Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Orman Yangınları

bursaarena.com.tr - Orman Yangınları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orman Yangınları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye ekonomisi dimdik ayakta Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye ekonomisi dimdik ayakta

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Türkiye olarak her gün yeni bir krizin baş gösterdiği küresel konjonktürde, Allah'a hamdolsun, çoklu şokları başarıyla yönetiyoruz. Bölgemizdeki çatışmalara rağmen Türkiye ekonomisi dimdik ayaktadır" dedi. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı. Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanı ve Kabinesi olarak Türkiye’ye hizmet mücadelemizi yoğun bir mesaiyle sürdürüyoruz. Türkiye’nin müreffeh geleceğini inşa etmek için durmadan, dinlenmeden bütün kurumlarımızla, bütün imkânlarımızla koşturuyoruz. Siyasi rakiplerimiz kimin figüran, kimin hain, kimin iş birlikçi olduğunu tartışa dursun, biz kadro olarak uyum ve adanmışlık içinde ülkemizi küresel siyasetin baş aktörü hâline getirmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız her hadise, siyaset sahnesinde şahit olduğumuz her tartışma milletimizin verilmiş sadakasının olduğunu bizlere tekrar gösteriyor. Bilhassa 14-28 Mayıs seçimlerinde insanımızın engin feraseti sayesinde ülkemizin nasıl bir varta atlattığı bugünlerde çok daha net anlaşılıyor. Tecrübeli, uyumlu, liyakatli ve dirayetli kadroların yönetiminde Türkiye'nin aydınlık hedeflerine doğru yaptığı yolculuk hız kesmeden devam ediyor. Milletimizin sadece duasının ve desteğinin değil, umutlarının da bizimle olduğunun idrakindeyiz. İnşallah şahsımıza, iktidarımıza ve ittifakımıza yönelik bu güveni asla boşa çıkarmayacağız. “KENDİ POTANSİYELİMİZE GÜVENEREK YOLUMUZDA KARARLILIKLA İLERLEYECEĞİZ” Şunu tüm vatandaşlarımızın çok iyi bilmesini temenni ediyorum: Bizim için insan; siyasetimizin de, icraatımızın da özüdür. Bizim için en büyük makam, millete hizmetkârlık makamıdır. Ne yapıyorsak insanımızı rahat ettirmek, mutlu etmek için yapıyoruz. Umutsuzluğa kapılmadan, popülizme meyletmeden, başta hayat pahalılığı olmak üzere dönemsel sorunların üzerine ciddiyetle giderek, hepsinden önemlisi kendi insanımıza, kendi potansiyelimize güvenerek yolumuzda kararlılıkla ilerleyeceğiz. Kabinemizin 69. toplantısını az önce tamamladık. Toplantımızda ekonomiden dış politikaya, enerjiden terörsüz Türkiye sürecine kadar birçok başlığı etraflıca ele aldık. Dış politikada kapsamlı bir ufuk turu yaparken enerjide Türkiye'yi merkez ülke yapma stratejimizi değerlendirdik. “SAVAŞ KAYNAKLI MALİYETLERİN ETKİSİNİ ASGARİ SEVİYEDE TUTMAK İÇİN ÖZEL GAYRET GÖSTERİYORUZ” Öncelikle bir gerçeği açıkça ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin merkezinde yer aldığı coğrafya son yılların en sancılı günlerini yaşıyor. İsrail'in savaş bağımlısı mevcut yönetimi tahrik ve tertipleriyle bölgemizi istikrarsızlığa sürüklemeye devam ediyor. İsrail bu bölgede temel insan haklarını hiçe sayarak, uluslararası hukuku ayaklarının altına alarak Filistin topraklarını adım adım işgal ediyor. İsrail'in işgalleri, İsrail'in hukuksuz yerleşimleri, İsrail'in Gazze'de yaptığı gibi Batı Şeria’da da Filistinlilere karşı uyguladığı göç ettirme, yıldırma, sindirme politikası bölgemizdeki sorunların ana kaynağıdır. Bu saldırganlığın faturasını sadece Filistinli kardeşlerimiz, sadece kardeş Lübnan halkı değil, farklı inanç kesimleriyle bölgenin tamamı ödemektedir. Örneğin bölgemizdeki çatışmalar sebebiyle küresel petrol arzında tarihin en büyük şoklarından biri yaşanmaktadır. Yalnızca petrol değil, maalesef küresel piyasalarda doğal gazdan gübreye, dizelden petrokimya ürünlerine birçok girdide fiyatlar hızla yükselmiştir. Türkiye olarak her gün yeni bir krizin baş