Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Nato

bursaarena.com.tr - Nato haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nato haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Emekli büyükelçiler değerlendirdi: Mekke Anlaşması, Türkiye'yi nasıl etkileyecek, "taraflardan birine saldırı diğerlerine de saldırıdır" vurgusu ne anlama geliyor? Haber

Emekli büyükelçiler değerlendirdi: Mekke Anlaşması, Türkiye'yi nasıl etkileyecek, "taraflardan birine saldırı diğerlerine de saldırıdır" vurgusu ne anlama geliyor?

Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaş, bölge ülkelerine de sirayet ederken, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bölgesel güvenlik için Mekke Anlaşması’nı imzaladı. Suudi Arabistan’da imzalanan anlaşma kapsamında taraflardan birine yapılan bir saldırı, anlaşmanın tüm taraflarına yapılmış sayılacak. Bölgede İran savaşından bu yana tırmanan gerilim sürecinde bu maddenin nasıl işleyeceği tartışılırken emekli büyükelçiler, anlaşmanın tam metni görülmeden uygulamanın nasıl işleyeceğinin bilinemeyeceğini vurgularken, anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmalarının önüne geçmeyeceğini belirtiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke’de düzenlenen Ortak Savunma Zirvesi’nde üçlü savunma anlaşmasını imzaladı. Anlaşmaya ilişkin üç ülkeden yapılan ortak açıklamada savunma anlaşmasının “bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmeyi, güvenli ve müreffeh bir gelecek için ortak hareket etmeyi” amaçladığı belirtildi. Kolektif caydırıcılığı güçlendirme amacı taşıdığı belirtilen anlaşmaya ilişkin yapılan ortak açıklamada “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma iş birliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir,” denildi. Emekli Büyükelçi Cengiz Fırat, T24'e yaptığı değerlendirmede zamanlamaya dikkat çekerek Mekke Anlaşması'nın, İsrail'in genişlemeye yönelik adımlar attığı, Hürmüz Boğazı'nın kapatıldığı ve İran'ın bölge ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği bir dönemde imzalandığını söyledi. Fırat, İran savaşının başlamasından bu yana Suudi Arabistan'ın ABD'nin güvenlik şemsiyesinin yeterli olmadığını gördüğünü belirterek, Washington'ın tüm gücünü İsrail'i savunmaya yönelttiğinin ve bu nedenle Körfez'deki ortaklarına yeterli caydırıcılığı sağlayamadığının ortaya çıktığını ifade etti. Üç ülkenin de bölgede kritik güç unsurlarına sahip olduğunu belirten Fırat, Pakistan’ın bölgede büyük ve güçlü bir ülke olduğunu, İslam dünyasında nükleer silaha sahip tek ülke konumunda bulunduğunu ve oldukça gelişmiş bir savunma sanayisine sahip olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan’ın İslam dünyası açısından önemli, stratejik öneme ve ekonomik zenginliğe sahip bir G20 ülkesi olduğunu belirten Fırat, Türkiye’nin ise hem Doğu hem Batı ile ilişkileri bulunan, NATO üyesi, Avrupa Birliği ile yakın ilişki içinde olan ve bölgenin en güçlü savunma sanayilerinden birine sahip ülkelerden biri olduğunu belirtti. Fırat’a göre anlaşmayla birlikte üç ülkenin birbirini tamamlayan güç unsurları bir araya geliyor. “Zamanla başka ülkeler de katılabilir” Suudi Arabistan ile Pakistan arasında daha önce de benzer bir anlaşma bulunduğunu hatırlatan Fırat, Mekke Anlaşması’nın herhangi bir gruba ya da ülkeye karşı yapılmadığının altını çizdi. Anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmalarının önüne geçmeyeceğini vurgulayan Fırat, anlaşmanın diğer ülkelerin katılımına da açık olduğunu ve zaman içinde bölge ülkelerinin de katılmasını beklediğini söyledi. 
“Metninin tamamını görmeden uygulamayı bilemeyiz” Bölgede güç dengelerinin değiştiğini ifade eden Fırat, Suudi Arabistan’ın son dönemde Husiler tarafından uğradığı saldırılar göz önüne alındığında Mekke Anlaşması’nın “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağı” vurgusunu değerlendirirken anlaşmanın tam metninin görülmediğini vurguladı. Şu aşamada yalnızca ortak açıklamanın görüldüğünü belirten Fırat, anlaşmanın tam metni görülmeden uygulamanın nasıl olacağının bilinemeyeceğini söyledi. Suudi Arabistan ile Pakistan’ın bir süredir benzer bir anlaşma içinde olduğunu hatırlatan Fırat, daha önce Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarında Pakistan’ın devreye girdiğinin görülmediğine dikkat çekti. Fırat'a göre; mevcut bilgiler, anlaşmanın caydırıcılık, hava savunması ve silah sistemleri ile askerî eğitim ve işbirliği gibi başlıklar üzerine şekilleneceğini gösteriyor. Üç ülkeden