Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ordu

bursaarena.com.tr - Ordu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ordu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Meteoroloji uyardı! 4 ile "kuvvetli yağış" alarmı Haber

Meteoroloji uyardı! 4 ile "kuvvetli yağış" alarmı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün son değerlendirmelerine göre, ülkenin güney ve doğu kesimleri ile Trakya’da sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor. Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı çevrelerinde yağışların kuvvetli olacağı tahmin ediliyor. ANKARA (İGFA) - Meteoroloji Genel Müdürlüğü 8 Temmuz Çarşamba gününe ilişkin hava tahmin raporunu yayımladı. Buma göre, Doğu Akdeniz (Kahramanmaraş hariç), Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzeyi, Trakya, Antalya’nın batı ve doğu iç kesimleri, Ordu, Bingöl, Muş, Ağrı ve Van çevrelerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış beklendiğini açıkladı. Diğer bölgelerde ise havanın az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı çevrelerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Hava sıcaklığında, önemli bir değişiklik olmayacağı, genellikle mevsim normalleri civarında, doğu kesimlerde yer yer mevsim normalleri altında seyredeceği tahmin ediliyor. Rüzgar genellikle kuzeyli, güneydoğu kesimlerde batı ve güneybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette eseceği tahmin ediliyor. KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI Yağışların, Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı çevrelerinde yer yer kuvvetli olması beklendiğinden ani sel, su baskını, yıldırım, ulaşımda aksamalar, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.

10 ilde denize girmek yasaklandı: İstanbul'da 3 ilçe için kritik karar Haber

10 ilde denize girmek yasaklandı: İstanbul'da 3 ilçe için kritik karar

Meteoroloji'nin kuvvetli rüzgar ve yüksek dalga uyarılarının ardından Marmara ve Karadeniz'de peş peşe deniz yasağı kararları alındı. Aralarında İstanbul'un da bulunduğu 10 ilde vatandaşlardan uyarılara uymaları istendi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün kuvvetli rüzgar, yüksek dalga ve rip akıntısı uyarılarının ardından Marmara ve Karadeniz kıyılarında birçok ilde denize girilmesi geçici olarak yasaklandı. Valilik ve kaymakamlıklar, can güvenliğini sağlamak amacıyla peş peşe tedbir kararları aldı. Yeniçağ'da yer alan habere göre, alınan kararlar kapsamında İstanbul, Kocaeli, Kırklareli, Tekirdağ, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin'de belirli sahil ve plajlarda denize girilmesine izin verilmeyecek. İSTANBUL'DA 3 İLÇEDE YASAK İstanbul'da Karadeniz'e kıyısı bulunan Beykoz, Sarıyer ve Arnavutköy ilçelerinde kaymakamlıklar, olumsuz deniz şartları nedeniyle cumartesi ve pazar günlerini kapsayacak şekilde denize girmeyi yasakladı. Yetkililer, vatandaşların can güvenliği için sahillerdeki uyarı ve güvenlik tedbirlerine riayet etmelerini istedi. KARADENİZ'DE PAZAR GÜNÜ ALARM Karadeniz kıyılarında etkisini artırması beklenen fırtına nedeniyle Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin valilikleri, 5 Temmuz Pazar günü il sınırlarındaki tüm plaj ve sahillerde denize girilmesine izin verilmeyeceğini duyurdu. Samsun'da ise yasak kararı bugünü kapsıyor. TRAKYA VE KOCAELİ'NDE DE TEDBİR Kocaeli'nin Kandıra ilçesinde olumsuz hava koşulları nedeniyle tüm plajlarda iki gün boyunca denize girmek yasaklandı. Trakya'da ise Kırklareli'nin Demirköy ilçesinde sahillere kırmızı bayrak çekilerek denize girişler durduruldu. Tekirdağ'ın Saray ilçesinde de hava ve deniz şartları nedeniyle iki günlük deniz yasağı uygulanacağı açıklandı. Yetkililer, yüksek dalga ve rip akıntısının ciddi risk oluşturduğunu belirterek vatandaşlardan yasaklara uymalarını ve deniz koşulları normale dönene kadar suya girmemelerini istedi.

