Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Recep Tayyip Erdoğan

bursaarena.com.tr - Recep Tayyip Erdoğan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Recep Tayyip Erdoğan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ukrayna'dan getirilen Ahıska Türklerine kalıcı yuvalar teslim ediliyor Haber

Ukrayna'dan getirilen Ahıska Türklerine kalıcı yuvalar teslim ediliyor

Ukrayna savaşında Türkiye’ye getirilen Ahıska Türkleri için Bitlis’te inşa edilen kalıcı konutların teslimine başlandı. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “Tek bir kardeşimiz bile dışarıda kalmayacak” mesajı verdi. ANKARA (İGFA) - Ukrayna’daki savaş sırasında çatışma bölgesinden çıkarılarak Türkiye’ye getirilen Ahıska Türkleri, kalıcı yuvalarına kavuşuyor. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, geçici barınma merkezlerinde misafir edilen soydaşlar için Bitlis’te inşa edilen konutların hak sahiplerine teslim edilmeye başlandığını açıkladı. Bakan Çiftçi, paylaşımında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin mazlum ve mağdurlara sahip çıkmaya devam edeceğine ilişkin sözlerine atıfta bulunarak, Ahıska Türklerinin savaş sırasında yaşadıkları zorlu sürecin ardından Türkiye’de güvenli bir hayata kavuştuğunu belirtti. KİBRİYA ANNENİN HİKÂYESİ DİKKAT ÇEKTİ Bakan Çiftçi’nin paylaşımında, savaş bölgesinden Türkiye’ye geçerken bir elinde Kur’an-ı Kerim, diğer yanında ise hayatını kaybeden evladının yadigârı “Boncuk” isimli kedi yavrusunu taşıyan Kibriya isimli Ahıska Türkü annenin hikâyesine de yer verildi. Çiftçi, bu hikâyeyi Türkiye’nin “merhamet medeniyetinin” somut örneklerinden biri olarak nitelendirdi. KONUTLARIN YAPIMI SÜRÜYOR Göç İdaresi Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kalıcı konut projesinin Bitlis Valiliğinin çalışmalarıyla hayata geçirildiğini belirten Bakan Çiftçi, inşaatların devam ettiğini bildirerek, tüm hak sahibi Ahıska Türklerinin en kısa sürede kendi evlerine ve güvenli yuvalarına kavuşacağını ifade etti. Çiftçi, “Tek bir kardeşimiz bile dışarıda kalmayacak” mesajını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Stratejik teknoloji alanlarında 3 bin genç araştırmacı yetiştirilecek Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Stratejik teknoloji alanlarında 3 bin genç araştırmacı yetiştirilecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yapay zekâ, siber güvenlik, çip teknolojileri ve ileri bilgisayar sistemleri gibi stratejik alanlarda yeni bir doktora programı başlatılacağını açıkladı. İlk etapta 550 doktora öğrencisi seçilecek, 5 yılın sonunda yaklaşık 3 bin genç araştırmacının Türkiye’nin bilim ve teknoloji ekosistemine kazandırılması hedeflenecek. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanındaki insan kaynağını güçlendirmeye yönelik yeni bir program başlatılacağını duyurdu. Erdoğan’ın açıklamasına göre, yapay zekâ, siber güvenlik, çip teknolojileri ve ileri bilgisayar sistemleri başta olmak üzere stratejik alanlarda doktora öğrencileri yetiştirilecek. İLK ETAPTA 550 ÖĞRENCİ SEÇİLECEK Program kapsamında ilk etapta 550 doktora öğrencisi merkezi sınavla belirlenecek. Öğrenciler, Türkiye’nin 20 araştırma üniversitesinde eğitim ve araştırma faaliyetlerini sürdürecek. Programın uzun vadeli hedefi ise daha geniş bir insan kaynağı oluşturmak. Buna göre 5 yılın sonunda yaklaşık 3 bin genç araştırmacının Türkiye’nin bilim ve teknoloji ekosistemine kazandırılması planlanıyor. “GÜÇLÜ İNSAN KAYNAĞI HAMLESİ” Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bilim ve teknoloji yolculuğunda yeni ve güçlü bir insan kaynağı hamlesi başlattıklarını belirterek, geleceğin teknolojilerini geliştiren ve üreten bir Türkiye hedefini vurguladı. Erdoğan, Türkiye Yüzyılı’nın bilim, teknoloji ve gençlerin gücüyle inşa edileceğini ifade ederek, tam bağımsız ve müreffeh Türkiye hedefi doğrultusunda çalışmaların sürdürüleceğini kaydetti.

Dervişoğlu, “İhanete karşı bayrak açıyorum" mitinginde konuştu: Bizim için bu teröre af yasasıdır, tsunaminin ilk dalgasıdır Haber

Dervişoğlu, “İhanete karşı bayrak açıyorum" mitinginde konuştu: Bizim için bu teröre af yasasıdır, tsunaminin ilk dalgasıdır

