Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Orta Doğu

bursaarena.com.tr - Orta Doğu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orta Doğu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Medvedev: Dünya, Batı'nın kendi düzenini dayatmasından yoruldu Haber

Medvedev: Dünya, Batı'nın kendi düzenini dayatmasından yoruldu

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, Orta Doğu’daki çatışmanın dünyanın Batılı ülkelerin aldığı kararların tek kutuplu niteliğinden ve Batı’nın kendi “kurallara dayalı düzenini” dayatmasından yorulduğunu gösterdiğini belirterek uluslararası sistemin çok kutupluluğa yönelmesi gerektiğini savundu. Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, İran İslam Cumhuriyeti Devlet Radyo ve Televizyon Kurumu'na konuştu. 'Rusya ne Avrupa'yı ne de Batı'yı tehdit ediyor' Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, Rusya'nın ne Avrupa'da ne de Batı'da hiç kimseyi tehdit etmediğini ve Moskova'nın onlardan normal diyalog ve sakin iş birliği dışında bir beklentisi olmadığı dile getirdi. Medvedev açıklamasında şu cümleleri kaydetti: Bizi tehdit olarak görüyorlarsa bu, en azından Rusya'nın gücü olduğunu ve bunun hesaba katılması gerektiğini gösterir. Ancak biz ne Avrupa'da ne de Batı'da hiç kimseyi tehdit ediyoruz. Orada, Rusya yönetiminin de defalarca ifade ettiği üzere, Avrupa devletleriyle normal ilişkiler kurmak dışında özel bir çıkarımız yok. Onlardan tam anlamıyla normal bir diyalog ve sakin bir iş birliğinden başka hiçbir şey istemiyoruz. İstiyorlarsa bunu yapacağız. Bizi tehdit olarak görüyorlarsa, öyle olsun. Medvedev tüm bu yaşananların, 'Rusya tehdidinin' kamuoyunu manipüle etmek, parlamentoda oy toplamak, seçimleri kazanmak ve 'kendi askeri bütçeleri için para koparmak' amacıyla öne sürülen bir bahaneden ibaret olduğunu vurguladı. 'Rusya Batı ile ilişkiler kurmaya çalıştı ancak Batı bunları bozdu' Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev Rusya'nın Batı ile normal ilişkiler kurmaya çalıştığını ancak Batı'nın iş birliğini reddederek ve yaptırım uygulayarak bunları bozduğunu dile getirdi. Medvedev Batı'nın şimdi pahalı yakıt, yüksek enflasyon ve temel ürünlerdeki kıtlıkla bunun sonuçlarını yaşadığını söyledi. Medvedev, İran İslam Cumhuriyeti Devlet Radyo ve Televizyon Kurumu'na verdiği röportajda, Rusya ile Batı arasındaki ilişkilerin neden yeniden kurulamadığı sorusuna şu yanıtı verdi: Evet, hem ben hem de meslektaşlarım onlarla tam anlamıyla normal ilişkiler kurmaya çalıştık. O dönemde aktif ekonomik ilişkilerimiz vardı. Ancak bunların hepsini onlar bozdu. Bundan onlar sorumlu. Yaptırım uyguladılar. İş birliğini reddettiler. Şimdi sonuçlarına katlansınlar. Artık pahalı gaz ve benzin kullanıyorlar. Bir dizi temel üründe sıkıntı yaşıyorlar. Yüksek enflasyonla karşı karşıyalar ve aslında bu sorunları kendileri yarattılar. Bırakın sonuçlarının tadını çıkarsınlar. 'Rusya çatışma aramıyor ve eşit ortaklıktan yana' Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, Moskova'nın diğer ülkelerle eşit ortaklıktan yana olduğunu dile getirerek Rusya'nın çatışma aramadığını ve küresel güvenlik mimarisinde başka bir ülkenin yerini almaya çalışmadığının altını çizdi. Medvedev, İran İslam Cumhuriyeti Devlet Radyo ve Televizyon Kurumu'na verdiği röportajda, “Başkasının yerini almaya çalışmıyoruz. Batı ülkelerinden farklı olarak böyle bir hedefimiz yok. Kendi çıkarlarımız var, Rusya adında büyük bir ülkemiz var. Kimseye baskı yapmaya çalışmıyoruz, herhangi biriyle çatışmayı düşünmüyoruz. İran da dahil olmak üzere komşularımızla dostane ilişkiler kurmak bizi tamamen memnun ediyor” dedi. Rusya'nın büyük bir ülke, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi ve nükleer güç olarak sorumluluğunun farkında olduğunu belirten Medvedev, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in de bunu her zaman dile getirdiğini hatırlatarak, “Ancak hakimiyet kurmaya çalışmıyoruz. Dostlarımız ve komşularımızla eşit ortaklarız” ifadelerini kullandı. 