Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Nöroloji

bursaarena.com.tr - Nöroloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nöroloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Her baş ağrısı migren değil... Tanıda 7 belirtiye dikkat! Haber

Her baş ağrısı migren değil... Tanıda 7 belirtiye dikkat!

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Levent Gül, migrenin yalnızca baş ağrısından ibaret olmadığını belirterek atakların süresi, ağrının niteliği ve eşlik eden belirtilerin tanıda önem taşıdığını söyledi. Sıklaşan veya günlük yaşamı etkileyen baş ağrılarında uzman değerlendirmesi öneriliyor. Baş ağrısı yaygın görülen sağlık sorunlarından biri olsa da her baş ağrısı migren anlamına gelmiyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Levent Gül’e göre migren; tekrarlayan ataklarla seyreden, ağrının yanı sıra farklı belirtilere de yol açabilen nörolojik bir hastalık. Erişkinlerde ataklar genellikle 4 ila 72 saat sürüyor; ağrı tek ya da iki taraflı olabiliyor. MİGRENİ DÜŞÜNDÜREN BELİRTİLER Gül, migreni düşündürebilecek başlıca belirtileri şöyle sıraladı: Baş ağrısının 4 ila 72 saat sürmesi Ağrının başın bir tarafında yoğunlaşması Zonklayıcı nitelikte olması Orta veya şiddetli düzeye ulaşarak günlük işleri aksatması Yürüme ve merdiven çıkma gibi hareketlerle artması Bulantı veya kusmanın eşlik etmesi Işık ve sesin, bazı kişilerde kokuların rahatsızlık vermesi Bu belirtilerin bulunmasının tek başına migren tanısı koydurmayacağını belirten Gül, tanının kişinin öyküsü ve hekim değerlendirmesiyle konulması gerektiğini vurguladı. Migreni tetiklediği düşünülen gıdaların kişiden kişiye değişebileceğini kaydeden Gül, çikolata, alkol, işlenmiş etler ve paketli ürünler gibi yiyeceklerin bazı kişilerde ataklarla ilişkili olabileceğini belirtti. Baş ağrısı günlüğü tutmanın, olası tetikleyicileri ve atakların seyrini takip etmeye yardımcı olabileceğini ifade etti. AURA BELİRTİLERİ YENİ BAŞLADIYSA DEĞERLENDİRME ÖNEMLİ Migren hastalarının çoğunda aura görülmüyor. Aura yaşayan kişilerde baş ağrısından önce veya atakla ilişkili olarak geçici görme değişiklikleri, uyuşma ya da konuşma güçlüğü ortaya çıkabiliyor; bu belirtiler genellikle 5 ila 60 dakika sürüyor. Ancak ilk kez gelişen ani görme veya konuşma bozukluğu, tek taraflı güçsüzlük ya da alışılmışın dışındaki nörolojik belirtilerin migrene bağlanmaması ve acil tıbbi değerlendirme gerektirebileceği uyarısı yapılıyor. Gül, üç aydan uzun süre boyunca ayda en az 15 gün baş ağrısı yaşanmasının ve bu günlerin en az 8’inde migren özelliklerinin bulunmasının kronik migren açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ağrının sıklığını, süresini ve eşlik eden belirtileri kaydetmenin tanı ve tedavi planlamasına katkı sağlayabileceğini belirtti. Migren tedavisinde amaç, yalnızca mevcut atağı hafifletmek değil, atakların sıklığını ve şiddetini azaltarak yaşam kalitesini korumak. Tedavi; kişinin belirtilerine, atak sıklığına, eşlik eden hastalıklarına ve kullandığı ilaçlara göre planlanıyor. Gerekli görülen durumlarda atak tedavilerinin yanı sıra koruyucu ilaçlar, botulinum toksin uygulamaları veya sinir blokajı yöntemleri değerlendirilebiliyor. Gül, sık tekrarlayan, günlük yaşamı aksatan ya da karakter değiştiren baş ağrılarında nöroloji uzmanına başvurulmasını önerdi.