Türkiye'de madencilik patlaması su kaynaklarını kurutuyor Haber

Türkiye'de madencilik patlaması su kaynaklarını kurutuyor

Türkiye'de madencilik ruhsatlarında son yıllarda yaşanan patlama, başta su kaynakları olmak üzere çevreyi, insan sağlığını ve yerel ekonomileri tehdit ediyor. Uşak'ın Güney köyü bir zamanlar 50 kaynaktan beslenen su zengini bir bölgeydi. Yirmi yıl önce açılan altın madeni tüm su kaynaklarının kurumasına neden oldu. Çevre aktivisti ve köy sakini Uğur Sümer, "Önceleri su bulmak için sadece 60 metre kazmanız yeterli olurdu. Bugün 400 metre de kazsanız hiçbir şey yok. Maden bütün suyumuzu tüketti" diyor. Kasım ayında BM İklim Zirvesi'ne (COP31) ev sahipliği yapacak olan Türkiye'nin çevre politikası tartışmalara yol açıyor. Çevre aktivistleri, giderek yoğunlaşan maden projeleriyle su kaynaklarının kuruduğu uyarısında bulunuyor. Türkiye'de 2000 yılından bu yana başta altın ve kömür olmak üzere sondaj ve madencilik projelerinin sayısı hızla arttı. Temmuz 2025'te çıkarılan bir yasa ile madencilik ruhsat süreçlerinin kolaylaştırılması sonucu geçen yıl ruhsatlandırma sayısı 410 bine yükseldi. Altın üretimini 100 tona çıkarma hedefi Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, Mart ayında Kanada'ya yaptığı ziyarette bu yasanın yabancı yatırımın ülkeye gelişini hızlandıracağı beklentisini dile getirdi. Bayraktar, Kanada'da Uşak'taki altın madenini işleten, Vancouver merkezli Eldorado Altın firmasına bağlı Tuprag şirketinin yetkilileriyle de bir araya geldi. Enerji Bakanı, altın üretimini "insan sağlığı ve çevreden taviz vermeden" yılda 28 tondan 100 tona çıkarmayı, ayrıca stratejik öneme sahip nadir elementlerde de dünyanın önde gelen aktörlerinden biri haline gelmeyi hedeflediklerini belirtti. Ancak uzmanlar ve çevreciler, maden ruhsatlarındaki patlamanın su kaynaklarını ve madencilik bölgelerindeki yerel ekonomiyi tehlikeye attığı uyarısında bulunuyor. Sağlık ve çevre için siyanür tehlikesi Altın gibi madenlerin çıkarılma sürecinde sadece büyük miktarlarda su tüketilmekle kalınmıyor, aynı zamanda siyanür ve diğer kirletici maddelerin kullanımı sağlık ve çevre için büyük riskleri beraberinde getiriyor. Uşak'ın Güney köyünden Sümer, su kaynaklarının korunmasının bir ölüm-kalım meselesi olduğunu vurgulayarak "2006 yılındaki yağışların ardından yaklaşık 2 bin köy sakini vertigo, görme bozuklukları ve bulantı şikayetleri yaşadı. Yapılan testlerde kanlarında siyanür çıktı" diyor. Kirliliğin, bir zamanlar yerel ekonominin bel kemiği olan hayvancılık ve üzüm hasadını yok ettiğine işaret eden Sümer, nasıl ayakta kalacaklarını bilemediklerini belirtiyor. Resmî verilere göre 2024 yılında madencilik alanında kullanılan su, Türkiye'nin 20,3 milyar metreküplük toplam su tüketiminin yüzde 5,8'ini oluşturdu. Bu, 2016'daki payın dört katı anlamına geliyor. Türkiye'de köylülerin direnişi Son olarak Ordu'daki Aybastı yaylasında tarım için kullanılan alanlarda maden sondaj çalışmaları başlatılması, köylülerin yoğun protestosuna neden oldu. Geçimini hayvancılıkla sağlayan 48 yaşındaki Nuriye Dilek, altın madeni için sondaj planları nedeniyle otlakların girişe kapatıldığını belirterek "Artık hayvan yetiştiremeyeceksek ne yapmamız bekleniyor? Toprağımızı bırakıp gitmemiz mi?" sözleriyle tepkisini dile getirdi. Tarım ve hayvancılık, bölge sakinlerinin en önemli geçim kaynağı. Bölge aynı zamanda tüm dünyaya ihraç edilen fındığıyla ünlü. İkizköy'de jandarma ile karşı karşıya gelen çevre aktivistleriFotoğraf: Umit Turhan Coskun/NurPhoto/picture alliance"Artık fındık yetiştiremeyeceğiz" endişesi Fındık üreticisi ve ihracatçısı Ömer Aydın, "Altın madeni açıldığında burada artık fındık yetiştiremeyeceğiz. Yerin üstündeki, altındakinden daha değerli. Asıl altın, bu ülkede yetişen fındıktır" diyor ve Ordu'da toprakların yüzde 80'inin maden alanı ilan edildiğini duyduklarını söylüyor. Bu söylentiler karşısında hükümete bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Nisan ayında bir açıklama yaparak, farklı illerdeki arazi varlığının büyük bir kısmının maden sahası olarak ruhsatlandırdığı iddialarını yalanladı. Açıklamada, Türkiye genelinde fiili olarak maden üretimi yapılan toplam alanın, ülke yüz ölçümünün sadece binde 1,8'ine tekabül ettiği, Ordu'da bu oranın on binde 8 seviyesinde olduğu belirtildi. "Türkiye hidrolojik kuraklıkla karşı karşıya" Çevreciler ise maden ruhsat sayısındaki büyük artış karşısında öfkeli. Gazeteci Özer Akdemir, kirlenme riski ve yerel ekonomilere verilen zarar pahasına sektöre yapılan yatırımlara öncelik verildiğini belirtiyor. Su bilimleri uzmanı Dr. Erol Kesici de madencilikte aşırı su ve kimyasal kullanımına işaret ederek suyun sadece kullanılmakla kalmayıp aynı zamanda kirletildiğini vurguluyor. Yağış eksikliğinin su kaynaklarını, su kütlelerini ve yeraltı sularını etkileyerek tüm su sistemini zayıflattığına işaret eden Kesici, "Tüm dünya uzun süredir devam eden bir kuraklık yaşıyor ancak Türkiye aynı zamanda ciddi bir hidrolojik kuraklıkla da karşı karşıya. Göllerimiz, nehirlerimiz ve yeraltı su rezervlerimiz kötü su yönetiminin doğrudan bir sonucu olarak kurudu" diyor. "Dağlar maden açmak için düzleştirildiğinde ekosistem tahrip olur, ısı adaları oluşur. Bu da yağışı azaltır ve dolayısıyla yeraltı su seviyelerini düşürür" diye devam eden Kesici, doğanın aşırı sömürüyle karşı karşıya bırakıldığını belirterek "Bu kadar çok maden ruhsatı vermek nasıl mümkün olabilir?" sorusunu yöneltiyor. "Yasa durumu daha da kötüleştirecek" Çevre aktivisti avukat Arif Ali Cangı da Temmuz ayında onaylanan ve şirketlerin tarım arazilerini madencilik için kamulaştırmasına veya yeniden imara açmasına izin veren yasanın durumu daha da kötüleştirdiği görüşünde. Çevresel etki değerlendirmeleri ve denetim mekanizmalarının artık tamamen etkisiz hale geldiğini belirten Cangı, "Artık madenlerin her yerde kurulmasının önünde hiçbir engel kalmadı" diyor. Cangı, Türkiye genelinde büyüyen protesto hareketine işaret ederek, protestoları zayıflatmak amacıyla acil durum prosedürlerinin devreye girdiğini ve madencilik ruhsat süreçlerinin hızlandırılabildiğini belirtiyor. Böylece şirketler araziye anında el koyabiliyor. AFP / BK,MUK