birinin başka bir devletin saldırısına uğraması hâlinde tarafların nasıl hareket edeceğine ilişkin ise henüz bir bilgi bulunmuyor. Bunun nasıl düzenlendiği ancak anlaşma metninin yayımlanmasıyla netlik kazanacak. “Detay verilmedikçe uygulanabilirliği tartışmalı” Emekli Büyükelçi Şafak Göktürk de, X hesabından paylaştığı değerlendirmesinde, anlaşmada yer alan “birine silahlı saldırı, üçüne yapılmış sayılır” ifadesinin güçlü görünmesine karşın, bunun pratikte nasıl işleyeceğinin henüz belirsiz olduğuna dikkati çekti. Anlaşmanın tam metninin bilinmediğini hatırlatan Göktürk, NATO’nun 5. maddesini çağrıştıran bu hükmün, hangi ortak varlıkların korunacağı ve saldırı halinde nasıl bir mekanizmanın devreye gireceği açıkça belirlenmediği sürece uygulanabilirliğinin tartışmalı kalacağını belirtti. 5. madde nedir? NATO'nun ortak savunma ilkesi olan ve müttefiklerden birine yapılan saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağı temeline dayanan Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. maddesinde şu ifadelere yer veriliyor: "Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldırı olursa Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. "Böylesi herhangi bir saldırı ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilecekti Anlaşmanın yalnızca metindeki güvenlik taahhütleri üzerinden değil, imzalandığı siyasi süreç ve bölgesel bağlamla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Göktürk, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ABD ile müttefiklik ilişkilerine rağmen Washington’ın sunduğu güvenlik güvencelerinin yeterliliğine ilişkin soru işaretlerinin arttığına işaret etti. Göktürk’e göre anlaşma, üç ülkenin güvenliklerini tek bir müttefike dayandırmak yerine farklı işbirlikleriyle destekleme, yani “katmanlı güvenlik” arayışını ortaya koyuyor. Bunun anlaşmanın askeri boyutunun yanı sıra siyasi niyetini de öne çıkardığını belirten Göktürk, Ortadoğu’nun uzun süreli bir “barışsızlık” dönemine girebileceğini ve bu süreçte diplomasiyle güç gösterisinin iç içe ilerleyeceğini ifade etti. BM’nin 51’inci maddesi vurgusu Anlaşmayla ilgili Anadolu Ajansı’na değerlendirmelerde bulunan yetkiler, anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçladığının altını çizdi. Yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi. 51. madde nedir? "İşbu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler Üyelerinden birinin silahlı bir saldırmaya hedef olması halinde, Güvenlik Meclisi milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için lüzumlu tedbirleri alıncaya kadar, tabii olan münferit veya müşterek meşru müdafaa hakkına halel getirmez. Bu meşru müdafaa hakkını kullanarak Üyelerin aldığı tedbirler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilir ve Konsey'in, işbu Antlaşmaya dayanarak milletlerarası barış ve güvenliğin muhafaza veya iadesi için lüzumlu göreceği şekilde her an hareket etmek yetki ve ödevine hiçbir veçhile tesir etmez Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bugün CNN Türk yayınında Mekke Anlaşması'na ilişkin soruları yanıtladı. Yılmaz, anlaşmayı herhangi bir tarafa, kişiye ve kuruma karşı bir tehdit olarak görmemek gerektiğini vurgulayarak, "Bu birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil. Tam aksine belli konularda gerilimler ortaya çıkmasın diye caydırıcılığı güçlendirmek için oluşturulmuş bir yapı. Dolayısıyla esas itibarıyla caydırıcı bir mekanizma. Bir taraftan da savunma sanayisi başta olmak üzere işbirliğini artırıcı bir mekanizma. Bu bizim NATO'ya veya içinde bulunduğumuz herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil. Bunun da altını çizmemiz lazım." diye konuştu. Yılmaz, milli muharip uçak KAAN'ın olgunlaşma sürecine Suudi Arabistan'dan ortaklık veya bir finans katkısı olup olmayacağı sorusu üzerine "Kesinlikle olabilir, neden olmasın" yanıtını verdi. ABD'nin F-35 üretim sürecine başka ülkeleri de kattığını hatırlatan Yılmaz şöyle devam etti: "Bu tür yüksek maliyet, geniş pazar, ciddi bir katkı gerektiren projelerde platformlar oluşturmak ve olabildiğince çok dost ve kardeş ülkeyi bu sürece dahil etmek çok anlamlı. Teknolojik olarak da ekonomik olarak da pazarlama imkanları bakımından da Türkiye de bu noktada belli bir eşiğe gelmiş durumda. KAAN da başka projeler de olabilir. Ürün bazında birçok ülkeyi işin içine katan, sorumlulukları paylaşan, aynı zamanda hepsinin de katkısını alarak projelerin niteliğini artıran bir çabanın çok doğru olacağını düşünüyorum."