gösterdiği küresel konjonktürde Allah'a hamdolsun, çoklu şokları başarıyla yönetiyoruz. Bölgemizdeki çatışmalara rağmen Türkiye ekonomisi dimdik ayaktadır. Savaş kaynaklı maliyetlerin vatandaşlarımız üzerindeki etkisini asgari seviyede tutmak için özel gayret gösteriyoruz. Bu süreçte üreticimizi, ihracatçımızı ve reel sektörümüzü de desteklemeyi ihmal etmiyoruz. İhracatçılarımızın günlük reeskont kredisi limitini 4,5 milyar liradan 5 milyar liraya yükselttik. Sübvansiyonlu yatırım kredisi hacmini 500 milyar liradan 750 milyar liraya çıkardık. İmalat sanayimize ilave 250 milyar liralık uygun koşullu finansman imkânı sağladık. Yani sadece bu dönemde üretim, yatırım, ihracat ve istihdam için 1 trilyon liralık destek paketini devreye aldık. Çiftçimizi de, esnafımızı da yalnız bırakmıyoruz. Yılın ilk yarısında 724 bin çiftçimize 141 milyar lira, yaklaşık 100 bin esnafımıza ise 40 milyar lira finansman desteği sunduk. Turizm sektöründe vergi yükünü yarıya indirdik, konaklama vergisini yüzde ikiden yüzde bire düşürdük. Turizmde istihdamı korumak amacıyla işletme belgeleri tesislerde çalışan başına 3.500 liralık destek uygulamasını başlatıyoruz. Hazine kefaletiyle 60 milyar liralık ilave finansman imkânı oluşturduk. Tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya gibi emek yoğun sektörlerimizde istihdamı korumaya yönelik desteklerimizi de sürdürüyoruz. “TÜRKİYE, HER TÜRLÜ ZORLUĞU AŞACAK GÜCE, BİRİKİME, POTANSİYELE SAHİPTİR” Eş zamanlı olarak Türkiye'yi bölgesinin üretim, lojistik, transit ticarette ve teknoloji merkezi hâline getirecek adımları kararlılıkla atıyoruz. Önümüzde yoğun bir çalışma dönemi var. Ekonomi yönetimimiz bir yandan Orta Vadeli Programımızı hazırlarken, diğer yandan Meclise sunulacak reformlar üzerinde çalışıyor. Şundan kimsenin şüphesi olmasın: Türkiye, her türlü zorluğu aşacak güce, birikime, potansiyele sahiptir. Siyasette güven, yönetimde istikrar olduğu sürece Allah'ın izniyle her sorun çözülür, her sıkıntı giderilir, her engelin üstesinden gelinir. Türkiye, geçmişte demokrasi açığıyla birlikte güven ve istikrar eksikliğini bizzat yaşamış, bunun neye mal olduğunu çok iyi bilen bir ülkedir. Türkiye'yi yıllarca esir alan güven ve istikrar sorununun ülkemize ödettiği bedellerin en başta terör meselesi vardır. Terörün olumsuz etkileri, büyüme, ihracat ve istihdam başlı olmak üzere pek çok başlıkta derinden hissedilmiştir. Bakınız burada bazı çarpıcı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Partimizin Ekonomi İşleri Başkanlığının yaptığı güncel bir çalışma terörün Türkiye ekonomisine maliyetini çok net biçimde ortaya koyuyor. Buna göre, terörün faturası gayrisafi yurt içi hasılada 511 milyar doları, kişi başı gelirde 5.800 doları, ihracatta ise 110 milyar doları buluyor. İstihdamdaki kayıp 2,5 milyon kişiye ulaşıyor. TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ Şurası da oldukça dikkat çekicidir: Terör kaynaklı kayıplar kamu maliyesi tarafında da çift yönlü bir baskıya neden olmuştur. 40 yıllık kümülatif borçlanma maliyetimiz 520 milyar dolara, vergi kaybımız ise 123 milyar dolara yaklaşmaktadır. Dolaylı ve doğrudan maliyetleri de dikkate alındığında terörün Türkiye'ye faturası 2,3 trilyon doların üzerindedir. Fırsat maliyetleri yönüyle baktığımızda terör nedeniyle ülkenin ekonomik kaybı bu rakamın neredeyse iki katıdır. Yatırım, istihdam, finansman, turizm, tarım, güvenlik boyutlarıyla hesap edildiğinde terörün yıllık ortalama maliyeti 50 milyar doları geçiyor. Terörsüz Türkiye sürecimiz menziline vardığında sadece analar geceleri başlarını yastığa gönül huzuru ile koymakla kalmayacak, inşallah ülkemiz işte bu ağır ekonomik faturadan da ebediyen kurtulmuş olacaktır. Bu mesele kalıcı bir şekilde çözüldüğünde kazanan 86 milyon ferdiyle tüm Türkiye olacak, millet olacak, memleket olacaktır. İş