MUSTAFA SOLAK: 19 Mayıs Sadece Bir Tarih Değil; Cesaretin Adıdır Haber

MUSTAFA SOLAK: 19 Mayıs Sadece Bir Tarih Değil; Cesaretin Adıdır

Sevgili Gençler, Kimler Nutuk okudu? Nutuk'un ilk cümlesi, “1919 senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım” diye başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919, Milli Mücadele’nin fiilen başladığı, bağımsızlığın meşalesinin yakıldığı gündür. Onun için bugün sadece bir bayram kutlamıyoruz. Bugün, umudun ve yeniden ayağa kalkmanın hikâyesini hatırlıyoruz. Hatırlamanın da ötesinde geleceği kurmak için geçmişten güç almak için toplandık. Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinde ülkenin durumunu özetlerken ordunun elinden silâh ve cephanenin alındığını, zorla ve hile ile aziz vatanın, bütün kalelerinin zaptedildiğini, bütün tersanelerine girildiğini, bütün orduların dağıtıldığını, memleketin her köşesinin işgal edildiğini belirtiyordu. Amasya Genelgesi’nde belirtildiği “vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir” diyen Türk milleti Atatürk önderliğindeki ayaklanmıştı. Sevgili Gençler, 19 Mayıs sorumluluğumuzu hatırlatıyor. Vatanın bütünlüğünü ve ulusun bağımsızlığını sadece savaşla, sınırlarını korumakla sağlayamayız. Bu, diğer sorumluluklarımızı yerine getirmediğimizde karşılaşacağımız durumdur. Düşünen, üreten, sorgulayan, Atatürk’ün ifadesiyle “bilimi, yol gösterici” alan ve vicdanlı, emeğe değer veren, paylaşmaktan, dayanışmada, hoşgörüde bulunan bireyler olmaktan mutlu olmalıyız. Ve şunu unutmayın: Atatürk “bütün ümidim gençliktedir” diyordu. Sizi seviyoruz ve size güveniyoruz. Bu sadece bizim bireysel insan sevgimizden gelmiyor. Mecburuz da. Bugünümüz, geleceğimiz birbirimize bağlı. Bu mecburiyetimizi yine Nutuk’a başvurarak göstereyim. Atatürk düşmanla mücadelede millet, meclis ve ordu olmak üzere üç kuvvetin tayin edici olduğunu söyler. Bu üç kuvvet iki cephede savaşır; 1. İç cephe 2. Dış cephe. Devamını Nutuk’tan okuyalım: “Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silâhlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlûp olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten “kaleyi içinden almak”, dışından zorlamaktan çok kolaydır.” Bu yüzden milli birliği güçlü tutmak, geleceği kurmak için önemli. - İki hususta dikkatinizi çekeyim: 1. Milli Birliğinizi perçinleyin: 2. Yılgınlığa, karamsarlığa düştüğünüzde Atatürk gibi düşünün. İşveç’te bir sözmüş. 13 Kasım 1918’de Haydarpaşa garında düşman gemilerine bakıp dediği gibi “Geldikleri gibi giderler” deyin.. Siz dünyanın ilk bağımsızlık savaşını veren, bu sebeple de işgal altındaki mazlum ülkelerce örnek alınan insanların torunlarısınız. Tarih size bu haklı gururu ve gücü veriyor. Bundan 107 yıl önce dedeleriniz, neneleriniz nasıl ki düştüğü yerden ayağa kalktıysa, sizler de onlardan cesaret alacaksınız. Cesaretinizi hiçbir şeyin kırmasına izin vermeyin. İşte bu yüzden her 19 Mayıs’ta kendinize şunu deyin: “19 Mayıs sadece bir tarih değil; cesaretin adıdır.” 19 Mayıs Atatürk’ün Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