Unutkanlık ne zaman ciddiye alınmalı? Uzmanından nörolojik uyarı Haber

Unutkanlık ne zaman ciddiye alınmalı? Uzmanından nörolojik uyarı

Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, gündelik dalgınlık ile değerlendirme gerektirebilecek hafıza sorunlarının birbirinden ayrılması gerektiğini belirtti. Yakın zamanda yaşananları tekrar tekrar unutmanın ve günlük işleri yapmanın zorlaşmasının uzman görüşü gerektirebileceğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Anahtarın yerini kısa süreliğine unutmak ya da birinin adını hatırlamakta zorlanmak çoğu zaman yorgunluk ve dikkat dağınıklığıyla ilişkili olabilir. Ancak Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, az önce yapılan bir konuşmayı hatırlayamamak, aynı soruyu kısa aralıklarla tekrar sormak veya iyi bilinen bir yerde yönünü bulamamak gibi durumların göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Şalçini’ye göre önemli noktalardan biri, bilginin sonradan hatırlanıp hatırlanmadığı. Bununla birlikte bu ayrım tek başına tanı koydurmuyor; unutkanlığın günlük yaşama etkisi ve zaman içindeki seyri de değerlendirilmesi gereken unsurlar arasında yer alıyor. GÜNLÜK YAŞAMI ETKİLEYEN UNUTKANLIK ÖNEMSENMELİ Yaşla birlikte isimleri daha geç hatırlamak ya da yeni bilgileri öğrenirken daha fazla zamana ihtiyaç duymak görülebilir. Ancak unutkanlık kişinin fatura ödeme, yemek yapma, ocak kullanma veya kişisel bakım gibi günlük işlerini aksatıyorsa bunun yalnızca yaşlanmaya bağlanmaması gerektiğini söyleyen Şalçini, nörolojik değerlendirme önerdi. Eşyaları alışılmadık yerlere koyma gibi davranışların da unutkanlıkla birlikte ortaya çıkması hâlinde dikkate alınması gerektiğini belirten Şalçini, erken değerlendirmeyle olası nedenlerin araştırılabileceğine işaret etti. STRES VE UYKUSUZLUK HAFIZAYI ETKİLEYEBİLİR Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, yoğun ve uzun süreli stresin yanı sıra yetersiz uykunun da dikkat ve hafıza üzerinde etkili olabileceğini kaydetti. Stres sırasında salgılanan kortizolün hafıza süreçlerini etkileyebileceğini belirten Şalçini, uyku sırasında gün içinde edinilen bilgilerin işlendiğini ve yeterli, kaliteli uyku alınmadığında odaklanma ile kelime bulma güçlüğü yaşanabileceğini ifade etti. BEYİN SİSİ İLE HAFIZA KAYBI AYNI ŞEY DEĞİL Şalçini, beyin sisi yaşayan kişinin dikkatini toplamakta zorlanabileceğini; bazen ipucu verildiğinde aradığı bilgiyi hatırlayabildiğini söyledi. Demansla ilişkili hafıza sorunlarında ise unutkanlık günlük yaşamı daha belirgin biçimde etkileyebilir. Ancak beyin sisi ile demansı yalnızca bu örneklerle ayırt etmek veya tanı koymak mümkün değil. Şalçini, yakın geçmişi hatırlayamama ya da günlük işlerde belirgin zorlanma gibi durumlarda bir uzmana başvurulması gerektiğini vurguladı.