'ABD’nin diğer ülkelerdeki üsleri onlar için yalnızca sorun kaynağı haline geldi' Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, Amerikan askerî üslerinin başlangıçta güvenlik garantisi olarak görülmelerine rağmen, diğer ülkelerin topraklarında onlar için yalnızca bir sorun kaynağı haline geldiğini dile getirdi. Medvedev açıklamasında şu cümleleri kaydetti: Örneğin uzun süre bölgede istikrarın bir unsuru ve güvenliğin sağlanmasının temel taşı olarak görülen aynı Amerikan üslerinden söz edecek olursak, sonuçta hangi güvenliği sağladılar? İyi kalpli Sam Amca’nın gelip herkesin işini çözeceğine yönelik beklentiler gerçekleşmedi. Bu üsler, esas itibarıyla, topraklarında bulundukları ülkeler açısından birer sorun kaynağına dönüştü. 'Dünya, Batı'dan yoruldu' Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, Orta Doğu’daki çatışmadan çıkarılması gereken temel dersin, dünyanın kurallara dayalı Batı düzeninden yorulduğu ve çok kutupluluğa yönelmesi gerektiği olduğunu dile getirdi. Medvedev açıklamasında şu cümleleri kaydetti: Bütün bunlar, dünyanın Batılı ülkelerin aldığı bir dizi kararın tek kutuplu niteliğinden yorulduğu anlamına geliyor. Onların sözde kurallara dayalı düzeni dayatmasından, yani kendi düzenlerini dayatmalarından, yoruldu. Medvedev açıklamasında, "Dünya çok kutupluluğa doğru ilerlemeli, tek bir devletin değil, tüm devletlerin görüşlerini dikkate almalıdır. Bu yıl meydana gelen olaylardan [Orta Doğu’daki olaylardan] çıkarılması gereken temel ders budur" dedi. 'Bazı ülkeler Güney Kafkasya ülkelerini karıştırmaya çalışıyor' Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, bazı devletlerin Güney Kafkasya ülkelerini bölmeye, orada bir şeyler 'karıştırmaya' çalıştığını belirterek Rusya'nın bunu ihtiyatla gözlemlediğini dile getirdi. Medvedev açıklamasında, “Kafkasya’ya gelince, evet, bazı devletler şu anda orada bir şeyler karıştırmaya çalışıyor. Güney Kafkasya ülkelerini bölmeye çalışıyorlar. Bu doğru. Biz bunu ihtiyatla gözlemliyoruz” dedi. Medvedev, Batı dünyasının önce Gürcistan’a NATO’ya katılmasını önerdiğini ve bundan hiçbir iyi sonuç çıkmadığını belirterek, "Gürcistan hala NATO üyesi değil. Mevcut yönetimi bunun görünüşe göre yanlış bir yaklaşım olduğunu anlıyor. Bütün bunlar çatışmaya yol açtı” dedi. Medvedev şimdi ise Ermenistan’daki durumun değiştiğini ve ülke yönetiminin cumhuriyetin gelişme yönünü değiştirmeyi doğru bulduğunu vurguladı. Medvedev, Rusya’nın Kafkasya da dahil olmak üzere bölgesel sorunlarıyla kendi başına ilgilendiğini dile getirerek Rusya’nın Kafkasya’nın bir parçası olduğunu ve bu nedenle bölge ülkeleriyle 'dostluk kurmak, ticaret yapmak ve gelişmek' için ortak hareket edeceği herhangi birine ihtiyaç duymadığını ifade etti. 'Batı ülkeleri yalnızca Anglo-Sakson dünyasını sevenleri seviyor' Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, Batı ülkelerinin yalnızca Anglo-Sakson dünyasını sevenleri sevdiğini söyledi. Medvedev, uluslararası medyanın şu anda Rusya ve İran’ı desteklemediğini belirterek Batılıların 'genel olarak vatanseverleri sevmediği' yönündeki yorumuna katıldığını ifade etti. Medvedev açıklamasında şu cümleleri kaydetti: Doğru. Çünkü kendi ülkelerini sevenleri sevmiyorlar. Yalnızca Anglo-Sakson dünyasını sevenleri seviyorlar. Ancak dünya çok daha karmaşık. Rusya var, İran var, Çin var, Hindistan var, Küresel Güney var. Dünyamızı güzel yapan da budur. ‘Batı hala diğer devletlere sömürgeci anlayışlar temelinde davranıyor’ Medvedev açıklamasında, Batı’nın diğer ülkelere yönelik tutumunun hala sömürgeci anlayışlar temelinde şekillendiğini belirterek bunun yerini çok kutuplu bir düzene bırakması gerektiğini kaydetti. Medvedev yeni uluslararası güvenlik mimarisi açısından temel görevin, karar alma süreçlerindeki tek kutuplu düzenden uzaklaşmak, tek kutuplu dünya düzenini ve yeni sömürgeci ilişkiler sistemini yıkmak olduğunu belirterek şu cümleleri kaydetti: Çünkü Batı dünyası, Batılı ülkeler diğer devletlere, Küresel Güney ülkeleri de ddhil olmak üzere, hala sömürgeci anlayışlar temelinde davranıyor: ‘Biz büyükleriz. Biz güçlüyüz, biz gelişmişiz, siz de bize boyun eğmelisiniz.’ Bu nedenle bugün asıl mesele, çok kutuplu, çok renkli bir dünya tablosunun oluşturulmasıdır. Biz ve ortaklarımız, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS çerçevesinde de bunun için çalışıyoruz.