Ukrayna'dan NATO ülkeleri için kritik uyarı: Rusya “sahte bayrak” provokasyonlarına hazırlanıyor Haber

Ukrayna'dan NATO ülkeleri için kritik uyarı: Rusya “sahte bayrak” provokasyonlarına hazırlanıyor

Ukrayna Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Başkanı Andriy Kovalenko, Rusya'nın Polonya ve Baltık ülkelerine Ukrayna'ya aitmiş gibi görünen SİHA'larla 'sahte bayrak' saldırıları düzenleyerek NATO ile Kıyiv arasındaki güveni sarsmayı planladığını açıkladı. Ukrayna Millî Güvenlik ve Savunma Konseyine bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Rusya'nın NATO üyesi ülkelere yönelik "sahte bayrak" provokasyonları hazırlığında olduğu uyarısında bulundu. Merkezin Başkanı Andriy Kovalenko, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Rusya'nın müttefik ülkelerin Ukrayna'ya olan güvenini sarsmayı amaçlayan provokasyonlar planladığını belirtti. Başkan Kovalenko, Rusya'nın Ukrayna'ya aitmiş gibi kamufle edilmiş silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) kullanarak Baltık ülkeleri ile Polonya'ya yönelik saldırılar düzenleyebileceğini vurguladı ve bu tür girişimlerin amacının, saldırıları Ukrayna gerçekleştirmiş izlenimi oluşturarak NATO ülkeleri ile Kıyiv arasındaki güven ilişkisini zedelemek olduğunu ifade etti. OPERASYONLARDAN RUS İSTİHBARAT BİRİMLERİ SORUMLU TUTULUYOR Kovalenko, söz konusu provokasyonların hazırlanmasından Rusya Askerî İstihbaratı'nın sorumlu olduğunu belirterek, Rusya Dış İstihbarat Servisi'nin de bu operasyonlara dahil olabileceğini kaydetti. Öte yandan Polonya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamış de daha önce yaptığı açıklamada, Rusya'nın ele geçirdiği Ukrayna'ya ait SİHA kullanarak Polonya'ya yönelik provokasyonlar hazırlayabileceğini dile getirmişti.