Bakırköy Tiyatroları'ndan Anadolu'ya sanat çıkarması Haber

Bakırköy Tiyatroları'ndan Anadolu'ya sanat çıkarması

Türkiye’nin en köklü sanat kurumlarından biri olan Bakırköy Belediye Tiyatroları (BBT), 35. yılında başlattığı "Büyük Dönüşüm" projesiyle şimdi de Anadolu turnesinde. Genel Sanat Yönetmeni Ragıp Savaş’ın vizyonuyla tiyatroyu Bakırköy sınırlarının ötesine, Anadolu’nun kalbine taşımayı hedefleyen BBT, turne programının en kritik duraklarından biri olan 3. Ordu Şehir Tiyatroları Festivali’ne hazırlanıyor. İSTANBUL (İGFA) - Bakırköy Belediye Tiyatrosu (BBT), festival kapsamında Türk tiyatrosunun modern klasikleri arasında sayılan ve sahnelendiği her dönemde büyük yankı uyandıran "Ay Tedirginliği" oyunu ile 15 Mayıs’ta Ordulu sanatseverlerin karşısına çıkacak. Usta yazar Özen Yula’nın kaleminden çıkan ve 2001 yılında Afife Tiyatro Ödülleri’nde "Yılın En Başarılı Yazarı" ödülüyle taçlanan "Ay Tedirginliği", yazılışının 30. yılında BBT’nin yenilikçi rejisiyle yeniden hayat buluyor. Ocak 2026’daki prömiyerinden bu yana kapalı gişe oynayan yapım, sadece bir tiyatro oyunu değil; toplumsal hafızaya tutulmuş karanlık bir ayna niteliği taşıyor. 1950’LERİN PUSLU İSTANBUL’UNDA PSİKOLOJİK BİR LABİRENT Oyun, seyirciyi 1950’li yılların tekinsiz İstanbul atmosferine, faili meçhul cinayetlerin ve azınlık meselelerinin gölgesinde kalan gizemli bir geceye götürüyor. Yolları kesişen iki yabancının üzerinden ilerleyen anlatı; kimlik, aidiyet ve vicdan kavramlarını sarsıcı bir dille sorguluyor. "Bir Kadın, Bir Adam, Bir Giz ve Birçok Cinayet..." mottosuyla sahnelenen eser, kum sanatçısı Ramazan Yumrutepe’nin sahnede canlı olarak icra ettiği performansla görsel bir başyapıta dönüşüyor. Sahneye yansıyan kum figürleri, geçmişin silinmeye yüz tutmuş izlerini ve karakterlerin parçalanmış ruh hallerini seyircinin gözü önünde somutlaştırıyor. Genel Sanat Yönetmeni Ragıp Savaş, BBT’nin yeni dönem stratejisini şu sözlerle özetliyor: “Büyük Dönüşüm hamlemiz, sadece teknik veya idari bir yenilenme değil, aynı zamanda sanatsal bir değişimdir. Bakırköy’ün köklü birikimini Ordu gibi sanatın nabzının attığı şehirlerimize taşımak, tiyatronun o birleştirici ve sorgulatan gücünü Anadolu’yla paylaşmak bizim en büyük önceliğimiz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.