentin merkezindeki yerini kaybetmedi Saat Kulesi’nin yalnızca mimari bir eser olmadığını ifade eden Güngören, “Saat Kulesi 125 yıldır merkezi konumunu hiç kaybetmedi, hiçbir yer onun önüne geçmedi. İnsanlar geçmişte olduğu gibi bugün de burada buluşuyor, onun önünde fotoğraf çektiriyor. Her yıl gerçekleştirilen 9 Eylül törenlerine hâlâ şahitlik ediyor. Bazı şeylerin 125 yıl sonra hâlâ yaşıyor olması çok kıymetli. Bunlar İzmir’in kendine has kent kültürünü ve diğer kentlerden ayrılan yerel değerlerini ortaya koyuyor. Bu değerleri yaşatmanın ve hatırlatmanın da yerel yönetimlerin görevi olduğunu düşünüyoruz” şeklinde kaydetti. Sergi özellikle sokağa taşındı Serginin 9 Eylül’de ve Vasıf Çınar Sergi Alanı’nda açılmasının bilinçli bir tercih olduğunu belirten Güngören, “Vasıf Çınar Meydanı’nı ve 9 Eylül’ü özellikle seçtik. Çünkü Saat Kulesi bütün bu kurtuluş gününün simgeleri içerisinde, o sahnelerde yer alan bir yapı. Biz de onu bugün İzmirlilerle burada buluşturmak istedik. Sokak sergilerini ayrıca çok önemsiyorum; çünkü insanlar kendilerini bir sergi için özel olarak programlamadan, yürürken sanatla, bilgiyle ya da bir miras ögesiyle karşılaşabiliyor. Bunun çok önemli bir etki alanı yarattığını düşünüyorum. Sergimiz 11 Ekim’e kadar İzmirlilerle buluşmaya devam edecek” dedi. Meydan değişti, Saat Kulesi yerinden hiç ayrılmadı Serginin görsel belleğini oluşturan fotoğrafların önemli bir bölümü koleksiyoner Mert Rüstem’in arşivinden seçildi. Ailesinin 1897’den bu yana fotoğrafçılıkla uğraştığını, 101 yıldır Kemeraltı’nda aynı yerde mesleklerini sürdürdüklerini ve kendisinin de 1997’den bu yana özellikle İzmir ve İzmir fotoğrafhaneleri üzerine koleksiyon yaptığını anlatan Rüstem, “Bu sergide İzmir’in simgesi Saat Kulesi’ni öne çıkardık. Benim çektiğim fotoğraflar da var. Yapılışından 2000’li yıllara kadar Saat Kulesi’nin değişimini burada izleyebiliyorsunuz. Meydanda üç şey sabit kaldı; Saat Kulesi, Vali Konağı ve Yalı Camii. Bunların dışında meydan sürekli değişime uğradı. Eskiden Saat Kulesi’nin yaklaşık 300-400 metre yanında deniz ve vapur iskelesi vardı. Batı tarafında Sarı Kışla ve subay gazinosu, doğu tarafında ise limanın depoları bulunuyordu. Bunların büyük bölümü zaman içerisinde ortadan kalktı ama Saat Kulesi hep aynı kaldı” diye konuştu. Cep telefonu yoktu, İzmirliler haberlerini çınara bırakıyordu Saat Kulesi’nin yalnızca kentin simgesi değil, uzun yıllar İzmir’in gündelik hayatının da merkezi olduğunu anlatan Rüstem, “1990’lı yıllara kadar Konak merkez noktaydı. Vali Konağı Saat Kulesi’nin yanındaydı, mahkemeler, nüfus ve diğer kamu kurumları buradaydı, çarşı zaten çok güçlüydü. İzmir’de işiniz varsa Konak’a gelmeniz gerekiyordu ve bütün bunların dağıtım merkezi Saat Kulesi’ydi. Hemen arkasında, Vali Konağı’nın önünde büyük bir ulu çınar vardı. İnsanlar bu çınara torbalar asar, birbirlerine not bırakırlardı. Cep telefonu yoktu, iletişim çok sınırlıydı. Saat Kulesi inanılmaz bir merkezdi” ifadelerini kullandı. 125 yıl sonra bir fotoğraf hâlâ “İzmir” demeye yetiyor Sergide yer alan fotoğrafların yalnızca kentin fiziksel dönüşümünü değil, İzmirlilerin kişisel hafızasını da taşıdığını ifade eden Rüstem, “Burada daha önce hiç görülmemiş fotoğraflar, az görülmüş nadir hava fotoğrafları var. Koleksiyon yaptığım için insanların çektiği fotoğrafları da topluyorum. Saat Kulesi önünde ailelerin hatıralarını görebiliyorsunuz. Bu hatıralara baktığınızda belki siz de çocukluğunuzu yaşayacak, annenizi, babanızı hatırlayacaksınız. Bugün gözünüzü kapattığınızda ya da herhangi bir basın organında Saat Kulesi’ni gördüğünüzde ‘İzmir’ diyebiliyorsunuz. Bunu kimse zorla yapmadı. Var olduğu mekânla ve zamana meydan okumasıyla Saat Kulesi var oldu. Savaşları, yangını gördü, depremleri yaşadı ama Osmanlı’dan günümüze gelen çok değerli bir simge olarak ayakta kaldı” şeklinde konuştu.