Alzheimer riski 20 yıl önceden başlıyor Haber

Alzheimer riski 20 yıl önceden başlıyor

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer riskini azaltmak için erken yaşlardan itibaren yaşam tarzına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Son yıllarda yaşam süresinin uzamasıyla birlikte Alzheimer hastalığının görülme sıklığı artıyor. Türkiye’de yaklaşık 700 bin kişi Alzheimer ile mücadele ederken, bu sayının 2050 yılına kadar 2,5 katına çıkması bekleniyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer’ın ilk belirtiler ortaya çıkmadan yaklaşık 20 yıl önce beyinde değişikliklerin başlayabildiğine dikkat çekti. Tuncer, yaş ve genetik yatkınlık gibi değiştirilemeyen riskler olsa da yaşam tarzıyla ilişkili birçok faktörün kontrol altına alınabileceğini belirterek, beyin sağlığını korumaya yönelik önlemlere erken yaşlardan itibaren önem verilmesi gerektiğini söyledi. İLK BELİRTİLER HAFIZA KAYBIYLA BAŞLIYOR Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer hastalığının beyin hücrelerinin ilerleyici hasarıyla ortaya çıktığını, sadece hastayı değil ailesini ve yakın çevresini de derinden etkilediğini ifade etti. Hastalığın ilk evrelerinde genellikle yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, aynı soruların tekrar sorulması ve tanıdık kelimelerin hatırlanamaması gibi belirtilerin görüldüğünü aktaran Tuncer, ilerleyen süreçte planlama becerisinin zayıfladığını, zaman ve mekân algısının bozulduğunu ve kişinin günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelebildiğini söyledi. Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer’a zemin hazırlayan başlıca risk faktörlerini şöyle sıraladı: Düzenli egzersiz yapmamak Kontrolsüz tansiyon ve tedavi edilmeyen hipertansiyon Yüksek kolesterol Tedavi edilmeyen işitme kaybı Diyabet ve insülin direnci Obezite Sigara ve alkol kullanımı Sosyal izolasyon ve yalnızlık Yetersiz ve kalitesiz uyku Sağlıksız beslenme Depresyon Kafa travması öyküsü Hava kirliliğine maruz kalma ALZHEİMER RİSKİNİ AZALTAN 10 ÖNLEM Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer riskini azaltmada etkili olan 10 önlemi de şöyle anlattı: 1. Düzenli egzersiz Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapılmasının, beynin bellek merkezi olan hipokampusu desteklediği ve bilişsel gerileme riskini azaltabildiği belirtildi. 2. Sağlıklı ve dengeli beslenme Özellikle Akdeniz tipi beslenmenin beyin ve damar sağlığı için koruyucu olduğu, işlenmiş gıdalar ile aşırı şeker ve trans yağdan uzak durulması gerektiği vurgulandı. 3. Kaliteli ve yeterli uyku Her gece 7-8 saat kesintisiz uyku alınmasının önemli olduğu, uyku apnesinin de ihmal edilmemesi gerektiği ifade edildi. 4. Beyni aktif tutmak Okuma, yeni beceriler edinme, dil öğrenme ve enstrüman çalma gibi aktivitelerin bilişsel rezervi güçlendirdiği belirtildi. 5. Sosyal bağları güçlü tutmak Aile, arkadaşlar ve sosyal etkinliklerle bağların sürdürülmesinin beyin sağlığına katkı sağladığı kaydedildi. 6. Tansiyon, kolesterol ve kan şekerini kontrol altında tutmak Kardiyometabolik risklerin düzenli takibinin ilerleyen yaşlarda bilişsel gerilemeyi azaltmada önemli olduğu ifade edildi. 7. Sağlıklı kiloyu korumak Fazla kilo ve obezitenin Alzheimer açısından değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer aldığı belirtildi. 8. Sigara ve alkolden uzak durmak Sigara ve alkol kullanımından kaçınmanın beyin sağlığı açısından önemli olduğu vurgulandı. 9. İşitme kaybını ihmal etmemek İşitme kaybı fark edildiğinde gecikmeden değerlendirilmesi ve gerekiyorsa işitme cihazı kullanılması önerildi. 10. Kafa travması ve hava kirliliğinden korunmak Kafa travmalarından korunmanın ve hava kirliliğine maruziyeti azaltmanın da koruyucu önlemler arasında olduğu belirtildi.

