Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Propaganda

bursaarena.com.tr - Propaganda haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Propaganda haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DEAŞ Operasyonları göz açtırmıyor: 21 ilde 70 gözaltı! Haber

DEAŞ Operasyonları göz açtırmıyor: 21 ilde 70 gözaltı!

İçişleri Bakanlığı, 21 ilde DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen jandarma operasyonlarında 70 şüphelinin yakalandığını açıkladı. Şüphelilerin örgüte finans sağladıkları ve propaganda faaliyetlerinde bulundukları tespit edildi. ANKARA (İGFA) - İçişleri Bakanlığı, DEAŞ terör örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesi ve örgütsel yapılanmasının engellenmesine yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında 21 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendiğini duyurdu. Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele (TEM) Daire Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda, İl Jandarma Komutanlıkları tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda 70 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. 21 ilde DEAŞ Terör Örgütüne yönelik Jandarmamız tarafından düzenlenen operasyonlarda 70 şüpheli yakalandı. Jandarma Genel Komutanlığı TEM Daire Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Jandarma Komutanlıklarınca düzenlenen operasyonlarda yakalanan… pic.twitter.com/OU5Jv9UbYI — T.C. İçişleri Bakanlığı (@TC_icisleri) June 2, 2026 Bakanlıktan yapılan açıklamada, yakalanan şüphelilerin DEAŞ terör örgütü üyesi olduklarının, örgütle bağlantılı kişi ve sözde yardım kuruluşları aracılığıyla finansman sağladıklarının ve sosyal medya hesapları üzerinden terör örgütünün propagandasını yaptıklarının belirlendiği ifade edildi. Şüpheliler hakkında ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarınca adli soruşturma başlatıldığı bildirildi. İçişleri Bakanlığı açıklamasında, güvenlik güçlerinin DEAŞ terör örgütünün faaliyetlerine ve finans kaynaklarına yönelik mücadelesini kararlılıkla sürdürdüğü vurgulanırken, operasyonlarda görev alan Jandarma Genel Komutanlığı personeli, TEM Daire Başkanlığı ekipleri, Cumhuriyet Başsavcılıkları ve emeği geçen tüm görevliler tebrik edildi.