adamı kadar emekçi kardeşlerimiz de kazanacak. Çiftçilerimiz kadar turizmcilerimiz de kazanacak. Yatırımcı, ihracatçı kadar ev hanımı, emekli de kazanacak. Türk kadar Kürt de, Arap da, Laz da, Çerkez de kazanacak. Terör engeli ortadan kalktığında Türkiye ekonomisi her alanda artık yeni bir hikâye yazmaya başlayacaktır, biz buna yürekten inanıyoruz. Önümüzdeki günlerde bir süredir üzerinde çalıştığımız yasal düzenlemeyi Gazi Meclisimizin takdirine sunacağız. Cumhur İttifakı olarak Çeşitli zorluklara rağmen tam bir dayanışma içinde yürüttüğümüz bu önemli süreci millî meseleleri şahsi çıkarlarının önüne koyan siyasi partilerimizin de desteğiyle inşallah hedefine ulaştıracağız. Bunu da her fırsatta vurguladığım gibi devletimizin nitelikleriyle, aziz milletimizin değerlerine halel getirmeden yapacağız. “KIBRIS'TAKİ MESELE; KIBRIS TÜRK HALKININ EGEMEN EŞİTLİĞİNİN VE EŞİT ULUSLARARASI STATÜSÜNÜN KABULÜ MESELESİDİR” Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünü Kıbrıs Türk'ü kardeşlerimizle birlikte yine büyük bir gururla idrak ettik. 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Türk halkının varlığını hürriyetini ve güvenliğini teminat altına alan tarihî bir dönüm noktasıdır. Türkiye, uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkı ve sorumluluğu çerçevesinde Kıbrıs Türk’ünün maruz kaldığı zulme son vermiş, adada barışın ve istikrarın tesisine öncülük etmiştir. Bundan 52 sene önce Mehmetçik'le mücahitlerin omuz omuza verdiği mücadele sayesinde hamdolsun Kıbrıs Türk'ü kendi topraklarında özgür, güvenli ve onurlu bir geleceğe kavuşmuştur. Bu vesileyle milli davamız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hayata geçirilmesinde tarihî sorumluluk üstlenen dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'i, Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan'ı, bu yolda güçlü katkılar sunan Alparslan Türkeş'i, Kıbrıs Türk halkının cesaretli liderlerini, Harekâtı sevk ve idare eden komutanlarımızı ve emeği geçen devlet büyüklerimizi bir kez daha şükranla yâd ediyorum. Tabi burada şu noktayı önemli vurgulamak istiyorum: Bugün Kıbrıs meselesini değerlendirirken tarihî gerçekleri görmezden gelen yaklaşımlarla sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Kıbrıs'taki mesele iki toplum arasında teknik bir yönetim paylaşımı tartışmasının ötesinde Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabulü meselesidir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk'ünün egemen eşitliğini, özden gelen haklarını ve Doğu Akdeniz'deki meşru menfaatlerini yok sayan hiçbir girişimin başarıya ulaşması söz konusu olamaz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres'in 16 yıl aradan sonra adaya giden ilk genel sekreter olması kuşkusuz çok kıymetlidir. Türkiye, Sayın Guterres'in barış çabalarına her daim güçlü destek olmuş, kendisini samimiyetle desteklemiş bir ülkedir. Bundan sonra da kendisiyle yakın istişare içinde olmayı sürdüreceğiz. Tabi bu noktada Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne mahkûm etmeyi amaçlayan formüllerin geçmişte sonuçsuz kaldığı herkesin malumudur. Adada sükûnet ancak adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümle sağlanabilir. Öte yandan bölgemizde yaşanan gerilimleri fırsata çevirmeye çalışan Kıbrıs'ı yeni askerî yapılanmaların ve jeopolitik hesapların parçası hâline getirmek isteyen çevrelerin attığı her adımı dikkatle takip ediyoruz. Burada yanlış hesap yapanlara şu gerçeği tekrar hatırlatıyorum. Türkiye tarih boyunca olduğu gibi, 52 sene önce olduğu gibi bugün de yarın da Kıbrıs Türk’ü kardeşlerini yalnız asla bırakmayacak, eski acıların yaşanmasına ne pahasına olursa olsun bir daha asla izin vermeyecektir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin turizmde, yükseköğretimde, teknolojide ve dijital dönüşüm alanlarında