Yaz sıcaklarında demans riski artıyor Haber

Yaz sıcaklarında demans riski artıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünyada 55 milyondan fazla kişi demans, bir başka deyişle bunama sorunu yaşıyor. Bu sayının nüfusun yaşlanmasıyla birlikte hızla artması ve 2050’ye kadar 139 milyona ulaşması bekleniyor. İSTANBUL (İGFA) - Demans, yalnızca unutkanlıkla sınırlı değil; bireyin hafıza, dikkat, dil, karar verme ve günlük yaşam becerilerini etkileyerek bağımsızlığını kaybetmesine yol açan klinik bir sendrom. Bu etkileriyle de hastaların ve bakımını üstlenen kişilerin yaşam kalitelerini ciddi şekilde düşürebiliyor. En yaygın nedeni Alzheimer olan demansta ilerleyen yaş, genetik yatkınlık ve aile öyküsü gibi değiştirilemeyen risk faktörlerinin yanı sıra yaşam tarzıyla ilişkili değiştirilebilir etkenler de önemli rol oynuyor. Acıbadem International Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında yaşam alışkanlıklarındaki bazı hataların demans riskini artırabileceği uyarısında bulunarak, “Yaz mevsiminde demans riskini artıran en önemli iki etken vücudun susuz kalması ve tansiyon dalgalanmalarıdır. Bu nedenle susama hissini beklemeden bol su tüketilmesi ve yüksek tansiyon hastalarının kan basıncını düzenli olarak kontrol etmeleri son derece önemlidir” diyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, aslında değiştirilebilir risk faktörlerinin yaşam boyunca hedeflenmesiyle demans vakalarının yaklaşık yüzde 40’a varan oranda önlenebilir veya geciktirilebilir olabileceğine dikkat çekiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında demans riskini artıran etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. SUSUZ KALMAK Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında sık tekrarlayan veya ciddi düzeydeki susuzluğun özellikle ileri yaştaki kişilerde demans açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurguluyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, “Vücudun susuz kalması; idrar yolu enfeksiyonu, elektrolit bozukluğu, uyku bölünmesi ve tansiyon düzensizliği aracılığıyla zihinsel performansı hızla bozabilir. Bu durum doğrudan kalıcı demansa yol açmaktan çok, mevcut bilişsel kırılganlığı görünür hale getirebilir, deliryumu tetikleyebilir ve damar sağlığını olumsuz etkileyerek uzun vadede beyin rezervini azaltabilir. Bunların sonucunda başta damarsal (vasküler) demans olmak üzere Alzheimer tip demans riskinin de artmasına yol açabilir” diyor. Nasıl önlem almalı? Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00 – 16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın. Susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketin.Koyu idrar, ateş ve ani dalgınlık gibi sorunlarda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun.

