Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Otizm

bursaarena.com.tr - Otizm haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Otizm haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uzmandan otizm uyarısı: Eğitim yaşam kalitesini belirliyor Haber

Uzmandan otizm uyarısı: Eğitim yaşam kalitesini belirliyor

Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu'nda erken tanı ve bilimsel temelli eğitimin büyük önem taşıdğunu belirterek, ailelerin ilk belirtileri fark ettiklerinde vakit kaybetmeden uzmana başvurmaları gerektiğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu'nun (OSB) nedenleri, erken belirtileri ve tedavi sürecine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Otizmin sosyal iletişim becerilerinde farklılıklar ile sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir durum olduğunu belirten Luş, belirtilerin her bireyde farklı düzeylerde görülebileceğini ifade etti. Bilimsel çalışmaların otizmin ortaya çıkmasında en önemli etkenin genetik yatkınlık olduğunu gösterdiğini vurgulayan Luş, ileri anne ve baba yaşının da risk faktörleri arasında değerlendirildiğini söyledi. Aşıların veya ebeveyn ilgisizliğinin otizme neden olduğuna ilişkin iddiaların ise bilimsel olarak geçerliliğinin bulunmadığını kaydetti. İLK BELİRTİLER BEBEKLİK DÖNEMİNDE GÖRÜLEBİLİYOR Otizmin ilk belirtilerinin çoğunlukla yaşamın ilk yıllarında ortaya çıktığını belirten Luş, isme tepki vermeme, göz teması kurmama, gülümsemeye karşılık vermeme, bakım verenle iletişim kurmakta isteksizlik ve "ce-ee" gibi karşılıklı oyunlara ilgi göstermemenin önemli uyarı işaretleri arasında yer aldığını söyledi. Dil gelişimindeki gecikmelerin de dikkatle takip edilmesi gerektiğini ifade eden Luş, bir yaş civarında anlamlı sözcüklerin başlamaması ve iki yaşında iki kelimelik cümlelerin kurulamamasının uzman değerlendirmesi gerektirdiğini belirtti. Otizm ile zekâ arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını vurgulayan Luş, otizmli bireylerin bilişsel özelliklerinin farklılık gösterebildiğini ifade etti. Bazı bireylerin üstün bilişsel becerilere sahip olabileceğini, bazılarında ise zihinsel gelişim geriliğinin tabloya eşlik edebileceğini belirten Luş, her bireyin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. TANI KLİNİK DEĞERLENDİRMEYLE KONULUYOR Genetik testlerin bazı durumlarda uygulanabildiğini ancak tek başına otizm tanısı koydurmadığını dile getiren Luş, otizmin Down sendromunda olduğu gibi belirli bir gen üzerinden teşhis edilen bir hastalık olmadığını, tanının çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlarının ayrıntılı klinik değerlendirmesiyle konulduğunu ifade etti. Bilimsel olarak etkinliği kanıtlanan temel yaklaşım eğitim Otizm tedavisinde bilimsel etkinliği kanıtlanmış en önemli yöntemin eğitim olduğunu belirten Luş, erken tanı alan ve bireysel ihtiyaçlarına uygun, düzenli eğitim programlarına katılan çocukların sosyal iletişim ve bağımsız yaşam becerilerinde önemli gelişmeler gösterebildiğini söyledi. Otizm şüphesi oluştuğunda ailelerin vakit kaybetmeden uzman desteği alması gerektiğini vurgulayan Luş, doğru tanı, bireyselleştirilmiş eğitim programı ve aileye yönelik rehberlik hizmetlerinin sürecin en önemli basamakları olduğunu belirtti. Erken tanının hem tedavi başarısını hem de bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığına dikkat çekti.

15-19 yaş arası dikkat! 1,2 milyar kişinin ruh sağlığı bozuk! Haber

15-19 yaş arası dikkat! 1,2 milyar kişinin ruh sağlığı bozuk!