bölgesinin öncü ülkelerinden biri hâline gelmesi, bütün sektörleriyle kalkınması ve Doğu Akdeniz'de istikrar ile refahın merkezi olması için iş birliğimizi yıldan yıla güçlendiriyoruz. Geçmişte asrın projesiyle Kıbrıs Türk’ünün su ihtiyacını nasıl kalıcı şekilde çözdüysek, önümüzdeki dönemde denizin altından doğalgaz hattı başta olmak üzere farklı projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. ORMAN YANGINLARIYLA MÜCADELE İklim krizinin olumsuz etkileri başta orman yangınları ve kuraklık olmak üzere dünyada giderek daha çok hissediliyor. Avrupa'da yılın başından bu yana çıkan orman yangınlarında 292855 hektar büyüklüğünde bir alan yandı. Kayıp geçen yılın aynı dönemine göre iki katın üzerinde artış gösterdi. Her sene dünya genelinde 7 milyon hektarlık bir alan orman yangınlarında maalesef yok oluyor. Biz de yakın tarihimizde büyük orman yangınları yaşadık. Beş sene önce Antalya ve Muğla'da yaşanan yangınları hâlen hatırlıyoruz. Devlet olarak her yangında olduğu gibi o yangınlardan sonra da hızlıca harekete geçtik. Tüm bakanlıklarımızın sıkı çalışmasıyla yangının yaralarını süratle sardık. Evini kaybeden vatandaşlarımıza yeni yuvalarını teslim ettik. Hükûmetimiz aleyhine yürütülen yoğun dezenformasyon kampanyalarına rağmen afet sırasında ne söz verdiysek hepsini tek tek yerine getirdik. Yanan alanların tamamı yeniden tohum ve fidanla buluştu. Yalan ağzına yuva yapmış birilerinin iddia ettiği gibi yanan alanlara temel atılmadı, tohum atıldı, oralarda oteller değil, fidanlar yükseldi. Sadece yanan alanları ağaçlandırmakla kalmadık, orman yangınlarıyla mücadele kapasitemizi daha da güçlendirdik. Şunu tüm halkımızın çok iyi bilmesini isterim: 28 bine yakın orman kahramanımız, 140 bini aşkın gönüllümüz, 28 yangın söndürme uçağımız, 119 helikopterimiz, 14 insansız hava aracımız, 6 bine yakın kara aracımızla özellikle bugünlerde 7-24 nöbetteyiz. Ekiplerimiz yılbaşından bu yana 1011'i orman, 1862'si orman dışı olmak üzere toplam 2873 yangına hızlıca müdahale etmiştir. Bugün şimdiye kadar ülkemiz genelinde 59'u orman dışı olan alan olmak üzere toplam 90 yangın çıkmıştır. Bu yangınların 81’i tamamen kontrol altına alınmıştır. Şu anda Muğla, Balıkesir, Antalya ve Çanakkale'deki yangınların kontrol altına alınmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Bu yangınların söndürülmesi için 21 uçak, 58 helikopter, 420 arazöz, 142 su tankeri, 76 iş makinesi olmak üzere toplam 929 kara aracı ile 3.210 personelimiz yoğun bir şekilde çalışıyor. Biz de çalışmaları yakından takip ediyoruz. Yangından etkilenen tüm kardeşlerimize geçmiş olsun diyorum. Kendi yangınlarımıza müdahale ederken ihtiyaç duyan ülkelere de destek veriyoruz. Şu anda çok şiddetli yangınlarla mücadele eden İspanya ve Fransa'ya ikişer adet yangın söndürme uçağımızı destek amaçlı gönderdik. Başta İspanya ve Fransa olmak üzere orman yangınlarıyla boğuşan bütün ülkelere geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bilhassa Ağustos ve Eylül aylarında çok daha dikkatli olmamız gerekiyor. Biz bütün ekiplerimiz ve imkânlarımızla teyakkuzda olmayı sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızın da hassasiyetlerini korumalarını istirham ediyorum. Şu hususlara 86 milyon olarak hepimiz lütfen dikkat edelim: Açık alanlarda ateş yakmayalım. Ormanlara cam, izmarit gibi yanıcı maddeler atmayalım. Toprağımıza da zarar veren anız yakma işinden artık vazgeçelim. Girişleri yasak olan ormanlık alanlara girmeyelim. Bir duman gördüğümüzde hemen 112'yi arayalım. Orman yangınına sebep olmanın ağır cezaları olduğunu unutmayalım. Orman yangınlarıyla mücadele eden bütün ekiplerimize tekrar başarılar diliyor, Rabbim ayaklarına taş değdirmesin diyorum. Bu düşüncelerle kabine toplantımızda aldığımız kararların hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum.”