İyi Parti’nin Balıkesir’de düzenlediği “İhanete karşı bayrak açıyorum” mitinginde konuşan İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Bizim için, bu teröriste af yasasıdır. Tsunaminin ilk dalgasıdır” dedi. Çerçeve Yasa olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"nin TBMM’de kabul edilmesinin ardından İyi Parti Balıkesir Kuvayı Milliye Meydanı'nda “İhanete karşı bayrak açıyorum” mitingi düzenledi. Mitingden saatler önce alan dolmaya başlarken Dervişoğlu’nun sahneye çıkması öncesinde şehitlerin isimleri sayıldı ve "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" sloganı atıldı. Mitingde ayrıca partinin Balıkesir milletvekilleri Burak Dalgın ve Turhan Çömez'in Çerçeve Yasa'ya ilişkin yaptığı vatandaş röportajlarının video gösterimi yapıldı. Dervişoğlu sahneye çıktığında ilk olarak Türk Bayrağını göndere çekti ve ardından İstiklal Marşı okundu. Mitinge katılan vatandaşlar ise İstiklal Marşı’ndan sonra “İktidara doğru Dervişoğlu” sloganı attılar. Mitingde konuşan Dervişoğlu, iktidara seslenirken Çerçeve Yasa’ya karşı mücadelelerini büyütecekleri mesajını verdi. "Kayyım herkesin başındadır" Dervişoğlu konuşmasında şunları söyledi: “Bütün bunlar eş zamanlıdır ve ortak amaçlıdır. Kısaca kayyım hepimizin başındadır. Bu sadece bir aritmetik hesabından ibaret değildir. Belediye başkanlarının ‘ya rozet ya Silivri’ kumpaslarıyla Erdoğan’ın elini öpüp hizmete devam diyebildiği yüzsüzlük de sadece korkudan değildir. Bu şahıs rejiminden, şahıs devletine geçişin girizgahıdır. Bu sorun, hepimizin ortak sorunudur. Ortada apaçık duran bir şey var: Tüm Türkiye’yi, tüm siyaseti tutsak almış, yedi kollu canavar gibi saran bir sistemden söz ediyorum. O sistemin merkezi Beştepe sarayıdır. Mesele ne İyi Parti ne de başka partiler meselesidir. Erdoğan ve avanesi; bu ülkeden, ulu bir orman değil, ot bitmeyen verimsiz bir “geren” çıkarmak istiyor. O yüzden her şeyi, her birimizi kırmayı, birbirinden koparmayı, olan her şeyi yıkmayı, parçalamayı, bölmeyi kendilerine bir görev addediyorlar. Siyasi partileri anlamsız, Meclis’i de gereksiz kılarak, milletin, kurallara ve kurumlara güvenini tamamen yok etmek istiyorlar. Türk milletini siyasetten uzaklaştırmak istiyorlar. Milleti siyasetten soğutmak, sandığa küstürmek istiyorlar. Takım elbiseli bir dikta rejimi, ABD Büyükelçisinin tavsiye ettiği şekliyle ‘Müşfik bir monarşi’ kurmaya çalışmanın aşamalarıdır bunlar. Bizi mecbur kılmak istedikleri şey budur. "Bilsinler ki, bizim kalemiz Anadolu kalesidir" Felaket senaryosu mudur bu? Gelmekte olan acı gerçektir! Bile bile felaketi beklemek, felaketi büyütmekten başka bir işe yaramaz. Kula minnet eylemeyenleri silip atmak istiyorlar bu vatandan. Onlar bitirmeye çalışmadan, biz onun bitmeyeceğini göstermeliyiz. Bilsinler ki, bizim kalemiz Anadolu kalesidir. İyi Parti, Türk’ün milli devlet düsturunun yıkılmaz son kalesidir. "Kimse mecbur kalmayacak" Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Onlar nasıl Türk milletini yıkamadıysa, sen de bu kaleyi yıkamazsın. Bu kalenin taşlarında kazılı sözler vardır, sen bu kaleyi yıkamazsın Recep Tayyip Erdoğan! Sana ‘Hayır’ dediğimiz için, ihanete baş eğmediğimiz için sen bizi cezalandırıyorsun ya, bizi azaltmaz! Senin hanedan planına itiraz ettiğimiz için, bize fatura kesiyorsun ya... Hepsi vız gelir, tırıs gider! Bu siyasi namus bataklığında, sen yaşayacaksın. Sen ne yaparsan yap, kimse sana mecbur olmayacak, Bu millet sana mecbur kalmayacak. Türk milleti ebediyen yaşayacak! "Türk milletinin infazıdır" Türk milleti, İmralı’nın dileklerine, iktidarın açık pazarlıklarına, Kandil’in gediklilerine ses etmeyecekmiş. Hapishanelerden, terör kamplarından, Avrupa’dan gelecek 9 bin teröristin, zehir tacirinin elini kolunu sallayarak dolaşmasını izleyecekmiş. Şehirlerimizde, sokaklarımızda, çarşılarımızda; mafyası, çetesi, karteli azmış gibi milletin başına yeni belalar musallat edecekler, 50 yıl silahla başaramadıklarını, siyasetle yapmalarına izin veren bu yasaya karşı, bizler dilimize dikkat edecekmişiz. Kürt kardeşimi, PKK ile eşitleme formülünü, demokrasi diye kutsayacakmışız, kardeşle kardeşin arasına duvarlar koyacakmışız, Öcalan’ın kayyım memurluğuna minnettar olacakmışız. Çıkartılan, af değilmiş, infazmış! Eğer infazsa, Türk milletinin infazıdır, Cumhuriyet’in infazıdır. Katlidir, yok edilmesidir! Çünkü hiçbir iktidarın milletin tamamına gözünü kırpmadan silah sıkmışlara, millet ve devlet düşmanlarına hak ve hukuk bahşetmeye hakkı yoktur. Kimsenin buna hakkı yoktur! "Bir kere mert olun" Bu kalkışma, ancak Yassıada kararları kadar meşrudur, 12 Eylül kadar yasaldır, 28 Şubat kadar demokrattır. Kurullar olacakmış, TBMM izleyecekmiş! Kaç kişi yararlanacak sen onu söyle! Şeytan alemine açtığınız bu kapıdan, kaç zebani geçecekmiş sen onu anlat, palavrayı bırak. Bir kere de bu millete doğru söyleyin, Bir kere de mert olun, Çıkın, ‘Ben bu memleketin evlatlarının insanca yaşamasına düşmanım’ deyin! Çünkü onlar, çoğunluk, biz azınlıkmışız. Onlar Meclis’te 467, bizse azmışız. Söyle Balıkesir, Beştepe’den duyulsun.” Dervişoğlu’nun sözlerinin ardından mitinge katılan binlerce vatandaş, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları attılar. Vatandaşları mücadeleye davet eden Dervişoğlu, “Mesele; karamsarlığa asla kapılmamak, riyakarlığı bünyede barındırmamak, doğru bildiğinden asla şaşmamak, hakkından asla vazgeçmemek, kendi şerefini hiçbir şerefsize çiğnetmemektir. Milli şerefi asla ayaklar altına vermemektir. Biliyoruz ve eminiz ki; ellerinde ve yüreğinde Türk milletinin sancağını asırlardır taşıyan bir tekimiz de kalsak, bizi yenemezler. Biz başkaları gibi kazanmak için değil, başarmak için yola çıkanlarız. Biz teksek de bir kişi değiliz, Biz sadece biriz. Sayınız yetti, elleriniz ihanete kalktı, teklif kanunlaştı. Ama bilin ki hiçbir çoğunluk, yanlışı doğruya, haksızlığı hakka çeviremez. Tarihin hükmünü yazamaz ve silemez” dedi. "Yalan bunların ağzında yapmanın ötesinde 66 katlı rezidans yapmış" Geçtiğimiz günlerde 25. yılını kutlayan AKP’nin 25 yıl karnesini de çıkaran Dervişoğlu, şöyle konuştu: “Hani yalan ağızlarına yuva yapmış derler ya, bunlarınkine yuva yapmamış. Yalan bunların ağzında yapmanın ötesinde 66 katlı rezidans yapmış. 