MSB: 'Terörsüz Türkiye' sağlıklı ve istikrarlı şekilde ilerlemeli Haber

MSB: 'Terörsüz Türkiye' sağlıklı ve istikrarlı şekilde ilerlemeli

Millî Savunma Bakanlığı, Büyük Taarruz’un 104’üncü yıl dönümü dolayısıyla Afyonkarahisar’da düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında, “Terörsüz Türkiye” süreci, Suriye’deki gelişmeler ve Doğu Akdeniz-Ege hattındaki son duruma ilişkin önemli mesajlar verdi. ANKARA (İGFA) - Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından Zabit Yurdu’nda gerçekleştirilen toplantının ardından basın mensuplarının soruları da yanıtlandı. MSB kaynakları, Sayın Bakanın da görev aldığı Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında ilk toplantısını yaptığını, çalışmaların yürütülmesine ilişkin usul ve esasların ele alındığını ve dört alt komisyon kurulmasının kararlaştırıldığını bildirdi. Açıklamada, alt komisyonların teşkiline yönelik çalışmaların ilgili kurumlarla koordinasyon içinde sürdüğü belirtilerek, “Terörsüz Türkiye” sürecinin sağlıklı ve istikrarlı şekilde ilerlemesinin önemli olduğu vurgulandı. Bakanlık, terör örgütü ve bağlantılı yapıların fiilî varlığının sona erdiğinin ve silah-mühimmatın tamamının teslim edildiğinin tespitine yönelik görevini ilgili kurumlarla koordinasyon içinde sürdüreceğini ifade etti. SURİYE VE SDG VURGUSU Açıklamada, SDG’nin feshi ve Suriye devlet kurumlarına entegrasyonunun, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması ile “Tek Devlet, Tek Ordu” anlayışının güçlendirilmesi açısından önemli bir gelişme olduğu kaydedildi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Suriye’de oluşan olumlu ivmenin ülke geneline yayılması, istikrarın kalıcı hâle getirilmesi ve Suriye ordusunun özellikle terörle mücadele kapasitesinin geliştirilmesine desteğini, mevcut askerî iş birliği anlaşması çerçevesinde sürdüreceği belirtildi. Orta Doğu’daki gelişmeler kapsamında; İsrail’in; Gazze, Lübnan ve Suriye’deki saldırgan tutumu ve yayılmacı politikası, bölgedeki kalıcı barış ve istikrarın önündeki en büyük engel olarak durmaya devam ediyor.#MillîSavunmaBakanlığı pic.twitter.com/0jUb5JcPM3 — T.C. Millî Savunma Bakanlığı (@tcsavunma) August 27, 2026 İSRAİL’İN SURİYE SALDIRILARI TAKİP EDİLİYOR MSB, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını yakından takip ettiklerini ve bu saldırılara bir an önce son verilmesi gerektiğini bir kez daha yineledi. ABD makamlarının Suriye’yi de kapsayacak bir çatışmasızlık mekanizması tesisine ilişkin girişimlerine dair açıklama ve haberlerin de izlendiği belirtilerek, Bakanlığa iletilmiş resmî bir talep bulunmadığı, böyle bir talep olması hâlinde konunun ilgili makamlarla koordinasyon içinde değerlendirileceği aktarıldı. RODOS İÇİN İHA ÜSSÜ İDDİASINA TEPKİ Açıklamada ayrıca, Rodos Adası’nın gayriaskerî statüsünün uluslararası antlaşmalarla açık ve bağlayıcı biçimde düzenlendiği hatırlatıldı. Bu statüyü ihlal edecek herhangi bir girişimin, Yunanistan’ın uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleriyle bağdaşmayacağı vurgulandı. Bu kapsamda, Rodos’ta İHA üssü kurulmasına yönelik olası bir adımın adanın gayriaskeri statüsünü ihlal edeceği, aynı zamanda Ege’de barış ve istikrara ile iyi komşuluk ilişkilerine zarar vereceği ifade edildi. Türkiye’nin, uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan hak ve menfaatlerini kararlılıkla korumaya devam edeceği de vurgulandı.

Emekli büyükelçiler değerlendirdi: Mekke Anlaşması, Türkiye'yi nasıl etkileyecek, "taraflardan birine saldırı diğerlerine de saldırıdır" vurgusu ne anlama geliyor? Haber

Emekli büyükelçiler değerlendirdi: Mekke Anlaşması, Türkiye'yi nasıl etkileyecek, "taraflardan birine saldırı diğerlerine de saldırıdır" vurgusu ne anlama geliyor?

Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaş, bölge ülkelerine de sirayet ederken, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bölgesel güvenlik için Mekke Anlaşması’nı imzaladı. Suudi Arabistan’da imzalanan anlaşma kapsamında taraflardan birine yapılan bir saldırı, anlaşmanın tüm taraflarına yapılmış sayılacak. Bölgede İran savaşından bu yana tırmanan gerilim sürecinde bu maddenin nasıl işleyeceği tartışılırken emekli büyükelçiler, anlaşmanın tam metni görülmeden uygulamanın nasıl işleyeceğinin bilinemeyeceğini vurgularken, anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmalarının önüne geçmeyeceğini belirtiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke’de düzenlenen Ortak Savunma Zirvesi’nde üçlü savunma anlaşmasını imzaladı. Anlaşmaya ilişkin üç ülkeden yapılan ortak açıklamada savunma anlaşmasının “bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmeyi, güvenli ve müreffeh bir gelecek için ortak hareket etmeyi” amaçladığı belirtildi. Kolektif caydırıcılığı güçlendirme amacı taşıdığı belirtilen anlaşmaya ilişkin yapılan ortak açıklamada “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma iş birliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir,” denildi. Emekli Büyükelçi Cengiz Fırat, T24'e yaptığı değerlendirmede zamanlamaya dikkat çekerek Mekke Anlaşması'nın, İsrail'in genişlemeye yönelik adımlar attığı, Hürmüz Boğazı'nın kapatıldığı ve İran'ın bölge ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği bir dönemde imzalandığını söyledi. Fırat, İran savaşının başlamasından bu yana Suudi Arabistan'ın ABD'nin güvenlik şemsiyesinin yeterli olmadığını gördüğünü belirterek, Washington'ın tüm gücünü İsrail'i savunmaya yönelttiğinin ve bu nedenle Körfez'deki ortaklarına yeterli caydırıcılığı sağlayamadığının ortaya çıktığını ifade etti. Üç ülkenin de bölgede kritik güç unsurlarına sahip olduğunu belirten Fırat, Pakistan’ın bölgede büyük ve güçlü bir ülke olduğunu, İslam dünyasında nükleer silaha sahip tek ülke konumunda bulunduğunu ve oldukça gelişmiş bir savunma sanayisine sahip olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan’ın İslam dünyası açısından önemli, stratejik öneme ve ekonomik zenginliğe sahip bir G20 ülkesi olduğunu belirten Fırat, Türkiye’nin ise hem Doğu hem Batı ile ilişkileri bulunan, NATO üyesi, Avrupa Birliği ile yakın ilişki içinde olan ve bölgenin en güçlü savunma sanayilerinden birine sahip ülkelerden biri olduğunu belirtti. Fırat’a göre anlaşmayla birlikte üç ülkenin birbirini tamamlayan güç unsurları bir araya geliyor. “Zamanla başka ülkeler de katılabilir” Suudi Arabistan ile Pakistan arasında daha önce de benzer bir anlaşma bulunduğunu hatırlatan Fırat, Mekke Anlaşması’nın herhangi bir gruba ya da ülkeye karşı yapılmadığının altını çizdi. Anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmalarının önüne geçmeyeceğini vurgulayan Fırat, anlaşmanın diğer ülkelerin katılımına da açık olduğunu ve zaman içinde bölge ülkelerinin de katılmasını beklediğini söyledi. 
“Metninin tamamını görmeden uygulamayı bilemeyiz” Bölgede güç dengelerinin değiştiğini ifade eden Fırat, Suudi Arabistan’ın son dönemde Husiler tarafından uğradığı saldırılar göz önüne alındığında Mekke Anlaşması’nın “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağı” vurgusunu değerlendirirken anlaşmanın tam metninin görülmediğini vurguladı. Şu aşamada yalnızca ortak açıklamanın görüldüğünü belirten Fırat, anlaşmanın tam metni görülmeden uygulamanın nasıl olacağının bilinemeyeceğini söyledi. Suudi Arabistan ile Pakistan’ın bir süredir benzer bir anlaşma içinde olduğunu hatırlatan Fırat, daha önce Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarında Pakistan’ın devreye girdiğinin görülmediğine dikkat çekti. Fırat'a göre; mevcut bilgiler, anlaşmanın caydırıcılık, hava savunması ve silah sistemleri ile askerî eğitim ve işbirliği gibi başlıklar üzerine şekilleneceğini gösteriyor. Üç ülkeden birinin başka bir devletin saldırısına uğraması hâlinde tarafların nasıl hareket edeceğine ilişkin ise henüz bir bilgi bulunmuyor. Bunun nasıl düzenlendiği ancak anlaşma metninin yayımlanmasıyla netlik kazanacak. “Detay verilmedikçe uygulanabilirliği tartışmalı” Emekli Büyükelçi Şafak Göktürk de, X hesabından paylaştığı değerlendirmesinde, anlaşmada yer alan “birine silahlı saldırı, üçüne yapılmış sayılır” ifadesinin güçlü görünmesine karşın, bunun pratikte nasıl işleyeceğinin henüz belirsiz olduğuna dikkati çekti. Anlaşmanın tam metninin bilinmediğini hatırlatan Göktürk, NATO’nun 5. maddesini çağrıştıran bu hükmün, hangi ortak varlıkların korunacağı ve saldırı halinde nasıl bir mekanizmanın devreye gireceği açıkça belirlenmediği sürece uygulanabilirliğinin tartışmalı kalacağını belirtti. 