CAN PULAK yazdı: "Gençlik- Doğa- Kamplar" Haber

CAN PULAK yazdı: "Gençlik- Doğa- Kamplar"

Doğa tahribatı hız kesmeden sürüyor. Buna orman yangınları ile zeytinlik alanların biçilmesi de eklenince, yeşil zengini güzelim ülkemiz yeşil fakirliğine doğru koşuyor. Birkaç gün Marmaris-Datça civarını dolaştım. Yangından kelleşen dağları tepeleri gördükçe içim sızladı. Sadece yangın değil, plansız ve vahşi yapılaşmalar da, önüne gelene dağıtılan taşocakları ve maden izinleri de büyük zarar veriyor ormanlarımıza. Eskiden daha iyi koruyorduk, daha önem veriyorduk, daha iyi eğitiyorduk halkımızı ve gençlerimizi. Okullar tatildeyken ormanlarda kamplar yapılırdı. Orman bölgelerine kurulan Kızılay’ın çadırlarında on binlerce genç tatil yapar, ülkemizin doğasını ve güzelliklerini paylaşır, ormanın değerini öğrenirdi. Şimdi gençlere dönük ciddi bir programımız yok maalesef. Hali vakti yerinde olanların çocukları tatile gidebiliyor ama çok büyük bir çoğunluk bırakın tatili, dara düşen aileleriyle birlikte karnını zor doyuruyor. Özal döneminde, Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı iken gençlere yönelik bir proje geliştirmiş ve Çevre izciliği teşkilatını kurmuştum. Marmaris ve Bolu Aladağ’da iki kamp sahası tespit etmiş, çadırlarını milli bankaların yardımıyla Nazilli’de yaptırmış, Milli Eğitim Bakanlığıyla çalışarak, sınıfını takdirnameyle geçen öğrencileri tespit edip, kamp eğitim programlarını oluşturmuştuk. İzci kıyafetlerinin kumaşını Sümerbank’tan almış, dikimini Ankara’daki askeri dikimevinde yaptırmış, yiyeceği ise Orman Teşkilatının mutfağından sağlamıştım. Bütün bunları projemi destekleyen rahmetli Başbakan Özal’ın ve kamu kurum ve kuruluşlarının yardımıyla parasız gerçekleştirdim. Bu arada rahmetli Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol’un, Orman Bakanı Hasan Ekinci’nin ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in unutulmaz desteklerini de yeri gelmişken belirtmeliyim. 3 ay ve 10 günlük dönemler halinde süren 2000 kişilik bu kamplarda çocuklara çevre bilinci aşılanır, ormanlarda eğitimler, sahillerde temizlikler, tarlalarda çiftçilerle birlikte üretim çalışmaları yapılır, tohumlar ekilirdi. Sabah çadır içi ve çevresindeki mıntıka temizliğinden sonra 20 dakika vatan, bayrak, doğa ve insan sevgisini işleyen konferanslar verilirdi. Geceleri kamp ateşi yakılır, şiirler okunur, şarkılar söylenir, dönem sonlarında da Muğla’nın ilçe merkezlerinde bando ve mızıka eşliğinde geçit törenleri yapılırdı. Caddelerin kenarlarında toplanan büyük kalabalıklar gençlerin üzerlerine çiçekler yağdırırlar, alkışlarla coştururlardı. Düzenli geçişin en önünde izci üniformamla ve kaz adımlarıyla geçişimi hala unutamam. Marmaris kampımı dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez De Cuelar açmış ve gençlere yönelik bu modeli tüm dünyaya örnek göstermişti. Konuyu daha fazla uzatmayayım, iktidar değişikliği sonucu çevre izcileri de tarihe karıştı. Ancak değişen iktidarın lideri rahmetli Süleyman Demirel, yıllar sonra beni arayarak “Yanlış yaptık. Bu senin çevre izcilerin gerçekten çok faydalıymış. Gel bunu yeniden ayağa kaldıralım” dedi. Onca emeğin, onca gayretin, onca çalışmanın boşa gitmesine çok üzülmüş, çok kırılmıştım. 10 yıllık devlet hizmetimden sonra özel sektöre geçmiş, Bodrum’da Akdeniz ve Ege’nin ağaç, bitki, çalı ve çiçeklerinden oluşan büyük seralar kurmuştum. Bu işi yarıda bırakmamın zor olduğunu belirtmiş, teşekkür etmiş, ancak projeyi canlandıracak kadroya uzaktan yardımcı ve destek olabileceğimi söylemiştim. Bunları yazmamın ve geçmişi hatırlatmamın nedeni, gençliğe yönelik benzer projeler hala ve kolaylıkla yapılabilir. Şehircilik, Orman- Milli Eğitim- Gençlik ve spor Bakanlıkları ile Belediyeler, Kızılay, hatta özel-resmi tüm Üniversiteler, özel-resmi tüm bankalar gençlik kampları oluşturabilir, tatil döneminde yüzbinlerce genç spor yapabilir, denize girebilir, doğa ve vatan sevgisini işleyen çalışmalara katılabilir. Bu organizasyonları yapmak zor değildir. Çok sayıda izci eğitmenimiz