Ayasofya’da restorasyonda yeni süreç... Doğu yarım kubbeye çelik platform Haber

Ayasofya’da restorasyonda yeni süreç... Doğu yarım kubbeye çelik platform

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’ndeki kapsamlı restorasyon çalışmalarının planlanan takvim doğrultusunda sürdüğünü açıkladı. Ana kubbedeki güçlendirme ve konservasyon çalışmaları devam ederken, doğu yarım kubbede de yeni bir aşamaya geçilecek. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde yürütülen restorasyon çalışmalarına ilişkin açıklama yaptı. Bakan Ersoy, Cumhuriyet tarihinin en büyük ve kapsamlı restorasyon çalışmalarından birinin Ayasofya’da planlanan takvim doğrultusunda titizlikle sürdüğünü belirtti. DOĞU YARIM KUBBEYE ÇELİK PLATFORM KURULACAK Ana kubbedeki güçlendirme ve konservasyon uygulamalarının devam ettiğini belirten Ersoy, statik analizler doğrultusunda doğu yarım kubbede de yeni bir aşamaya geçileceğini duyurdu. Mozaik, kalem işi ve mermer yüzeylerde gerçekleştirilecek konservasyon ile yapısal güçlendirme çalışmalarının güvenli şekilde yürütülebmesi amacıyla, doğu yarım kubbeye erişim sağlayacak çelik çalışma platformunun kurulumuna başlanacağı bildirildi. Çalışmaların Bilim Heyeti ve Koruma Kurulu’nun denetiminde yürütüleceğini belirten Ersoy, restorasyon sürecinde ibadet ve ziyaret akışının da gerekli geçici düzenlemelerle devam edeceğini ifade etti. Bakan Ersoy, restorasyonun her aşamasının bilimsel hassasiyetle yürütüldüğünü belirterek, Ayasofya’nın özgün dokusunun korunmasının temel hedef olduğunu vurguladı.

İstanbul'da yeni müze... Aydos Kalesi'nin tarihine ışık tutacak Haber

İstanbul'da yeni müze... Aydos Kalesi'nin tarihine ışık tutacak

İstanbul’un Fethi’ne açılan kapı olarak tanımlanan Aydos Kalesi’nin tarihine ışık tutacak Aydos Müzesi hizmete açıldı. Müze ücretsiz olarak hizmet verecek. İstanbul’un köklü tarihine ışık tutacak yeni bir kültür merkezi daha şehre kazandırıldı. Sultanbeyli Belediyesi tarafından, Aydos Kalesi’nde yeni bir müze hizmete açıldı. Tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık’ın Aydos Kalesi’ni “İstanbul’un Fethi’nin başladığı yer” olarak nitelendirdiğini belirten Başkan Ali Tombaş, “Aydos Kalesi, yalnızca Sultanbeyli’mizin değil, İstanbul’un ve medeniyet tarihimizin de önemli miraslarından biridir. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın da ifade ettiği gibi burası, İstanbul’un fethine uzanan tarihî sürecin başladığı yer olarak kabul ediliyor. Biz de bu büyük mirasa sahip çıkıyor; kalemizi korurken tarihini doğru ve kapsamlı biçimde anlatacak çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Tanıtım ve Sergi Salonumuzun ilçemize, İstanbul’umuza ve tarih meraklılarına hayırlı olmasını diliyorum.” dedi. MÜZEYE ZİYARETLER ÜCRETSİZ Aydos Kalesi Tanıtım ve Sergi Salonu’nda, kazı ve restorasyon çalışmalarında gün yüzüne çıkarılan tarihi eserler sergileniyor. Taşıyıcı sütunlar ve kaideler, kapı ve pencere kenarlarında kullanılan profilli taşlar, kemer parçaları, kabartmalı süsleme levhaları, korkuluk panoları, demir kenetli taşlar ve su akarlık parçaları sergide yer alıyor. Erken ve Orta Bizans dönemlerine tarihlenen eserler; dönemin taş işçiliği, mimari anlayışı ve savunma yapılarında kullanılan inşa teknikleri hakkında bilgi veriyor. Salonda ayrıca kalenin tarihini anlatan videolar projeksiyonla ziyaretçilere aktarılırken, 12 yıllık restorasyon sürecinin farklı aşamalarını gösteren epoksi baskılı fotoğraflar da sergileniyor. Aydos Müzesi; pazartesi günleri hariç hafta içi 09.00-17.00, hafta sonu 09.00-19.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Ayrıca kale bünyesinde; Aydos Kafe, hediyelik ürünler, mescit, otopark gibi hizmet alanları da bulunuyor. Detaylı bilgi için https://aydoskalesi.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