25 yıldır sayılara takla attırmaktan, uydurma masallarla tarihimizi kirletmekten başka, her kavşakta ortak değiştirip her musibette, 40 tas su dökülmekten başka bir şey yapmadılar. Yapmadıklarına ‘Yaptık’ deyip sebep olduklarını inkâr etmekten başka bir şey yapmadılar. Şimdi iktidarlarının 25’inci yılını kutluyorlar. Salonları süslemiş, ışıkları yakmış, şakşakçılarını toplamışlar. Bir de milletin karşısına geçip, çeyrek asırlık hikâyelerini anlatıyorlar. "‘25 yıllık destan’ bu işte" 1 Mart tezkeresiyle çıktılar yola. Amerikan askerlerini Türkiye’ye sokmaya kalktılar, Kıbrıs’ı iktidarlarının diyeti olarak vermeye kalktılar. Büyük Ortadoğu Projesinde, eş başkanlıklarını meydanlarda haykırdılar. İktidara gelirken aldıkları millet mührünü, daha ilk günden bir balyozla değiş tokuş ettiler. 25 yıldır ellerinde aynı balyoz var. Cumhuriyetimize, milli devletimize vurdukça vuruyorlar. O balyozun etikertinde ‘İsrail’de tasarlanmıştır. Amerika’da üretilmiştir. İngiltere’den ithal edilmiştir’ yazıyor. 25 yıldır bu Cumhuriyet o balyozla sarsılıyor. Hürriyetlerimiz tırpan yiyor, hukukumuz hızara veriliyor, refahımıza kıran giriyor, mutluluğumuz kıyıma uğratılıyor, huzurumuz her gün biçiliyor. Alın terimiz yağmalanıyor, geleceğimize ipotek koyuluyor. ‘25 yıllık destan’ bu işte. Dünya 7 dolara et yerken Türk milletine 21 dolara et yedirmek mi başarı? Enerji fiyatı, Avrupa’da üç yılda yüzde 7 artarken, bu milletin faturasını yüzde 277 artırmak mı başarı? Milyonlarca insanı işsizliğe ve umutsuzluğa mahkûm etmek mi başarı? Sizin başarı dediğiniz şey, baştan sona milli felaket! "ABD var, İŞİD yoksa PYD var, şimdi de PKK var" 25 yılda en çok büyüyen grafik, fabrikalar değil cezaevleri oldu. Suçlar büyüdükçe, cezalar küçüldü. Suçlulara cüret verildikçe, masumlar sindiler. Refahı değil sefaleti büyüttünüz. Millete taksitle yağ ve bulgur aldıran başarı. 44 milyonu krediyle yaşatan başarı. 6,5 milyon ev genci yaratan başarı! Emeklinin ömrünü yediniz, hala başarıdan bahsediyorsunuz. Gencin hayallerini yıktınız, hala başarıdan bahsediyorsunuz. İşçinin emeğine kibrit suyu döktünüz. Utanmıyor musunuz! Çalışanın yarısını asgari ücrete sıkıştırıp, o ücreti de açlık sınırının altına gömdünüz. Budur 25 yıllık destan. O çaldırdığınız Mehteran marşı var ya o marşla sizi uğurlayacağız. Çeyrek asır önce icazet aldığınız, Türkiye’nin iradesini dışarıdaki projelere bağlayan siyasetiniz neyse, bugün Türk milletinin iradesini İmralı’daki terör hükümlüsünün hesabına bağlayan siyasetiniz neyse, Netanyahu ile “düşmancılık” oynayan riyakarlığınız odur. Bu milleti boş yere kandırmayın. İngiltere ile borsa oynayan faizciliğiniz odur. Trump ile ‘emret komutanım’ oynayan gurursuzluğunuz odur. Bütün bunların hesabını sormaya geleceğiz. Sıkı durun, hesap soracağız. Alışmışsınız... Sizin geminizi yürütmek için AB yoksa İngiltere var, İsrail yoksa ABD var, İŞİD yoksa PYD var. Şimdi de PKK var. Yarın ne olur Allah bilir! Her kim ki bu münafıklığa el pençedir; makbuldür, ortaktır, yandaştır. Her kim ki buna itiraz eder, direnir; işte o zaman teröristlikten teröristtir. Ortaklık defterinizde, bir tek Türk milletinin adı yoktur! İşbirlikçilikle başlayan 25 yılın sonunda daireyi tamamladınız. "Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan’dan oluşan üçlü koalisyondur" İktidar ve ortaklarına soruyorum: Sahada güvenlik güçlerimiz tarafından defalarca mağlup edilen PKK’ya, masada bugün verilmeye çalışılan imtiyazın sebebi nedir? Uluslararası terör ve suç örgütü PKK, 50 yıl emperyalizme hizmet ettikten sonra şimdi bundan vaz geçecekmiş, Ve bundan sonra da Türkiye ile birlikte hareket edecekmiş. Emperyalizmin karşısında duracakmış öyle mi? Sizi böyle mi kandırıyorlar? Bu trajikomik hayale gerçekten inanmamızı mı bekliyorsunuz? Huzura inanmak, demokrasi istemek, silahlar sussun demek başka bir şeydir. Ahmaklıksa başka bir şey! Sizin karşınızda ahmak yok! ‘Çerçeve çerçeve’ diye konuştukları rezaletin yaldızlı varaklarını değil, içindekini söylüyoruz. Şimdi de ressamlarını söyleyeyim: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan’dan oluşan üçlü koalisyondur. İlham kaynaklarını ve hocalarını da pekâlâ hepimiz tanıyoruz. Herkes barış ve kardeşlik diliyle konuşmak zorundaymış, bizler, “barış” ortamını bozuyormuşuz. Kim kiminle barışıyor Numan Efendi? Kim kimle savaştı da sen barıştın ve biz geri kaldık? Ağızlarından çıkanların değdiği yerlere bak! Atılacak adımlarda acele edilmeliymiş, yoksa süreç enfekte edilirmiş. Böyle sesleniyor sahibinin sesi ulak partisi. Sizin Cumhuriyet düşmanlığınızdan ala enfeksiyon mu var? Öcalan sevdanızdan ala hastalık mı var? Türkiye’nin Lübnanlaşmasından, Iraklaşmasından, Suriyelileşmesinden ala felaket mi var? Adamlar evimizi başımıza yıkıyor, Bir de eleştirimizden şikâyet ediyorlar. Bizim canımız burnumuzda. Biz size yanlış yapıyorsunuz edebinizle gidin diyoruz!” Dervişoğlu’ndan anayasa uyarısı Sürecin başında söylediklerini de hatırlatan Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Bu yasa Meclis’ten geçer geçmez bizim 1 yıl 10 aydır söylediğimiz gibi, ‘Terörsüz Türkiye’ diye çıkılan yolun istikametini bir bir söylemeye başladılar: Silahlar bırakılmasın mı? Barış gelmesin mi? Analar ağlasın mı? Darbe anayasasından kurtulmayalım mı? Şu maddeyi değiştirsek iyi olmaz mı? Hangi maddeyi? 