5. madde nedir? NATO'nun ortak savunma ilkesi olan ve müttefiklerden birine yapılan saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağı temeline dayanan Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. maddesinde şu ifadelere yer veriliyor: "Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldırı olursa Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. "Böylesi herhangi bir saldırı ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilecekti Anlaşmanın yalnızca metindeki güvenlik taahhütleri üzerinden değil, imzalandığı siyasi süreç ve bölgesel bağlamla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Göktürk, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ABD ile müttefiklik ilişkilerine rağmen Washington’ın sunduğu güvenlik güvencelerinin yeterliliğine ilişkin soru işaretlerinin arttığına işaret etti. Göktürk’e göre anlaşma, üç ülkenin güvenliklerini tek bir müttefike dayandırmak yerine farklı işbirlikleriyle destekleme, yani “katmanlı güvenlik” arayışını ortaya koyuyor. Bunun anlaşmanın askeri boyutunun yanı sıra siyasi niyetini de öne çıkardığını belirten Göktürk, Ortadoğu’nun uzun süreli bir “barışsızlık” dönemine girebileceğini ve bu süreçte diplomasiyle güç gösterisinin iç içe ilerleyeceğini ifade etti. BM’nin 51’inci maddesi vurgusu Anlaşmayla ilgili Anadolu Ajansı’na değerlendirmelerde bulunan yetkiler, anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçladığının altını çizdi. Yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi. 51. madde nedir? "İşbu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler Üyelerinden birinin silahlı bir saldırmaya hedef olması halinde, Güvenlik Meclisi milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için lüzumlu tedbirleri alıncaya kadar, tabii olan münferit veya müşterek meşru müdafaa hakkına halel getirmez. Bu meşru müdafaa hakkını kullanarak Üyelerin aldığı tedbirler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilir ve Konsey'in, işbu Antlaşmaya dayanarak milletlerarası barış ve güvenliğin muhafaza veya iadesi için lüzumlu göreceği şekilde her an hareket etmek yetki ve ödevine hiçbir veçhile tesir etmez Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bugün CNN Türk yayınında Mekke Anlaşması'na ilişkin soruları yanıtladı. Yılmaz, anlaşmayı herhangi bir tarafa, kişiye ve kuruma karşı bir tehdit olarak görmemek gerektiğini vurgulayarak, "Bu birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil. Tam aksine belli konularda gerilimler ortaya çıkmasın diye caydırıcılığı güçlendirmek için oluşturulmuş bir yapı. Dolayısıyla esas itibarıyla caydırıcı bir mekanizma. Bir taraftan da savunma sanayisi başta olmak üzere işbirliğini artırıcı bir mekanizma. Bu bizim NATO'ya veya içinde bulunduğumuz herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil. Bunun da altını çizmemiz lazım." diye konuştu. Yılmaz, milli muharip uçak KAAN'ın olgunlaşma sürecine Suudi Arabistan'dan ortaklık veya bir finans katkısı olup olmayacağı sorusu üzerine "Kesinlikle olabilir, neden olmasın" yanıtını verdi. ABD'nin F-35 üretim sürecine başka ülkeleri de kattığını hatırlatan Yılmaz şöyle devam etti: "Bu tür yüksek maliyet, geniş pazar, ciddi bir katkı gerektiren projelerde platformlar oluşturmak ve olabildiğince çok dost ve kardeş ülkeyi bu sürece dahil etmek çok anlamlı. Teknolojik olarak da ekonomik olarak da pazarlama imkanları bakımından da Türkiye de bu noktada belli bir eşiğe gelmiş durumda. KAAN da başka projeler de olabilir. Ürün bazında birçok ülkeyi işin içine katan, sorumlulukları paylaşan, aynı zamanda hepsinin de katkısını alarak projelerin niteliğini artıran bir çabanın çok doğru olacağını düşünüyorum."