MİT'ten Suriye'de DEAŞ operasyonu Haber

MİT'ten Suriye'de DEAŞ operasyonu

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Suriye'de gerçekleştirilen operasyonla, 'Kırmızı bültenle' aranan 10 DEAŞ'lı terörist Türkiye'ye getirildi. 10 şüpheliden 9'u tutuklanırken, terör örgütü mensuplarının kimlikleri de açıklandı. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT), Suriye’de, Suriye İstihbarat Servisi ile koordineli gerçekleştirdiği operasyon sonucu 'Kırmızı bülten' ile aranan 10 DEAŞ’lı terörist yakalanarak Türkiye’ye getirildi. 10 DEAŞ'LIDAN 9'U TUTUKLANDI MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanlığı’nın yürüttüğü ortak çalışmalar sonucunda yurda getirilen 10 DEAŞ mensubunun 9’u tutuklandı, birinin ise gözaltı süreci uzatıldı. ANKARA GAR SALDIRISIYLA BAĞLANTILI MİT'in istihbari çalışmaları sonucunda, Türkiye'den Suriye'ye geçerek DEAŞ terör örgütüne katılan Türk kökenli şüpheliler tespit edildi. Yapılan istihbari çalışmalar sonucu bu şüphelilerin DEAŞ bünyesinde faaliyet gösterdiği ortaya çıkarıldı. Ayrıca söz konusu şahısların geçmişte Türkiye'de gerçekleştirilen birçok terör eylemi içerisinde yer aldığı da belirlendi. İHA'daki habere göre yakalanan DEAŞ'lı 10 teröristten birinin, 109 kişinin hayatını kaybettiği Ankara Garı saldırısının failleri ile bağlantılı olduğu da ortaya çıktı. DEAŞ'lı 10 terörist Emniyet'te verdikleri ifadelerinde; DEAŞ tarafından verilen eylem talimatlarına, DEAŞ bünyesinde aldıkları silahlı ve dini eğitimlere, DEAŞ adına gerçekleştirdikleri propaganda faaliyetlerine ilişkin konuları aktardı. KIRMIZI BÜLTENLE ARANAN TERÖRİSTLER DEAŞ'ın Türkiye'den Sorumlu İstihbarat sözde emiri Ali Bora; 2014'te DEAŞ'a katılmak amacıyla Suriye'ye geçti. DEAŞ içerisinde farklı birimlerde görev aldı. Pek çok çatışmaya katıldı. Faruk Ofisi (Türkiye Vilayeti) içerisinde görev aldı. Sözde Türkiye Vilayeti unsurlarınca TSK güçlerine yönelik düzenlenen 3 ayrı eylemin planlayıcıları arasında yer aldı. 2015'te 109 kişinin ölümüyle ve yüzlerce insanın yaralanması ile sonuçlanan Ankara Gar saldırısını düzenleyen DEAŞ'lı teröristlerle irtibatlı olan Ömer Deniz Dündar; 2014'te DEAŞ'a katılmak için Suriye tarafına geçti. DEAŞ içinde farklı birimlerde görev aldı. Pek çok çatışmaya katıldı. DEAŞ'ın Faruk Ofisi (Türkiye Vilayeti) içerisinde görev aldı. DEAŞ'ın 2015'te düzenlediği Ankara Garı saldırısı failleri ile bağlantılı olduğu tespit edildi. Ayrıca, terör örgütünün Türkiye'ye yönelik gerçekleştirdiği birçok saldırı ile de bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Habetürk'ün aktardığına göre, 2017 yılında Türkiye'de olası eylemlerin önüne geçilmesi için düzenlenen operasyonlar sırasında yakalanan, intihar kemerli 2 saldırganın üzerlerinde yer alan bomba düzeneklerine yönelik yapılan parmak izi tespitinde Ömer Deniz Dündar'ın da parmak izine rastlandı. Hüseyin Peri; 2014 yılında DEAŞ'a katılmak için Suriye'ye geçti. DEAŞ içerisinde sağlık birimde faaliyet yürüttü. 