3’ü mesela? Allah kelamı mıdır Anayasa? Sanmayın ki dertleri sadece o metni değiştirmektir. ‘Öcalan gelsin konuşsun’ dediler. Bu, işin çok sonraki safhasıydı. Aslolan onu sisteme almaktı. Şimdi İmralı canisi cezaevinden çıkmadı, yasa onu kapsamıyor diye bizden dua etmemizi bekliyorlar. “Dediğim dedik, çaldığım düdük anayasasıdır” Anayasa tartışmalarında da aynen böyle olacak. ‘İlk 4 maddeyle işimiz yok’ diyecekler. Ortaya bubi tuzakları salacaklar İşin sonunda Cumhurbaşkanı’na dönem sınırı kalkacak ve kıyıda köşede kalan 3-5 yetki daha verecekler. Gerisi de vatan da millet de cumhuriyet de umurlarında değildir! En başından beri uyarıyoruz, Türkiye’nin tartışılmazlarını tartışmaya açacaklar diye anlatıyoruz. Terör örgütünün uzantısı partinin eşbaşkanı, ‘Yasanın yalnızca silah ve şiddet zeminini ortadan kaldırdığını; asıl siyasi-hukukî tartışmanın bundan sonra başlayacağını’ açıkça ilan etti. Dediğimize gelecekler. Heniz başlangıç. Yasanın Kürt meselesinin demokratik çözümü olmadığını, sadece meselenin hukukî ve siyasî zeminde tartışılmasının önünü açtığını söyledi. Önümüzdeki dönem büyük tartışmalar yaşanacak. İyi Parti’nin olduğu Meclis’te Türk devletinin aleyhine bir kanun çıkarmak zannettikleri kadar kolay olmayacaktır. Bundan sonra mücadelemiz sadece TBMM’de değildir; mücadelemiz meydanlardadır, vatandaşın ağzındadır. Mücadelemiz Türk’ün hakkını korunması olarak tarihe geçecektir. İşi bunlara bırakırsak unutmayın ki bunların anayasası tektir: Dediğim dedik, çaldığım düdük yasasıdır. “Hedefleri hükümsüz cumhuriyet” Bizler, haklı çıktığı için üzülenlerdeniz. Yüzlerce, binlerce terörist, ‘entegrasyon’ adı altında ortaya salındığında, olacakları bildiğim için şimdiden kahroluyorum. Adam gümbür gümbür ömür boyu başkanlığa gidiyor, ‘Terörsüz Türkiye’ diye attıkları astarın altında, savunmasız Türkiye, hükümsüz bir cumhuriyet hedefi vardır. Bu sözde süreci pişirenlerin, paçavra yasayı hazırlayanların bir yarısı, bu ülkenin 103 yıllık cumhuriyet tarihini reklam arası olarak görürken, bir yarısı da zulüm tarihi olarak görüyor. Bu zihinler bir araya gelip, sözde süreç başlatıyor. Bu ihanete karşı çıkanlar da buradadır. İşte seçilecek taraf budur! 2007, 2009, 2010, 2017 ve nihayet 2025… Hepsi özenle seçilmiş sözcüklerle, ‘Yetmez ama evetlerle’ geldi. Hepsiyle bu ülkenin kurucu ilkelerini sakatladılar. Şimdi yine aynı türküyü söylüyor, herkesin de eşlik etmesini istiyorlar. Biz ise bunu ne olursa olsun reddediyoruz. İktidarın bugüne kadar yaptıkları, bundan sonra olacakların açık seçik teminatıdır. Bizim tüm itirazımız bunadır. Kürt kardeşim... Seni Cumhuriyet’ten hesap sormaya itenler var. Hepsi bir ağız etmiş, sana bunu söylüyorlar. Sen onlara, hepimize çocuk gelinleri, kadın cinayetlerini, sana yaşatılan zorbalıkları sor. 25 yıldır bitiremedikleri GAP’ı, yapılmamış tren yollarını, söz verilip açılmayan fabrikaların hesabını sor. Eğer sen soramıyorsan ben buradayım. Gel beraber soralım. 25 yılın hesabını cumhuriyete kesenlerin hesabını, biz birlikte keselim. 20 yaşında teğmeninin ettiği yeminden, komedyenin mizahından, karikatüristin çizgisinden korkuyorlar. Şantajla ülke yönetiyor, her türlü çürümüşlük hüküm sürerken, ahlaksızlığı şarkılarda arıyorlar. Bunlar, bakanlarını arabulucu diye göndertip o makamları teminat gösterip, kıytırık bir şirkete bile söz geçiremeyip 100 maden işçisinin sorununu çözemiyorlar. Bunlar mı bizim sorunlarımızı çözecekler? Bunlar, terör gazisinin bile hakkına giriyor, Bacağını vatana feda etmiş kahramanları tehlikeli görüp Meclise sokmuyorlar. Önlerine polis ekipleri yığıyorlar. Bunlar mı bizim sorunlarımızı çözecekler? "Biz Türklük mevziisini terk etmeyeceğiz" Ne yapacağınızı, kime sahip çıkacağınızı biliyorsunuz. Sonuna kadar mücadele edeceğiz ve nihayetinde de başaracağız. Biz, bu kalkışmayı, ceketimizi ilikleyip normalleştirmeyeceğiz. Bugünün bir yarını olduğunu biliyoruz. Bizim için, bu teröriste af yasasıdır. Tsunaminin ilk dalgasıdır. Bize bunların bedelini ödeteceklermiş, partimize saldırıları arttıracaklarmış! Umurumda bile değil. Gözümüzü hiçbir şeyden sakınmayız. Vekillik maaşı peşinde koşuyorsa rozet değil, isterse boynuna tasma taksın, umurumda bile değil. Sokakta milletin, aynada kendinin, evde çocuğunun yüzüne bakamıyorsa, Allah onun cezasını zaten vermiştir, bedduaya bile gerek yoktur. 1921’de Polatlı’dan gelen düşman top sesleri neyse, ihanet süreci de odur. Bunu düğün davulu zanneden varsa, zil takıp oynayabilir. Ama biz, 41 Bayrak Adam’ın yolundan yürüyoruz. Biz Türklük mevziisini terk etmeyeceğiz, cumhuriyet menzilinden sapmayacağız bir vatan daha kaybetmeyecek, bir millet daha yitirmeyeceğiz! "Çaresiz ve umutsuz değiliz" Adaletsizliğe, riyakarlığa açtık bayrağımızı. Gazinin bıraktığı can parçasına, şehidin akıttığı kan hatırına açtık bayrağımızı. Karar senin, karar bizim, karar hepimizin. Her gecenin bir gündüzü var, bakmak istersek, Her yanımızda umut var, tutmak istersek. O halde tutun elimden, düşün peşime. Çaresiz ve umutsuz değiliz.” Mitingin ardından Müsavat Dervişoğlu ve İyi Parti teşkilatı, miting alanından Alaca Mescit'e yürüdü.