vardır. İzci kamp programları vardır. Kamplar için ülkenin her yanında muhteşem yerlere sahibiz. Böylesine yararlı projeler için her taraftan yardım yağar. Yeter ki, bu ve benzer projeleri yürütecek, sürükleyecek, hedefine götürecek idealist, dürüst ve namuslu önderleri bulalım. Unumuz var, yağımız var, şekerimiz var. Elbette ki helvayı yapacak gücümüz ve imkânımız da var. Haydi, bir an önce çocuklarımıza, gençlerimize sahip çıkacak kamplarımızı oluşturalım. Çevre izciliği modelini yeniden hayata geçirebilirsek, bu kamplarda gençlerimize ve çocuklarımıza doğa bilincini yeterince aşılayabilirsek, koruma anlayışını ve önlemlerini iyi öğretebilirsek, bir taşla birkaç kuş vurmuş oluruz. Devletimizin, kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektörün gençler için yapacağı bu organizasyon ve çalışmaların çok faydalı olacağına inanıyorum. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

Tarihin en güçlü hava olaylarından biri : EL NİNO resmen başladı Haber

Tarihin en güçlü hava olaylarından biri : EL NİNO resmen başladı

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), Pasifik Okyanusu'nda oluşarak küresel sıcaklıkları yükselten hava olayı El Nino'nun resmen başladığını duyurdu. ABD'li kurumdan bilim insanları, deniz yüzeyi sıcaklıklarının son aylarda keskin biçimde artmasının ardından tropikal Pasifik'te El Nino koşullarının başladığını ilan etti. Bunun "süper" El Nino'ya dönüşebileceğine ve hatta bugüne kadar kaydedilen en güçlü hava olayları arasında yer alabileceğine dair tahminler var. Etkileri iklim değişikliğiyle birleşerek aşırı hava olaylarıyla birlikte 2027'de küresel sıcaklıkların yeni bir rekor kırması muhtemel görülüyor. Bunun yanında küresel gıda zincirinde ve ekonomide sorunlara yol açması bekleniyor. 'Süper El Nino' gerçekten geliyor mu? NOAA'nın açıklaması sürpriz değil zira ısınma evresi, sıcaklıkları düşürme etkisi olan "kardeş" hava olayı La Nina'yı takip ediyor. La Niña bu yılın başlarında sona ermişti. ABD'li bilim insanları orta ve tropikal Pasifik'te deniz yüzeyi sıcaklık artışının 0,5C'yi geçmesi durumunu El Nino'nun başlangıcı olarak kabul ediyor. Kurum tarafından yapılan açıklamada, orta ve doğu ekvatoral Pasifik Okyanusu boyunca deniz yüzeyi sıcaklıklarının ortalamanın üzerinde arttığı ve bunun El Nino koşullarının geçen ay içinde geliştiğini gösterdiği belirtildi. NOAA ayrıca ekvatoral Pasifik üzerindeki rüzgarların da değişmeye başladığını gözlemlediğini açıkladı. Bu, ısınmanın okyanusla sınırlı kalmadığı, atmosferin de buna tepki verdiğinin bir işareti. 'Tarihin en güçlü hava olaylarından biri' Araştırmacıları şaşırtan şey, bu yılki hava olayının gücü konusunda bilgisayar modellerinin tahminlerinin kesinliği oldu. El Nino'nun şiddeti, Pasifik'in kritik bir bölgesinde deniz yüzeyi sıcaklıklarının ortalamanın ne kadar üzerine çıktığına göre ölçülüyor. Güçlü bir olay, ortalama sıcaklıkların 1,5C'den fazla artmasıyla; çok güçlü bir olay ise 2C'den fazla artmasıyla tanımlanıyor. Kuruma göre, "Kasım-Ocak döneminde çok güçlü bir El Nino görülme olasılığı %63. Bu da 1950'den bugüne tarihsel kayıtlardaki en büyük El Nino olayları arasında yer alacağı" anlamına geliyor. O tarihten bu yana en güçlü üç olay 1982/83, 1997/98 ve 2015/16 yıllarında gerçekleşti. İspanya aşırı sıcaklardan korunmak için ülke genelinde sığınak ağı kuruyor ABD ve Avrupa'ya ait en güncel iklim modellerinden bazıları daha da ileri giderek, tropikal Pasifik'te sıcaklıkların yıl sonuna kadar ortalamaya göre 3C'den fazla artabileceğini söylüyor. Ancak Okyanus ve Atmosfer Dairesi'nden bilim insanları, bu güç öngörüsünün ne anlama geldiği konusunda temkinli olunması gerektiğini vurguladı: "Çok güçlü El Nino olayları bile beklenen etkiye her yerde yol açmaz ancak daha güçlü olaylar beklenen sonuçların gerçekleşme olasılığını daha belirgin şekilde artırabilir." 