Tarım ilaçları parkinson riskini artırabilir Haber

Tarım ilaçları parkinson riskini artırabilir

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığındaki artışın yalnızca yaşlanmayla açıklanamayacağını belirterek, tarım ilaçları, çevresel faktörler ve tekrarlayan kafa travmalarının hastalık riskini artırabileceğine dikkat çekti. İSTANBUL (İGFA) - Nöroloji Uzmanı Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığının ortaya çıkışında çevresel etkenlerin rolüne ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Parkinson vakalarındaki artışın yaşlı nüfusun artış hızını aştığını belirten Tarlacı, özellikle tarım ilaçlarının hastalığın gelişiminde etkili olabileceğine yönelik bilimsel bulgular bulunduğunu söyledi. Parkinson hastalığının genellikle 50-55 yaşlarında ortaya çıktığını ifade eden Tarlacı, uzun yıllardır köylerde yaşayanlar, tarımla uğraşanlar ve kuyu suyu kullanan kişilerde hastalığın daha sık görüldüğünün bilindiğini kaydetti. "YAŞLANMA TEK BAŞINA AÇIKLAMIYOR" Parkinson vakalarındaki artışın yalnızca yaşlanmaya bağlanamayacağını vurgulayan Tarlacı, özellikle tarım ilaçlarıyla ilgili araştırmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirtti. California'da yürütülen çalışmalarda yaklaşık 21 farklı pestisitin, beyinde dopamin üreten hücrelere zarar verdiğinin gösterildiğini aktaran Tarlacı, bu hücrelerin söz konusu kimyasallara karşı oldukça hassas olduğunu ifade etti. Bazı tarım ilaçlarının Parkinson hastalığında rol oynayan beyin bölgeleri üzerinde seçici ve toksik etkiler oluşturduğuna dikkat çeken Tarlacı, bu nedenle konunun bireysel değil toplumsal bir sağlık sorunu olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Bazı uzmanların yaşanan artışı "Parkinson epidemisi" olarak nitelendirdiğini belirten Tarlacı, tarım ilaçlarının bilinçli ve kontrollü kullanılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Domates başta olmak üzere bazı sebze ve meyvelerin pestisit kalıntılarını bünyelerinde tutabildiğine işaret eden Tarlacı, tarımsal üretimde denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. KUYU SULARI DA RİSK TAŞIYABİLİR Özellikle "Paraquat" isimli tarım ilacının toprakta uzun süre kalabildiğini belirten Tarlacı, pestisitlerin yer altı sularına karışmasının da risk oluşturabileceğini söyledi. Geçmişte kuyu suyu kullanan kişilerde Parkinson hastalığının daha sık görülmesinin nedenlerinden birinin bu durum olabileceğini kaydetti. "BAKLA TEK BAŞINA TEDAVİ DEĞİL" Toplumda yaygın olarak bilinen "bakla Parkinson'a iyi gelir" görüşüne de değinen Tarlacı, baklanın içerisinde dopaminle ilişkili bazı maddeler bulunduğunu ancak bunun ilaç tedavisinin yerini tutamayacağını ifade etti. Parkinson tedavisinde kullanılan 125 miligramlık bir L-Dopa kapsülüne eşdeğer etki için yaklaşık 5 kilogram taze bakla tüketilmesi gerektiğini belirten Tarlacı, bu nedenle ilaç tedavisinin çok daha etkili ve uygulanabilir bir yöntem olduğunu söyledi. Parkinson riskini artıran faktörlerden birinin de tekrarlayan kafa travmaları olduğuna dikkat çeken Tarlacı, özellikle boks gibi spor dallarında alınan darbelerin beyinde zamanla biriken hasarlara yol açabileceğini belirtti. Bu tür mikrotravmaların Parkinson hastalığının yanı sıra bazı bunama türlerinin de daha erken ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceğini ifade eden Tarlacı, efsanevi boksör Muhammad Ali'nin bu durumun en bilinen örneklerinden biri olduğunu söyledi. PARKİNSON TİTREMESİ NASIL AYIRT EDİLİR? Parkinson hastalığının en belirgin belirtilerinden biri olan titremenin özelliklerine de değinen Tarlacı, Parkinson titremesinin genellikle istirahat hâlinde ortaya çıktığını anlattı. "Para sayar" tarzında tanımlanan Parkinson titremesinin, kişi hareket etmeye başladığında çoğu zaman azaldığını veya kaybolduğunu belirten Tarlacı, buna karşılık esansiyel tremorun ise özellikle bir nesneye uzanırken veya kullanım sırasında arttığını ifade etti.