Balıkesir’de Kurtdereli Yağlı Güreşleri başladı Haber

Balıkesir’de Kurtdereli Yağlı Güreşleri başladı

Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Karesi Belediyesinin ev sahipliğinde bu yıl 66’ncısı düzenlenen Geleneksel Kurtdereli Mehmet Pehlivan Yağlı Güreşleri, coşkuyla başladı. Üç gün sürecek olan güreşler için 1642 güreşçi kol bağladı. Kurtdereli Güreşleri’nde pazar günü 73 başpehlivan altın kemer için ter dökecekler. BALIKESİR (İGFA) - Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Karesi Belediyesinin ev sahipliğinde bu yıl 66’ncısı düzenlenen Geleneksel Kurtdereli Mehmet Pehlivan Yağlı Güreşleri, Kurtdere Er Meydanı’nda boy ayrımıyla başladı. Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın anıt mezarının ziyaret edilmesinin ardından Mevlid-i Şerif’in okutulduğu programda mevlit yemeği verildi ve Kurtdereli Mehmet Pehlivan Anı Evi’nin açılışı gerçekleştirildi. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı ve Yağlı Güreş Düzenleyen Kentler Birliği Başkanı Ahmet Akın; Balıkesir Vali Yardımcısı Mustafa Özsoy, Karesi Kaymakamı Murat Büyükköse, Balıkesir Gençlik ve Spor İl Müdürü Adem Özalp, Karesi Belediye Başkanı Mesut Akbıyık, Güreş Ağası Kemal Aydın, Kurtdere Mahalle Muhtarı Metin Kılıç, sporcular ve vatandaşlarla birlikte Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın anıt mezarını ziyaret etti. Cihan Pehlivanı’nın mezarı başında dua edilerek çiçek bırakıldı. Anıt mezar ziyaretinde duygularını dile getiren Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı ve Yağlı Güreş Düzenleyen Kentler Birliği Başkanı Ahmet Akın, “Cihan Pehlivanı Kurtdereli Mehmet’in kabri başında sizlerle birlikte olmaktan büyük bir onur duyuyorum. Çünkü Kurtdereli, ‘Güreşirken, bütün Türk milletini arkamda hisseder ve onun şerefini korumak için her şeyi yapardım.’ diyerek Türk’ün var oluş amacını ve yaşam felsefesini ortaya koymuş bir yiğittir. Kırkpınar’da Kara Osman ve Adalı Halil’i yenerek başpehlivan olduğunda da damarlarındaki kanı besleyen yiğitliği herkese göstermişti. Bizler de bu inançla Kurtdereli’nin adını yaşatmaya ve onun temsil ettiği spor ahlakını gençlerimize aktarmaya devam edeceğiz. Ne mutlu ki bir Cihan Pehlivanının yattığı topraklarda yurt tuttuk. Ne mutlu ki Allah, böyle bir yiğidi Balıkesir’imize nasip etti. Kabri nur, mekanı cennet, ruhu şad olsun. Biz, çok heyecanlıyız. Kurtdereli Mehmet Pehlivan Yağlı Güreşleri, Türkiye’nin en önemli organizasyonlarının başında geliyor. Bu yıl 66’ncısını düzenliyoruz. Balıkesir’in de en büyük organizasyonudur. Alnımızın akıyla bu işin üstesinden geleceğiz. Destek veren herkese en içten duygularımla teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu. AKBIYIK: “TARİF EDİLMEZ DUYGULAR İÇERİSİNDEYİM” Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın büyük bir cihan şampiyonu olduğunu hatırlatan Karesi Belediye Başkanı Mesut Akbıyık, anıt ziyaretinde şunları söyledi: “Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ı dua ve minnetle anıyorum. Bir Kurtdereli olarak, burada bir belediye başkanı olarak bulunmamın tarif edilmez duyguları içerisindeyim. Allah mekanını cennet eylesin. Bu yıl 66’ncısını düzenliyoruz. 66’ncı güreşlerimizle onun şanına yakışır, güzel güreşler diliyorum.” dedi. Ziyaretin ardından Mevlid-i Şerif okutularak mevlit yemeği verildi ve resmi açılış töreni gerçekleştirildi. KURTDERELİ MEHMET PEHLİVAN ANI EVİ AÇILDI Büyükşehir Belediyesi tarafından Cihan Pehlivanı Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın yaşadığı tarihi ev aslına uygun olarak yenilendi. Yapı, restorasyon çalışmalarının ardından anı evine dönüştürüldü. Akın ve beraberindeki heyet, Kurtdereli Mehmet Pehlivan Anı Evi’nin açılışını gerçekleştirdi. “Son Yenilmez Pehlivan” olarak bilinen Kurtdereli’nin hatırasını yaşatacak olan ev, köyü ziyaret eden güreşseverlerin yeni uğrak noktası olacak. Anı evinde ünlü pehlivanın hayatını ve başarılarını anlatan özel eşyalar ile belgeler sergilenecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.