GÜRBÜZ GÜNGÖR yazdı: "CHP Kuruluş Ayarlarına Dönmelidir" Haber

GÜRBÜZ GÜNGÖR yazdı: "CHP Kuruluş Ayarlarına Dönmelidir"

Mazlum milletlerin örnek aldığı tüm dünyanın saygı duyduğu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN kurduğu partinin adıdır CHP. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ni kuran partidir. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, “benim iki eserim var. Birisi TÜRKİYE CUMHURİYETİ, diğeri de CHP dir” demiştir. Her ikisi de tam bağımsızlığın adıdır. 1-Cumhuriyetçilik, 2-Milliyetçilik, 3-Halkçılık, 4-Devletçilik, 5-Laiklik, 6-Devrimcilik (İnkılapçılık); O, devleti yöneten kişilerin dikkat etmesi gereken ilkeleri gösterdiği gibi, partiyi yönetenlerin de bu ilkeler ışığında yönetmelerini istemiştir. 2026 senesine gelene kadar 7 kişi CHP Genel Başkanlığı yaptı. 2010 senesinde KEMAL KILIÇDAROĞLU’nun Genel Başkan olması ile partide CHP ilkelerini benimsemeyen, koltuk kapmak için kullanan kişiler partiye davet edilmeye başlanıldı. 2023 senesinde yapılan 38. Kurultay ile ÖZGÜR ÖZEL genel başkan oldu. Değişen hiçbir şey olmadı, adam devşirmelere devam edildi. Geçmişleri sorgulanması gereken kişiler partiye alındı. Özellikle Deva Partisinin omurgasındaki kişiler dahi partiye alındı. Bir de bunlar “Gölge Bakan” yapıldılar. CHP ilkeleri ile ilişkisi olmayan bu kişiler kendisi hiç bir zaman CHP’li olmayan liberal EKREM İMAMOĞLU tarafından partiye alınan, kendisi gibi LİBERAL kişiler idi. Bu insanlar partide etkin görevlere geldiler ve partinin giderek bir “Liberal Parti” olması için, bilerek görev verilen kişilerdi. 20 Mayıs 2026 tarihinde verilen Mutlak Butlan kararı ile ÖZGÜR ÖZEL’in Genel Başkanlığı sona erdi. Mutlak Butlan Kararı ile yeniden Genel Başkan olan Kılıçdaroğlu, benim de geçmiş köşe yazılarımda çok sert eleştirdiğim konuları kabul ettiğini anlatarak özür diledi. Kuruluş ayarlarına dönme sözleri verdi. Şimdi ÖZGÜR ÖZEL yakın zamanda yeni bir parti kuracak. Partisinin ilkelerinde CHP ilkeleri olmayacak. Parti programını en başta “EKREM İMAMOĞLU’na bağlı” gölge bakanların belirleyeceği kesindir. Bu kişiler kimdir tek tek anlatacağım. Ama o parti kurulduktan sonra. KILIÇDAROĞLU sonrası partinin iç, dış ve güvenlik siyasetleri ile ilgili hiçbir siyaset üretmeden EKREM İMAMOĞLU’na özgürlük mitingleri yapan ÖZGÜR ÖZEL’i, bazı medya organları “Ak Parti’nin iktidar olmasını istemeyen ve hayat pahalılığı yüzünden sıkıntı yaşayan” halka “kurtarıcı” gibi sundular. Daha bundan sonra göreceksiniz ÖZGÜR ÖZEL’in gerçek duruşunu. NATO'ya yaranmak için makale yazan, EMPERYALİST ÜLKELER ile sıkı iş birliği içinde olmak isteyen, “NATO ve AB ülkelerinin güvenliğini biz sağlarız” diyen bir yeni parti lideri göreceğiz. Bu partiyi kuranlanlar, il veya ilçelerinde yönetici olanlar, üye olanlar şunu çok iyi bilmeliler ki; Bu ülke MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN savaşarak, kan dökerek yaptığı KURTULUŞ SAVAŞI ilkeleriyle kuruldu. Şimdi tekrar o ilkeleri, EMPERYALİSTlerin kucağına kimse oturtamayacaktır. Bu partiyi kurucu olarak gören insanlarımıza ve gerçekten de kendisini ATATÜRKÇÜ ve CHP ilkelerine bağlı gören insanlarımıza çağrım şudur; CHP'nin yeniden kurucu ayarlarına dönmesi için kurumsal yapısına sahip çıkılmalıdır. Yanlış yapan yönetime gereken tepkileri verilerek gerçek rotasına girmesine çaba sarf ediniz. Sizlere hayal vaat eden, mazlum rolüne giren EKREM İMAMAMOĞLU ve ÖZGÜR ÖZEL gibi siyasilere asla kanmayınız. Gerçek CHP’liler partisinde kalır ve CHP’nin kuruluş ayarlarına dönmesi için mücadele eder. Kemal Kılıçdaroğlu'na ve ona bağlı yönetimlere bunu sıkça hatırlatmak zorunda olduğunu bilenler gerçek CHP’lidir. Parti Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na değil CHP ilkelerine, aynı zamanda ATATÜRK ilkelerine sahip çıkınız. CHP’ye sahip çıkmak demek, “geleceğimize ve tam bağımsızlığımıza sahip çıkmak” demektir. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