Türkiye'nin imzaladığı Mekke paktının küresel dengelere etkisi ne olabilir? Haber

Türkiye'nin imzaladığı Mekke paktının küresel dengelere etkisi ne olabilir?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın 7 Ağustos'ta ortak savunma anlaşması imzalaması bölgedeki jeopolitik hizalanmalara dair tartışma yarattı. "Mekke paktı" olarak anılan anlaşmaya göre üç ülkeden birine yapılan saldırı tüm ülkelere yapılmış sayılacak. Anlaşma hakkında "Sünni paktı" ve "Müslüman NATO'su" gibi benzetmeler yapıldı. İsrail ve İran gibi ülkeleri hedef alabileceği iddiaları ortaya atıldı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, anlaşmaya dair yaptığı değerlendirmede "Hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır" ifadelerini kullandı. Ankara, anlaşmanın güvenlik ve savunma sanayi işbirliğini artıracağını söylüyor. Anlaşmayı eleştirenler ise birbirine kara bağlantısı bulunmayan üç ülkenin ulusal çıkarlarının örtüşmediğini savunuyor. Bazı uzmanlar ayrıca anlaşmanın yazılı metninin paylaşılmamasının spekülasyonlara yol açtığını ve özellikle caydırıcılık açısından soru işaretleri taşıdığını söylüyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşma bölgede nasıl yorumlandı?Haberin başlığını atlayın ve okumaya devam edin İran'a karşı mı? Bazı değerlendirmelere göre Mekke paktı Ortadoğu'daki çatışma ve ABD-İsrail ile İran savaşına bir tepki niteliğinde. İmzacıların İran'ın iki Sünni komşusu Türkiye ve Pakistan ile bölgesel rakiplerinden Suudi Arabistan olması İran'ı çevreleme hamlesi şeklinde yorumlanıyor. Ancak yetkililer bu sürecin bölgedeki mevcut çatışma ve gerilimden öncesine dayandığına dikkat çekiyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ağustos'ta katıldığı Anadolu Ajansı yayınında Mekke paktı için görüşmelerin Aralık 2024'ten bu yana sürdüğünü açıkladı. Mekke paktını imzalayan üç ülkenin kara sınırı bulunmuyor Cumhurbaşkanı Erdoğan da 11 Ağustos'ta İngiltere merkezli Şarkul Avsat gazetesine verdiği yazılı röportajda anlaşma hakkında "Yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur" ifadelerini kullandı. Erdoğan ayrıca "Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır" dedi. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos'ta düzenlediği basın toplantısında anlaşma hakkında "Bu paktın İran'a karşı olduğundan endişe etmek için hiçbir sebep yok" diye konuştu. Bekayi ayrıca üç ülkenin "ABD'nin güvenlik taahhütlerine güvenemeyecekleri sonucuna vardığı" yorumunu yaptı. İran, ABD ve İsrail ile savaşı ne kadar sürdürebilir?'İran'da tabloyu jeopolitik yalnızlaşma olarak okuyanlar var' İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacısı Oral Toğa, İran'ın anlaşmaya tepkisinin Türkiye'den gelen mesajlarla tutarlı olduğunu söylüyor. BBC Türkçe'ye konuşan Toğa, "Ben bunu Türkiye'nin diplomatik hazırlığının sonucu olarak görüyorum, zira anlaşmanın İran'a karşı bir blok gibi okunmaması Ankara'nın da açıkça istediği bir şeydi" diyor. Toğa, İran'dan gelen açıklamanın dışişleri bakanlığının kurumsal pozisyonu olduğunu vurguluyor ama İran'da herkesin aynı fikirde olmadığına dikkat çekiyor. "Aynı günlerde Tahran'dan çok farklı sesler geldi" diyen uzman, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Tahran'daki tartışmanın merkezinde kuşatma tezi duruyor. Türkiye kuzeybatıda, Suudi Arabistan güneybatıda, Pakistan güneydoğuda. Bu tabloyu jeopolitik yalnızlaşma olarak okuyan bir kesim var. "Karşı görüşü savunanlar Pakistan'ın Riyad'la zaten bir savunma ilişkisi bulunmasına rağmen savaş boyunca İran'a karşı hareket etmediğini, aksine Washington ile arabuluculuk yaptığını hatırlatıyor." Pakistan ve Suudi Arabistan, Eylül 2025'te Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması adı verilen bir belge imzaladı. Bu anlaşmanın metni de Mekke paktında olduğu gibi kamuoyu ile paylaşılmadı. Suudi Arabistan'ın ABD-İran savaşındaki ikilemiTürkiye ne istiyor? Uzmanlara göre Türkiye'nin anlaşmaya yaklaşımında caydırıcılık ile savunma sanayi işbirliği öne çıkıyor. Bu çerçevede gündeme gelen kavramlardan bir tanesi ise "bölgesel sahiplenme". Bölgesel sahiplenme, bölgenin sorunlarının yine bölge ülkeleri tarafından çözülmesini ifade ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şarkul Avsat'a verdiği röportajda Mekke paktını bu yaklaşımın bir tezahürü olarak değerlendirdi ve şu ifadeleri kullandı: "Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı'nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz." Erdoğan, Mekke paktının "her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel aldığını" vurguladı ve şunu söyledi: "Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez." 'Savunma sanayine finansman bulmak ve işbirliklerini genişletmek' Washington merkezli Middle East Institute'ün Türkiye Programı Direktörü Gönül Tol, Türkiye'nin asıl motivasyonunun "savunma sanayine finansman bulmak, savunma sanayiindeki işbirliklerini ve ihracat pazarını genişletmek" olduğunu düşünüyor. BBC Türkçe'ye konuşan Tol, bölgesel sahiplenme ve kolektif caydırıcılık gibi başlıkların Türkiye için bu anlaşma kapsamında geri planda kaldığını savunuyor. Kaynak, Güven Yılmaz/Anadolu Ajansı/Getty Images //// Anlaşmanın imzalanmasının ardından Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı binasına yansıtılan kutlama mesajı yansıtıldı Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Profesör Doktor Serhat Güvenç ise Türkiye'nin tutumunu ABD ve Avrupa'daki güvenlik ilişkilerinin yeniden hizalanma süreci ile bağdaştırıyor. BBC Türkçe'ye konuşan Güvenç, İran'ın Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik balistik füze saldırılarını hatırlatıyor. Bu füzelerin Doğu Akdeniz'de konuşlu ABD savaş gemileri tarafından düşürüldüğünü söyleyen Güvenç, "Amerika istese de Türkiye'yi de kapsayan güvenlik şemsiyesini artık sağlayamayabilir" diyor ve ekliyor: "Bu açıdan [Mekke paktı] Türkiye'ye bir yalnız kalmama, yalıtılmış olmamaya karşı bir güvence sağlıyor. "Avrupa'da Türkiye'yi içerecek [savunma] girişimleri olsaydı Türkiye bu pakt konusunda bu kadar hevesli olmayabilirdi." MSB: İran'dan ateşlenen balistik füze etkisiz hale getirildiİsrail faktörü Mekke paktının İsrail'e karşı bir anlaşma olduğuna dair değerlendirmeler de söz konusu. Gönül Tol, İsrail'in özellikle paktın İbrahim Anlaşmaları üzerindeki olası etkisine odaklandığını söylüyor. İbrahim Anlaşmaları, İsrail'in bölge ülkeleriyle ilişkileri normalleştirmek için Eylül 2020'de başlattığı bir süreç. Şimdiye kadar Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Sudan, Fas ve Kazakistan anlaşmalara imza attı. Trump'tan İran anlaşması için Türkiye dahil 6 ülkeye İbrahim Anlaşmaları'nı imzalama şartı Kaynak,Alex Wong/Getty Images, //// İbrahim Anlaşmaları imza töreninde soldan sağa Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdüllatif bin Raşid Ez-Zayani, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ve BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan Trump, Mayıs'ta yaptığı açıklamada Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Mısır ve Ürdün'ün de anlaşmalara katılmasının "zorunlu olması" gerektiğini söylemişti. Tol, Gazze'deki savaş sebebiyle İbrahim Anlaşmaları'nın sekteye uğradığını, özellikle Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme sürecinin "çok sorunlu hale geldiğini" söylüyor. Serhat Güvenç de İsrail'in Türkiye'ye yönelik "Yeni İran" söylemlerini hatırlatıyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor: "Özellikle de Doğu Akdeniz'de Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurduğu ilişkileri ve askeri bağları düşünürseniz [Mekke paktı] Türkiye açısından [İsrail tarafından] yalıtılmaya ve çevrelenmeye karşı bir yanıt gibi de gözüküyor." Netanyahu'nun 'altıgen ittifak' vizyonu nedir, Türkiye için ne anlama geliyor?'Mısır manevra alanını korumak için dışarıda kaldı' Mekke paktını imzalaması beklenen ülkelerden biri de Mısır'dı. Ancak Kahire anlaşmaya taraf olmadı. Konuya dair resmi bir açıklama ya da değerlendirme de yapmadı. Arap basınına konuşan Mısırlı kaynaklar ise Kahire'nin İran yanlısı gruplarla çatışma riski ve Suudi Arabistan'ın dahil olduğu bir anlaşmaya katılmaya yönelik tereddütler nedeniyle imza atmadığını söyledi. Mısır neden Mekke Anlaşması'nda yok? Gönül Tol, Mısır'ın İsrail ile güvenlik anlaşması olduğunu ve bunu gözetmesi gerektiğini söylüyor. Kahire'nin benzer şekilde BAE ve Hindistan ile de bağları olduğuna dikkat çeken akademisyen şu değerlendirmeyi yapıyor: "O nedenle manevra alanını korumak açısından belki de bunun dışında kaldı diye düşünüyorum." Serhat Güvenç de Mısır'ın pakta katılmasının anlaşmanın ciddiyetini artıracağını ve Türkiye açısından İsrail'e yönelik kaygılara "yanıt olacağını" savunuyor. Hakan Fidan, Anadolu Ajansı'na verdiği demeçte Mısır'ın üç imzacı ülkenin "doğal ortağı" olduğunu söylemiş ve ileride dahil olabileceğini ifade etmişti. Pakistan-Hindistan rekabeti Mekke paktını yakından takip eden bir ülke de Hindistan. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Omair Anas, anlaşmanın Hindistan'da "derin bir güvensizlik hissi yarattığını" söylüyor. BBC Türkçe'ye konuşan Anas, "Hindistan izole edildiğini ve Amerikalıların dahi yanlarında olmadığını hissediyor" diyor. Akademisyen, Hindistan ve Pakistan'ın 2025'te savaşın eşiğinden döndüğünü ve o süreçte Türkiye'nin Pakistan'a askeri destek verdiği iddiaları sebebiyle Ankara-Yeni Delhi hattı arasında tansiyonun yükseldiğini hatırlatıyor. Anas, anlaşmaya yanıt olarak Yeni Delhi'nin İsrail ile ilişkilerini derinleştirebileceğine dikkat çekiyor. "Hindistan Suudi Arabistan'dan bu paktın kendisini etkileyip etkilemeyeceğine dair açıklama talep etmeli. Eğer teminat alırlarsa o zaman daha yumuşak bir tepki verebilir" diye konuşuyor. Hindistan'da Türkiye boykotu: Çelebi lisans iptaline karşı açtığı davayı kaybettiOrtak savunma vaadi ne kadar gerçekçi? Mekke paktında yer alan ortak savunma maddesinin kapsamı ve uygulanma biçimi de tartışma konusu. Hakan Fidan, bu maddeyi NATO'nun beşinci maddesine benzetmiş ve ortak savunmanın ülkelerden gelecek taleplere göre şekilleneceğini söylemişti. Serhat Güvenç, ortak savunma maddesi hakkında "Burada bir niyet beyanı var ama altının nasıl doldurulduğu en azından anlaşma metnini görene kadar spekülasyona açık" diyor. Güvenç, NATO örneğinde ABD'nin "ittifakın hem kasası hem de cephaneliği" olduğunu söylüyor ve şöyle bir kıyaslama yapıyor: "[Mekke paktı] eşitler arası bir ittifak gibi duruyor. Dolayısıyla kuralları, normları koyacak ve diğerlerini hizaya getirecek kadar üstün ya da eşitler arasında birinci bir müttefik yok. "Bu hem iyi hem kötü çünkü her şeyi müzakere yoluyla yapacaklar ve pek çok bakımdan da kendi ulusal egemenliklerini öncelikleyecekler."