'Sıcaklıkların benzeri görülmemiş düzeyde artabileceği anlamına geliyor' Daha büyük endişe kaynağı ise, tüm bunların halihazırda çok daha sıcak bir gezegende gerçekleşiyor olması. Birleşik Krallık Meteoroloji Ofisi'nden Prof Adam Scaife, "Etkiler konusunda endişelenmemiz gerekiyor" dedi. "Mevcut El Nino… hatırı sayılır miktarda küresel ısınmanın üzerine ekleniyor. Bu, etkilenen bölgelerdeki gerçek sıcaklıkların benzeri görülmemiş düzeylere ulaşabileceği anlamına geliyor çünkü El Nino'nun ısıtma etkisi iklim değişikliğiyle pekişiyor." Çok güçlü bir El Nino genellikle küresel hava sıcaklıklarını yaklaşık 0,2C artırıyor ve okyanusta depolanan ısıyı atmosfere salıyor. Bu etki dünyada halihazırda kırılan sıcaklık rekorlarına ekleniyor. Bugüne kadar kaydedilen en sıcak yıl olan 2024'te, çok da güçlü olmayan bir El Nino'nun etkisi olmuştu. Orman yangınları artıyor mu, iklim değişikliği ile nasıl bir bağlantısı var? Ve bir La Nina olayının soğutucu etkisine rağmen, 2025 hâlâ kayıtlara geçen en sıcak üçüncü yıl oldu; hatta süper El Nino yılı olan 2016'dan bile daha sıcaktı. Prof Scaife, "Bu yılın sonunda ve 2027'de küresel olarak çok yüksek sıcaklıklar göreceğiz" diyor. "2027'de, halihazırda mevcut küresel ısınmanın üstünde ek ısınmaya şahit olmamız muhtemel ve bu 1,5 derecenin geçildiği bir seneye daha [19. yüzyılın sonlarındaki seviyelere göre] yol açabilir." Kaynak, EPA-EFE/REX/Shutterstock /// Zambiya'daki bir çiftçi, önceki bir El Nino olayı sırasında kuraklıktan etkilenen bir tarlada yetişen küçük bir mısırı gösteriyor. Hiçbir El Nino birbiriyle aynı etkiyi göstermiyor ancak bunlar en keskin biçimde tropikal bölgelerde hissediliyor. Kuzey Peru ve güney Ekvador'da sel yaygınken; etkisi Doğu Afrika, Orta Asya ile ABD'nin güneyindeki bazı bölgelere kadar ulaşabilir. Aynı zamanda kuraklık ve orman yangını riski Avustralya'nın büyük bölümü, Endonezya ve Güney Amerika'nın kuzeyinde artıyor; bu da tarımı ve küresel gıda stoklarını etkiliyor. El Nino ayrıca Atlantik'teki kasırgaları bastırma eğilimi gösteriyor ve şimdiden ortalamanın altında bir sezon olacağı yönünde öngörüler var. İzmir'de neden bu kadar çok yangın çıkıyor? İngiltere'deki Reading Üniversitesi'nde iklim riski ve dayanıklılığı üzerine uzmanlaşmış Profesör Liz Stephens, "Bu kulağa iyi bir şey gibi gelse de Orta Amerika için, çok daha az yağış ve potansiyel kuraklık koşulları anlamına geliyor" diyor. Birleşik Krallık bile bunu, zayıf da olsa hissediyor: El Nino, kışın ılıman başlayıp sert bitmesi olasılığını artırabiliyor ancak bu bağlantılar zayıf görülüyor. Birçok kişi için tahminler somut sonuçlar anlamına geliyor. Kampanya grubu Power Shift Africa'nın direktörü Mohamed Adow, "El Nino ilanı sadece bir hava tahmini değil milyonlarca insan için korkulması gereken ölümcül bir alarm özelliğinde" dedi. "Bu, az yağış, mahsullerde düşüş, gıda fiyatlarında artış ve ailelerin bir kez daha sınırın eşiğine itilmesi anlamına geliyor. Özellikle Doğu Afrika'da bu durum, son yıllarda kuraklıklar ve sellerden zaten zarar görmüş nüfusa ek yük olacak." Japonya Meteoroloji Ajansı (JMA), El Nino koşullarının mevcut olduğu değerlendirmesiyle NOAA ile benzer bir görüşe sahip. Ayrıca bunun sonbahara kadar sürmesinin neredeyse kesin olduğunu belirtiyor. Ancak tüm kurumlar El Nino'nun başladığına dair henüz aynı fikirde değil. Avustralya Meteoroloji Bürosu (BoM), deniz yüzeyi sıcaklıklarının ortalamanın 0,8C üzerine çıkmasını gerektiren daha sıkı bir ölçüt kullanıyor. Bu hafta, tropikal Pasifik'te "El Nino koşullarına yaklaşıldığını", orta Pasifik'te sıcaklıkların kendi eşiklerini zaten aştığını açıkladı ancak olayın başladığını resmen ilan etmekten kaçındı. El Nino'nun bu yılın ilerleyen dönemlerinde gelişmesini bekliyor ve güçlü olabileceğini söylüyor. El Nino iki ila yedi yılda bir meydana geliyor ve genellikle yaklaşık bir yıl sürüyor. İklim değişikliğinin bu olayları daha güçlü ya da daha sık hale getirdiğine dair hâlâ kesin bir kanıt yok ancak ısınan bir dünya etkilerini güçlendirebiliyor. BBC / Matt McGrath-Çevre Muhabiri // Simon King- Hava Durumu Sunucusu // Mark Poynting- İklim Muhabiri Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlanıldı.