Kadınlarda MS daha erken yaşta başlıyor Haber

Kadınlarda MS daha erken yaşta başlıyor

MS (Multiple Skleroz) hastalığının bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, en sık belirtiler arasında duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme bozuklukları yer aldığını söylüyor. İSTANBUL (İGFA) - Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu. Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin sinir sistemini (beyin, omurilik) zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Normalde sinir sitemimiz, bağışıklık sisteminden uzakta, adeta saklı bir ortamdadır. Ancak, sebebini tam olarak anlayamadığımız nedenlerle, baştan ve kontrolden çıkan bağışıklık sistemimiz, kendi sinir sistemine saldırır ve hasarlar oluşturur.” dedi. Hasarların yerleşimine göre şikâyet ve bulguların da değişken olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Hastalığın en sık başlangıç belirtisi duyusal-hisle ilgili şikâyetlerdir. Genellikle, eli ayağı hissetmeme şeklinde değil de uyuşma-karıncalanma-keçelenme tarzında olur. Duyusal belirtiler, anlık izlenen belirtiler olarak hastaların yüzde 50-70’inde ortaya çıkar.” şeklinde konuştu. MS’TE GÖRÜLEN EN SIK BELİRTİLER DUYUSAL ŞİKÂYETLER, GÜÇ KAYBI VE GÖRME SORUNLARI! Duyusal belirtilere açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları kaydetti: “Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, his azalması, gerilme, uyuşturulmuşluk hissi, kum üzerinde yürüme hissi, kaşınma, yanma, elektriklenme, yüze ani vuran elektrik çarpması, boyundan sırta ve ayaklara ani elektrik çarpması şeklinde olabilir. Duyusal şikâyetlerin ardından en sık, güç (motor) kayıpları ile kendini gösterir. Kuvvet ya da güç sorunları ile ilgili belirtiler, başlangıçta hastaların yüzde 32-40’ında görülmesine karşın, yıllar içerisinde hastaların yüzde 60 kadarı değişik ağırlıklarda güç kayıplarına maruz kalır. Bu doğrudan bir uzuvda kuvvet kaybı şeklinde olabileceği gibi, ‘ağırlaşma’, ‘sertleşme’, ‘direnç gösterme’ veya ‘ağrı’ şeklinde de olabilir. Bu tür belirtiler sıklıkla bacaklarda başlar. Üçüncü sırada ise, görme kayıpları ya da bozuklukları gelir. Bu durum, hastaların yüzde 15-20’sinde başlangıç belirtisidir.” Pek çok çalışmada MS’in başlangıç yaşının 29-32 arası olduğunun görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kadınlarda, en sık ortaya çıktığı yaş erkeklere göre 5 yıl daha erkendir.” dedi. Bu arada MS’in tedavi edilebilir olup olmadığına açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, daha önce de tanımladığı üzere, atak geçirdiği anlaşılan bir hastada uygulanan en etkili tedavi şekli kortizon olduğuna vurgu yaptı. "Kortizon tedavisi MS ataklarında 1970 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır ve atakların kutsal ilacıdır" diyen Prof. Dr. Tarlacı, "Atakların bir kısmı kortizona çok iyi yanıt verip, atak öncesi duruma dönmeyi sağlayabilir. Yararlı etkisi ilk bir kaç günde ve haftada ortaya çıkar. Belli tipte MS tanısı almış hastaların, ataklarının sıklığını, şiddetini ya da atak olduğunda bıraktığı hasarları azaltmak için kullanılan tedavilerdir. 1993 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), MS’in seyrini değiştirebilecek ilk ilaç olan interferon beta-1b’ye onay verdi. Bunun ardından ‘koruyucu ilaç’ dönemi başladı. Bu ilaçların özelliği, sadece atak olduğunda değil, atak olsun olmasın sürekli kullanımlarıdır. Bu ilaçların önemli bir kısmı bedendeki savunma/bağışıklık sistemi üzerinden düzenleyici etki ederek hastalığın saldırganlığını ve de atakları engeller. Bahsedilen tedavilere ‘tamamlayıcı tedavi’ denilebilecek bir tedaviyi daha ekleyebiliriz. Bu tedavi diyet, bitkisel tedaviler, günlük yaşam düzeninde değişiklikler, egzersizler (yoga, gevşeme egzersizleri) olarak belirtilebilir" diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.