Terörsüz Türkiye için yürütülecek çalışmalar ele alındı... Bakan Çiftçi: Terör örgütü tasfiye edilecek Haber

Terörsüz Türkiye için yürütülecek çalışmalar ele alındı... Bakan Çiftçi: Terör örgütü tasfiye edilecek

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla gerçekleştirilen Güvenlik Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Çiftçi, “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda silahın tamamen devreden çıkarılacağını ve terör örgütünün tüm unsurlarıyla tasfiye edileceğini söyledi. ANKARA (İGFA) - İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla Güvenlik Toplantısı gerçekleştirdiklerini duyurdu. Bakan Çiftçi, toplantıda TBMM’de geniş bir uzlaşıyla kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” sonrasında, “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda yürütülecek çalışmaların ele alındığını belirtti. “KAMU DÜZENİ VE MİLLÎ GÜVENLİK ZAFİYETE UĞRATILMAYACAK” Bakan Çiftçi, paylaşımında terörle mücadelede kararlılık mesajı vererek, “Silah bütünüyle devreden çıkacak, terör örgütü bütün unsurlarıyla tasfiye edilecek” ifadelerini kullandı. Kamu düzeni ve millî güvenliğin hiçbir şekilde zafiyete uğratılmayacağını vurgulayan Çiftçi, Türkiye’nin terörle mücadelede elde edeceği kazanımlarla enerjisini kalkınma, üretim, eğitim, istihdam ve vatandaşların refahına yönlendireceğini ifade etti. Bakan Çiftçi, milletin kardeşliğinin hiçbir terör örgütü veya “fitne odağı” tarafından sarsılamayacak kadar güçlü olduğunu belirterek, şehitlerin hatırasının, gazilerin onurunun ve devletin bekasının her adımda öncelik taşıyacağını kaydetti. “HİÇBİR TEHDİDE MÜSAMAHA GÖSTERMEYECEĞİZ” İçişleri Bakanı Çiftçi, milletin huzuruna, kardeşliğine ve millî güvenliğine yönelik tehditlere müsamaha gösterilmeyeceğini vurgularken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye Yüzyılı’nın “huzurun ve millî dayanışmanın yüzyılı” olması için çalışmaların sürdürüleceğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gazze barış istediğini ortaya koydu Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gazze barış istediğini ortaya koydu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile düzenlediği ortak basın toplantısında Gazze’deki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, İsrail yönetimini “uzlaşmaz ve saldırgan” tutumunu sürdürmekle eleştirirken, Gazze’nin yeniden imarı ve güvenliğin sağlanması için gerekli şartların bir an önce oluşturulması gerektiğini söyledi. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Gazze ve Filistin’deki gelişmeleri değerlendirdi. Erdoğan, Filistinlilerin yapıcı tutum sergilemesine rağmen İsrail yönetiminin uzlaşmaz ve saldırgan tavrını sürdürdüğünü belirterek, tarafların çatışma ve barış konusundaki tutumlarının ortaya çıktığını ifade etti. Gazze halkının barıştan yana olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Gazze halkı barıştan yana olduğunu, barış istediğini bu uğurda güçlü bir iradeye sahip olduğunu açıkça ortaya koymuştur” dedi. Erdoğan, Gazze’nin yeniden imar ve inşa sürecinin başlatılması gerektiğini belirterek, bunun için güvenliğin temin edilmesine yönelik koşulların da bir an önce oluşturulması çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: “Bugünkü görüşmemizde ayrıca Mescid-i Aksa ve El-Halil'de Hz. İbrahim Camii başta olmak üzere Filistin topraklarındaki kutsal mekanlara yönelik saldırı, ihlal ve tahriklere karşı dayanışmamızı yineledik. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya… pic.twitter.com/VES3z5oK07 — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) August 12, 2026 MESCİD-İ AKSA VE KUTSAL MEKANLAR VURGUSU Görüşmede Filistin topraklarındaki kutsal mekanlara yönelik saldırı, ihlal ve provokasyonların da ele alındığını aktaran Erdoğan, Mescid-i Aksa ile El-Halil’deki Hz. İbrahim Camii başta olmak üzere mukaddes mekanların korunmasına yönelik dayanışmanın sürdürüleceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İlk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya ve diğer mukaddes mekanlarda statükonun değiştirilmesine yönelik provokasyonlara özellikle şiddetle karşıyız” ifadelerini kullandı. “FİLİSTİN DAVASI GÖNÜLLERDE BÜYÜMEYE DEVAM EDECEK” Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin bölgedeki kaos ve çatışmalardan yararlanarak Filistin meselesini uluslararası gündemden düşürmeyi amaçladığını savundu. Erdoğan, “Ne yaparlarsa yapsınlar bunda muvaffak olamayacak. Tüketilmeye çalışıldıkça Filistin davası gönüllerde büyümeye devam edecek” değerlendirmesinde bulundu. Erdoğan ile Abbas'ın görüşmesinde Gazze'deki durumun yanı sıra Filistin topraklarındaki kutsal mekanların statüsüne ilişkin gelişmelerin ve bölgede kalıcı barışın sağlanmasına yönelik adımların ele alındığı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Avusturya ile ticaret hacminde hedef 5 milyar dolar Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Avusturya ile ticaret hacminde hedef 5 milyar dolar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Başbakanı Christian Stocker ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2026'da 5 milyar dolara çıkarılmasının hedeflendiğini söyledi. Erdoğan, Türkiye ile Avusturya arasında yeşil enerji, kritik mineraller, yüksek teknoloji, ulaştırma ve savunma sanayisi alanlarında iş birliği potansiyeline dikkat çekti. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Şansölyesi Christian Stocker ile Ankara'da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Türkiye ile Avusturya arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişe sahip olduğunu belirten Erdoğan, Avusturya-Türk toplumunun iki ülkenin ortak değeri olduğunu ifade etti. Erdoğan, 400 bini aşan Avusturya-Türk toplumunun huzur ve refahına önem verdiklerini vurguladı. TİCARET HACMİNDE 5 MİLYAR DOLAR HEDEFİ Ekonomik ve ticari ilişkilerde son dönemde olumlu bir ivme yakalandığını belirten Erdoğan, 2025 yılında yaklaşık 4,5 milyar dolara ulaşan ticaret hacminin bu yıl 5 milyar dolara çıkarılmasını hedeflediklerini söyledi. Türkiye'de binden fazla Avusturya firmasının faaliyet gösterdiğini belirten Erdoğan, Avusturya'nın Türkiye'deki doğrudan yatırımlarının 11 milyar doları aştığını, Türkiye'nin Avusturya'daki yatırımlarının ise 1 milyar dolara yaklaştığını açıkladı. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesi amacıyla mevcut Karma Ekonomik Komisyon mekanizmasının yerine Ekonomik ve Ticaret Ortak Komitesi kurulmasını önerdiklerini belirten Erdoğan, komitenin ilk toplantısının yıl sonuna kadar gerçekleştirilmesini istediklerini söyledi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Şansölyesi Christian Stocker ile Ortak Basın Toplantısı’nda konuştu: "Şansölye sıfatıyla ülkemize ilk ziyaretini gerçekleştiren Sayın Stocker'i Ankara'da ağırlamaktan memnuniyet duyuyorum. Tarihi ve köklü ilişkilere sahip… pic.twitter.com/FHMEchydkh — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) August 10, 2026 "ORTA KORİDOR'U GÜÇLENDİRECEK İŞ BİRLİĞİ" Türkiye ile Avusturya arasında yeşil enerji, kritik mineraller, yüksek teknoloji, ulaştırma ve savunma sanayisi alanlarında önemli iş birliği fırsatları bulunduğunu belirten Erdoğan, özellikle Orta Koridor'u güçlendirecek stratejik projelerin hayata geçirilebileceğini ifade etti. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine de değinen Erdoğan, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi diyaloğu başta olmak üzere AB'nin atacağı adımların Türkiye ve Avrupa'nın ortak menfaatine olduğunu söyledi. SURİYE VE GAZZE MESAJI Bölgesel gelişmelerin de ele alındığını belirten Erdoğan, Suriye'nin toprak bütünlüğünün ve birliğinin korunmasının Türkiye açısından öncelikli hedef olduğunu vurguladı. Erdoğan, Avusturya'nın Suriye'nin yeniden inşa sürecine katkı sunmasını önemsediklerini söyledi. Gazze'deki insani duruma da dikkat çeken Erdoğan, kalıcı barış için iki devletli çözüme bağlı olduklarını belirterek, Gazze'ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasının önemini vurguladı. Erdoğan ayrıca Türkiye ve Avusturya'nın Balkanlar'da istikrarın korunmasına büyük önem verdiğini ifade etti.