Siyasi analist Zülfükaroğlu: ABD-Türkiye ilişkilerindeki yakınlaşma İsrail'i rahatsız ediyor Haber

Siyasi analist Zülfükaroğlu: ABD-Türkiye ilişkilerindeki yakınlaşma İsrail'i rahatsız ediyor

Azerbaycan Adalet, Hukuk, Demokrasi (AHD) Partisi Yönetim Kurulu Üyesi, siyasi analist ve İGF Azerbaycan Temsilcisi Ali Zülfükaroğlu, ABD'nin Orta Doğu politikası, Türkiye-ABD ilişkileri ve F-35 sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Zülfükaroğlu, bölgede yaşanan gelişmelerin Türkiye'nin stratejik önemini artırdığını savundu. AZERBAYCAN (İGFA) - Adalet, Hukuk, Demokrasi (AHD) Partisi Yönetim Kurulu Üyesi, siyasi analist ve İGF Azerbaycan Temsilcisi Ali Zülfükaroğlu, Türkiye-ABD ilişkileri ile Orta Doğu'daki son gelişmelere ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Zülfükaroğlu, ABD'nin bölgedeki ekonomik ve jeopolitik dengeler nedeniyle Türkiye ile daha yakın iş birliği arayışında olduğunu öne sürerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki diyaloğun iki ülke ilişkilerine olumlu yansıdığını ifade etti. İsrail'in, Ankara-Washington hattındaki olası yakınlaşmadan rahatsız olduğunu savunan Zülfükaroğlu, özellikle Suriye'de Türkiye'nin etkinliğinin artmasının Tel Aviv yönetiminin bölgesel politikalarını zorlaştırdığını ileri sürdü. "F-35 SÜRECİ STRATEJİK DENGENİN PARÇASI" Türkiye'nin F-35 programından çıkarılmasında İsrail yanlısı çevrelerin etkili olduğunu iddia eden Zülfükaroğlu, bugün gelinen noktada bölgesel gelişmelerin Washington'un yaklaşımını değiştirdiğini savundu. İran-İsrail geriliminin ardından ABD iç siyasetinde dengelerin değiştiğini öne süren Zülfükaroğlu, bu durumun Türkiye'nin F-35 konusundaki beklentilerini güçlendirdiğini ifade etti. "TÜRKİYE BÖLGESEL GÜCÜNÜ ARTIRIYOR" Bölgedeki gelişmelerin Türkiye'nin lehine ilerlediğini savunan Zülfükaroğlu, Türk diplomasisinin son dönemde etkili adımlar attığını belirterek, Türkiye'nin askeri ve diplomatik kapasitesinin bölgesel dengelerde daha belirleyici hale geldiğini dile getirdi. Zülfükaroğlu, Türkiye'nin F-35 programına yeniden dahil olmasının gerçekleşmesi halinde bunun Orta Doğu'daki güç dengeleri açısından önemli sonuçlar doğuracağını ileri sürdü.

NATO Zirvesi | Erdoğan, "Birlik üyesi olmayanların dışlanması Avrupa'da suni bölünmeye yol açar" Haber

NATO Zirvesi | Erdoğan, "Birlik üyesi olmayanların dışlanması Avrupa'da suni bölünmeye yol açar"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi'nde kapalı oturum öncesi açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada Avrupalı NATO müttefiklerine seslenerek "Aklın ve mantığın emrettiği bir iş birliği modeli mümkünken, birlik üyesi olmayan müttefiklerin dışlanması, kısıtlı kaynakların boşa sarfedilmesine ve Avrupa’da hiç arzu etmediğimiz bir suni bölünmeye yol açacaktır." ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Zirvesi öncesi müttefik liderlere yaptığı konuşmada NATO 3.0 vizyonuna, Rusya-Ukrayna savaşına, İran savaşına ve Gazze konularına değindi. Erdoğan, Avrupalı müttefiklere NATO için daha fazla sorumluluk almaları çağrısı yaptı. Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: "Türkiye olarak 2030 yılından önce savunma harcamalarımızın oranını yüzde 3,5 düzeyine yükseltmek için tedbirlerimizi aldık. Güvenlik ve dayanıklılıkla bağlantılı harcamalarda ise şimdiden yüzde 1,5’luk bütçe payına ulaştık. Böylece yüzde 5 hedefine Lahey’de belirlenen 2035 yılından 5 sene önce erişmeyi hedefliyoruz. Kuşkusuz ülkemizin asıl başarısı savunma sanayiindeki atılımdadır. Üretim ve ihracat kapasitesi itibariyle dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girdik. İttifakta bize tahsis edilen 361 yetenek hedefinin neredeyse tamamını 3 yıl içinde taahhüt edilen tarihinin öncesinde karşılamış olacağız. İttifakımızda eksikliği en çok hissedilen hava ve füze savunma kabiliyetlerine, çelik kubbe projemizle 24 milyar dolar ilave bütçe ayırdık. Avrupa’daki en büyü kara ordusuna sahip ülke olarak yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan aşamada ittifakın hizmetine sunmanın gayretindeyiz." NATO 3.0 hedefine en kısa sürede ulaşmamız için şu iki hususa özellikle dikkat çekmek isterim. Birincisi savunma sanayii başta olmak üzer e savunma iş birliğinde müttefikler arasındaki kısıtlamaların kaldırılmasıdır. Savunma sanayii forumunda bu mesajın hem endüstri hem hükümet yetkilileri tarafından vurgulanmış olmasını memnuniyetle karşılıyorum. İkincisi Avrupalı müttefikler olarak kıta savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenirken ittifakın bütünlüğünü ve transatlantik ilişkileri zayıflatabilecek tasarruflardan da kaçınmamız gerekiyor. Burada özellikle Avrupa birliği üyesi müttefiklerimize seslenmek istiyorum. Birliğin güvenlik alanındaki çabalarında azami fayda, ancak ve ancak NATO ile gereksiz tekrarlardan kaçınılmasıyla mümkün olabilir. Aklın ve mantığın emrettiği bir iş birliği modeli mümkünken, birlik üyesi olmayan müttefiklerin dışlanması, kısıtlı kaynakların boşa sarfedilmesine ve Avrupa’da hiç arzu etmediğimiz bir suni bölünmeye yol açacaktır. Bu tutumun genel sekreterin işaret ettiği transatlantik savunma sanayii altyapısına hizmet etmediği de açıktır" İran krizinin çözüm yoluna girmesinde sabotaj teşebbüslerine rağmen dostum sayın Trump’ın sergilediği kararlı tutumu takdirle karşılıyorum. Diplomatik çabalarımıza ilave olarak Hürmüz Boğazı’nın mayınlardan temizlenmesi için gerekli katkıyı vermeye hazırız. Bu vesile ile Türkiye’yi hedef alan füzelere karşı NATO unsurları tarafından sağlanan destek için ABD ve İspanya başta olmak üzere ilave hava savunma bataryaları konuşlandıran Almanya ve İtalya’ya teşekkürlerimizi ifade ediyorum. Orta Doğu’da kalıcı barış anahtarının iki devletli çözüm olduğunu bir kez daha vurguluyorum özellikle Gazze ve Lübnan’da sükûnetin sağlanması için hepimize görev düştüğünü ifade etmek istiyorum. Son olarak terörün tüm biçim ve tezahürleriyle mücadele konusunda tam bir dayanışma içerisinde olmamız gerektiğini hatırlatıyorum. Terörle mücadele için tam bir mücadele içinde olmamız gerektiğini hatırlatıyor; Ankara Zirvesi'nin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