2015'te PYD/YPG unsurları tarafından yakalanarak cezaevinde kaldı. PYD/YPG ile DEAŞ arasında gerçekleştirilen esir takısında serbest bırakıldı. Serbest bırakılması sonrasında 2019'a kadar DEAŞ'ın sağlık biriminde faaliyetlerine devam etti. Kadir Gözükara; DEAŞ'a bağlı faaliyet yürüten Dokumacı Grubu lideri Mustafa Dokumacı'nın yönlendirmesi ile 2015'te DEAŞ'a katılmak amacıyla Suriye'ye geçti. Engelli olmasından dolayı DEAŞ içerinde silahlı faaliyetlerde bulunmadı ama Suriye'ye gelen DEAŞ unsurlarının lojistik ihtiyaçlarını karşılamada görev aldı. M. Dokumacı'nın yönlendirmesi ile 2021'e kadar medya faaliyetlerini yürüttü. Abdullah Çobanoğlu; çatışma bölgelerinde faaliyet göstermek üzere 2016'da Suriye'ye geçti. Suriye alanında selefi/tekfiri görüşü benimseyen gruplar içerisinde silahlı olarak faaliyet gösterdi. Bulunduğu araca yönelik gerçekleştirilen EYP'li saldırıda bacağını kaybetti. 2020'de DEAŞ'a biat ederek Faruk Ofisine bağlı şekilde medya biriminde görev aldı. Hakkı Yüksek; DEAŞ'a katılmak için 2016'da Suriye'ye geçiş yaptı. DEAŞ içerisinde silahlı olarak faaliyetlere ve çatışmalara katıldı. DEAŞ'ın kontrol sahasını kaybetmesi üzerine örgütün hücre yapılanması içerisinde faaliyetlerini sürdürdü. Bir dönem Faruk Ofisi (Türkiye Vilayeti) içerisinde faaliyetlerine devam etti. Dokumacı Grubu lideri Mustafa Dokumacı'nın yardımcılığını yaptı, özel işlerini dahi yürüttü. Kadir Demir; çatışma bölgelerinde faaliyet göstermek üzere 2016'te Şanlıurfa'dan Suriye'ye geçiş yaptı. İdlib ve mücaviri alanlarda selefi/tekfiri gruplar ile birlikte faaliyet gösterdi. 2017'de DEAŞ'a biat ederek Faruk Ofisi (Türkiye Vilayeti) içerisinde idari sorumlu olarak faaliyet gösterdi. Faruk Ofisi tarafından gerçekleştirilen eylemler ile bağlantılı olduğu tespit edildi. Çekdar Yılmaz; DEAŞ'a katılmak amacıyla 2017'de Suriye'ye geçiş yaptı. DEAŞ içerisinde aldığı askeri eğitimler akabinde silahlı unsur olarak İdlib bölgesinde faaliyet gösterdi. 2018'de DEAŞ Faruk Ketibesi'ne katılarak medya biriminde faaliyetlerine devam etti. Murat Özdemir; DEAŞ'a katılma amacıyla 2017'de Suriye'ye geçiş yaptı. İdlib bölgesinde DEAŞ içerisinde silahlı eylemlere katıldı. Örgütün kontrol sahasını kaybetmesi akabinde Faruk Ofisi (Türkiye Vilayeti) içerisinde faaliyetlerine devam etti. Ayrıca Esad Rejimine karşı DEAŞ bünyesinde faaliyet yürüttü. İshak Günci; DEAŞ'a katılmak üzere 2017'de Suriye'ye geçiş yaptı. DEAŞ içerisinde silahlı unsur olarak çatışmalara katıldı. Faruk Ofisi içerinde görev aldı. Esad Rejimine karşı havan atışlarına katıldı. DEAŞ içindeki faaliyetlerini yakalanana kadar sürdürdü.