Emekli büyükelçiler değerlendirdi: Mekke Anlaşması, Türkiye'yi nasıl etkileyecek, "taraflardan birine saldırı diğerlerine de saldırıdır" vurgusu ne anlama geliyor? Haber

Emekli büyükelçiler değerlendirdi: Mekke Anlaşması, Türkiye'yi nasıl etkileyecek, "taraflardan birine saldırı diğerlerine de saldırıdır" vurgusu ne anlama geliyor?

Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaş, bölge ülkelerine de sirayet ederken, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bölgesel güvenlik için Mekke Anlaşması’nı imzaladı. Suudi Arabistan’da imzalanan anlaşma kapsamında taraflardan birine yapılan bir saldırı, anlaşmanın tüm taraflarına yapılmış sayılacak. Bölgede İran savaşından bu yana tırmanan gerilim sürecinde bu maddenin nasıl işleyeceği tartışılırken emekli büyükelçiler, anlaşmanın tam metni görülmeden uygulamanın nasıl işleyeceğinin bilinemeyeceğini vurgularken, anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmalarının önüne geçmeyeceğini belirtiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke’de düzenlenen Ortak Savunma Zirvesi’nde üçlü savunma anlaşmasını imzaladı. Anlaşmaya ilişkin üç ülkeden yapılan ortak açıklamada savunma anlaşmasının “bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmeyi, güvenli ve müreffeh bir gelecek için ortak hareket etmeyi” amaçladığı belirtildi. Kolektif caydırıcılığı güçlendirme amacı taşıdığı belirtilen anlaşmaya ilişkin yapılan ortak açıklamada “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma iş birliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir,” denildi. Emekli Büyükelçi Cengiz Fırat, T24'e yaptığı değerlendirmede zamanlamaya dikkat çekerek Mekke Anlaşması'nın, İsrail'in genişlemeye yönelik adımlar attığı, Hürmüz Boğazı'nın kapatıldığı ve İran'ın bölge ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği bir dönemde imzalandığını söyledi. Fırat, İran savaşının başlamasından bu yana Suudi Arabistan'ın ABD'nin güvenlik şemsiyesinin yeterli olmadığını gördüğünü belirterek, Washington'ın tüm gücünü İsrail'i savunmaya yönelttiğinin ve bu nedenle Körfez'deki ortaklarına yeterli caydırıcılığı sağlayamadığının ortaya çıktığını ifade etti. Üç ülkenin de bölgede kritik güç unsurlarına sahip olduğunu belirten Fırat, Pakistan’ın bölgede büyük ve güçlü bir ülke olduğunu, İslam dünyasında nükleer silaha sahip tek ülke konumunda bulunduğunu ve oldukça gelişmiş bir savunma sanayisine sahip olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan’ın İslam dünyası açısından önemli, stratejik öneme ve ekonomik zenginliğe sahip bir G20 ülkesi olduğunu belirten Fırat, Türkiye’nin ise hem Doğu hem Batı ile ilişkileri bulunan, NATO üyesi, Avrupa Birliği ile yakın ilişki içinde olan ve bölgenin en güçlü savunma sanayilerinden birine sahip ülkelerden biri olduğunu belirtti. Fırat’a göre anlaşmayla birlikte üç ülkenin birbirini tamamlayan güç unsurları bir araya geliyor. “Zamanla başka ülkeler de katılabilir” Suudi Arabistan ile Pakistan arasında daha önce de benzer bir anlaşma bulunduğunu hatırlatan Fırat, Mekke Anlaşması’nın herhangi bir gruba ya da ülkeye karşı yapılmadığının altını çizdi. Anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmalarının önüne geçmeyeceğini vurgulayan Fırat, anlaşmanın diğer ülkelerin katılımına da açık olduğunu ve zaman içinde bölge ülkelerinin de katılmasını beklediğini söyledi. 
“Metninin tamamını görmeden uygulamayı bilemeyiz” Bölgede güç dengelerinin değiştiğini ifade eden Fırat, Suudi Arabistan’ın son dönemde Husiler tarafından uğradığı saldırılar göz önüne alındığında Mekke Anlaşması’nın “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağı” vurgusunu değerlendirirken anlaşmanın tam metninin görülmediğini vurguladı. Şu aşamada yalnızca ortak açıklamanın görüldüğünü belirten Fırat, anlaşmanın tam metni görülmeden uygulamanın nasıl olacağının bilinemeyeceğini söyledi. Suudi Arabistan ile Pakistan’ın bir süredir benzer bir anlaşma içinde olduğunu hatırlatan Fırat, daha önce Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarında Pakistan’ın devreye girdiğinin görülmediğine dikkat çekti. Fırat'a göre; mevcut bilgiler, anlaşmanın caydırıcılık, hava savunması ve silah sistemleri ile askerî eğitim ve işbirliği gibi başlıklar üzerine şekilleneceğini gösteriyor. Üç ülkeden birinin başka bir devletin saldırısına uğraması hâlinde tarafların nasıl hareket edeceğine ilişkin ise henüz bir bilgi bulunmuyor. Bunun nasıl düzenlendiği ancak anlaşma metninin yayımlanmasıyla netlik kazanacak. “Detay verilmedikçe uygulanabilirliği tartışmalı” Emekli Büyükelçi Şafak Göktürk de, X hesabından paylaştığı değerlendirmesinde, anlaşmada yer alan “birine silahlı saldırı, üçüne yapılmış sayılır” ifadesinin güçlü görünmesine karşın, bunun pratikte nasıl işleyeceğinin henüz belirsiz olduğuna dikkati çekti. Anlaşmanın tam metninin bilinmediğini hatırlatan Göktürk, NATO’nun 5. maddesini çağrıştıran bu hükmün, hangi ortak varlıkların korunacağı ve saldırı halinde nasıl bir mekanizmanın devreye gireceği açıkça belirlenmediği sürece uygulanabilirliğinin tartışmalı kalacağını belirtti. 5. madde nedir? NATO'nun ortak savunma ilkesi olan ve müttefiklerden birine yapılan saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağı temeline dayanan Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. maddesinde şu ifadelere yer veriliyor: "Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldırı olursa Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. "Böylesi herhangi bir saldırı ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilecekti Anlaşmanın yalnızca metindeki güvenlik taahhütleri üzerinden değil, imzalandığı siyasi süreç ve bölgesel bağlamla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Göktürk, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ABD ile müttefiklik ilişkilerine rağmen Washington’ın sunduğu güvenlik güvencelerinin yeterliliğine ilişkin soru işaretlerinin arttığına işaret etti. Göktürk’e göre anlaşma, üç ülkenin güvenliklerini tek bir müttefike dayandırmak yerine farklı işbirlikleriyle destekleme, yani “katmanlı güvenlik” arayışını ortaya koyuyor. Bunun anlaşmanın askeri boyutunun yanı sıra siyasi niyetini de öne çıkardığını belirten Göktürk, Ortadoğu’nun uzun süreli bir “barışsızlık” dönemine girebileceğini ve bu süreçte diplomasiyle güç gösterisinin iç içe ilerleyeceğini ifade etti. BM’nin 51’inci maddesi vurgusu Anlaşmayla ilgili Anadolu Ajansı’na değerlendirmelerde bulunan yetkiler, anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçladığının altını çizdi. Yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi. 51. madde nedir? "İşbu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler Üyelerinden birinin silahlı bir saldırmaya hedef olması halinde, Güvenlik Meclisi milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için lüzumlu tedbirleri alıncaya kadar, tabii olan münferit veya müşterek meşru müdafaa hakkına halel getirmez. Bu meşru müdafaa hakkını kullanarak Üyelerin aldığı tedbirler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilir ve Konsey'in, işbu Antlaşmaya dayanarak milletlerarası barış ve güvenliğin muhafaza veya iadesi için lüzumlu göreceği şekilde her an hareket etmek yetki ve ödevine hiçbir veçhile tesir etmez Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bugün CNN Türk yayınında Mekke Anlaşması'na ilişkin soruları yanıtladı. Yılmaz, anlaşmayı herhangi bir tarafa, kişiye ve kuruma karşı bir tehdit olarak görmemek gerektiğini vurgulayarak, "Bu birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil. Tam aksine belli konularda gerilimler ortaya çıkmasın diye caydırıcılığı güçlendirmek için oluşturulmuş bir yapı. Dolayısıyla esas itibarıyla caydırıcı bir mekanizma. Bir taraftan da savunma sanayisi başta olmak üzere işbirliğini artırıcı bir mekanizma. Bu bizim NATO'ya veya içinde bulunduğumuz herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil. Bunun da altını çizmemiz lazım." diye konuştu. Yılmaz, milli muharip uçak KAAN'ın olgunlaşma sürecine Suudi Arabistan'dan ortaklık veya bir finans katkısı olup olmayacağı sorusu üzerine "Kesinlikle olabilir, neden olmasın" yanıtını verdi. ABD'nin F-35 üretim sürecine başka ülkeleri de kattığını hatırlatan Yılmaz şöyle devam etti: "Bu tür yüksek maliyet, geniş pazar, ciddi bir katkı gerektiren projelerde platformlar oluşturmak ve olabildiğince çok dost ve kardeş ülkeyi bu sürece dahil etmek çok anlamlı. Teknolojik olarak da ekonomik olarak da pazarlama imkanları bakımından da Türkiye de bu noktada belli bir eşiğe gelmiş durumda. KAAN da başka projeler de olabilir. Ürün bazında birçok ülkeyi işin içine katan, sorumlulukları paylaşan, aynı zamanda hepsinin de katkısını alarak projelerin niteliğini artıran bir çabanın çok doğru olacağını düşünüyorum."