NATO Zirvesi neden önemli, Ankara'da hangi kararlar alınabilir? Haber

NATO Zirvesi neden önemli, Ankara'da hangi kararlar alınabilir?

Yarın Ankara'da başlayacak ve iki gün sürecek NATO Zirvesi, gerek ittifakın ABD yönetiminin yaklaşımı nedeniyle içinden geçtiği zorlu dönem gerekse uluslararası konjonktür nedeniyle önem düzeyi en yüksek toplantılardan biri olarak görülüyor. Uluslararası jeopolitik şartların geldiği nokta itibarıyla NATO müttefikleri belirleyici nitelikte kararlar alabilir. Bu durum, hem NATO hem de ittifakın görev alanına giren coğrafya açısından geçerli. Zirve, özellikle ABD'de Ocak 2025'te başlayan ikinci Donald Trump döneminde NATO içi tartışma ve gerginliklerin hiç eksik olmadığı ve eskisine oranla çok daha yoğun yaşandığı bir dönemde yapılacak. ABD'nin Avrupa'daki uzun vadeli rolüne ilişkin belirsizlik tamamen giderilebilmiş değil. Bu belirsizlik de NATO'nun ihtilaf potansiyeli yüksek bir ittifak görünümünün sürmesine neden oluyor. Avrupa, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana kendisini en fazla tehdit altında hissettiği dönemlerden birinden geçiyor. Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisi de bir süredir ciddi sınamalarla karşı karşıya. Rusya'nın Şubat 2022'de başlattığı Ukrayna savaşı, Çin'in stratejik rakip olarak yükselişinin sürmesi, Orta Doğu'da ABD-İsrail/İran savaşının iyice derinleştirdiği istikrarsızlık bunlardan öne çıkanlar. NATO'nun görev alanına giren coğrafi bölgelerde sorunlu alanların sayısının aynı anda bu kadar artıp çoğu noktada kesişmesi, örneğine çok rastlanan bir durum değil. NATO, böyle bir ortamda üyeleri arasındaki farklı perspektifleri uyumlu hale getirme ve stratejik yönü konusunda belirleyici kararlar alma aşamasında. Tüm bu tablo dikkate alındığında Ankara Zirvesi, NATO açısından bir siyasi stres testi niteliğinde olacak. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 2 Temmuz'da yaptığı açıklamada, "İnsanlık tarihinin belki en başarılı güvenlik ittifaklarından birinin bu tarihi dönemeçte, eşikte, bu kadar belirsizliğin olduğu bir dönemde bir araya geliyor olması bence tarihte görülen NATO tarihinin en büyük zirvesi olacak" dedi. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de 18 Haziran'daki NATO Savunma Bakanları Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, Ankara Zirvesi'ni yalnızca bir liderler toplantısı olarak görmediklerinin altını çizmişti: "Bu zirvenin, NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığını ortaya koyacağı ve geleceğe yönelik stratejik yöneliminin şekilleneceği önemli bir dönüm noktası olacağını değerlendiriyoruz." Bazı diplomatlar Atlantik'in iki yakasında yaşanan sorun ve gerginlikler dikkate alındığında, Trump'ın zirveye katılacak olmasını bile başlı başına bir başarı olarak değerlendiriyor. Bununla birlikte Ankara Zirvesi'nin potansiyel sonuçları dikkate alındığında, Trump'ın katılımının ikinci planda kaldığını düşünenler çoğunlukta. Kaynak, EPA/Shutterstock // NATO Zirvesi geçen yıl 24-25 Haziran'da Hollanda'nın Lahey kentinde yapılmıştıZirveden ne tür sonuçlar çıkabilir? NATO çevrelerinde yapılan değerlendirmeler, zirvenin birçok açıdan ittifaktaki dengeler ile güç dağılımını ve bunlara bağlı olarak özellikle Avrupa güvenlik mimarisini değiştireceği