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor Haber

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor

Gazze’deki soykırım ve İran’la süren savaş, İsrail’e yönelik Batı desteğini ilk kez bu ölçekte sorgulatıyor. Kamuoyu araştırmaları, diplomatik gerilimler ve uluslararası hukuk süreçleri birlikte değerlendirildiğinde, işgalci İsrail’in siyasi ve toplumsal düzlemde giderek yalnızlaştığı görülüyor. Gazze'de dünyanın gözleri önünde vahşi İsrail'in yaptığı soykırım ve İran'la yaşanan savaş hem cephe hattında hem de diplomasi sahasında yeni gerçeklikler doğurdu. Sürecin sonunda dikkat çeken en kritik başlıklardan biri ise İsrail’in konumu. Tel Aviv yönetimi, desteğini aldığı ABD ile birlikte askeri baskıyı sürdürse de İran’ın nükleer kapasitesini sınırlayamadı, bölgesel dengeleri kendi lehine kalıcı biçimde çeviremedi ve beklediği uluslararası desteği de eksiksiz biçimde arkasına alamadı. ABD’nin süreci kontrollü tutma eğilimi, Avrupa’da derinleşen görüş ayrılıkları ve uluslararası hukuk zemininde büyüyen dosyalar, İsrail’in hareket alanını daraltan başlıca unsurlar haline geldi. Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo, İsrail’in sahada aktif olmasına rağmen diplomasi ve strateji düzleminde giderek daha yalnız bir pozisyona sürüklendiğine işaret ediyor. Bu yalnızlaşma yalnızca devletler arası ilişkilerde görünmüyor. Gazze’de yaşanan soykırımın ardından Batı kamuoyunda İsrail’e bakış dikkat çekici biçimde sertleşti. ABD’de İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı yüzde 60’a yükseldi. Pew Research Center Netanyahu’ya dünya işlerinde güven duymadığını söyleyenlerin oranı da yüzde 59 oldu. Amerikan araştırma şirketi Gallup’un Şubat 2026 verileri ise daha çarpıcı bir eşiğe işaret ediyor: Amerikalılar ilk kez İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyuyor. 18-34 yaş grubunda Filistinlilere sempati yüzde 53’e çıkarken İsraillilere sempati yüzde 23’te kaldı. Amerikan analiz ve danışmanlık şirketi Gallup Bu tablo, yıllardır İsrail lehine çalışan siyasal ve kültürel anlatının Batı toplumlarında eskisi kadar karşılık bulmadığını gösteriyor. Uluslararası hukuk cephesindeki baskı da artık geçici bir tartışma olmaktan çıktı. Uluslararası Adalet Divanı’nın Güney Afrika’nın başvurusuyla açılan davada verdiği ihtiyati tedbir kararları dosyayı canlı tutarken, Uluslararası Ceza Mahkemesi de 2024 sonunda Başbakan Benyamin Netanyahu ve Savunamö Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı. [UCM, Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı.] İnsan hakları örgütlerinin dili de giderek sertleşti. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2026 Dünya Raporu’nda İsrail’in sivilleri aç bırakmayı savaş yöntemi olarak kullanmasının ve temel hizmetleri mahrum bırakmasının savaş suçu niteliği taşıdığını vurguladı. Uluslararası Af Örgütü ise Aralık 2024’te yayımladığı kapsamlı raporda İsrail’in Gazze’de soykırım işlediği sonucuna vardığını açıkladı. Bu başlıkların hiçbiri artık marjinal çevrelerin iddiası olarak kenara itilemiyor, tam tersine İsrail’in meşruiyet zeminini aşındıran kalıcı kayıtlar haline geliyor. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi de yaptığı değerlendirmede tam bu noktaya dikkat çekiyor. İsrail’in Avrupa nezdinde zaten uzun süredir tam bir rahatlık içinde olmadığını, fakat mevcut süreçte bu mesafenin daha görünür hale geldiğini söylüyor. Çiçekçi’ye göre özellikle Avrupa Birliği’nin normatif siyaset iddiası ile İsrail’in etnodemokrasi karakteri arasındaki gerilim yeni değil. Ancak Gazze ve ardından İran gerilimi bu çelişkiyi daha sert biçimde açığa çıkardı. Aynı değerlendirmede Çiçekçi, hukuki ve diplomatik baskının arttığını ama Amerikan desteği sürdüğü müddetçe bunun tek başına İsrail’i caydırmaya yetmeyeceğini de vurguluyor. Kamuoyu ve siyaset aynı çizgide değil İsrail’in yalnızlaşmasını anlamak için yalnızca hükümetlerin resmi tutumlarına bakmak yetmiyor. Asıl büyük kırılma Batı toplumlarında yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca Holokost sonrası oluşan moral üstünlük, güvenlik söylemi ve güçlü lobi ağları sayesinde İsrail, ABD ve Avrupa’da kendisine geniş bir siyasi koruma alanı açmıştı. Fakat Gazze’den gelen yıkım görüntüleri, açlık ve kitlesel sivil kayıplar bu koruma kalkanını zayıflatmaya başladı. Bugün ortaya çıkan değişim, yalnızca “İsrail eleştirisi arttı” cümlesiyle açıklanamayacak kadar derin. ABD’de genç seçmenlerin, bağımsızların ve Demokrat tabanın önemli bölümünün Filistin’e daha yakın pozisyon alması, Avrupa’da ise İsrail’e net olumlu bakanların birçok ülkede yüzde 20’nin altına düşmesi, meselenin artık gündelik bir dış politika tartışması olmaktan çıktığını gösteriyor. Kamuoyu araştırma şirketi YouGov’un 2025’te altı Batı Avrupa ülkesinde yaptığı ölçümlere göre, İsrail’e net olumsuz bakış Almanya, Fransa, Danimarka, İtalya, İspanya ve Britanya’da son dönemlerin en düşük seviyelerine indi. İspanya’da net beğeni puanı eksi 55’e kadar geriledi. [Gazze soykırımı Avrupa'da halk nezdinde büyük tepkilere