MGK'dan 8 maddelik bildiri... Terörsüz Türkiye, bölgesel güvenlik ve Gazze mesajı Haber

MGK'dan 8 maddelik bildiri... Terörsüz Türkiye, bölgesel güvenlik ve Gazze mesajı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), terörle mücadele, "Terörsüz Türkiye" süreci, bölgesel gelişmeler ve uluslararası güvenlik konularını ele aldı. Toplantı sonrası yayımlanan bildiride, iç ve dış güvenliğe ilişkin önemli mesajlar verildi. ANKARA (İGFA) - Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Beştepe'de toplandı. Toplantının ardından yayımlanan bildiride, terörle mücadeleden bölgesel gelişmelere, NATO Zirvesi'nden Gazze'deki son duruma kadar birçok başlık değerlendirildi. Bildiride, PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere Türkiye'nin milli birlik ve beraberliğine yönelik tehditlere karşı yurt içinde ve yurt dışında yürütülen operasyonlar hakkında Kurul'a bilgi sunulduğu belirtildi. MGK'da ayrıca "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefleri doğrultusunda kaydedilen gelişmeler ele alınırken, güvenlik, istikrar ve refahın kalıcı şekilde sağlanmasına yönelik çalışmaların sonraki aşamaları istişare edildi. Toplantıda, 15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılı dolayısıyla FETÖ ile mücadelede gelinen son durum da değerlendirildi. Bildiride, örgütün tamamen bertaraf edilmesine yönelik tedbirlerin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı. BÖLGESEL GELİŞMELER MASADAYDI MGK bildirisinde, Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenen NATO Zirvesi'nin ittifakın geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olduğu belirtilerek, Türkiye'nin savunma alanındaki imkan ve kabiliyetlerini müttefikleriyle paylaşma konusundaki yapıcı yaklaşımının sürdüğü ifade edildi. İran ile ABD arasında yeniden yaşanan çatışmaların bölge ülkeleri ve küresel ticaret yolları açısından oluşturduğu risklere dikkat çekilen bildiride, taraflara güç kullanımından kaçınmaları ve müzakere sürecine dönmeleri çağrısı yapıldı. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Karadeniz ve Hazar Denizi gibi çevre bölgelere yayılmasının yeni riskler oluşturacağına işaret edilen bildiride, tarafların gerilimi düşürecek ve barışı sağlayacak somut adımlar atması gerektiği vurgulandı. MGK'da ayrıca Suriye ve Irak ile geliştirilen çok boyutlu iş birliğinin bölgesel güvenlik açısından önemine dikkat çekilirken, Türkiye'nin bölgesel dayanışmayı güçlendirmeye yönelik girişimlere katkı sunmayı sürdüreceği belirtildi. GAZZE MESAJI Bildiride son olarak Gazze'deki gelişmelere de yer verildi. Gazze Barış Planı kapsamında ilerleme sağlanmasına rağmen ateşkes ihlallerinin sürdüğü belirtilerek, İsrail yönetiminin Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetleri ile başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal mekanlara yönelik eylemlerine karşı uluslararası toplumun açık ve tavizsiz bir tutum sergilemesi gerektiği ifade edildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.