Kuzey Kore: Nükleer silahsızlanma önce Amerika'nın müttefikleriyle başlamalıdır Haber

Kuzey Kore: Nükleer silahsızlanma önce Amerika'nın müttefikleriyle başlamalıdır

Kuzey Kore, geçtiğimiz hafta Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi sonrası yükselen askeri bloklaşma ve hızlanan silahlanma faaliyetleri nedeniyle ABD ve müttefiklerini sert bir dille kınadı. Egemenlik haklarımız tehdit olarak yansıtılıyor Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansı’nın (KCNA) haberine göre Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, NATO liderlerinin Pyongyang'ın meşru egemenlik haklarını kullanmasını bir "tehdit" gibi göstermeye çalıştığı savunuldu. Açıklamada, Kuzey Kore'nin kendi güvenlik çıkarlarını ve bölgesel barışı korumak adına egemenlik haklarını sorumlu bir şekilde kullanmaya devam edeceği vurgulandı. Ankara Zirvesi'nde 50 milyar dolarlık anlaşma Türkiye'nin ev sahipliğinde Ankara'da düzenlenen zirvede, ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupalı müttefiklerine yönelik "savunma yükünü paylaşma" yönündeki baskıları sonucunda, değeri 50 milyar doları aşan askeri ve endüstriyel satın alma anlaşmaları imzalandı. Zirve kapsamında Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul'ün NATO üyeleriyle ileri teknolojiler, araştırma-geliştirme ve silah sistemleri üretimi gibi alanlarda iş birliğini genişletmeyi hedeflediğini ifade etti. Savaş ve çatışma bloğu Pyongyang yönetimi, Ankara'daki zirvenin NATO'nun bir "savaş ve çatışma bloğu" olduğunu kanıtladığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın KCNA’dan aktardığına göre Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı, ittifakın Avrupa ve Asya-Pasifik bölgesindeki barış ve güvenliği tehlikeye atarak, yalnızca kendi "jeopolitik çıkarlarını" gözetmeye çalıştığını ifade etti. Seul / Şarku'l Avsat