neden oldu. Fotoğraf: AA] Bu kırılmanın siyasi düzlemde de karşılığı var. Avrupa Birliği içinde İsrail’e karşı tam bir ortak hat henüz kurulmuş değil. Özellikle Almanya daha frenleyici bir çizgide duruyor. Ama öte yandan İspanya, İrlanda, Belçika, İsveç ve kısmen Fransa gibi aktörler artık daha sert tedbirlerin açık biçimde tartışılmasını istiyor. Örneğin Lüksemburg’daki AB dışişleri bakanları toplantısında İspanya ve İrlanda, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınmasını savundu. Avrupa Komisyonu’nun daha önce ticari yönleri daraltma önerisi masaya gelmişti. Karar çıkmadı ama meselenin bu düzeyde tartışılması bile önemli. Çünkü bu, Avrupa’nın İsrail’le ilişkilerinde eski “otomatik koruma” refleksinin çatladığını gösteriyor. Aynı günlerde Avrupa Konseyi de Gazze’deki “felaket boyutundaki insani durum” nedeniyle İsrail’e yardım girişine engelsiz izin verme çağrısını yineledi. İspanya örneği bu değişimin en görünür yüzlerinden biri oldu. Madrid yönetimi yalnızca Gazze konusunda değil, İran savaşı ve Lübnan saldırıları bağlamında da İsrail’e karşı en sert Avrupa başkentlerinden biri haline geldi. "İki devletten biri soykırım mağduru iken iki devletli bir çözüm mümkün değildir" İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ayrıca İsrail’deki büyükelçisini kalıcı olarak çekti ve iki ülke arasındaki diplomatik kriz derinleşti. Bu durum tek başına “Avrupa İsrail’den koptu” demeye yetmez, fakat İsrail’in Avrupa içinde giderek daha fazla savunmada kaldığını açık biçimde gösterir. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi’ye göre bu durum aslında yeni değil ancak artık daha görünür: “İsrail Avrupa nezdinde zaten güçlü bir zemine sahip değildi. Ancak mevcut süreçte bu mesafe daha belirgin hale geldi. Avrupa’nın normatif değerler çerçevesi ile İsrail’in politikaları arasındaki gerilim uzun süredir vardı.” Hukuki baskı ve İran gerilimi İsrail’in karşı karşıya olduğu bir diğer baskı hattı ise uluslararası hukuk alanında şekilleniyor. Uluslararası mahkemelerde açılan davalar, insan hakları kuruluşlarının sertleşen raporları ve Gazze’de yaşananların hukuki niteliğine dair tartışmalar, İsrail’in meşruiyet zeminini doğrudan etkiliyor. Bu baskı, İran’la yaşanan gerilimle birlikte daha da görünür hale geldi. İsrail’in bölgesel çapta genişleyen askeri hamleleri ve ABD ile kurduğu yakın koordinasyon, özellikle Amerikan kamuoyunda yeni bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Washington’da giderek daha fazla dile getirilen bir görüş, İsrail’in politikalarının ABD’yi daha geniş ve maliyetli bir çatışmanın içine çektiği yönünde. Bu tartışma, Gazze’deki insani krize yönelik tepkilerle birleştiğinde İsrail’e verilen desteğin sorgulanmasına neden oluyor. "Trump'ı bu savaşa Netanyahu sürükledi ve savaş, Epstein dosyalarını örtbas etmek için başlatıldı" Eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris Ancak tüm bu baskıya rağmen İsrail’in sahadaki hareket alanı büyük ölçüde korunuyor. Dr. Ceyhun Çiçekçi bu noktaya dikkat çekiyor: “İsrail’in daha izole bir konuma sürüklenmesi mümkün. Ancak Amerikan desteği sürdüğü sürece bu izolasyonun sahada belirleyici bir etkisi sınırlı kalıyor. Diplomatik baskılar tek başına yeterli değil." Anlatı üstünlüğü kırılıyor: Propaganda gücü zayıflıyor İsrail’in yalnızlaşmasını hızlandıran en kritik başlıklardan biri de yıllardır kurduğu anlatı ve etki alanının zayıflaması. Uzun süre boyunca medya, akademi ve siyasi lobiler üzerinden güçlü bir destek zemini oluşturan İsrail, bu sayede Batı kamuoyunda önemli bir avantaj elde etmişti. Ancak Gazze’den gelen görüntüler ve sahadaki gerçeklik, bu anlatının sürdürülebilirliğini ciddi biçimde zorlamaya başladı. Sosyal medyanın etkisiyle bilgi akışının kontrol edilememesi, özellikle genç kuşaklarda İsrail’e yönelik algının hızla değişmesine neden oldu. Üniversitelerde yükselen protestolar ve akademik boykot çağrıları, bu kırılmanın en somut göstergeleri arasında yer alıyor. Öte yandan Filistin’e yönelik diplomatik destek artarken, İsrail iç siyasetinde de ciddi bir ayrışma yaşanıyor. Savaşın yönetimi ve sonuçları üzerine artan tartışmalar, yalnızlaşmanın yalnızca dış politikayla sınırlı olmadığını gösteriyor. Ortaya çıkan tablo net ancak çok katmanlı. Öncelikle İsrail askeri kapasitesini koruyor, ancak uluslararası sistemdeki meşruiyet zeminini günden güne kaybediyor. Gazze’deki soykırım ve İran’la devam eden savaş, İsrail’in yalnızca diplomatik değil toplumsal ve hukuki düzlemde de baskı altında olduğunu ortaya koyuyor. Bu yalnızlaşma henüz sahada belirleyici bir dengeye dönüşmüş değil. Ancak Batı kamuoyunda değişen algı, uluslararası hukuk mekanizmalarının devreye girmesi ve diplomatik ilişkilerde yaşanan kırılmalar birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in yıllardır sahip olduğu destek yapısının ciddi biçimde aşındığı görülüyor. Bu sürecin kalıcı bir dönüşüme yol açıp açmayacağı ise Batı’nın bu yeni gerçeklikle nasıl yüzleşeceğine bağlı olacak. (TRT)

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.