İzmir’de afet teknolojileri zirvesi Haber

İzmir’de afet teknolojileri zirvesi

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Acil Afet Ambulans Hekimleri Derneği’nin düzenlediği “Acil Hizmetlerde Yeni Nesil Teknolojiler Sempozyumu”nda, iklim krizinden depremlere, yapay zekâ destekli acil müdahalelerden afet yönetimine kadar kritik başlıklar ele alındı. Uzmanlar, geleceğin afetlerine karşı teknoloji destekli hazırlığın hayati önem taşıdığına dikkat çekti. İZMİR (İGFA) - İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Acil Afet Ambulans Hekimleri Derneği (AAHD) iş birliğinde Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenlenen “Acil Hizmetlerde Yeni Nesil Teknolojiler Sempozyumu”, sağlık, afet yönetimi ve teknoloji alanından uzman isimleri bir araya getirdi. Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği ile çeşitli sivil toplum kuruluşlarının destek verdiği sempozyumda; iklim değişikliğine bağlı afetler, deprem deneyimleri, yapay zekâ destekli acil müdahale sistemleri ve gelecekte yaşanabilecek krizlere hazırlık konuları masaya yatırıldı. Sempozyumun açılışında konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, afet yönetiminde teknolojinin kritik rolüne dikkat çekerek, “Afet anında zamanla yarışıyorsunuz. Teknoloji, doğru ve hızlı karar alma süreçlerinde en önemli yardımcımız haline geldi” dedi. İklim krizinin yeni riskler doğurduğunu vurgulayan Okyay, özellikle orman yangınları ve çoklu afet senaryolarına karşı hazırlıklı olunması gerektiğini belirtti. AAHD Başkanı Dr. Turhan Sofuoğlu ise afetlere hazırlığın artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu söyledi. Yapay zekâ, robotik sistemler ve veri analizinin acil sağlık hizmetlerinde giderek daha fazla kullanılacağını ifade eden Sofuoğlu, “Yakın gelecekte afet alanındaki ilk değerlendirmeyi dronlar yapacak, triaj süreçleri yapay zekâ destekli sistemlerle yönetilecek. Ancak insan faktörünün yerini hiçbir teknoloji alamaz” diye konuştu. Sempozyum kapsamında düzenlenen oturumlarda, 2020 İzmir Depremi ile 2023 Kahramanmaraş ve Hatay depremlerinden çıkarılan dersler değerlendirildi. Uzmanlar, afetlerde acil çağrı merkezlerinin yönetiminden medikal kurtarma hizmetlerine, hastane organizasyonundan teknolojik çözümlere kadar birçok başlıkta sunum yaptı. “Yeni Nesil Teknolojiler ve İnovatif Projeler” oturumunda ise afetlerde triaj yönetimi, uzaktan koordinasyon sistemleri ve robotik çözümler ele alındı. HAVELSAN temsilcileri ile uluslararası teknoloji uzmanları, afet yönetiminde geliştirilen yeni uygulamaları katılımcılarla paylaştı. Programın son bölümünde savaşlar, göç hareketleri, iklim değişikliği ve çoklu afet riskleri gibi küresel tehditler değerlendirildi. Uzmanlar, sağlıklı ve dirençli kentler oluşturabilmek için yerel yönetimler, sağlık kurumları ve teknoloji paydaşlarının ortak hareket etmesi gerektiği mesajını verdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.