yönünde. İttifak içi güven ortamının zedelendiği bir dönemde NATO'nun taahhütlerini somut sonuçlara dönüştürüp dönüştüremeyeceğini ortaya koyacak olan zirvenin yaratacağı olası değişikliklerden öne çıkanları şu şekilde sıralamak mümkün: Avrupa'daki konvansiyonel güvenliğin ağırlıklı olarak ABD tarafından değil Avrupalı müttefikler tarafından sağlanmasına yönelik adımlar hızlanacak."NATO'da daha güçlü bir Avrupa" yaklaşımının ana ayağını oluşturduğu "NATO 3.0" konsepti hayata geçirilecek. NATO, tek müttefikin kapasitesine bağlı olmakla yetinmeyen, çağın şartlarına uygun askeri kabiliyet ve yeteneklere sahip, yük ve sorumluluk paylaşımının eskisinden farklı bir eksene oturtulacağı sert çizgide bir ittifak haline gelecek.Avrupalı müttefiklerin konvansiyonel savunmada hangi düzeyde ve hangi unsurlarla birincil sorumluluğu üstleneceği netleşecek.NATO'nun askeri komuta yapısında önemli değişiklikler olacak. Avrupa ülkeleri yakın gelecekte NATO'nun üç müşterek kuvvet komutanlığının komutasını devralacak.Nükleer şemsiye müttefiklerin güvenliğinin en üst garantisi olmayı sürdürecek. Nükleer caydırıcılıkta ana rol ABD'de olmaya devam edecek.NATO'nun doğu ve güney kanadına verilen önem artacak.NATO'nun, tehditlere her yönden bakan 360 derecelik güvenlik perspektifi pekiştirilecek.NATO'nun geçen yılki Lahey Zirvesi'nde savunma harcamalarının artırılmasına yönelik taahhütlerin sahaya konuşlandırılabilir yeteneklere dönüştürülme süreci hızlanacak.Savunma sanayisi, bu sektörün üretim kapasitesinin artırılması, altyapısının güçlendirilmesi, bu alanda yenilikçi yaklaşımların devreye sokulması ve ortak tedarik genel savunma stratejilerinin temel unsurlarından ve NATO'nun önceliklerinden biri haline gelecek.Savunma alanında yüksek görünürlüğü olan öncü nitelikte çok sayıda projeye start verilecek.Ukrayna'ya askeri desteğin uzun soluklu olduğu teyit edilip yüksek düzeyde mali kaynak taahhüdünde bulunulacak. Kaynak, Reuters // NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara'daki zirve öncesi geçen hafta Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmüştüBirlik görüntüsü önemli Üst düzey bir NATO diplomatına göre tüm bu sonuçların hayata geçirilebilmesi için "her şeyden önce zirvenin kazasız belasız bitirilmesi ve mutlu bir aile tablosu çizilebilmesi" gerekiyor. Ankara'da kamuoyuna yansıyan anlaşmazlıklardan kaçınmak ve müttefiklerin birliğini sergilemek, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin de öncelikli hedefleri arasında yer alıyor. Mark Rutte, Ankara Zirvesi'ni gerçekten önemli gören isimler arasında. Rutte, 25 Haziran'da Atlantik Konseyi'nde yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in taahhütlerden değil onların uygulanmasından korktuğunu söyledi. Rutte, 2025'teki Lahey Zirvesi'nde verilen taahhütlerin yerine getirileceği yerin Ankara Zirvesi olduğu görüşünde. Ortak savunma hamlelerinin son dönemde gündemin en üst sıralarına yükseldiği Avrupa Birliği'nden (AB) zirveye bakış da dikkat çekici. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, geçen hafta medyaya yaptığı açıklamada Ankara Zirvesi'ni önemli bulduklarını vurgulayarak, "Her zirve için tarihi denir ancak bu kez gerçekten öyle" demişti. BBC / Güven Özalp- Brüksel

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.