Küresel sağlık mimarisini derinden sarsacak veriler, bilim dergisi The Lancet’in son sayısında yayımlandı. Dünya genelinde 1,2 milyar insanın ruhsal bir rahatsızlıkla mücadele ettiğini ortaya koyan çalışma, tarihte ilk kez 15-19 yaş grubunun en kırılgan nüfus haline geldiğini ortaya koydu. Küresel sağlık mimarisini derinden sarsacak veriler, bilim dergisi The Lancet’in son sayısında yayımlandı. Avustralya’daki Queensland Üniversitesi öncülüğünde yürütülen ve 1990 ile 2023 yılları arasındaki süreci kapsayan devasa araştırma; 21 bölge ile 204 ülkedeki durumu masaya yatırdı. Ortaya çıkan sonuçlar, küresel nüfusun yaklaşık her 8 kişisinden birinin klinik düzeyde bir ruhsal bozuklukla yaşamını sürdürdüğünü gösteriyor. Araştırmacılar, toplam vaka sayısının 1990 yılından bu yana yüzde 95,5 oranında astronomik bir artış kaydettiğini bildirdi. EN BÜYÜK RİSK ALTINDAKİ GRUP ARTIK GENÇLER Araştırmanın en çarpıcı ve endişe verici bulgusu, hastalık haritasındaki yaş kırılımında yaşandı. Küresel veri toplama tarihinde ilk kez, ruhsal sorunların en yoğun görüldüğü kitle 15-19 yaş grubu oldu. Geçmiş yıllarda bu liderlik orta yaş grubuna aitken, yeni jenerasyonun maruz kaldığı baskılar istatistikleri tersine çevirdi. Uzmanlar, bu yaş aralığının beyin gelişimi ve sosyal entegrasyon için kritik bir eşik olduğuna dikkat çekerek, bu evrede kronikleşen zihinsel sorunların bireylerin tüm yetişkinlik yaşamında kalıcı hasarlar bırakabileceği uyarısında bulundu. ANKSİYETE VE DEPRESYON VAKALARI KATLANDI Birgün'ün haberine göre çalışmada; depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, şizofreni, otizm, DEHB ve yeme bozuklukları (anoreksiya, bulimia) dahil olmak üzere toplam 12 ana ruhsal bozukluk kategorisi mercek altına alındı. Grafiğin zirvesinde ise adeta bir pandemiye dönüşen kaygı bozuklukları yer alıyor. Anksiyete (Kaygı Bozukluğu): 1990'dan bu yana görülen vaka artış oranı yüzde 158. Majör Depresyon: Aynı dönem aralığında kaydedilen vaka artış oranı yüzde 131. Diğer Ağır Klinik Vakalar: Yaygınlık oranları nispeten düşük olsa da dünya genelinde yaklaşık 26 milyon şizofreni, 14 milyon bulimia ve 4 milyon anoreksiya vakası bulunduğu tahmin ediliyor. Araştırma, cinsiyet dağılımında da belirgin farklılıklar ortaya koydu. Zihinsel ve duygu durum bozukluklarının büyük bir kısmı kadınlarda daha yoğun gözlemlenirken; otizm, DEHB ve bazı yıkıcı davranış bozukluklarının erkeklerde daha sık izlendiği belirlendi. Hastalıkların toplumsal ve ekonomik maliyetini ölçmek için kullanılan "Engelliliğe Bağlı Yaşam Yılı" (DALY - Sağlıklı bir yaşam yılının kaybı) kriterine göre, ruh sağlığı sorunları dünya genelinde en büyük işlev kaybı yaratan faktörlerden biri haline geldi. Queensland Üniversitesi'nden çalışmanın başyazarı Damian Santomauro, sonuçların şoke edici olduğunu belirterek, "Ruhsal bozukluklar artık sadece bireysel birer acı kaynağı değil; üretkenliğin düşmesi, iş gücü kayıpları ve sağlık sistemlerinin kilitlenmesi yoluyla hükümetleri ve küresel ekonomiyi tehdit eden kolektif bir krizdir. Çözüm için küresel liderlik şart" ifadelerini kullandı. TETİĞİ ÇEKEN FAKTÖRLER VE ÇÖZÜM ARAYIŞI Uzmanlar, KOVID-19 pandemisinin küresel ruh sağlığı üzerinde bıraktığı yıkıcı tortunun halen temizlenemediğini, kaygı ve depresyon seviyelerinin pandemi öncesi normlara geri dönemediğini vurguluyor. Rapora göre modern dünyada zihinsel çöküşü hızlandıran temel makro etkenler ise şunlar: Ekonomik güvensizlik, yoksulluk ve derinleşen gelir adaletsizliği Bölgesel savaşlar, siyasi çatışmalar ve göç dalgaları Sosyal izolasyon, dijitalleşmenin getirdiği ayrımcılık ve beden imajı illüzyonları Gıda güvensizliği ve küresel çevresel tehditler Bilim insanları, vaka sayılarındaki geometrik artışa karşın ülkelerin ruh sağlığı hizmet kapasitelerinin ve bütçelerinin aynı hızda genişlemediği konusunda kritik bir uyarıda bulunuyor. Klinik tedavilerin yanı sıra; iş-yaşam dengesi, kaliteli uyku, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme ve dijital detoks içeren güçlü sosyal ilişkilerin koruyucu birer kalkan olarak hayatın merkezine alınması gerektiği tavsiye ediliyor. (Türktime)

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.