33. yılında dinmeyen acı... Madımak Otel'e 'Utanç Müzesi' afişi asıldı Haber

33. yılında dinmeyen acı... Madımak Otel'e 'Utanç Müzesi' afişi asıldı

Sivas Katliamı’nın 33. yılında yüzlerce yurttaş Madımak Oteli'ne yürüdü. Utanç müzesi afişlerinin otele asıldığı anmada Özgür Özel, katliamın insanlık suçu sayılması ve otelin utanç müzesi olması gerektiğini vurguladı. Madımak Oteli'nde 33 aydının yaşamını yitirdiği katliamın 33. yılında Sivas'ta anma programı düzenlendi. Anma etkinlikleri kapsamında binlerce yurttaş, Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı önünde bir araya gelerek Madımak Oteli'ne yürüdü. Yürüyüşe mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Özgür Özel de katıldı. Yürüyüş sırasında açıklamalarda bulunan Özel, "33'üncü yas yılındayız. Sivas'ta yanan ateş sönmedi, adalet sağlanmadı. İnsanlığa karşı işlenen bu büyük suç maalesef zamanaşımına uğratıldı. Firardakiler yakalanmadı, cezaevindekiler affa uğradı. O günkü ateş hala Sivas'ta yanıyor" dedi. Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sivas, CHP'nin Genel Başkanı'nın burada olmasını çok önemsiyor. Yıllardır milletvekili olarak geldiğim süreçte söz vermiştik, o sözü ilk yıldan beri tutuyoruz ve tutmaya devam edeceğiz. Madımak'ın mutlaka utanç müzesi olması gerekiyor. İnsanlığa karşı suçların zamanaşımına uğramaması gerekiyor ve Sivas Katliamı'nın da bir insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesi, her türlü zamanaşımından muaf olması gerekiyor. Zaten imzaladığımız uluslararası anlaşmalar da bunu gerektiriyor. Hükümet bunun gereğini yapmıyor şu anda." Burada basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Özel, 33 yıldır adalet arayışının sürdüğünü belirterek, "33 yıldır burada bir kor ateş yanıyor. Bu ateşin sönümlenmesi, adalete kavuşulmasıyla mümkün. Ancak 33 yıldır ailelerin adalet arayışı devam ediyor" ifadelerini kullandı. Özel, açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu: "Çok farklı farklı adaletsizlikler var. Hala firarda olanlar var. Yakalanmış Almanya’da ama halen Türkiye’ye iade edilmemiş, altı yıl daha iade edilmezlerse zaman aşımından yararlanacaklar var. Ağırlaştırılmış müebbet hapis aldıkları halde Anayasa Mahkemesi’nin geçmişteki haksız ve yersiz bir yorumlamasıyla serbest kalmış olanlar var. Terör suçları koşullu salıverme şartlarından yararlanmazken, Madımak katillerinin yararlandırıldığı ve Madımak’ın bir terör olayı sayılmadığı bir süreçle karşı karşıyayız." Özel, katliamın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu: "Diğer bir taraftan insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Madımak, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Ancak ve ancak Madımak’ın insanlığa karşı bir suç olarak işlendiğini kabul etmeyenler ve bunu zaman aşımına tabi tutan bir takım yaklaşımlar var. Bu yüzden bu çoklu adaletsizlik ortamında hep birlikte ailelerin yanındayız, kurumların yanındayız, ilk günden beri adalet arayan hukukçuların ve avukatların yanındayız. Bütün canların yanındayız." "2 TEMMUZ UTANÇ GÜNÜ OLARAK ANILACAK" Madımak Oteli'ne "Madımak Utanç Müzesi" yazılı tabela asıldığını hatırlatan Özel, mücadelenin süreceğini belirtti. "Bugün 'Madımak Utanç Müzesi' diye bir tabelayı oraya yapıştırdılar" diyen Özel, sözlerini şöyle tamamladı: "Biz bunun, devlet tarafından resmen buranın bir utanç müzesi olarak kabul edildiği ve 2 Temmuz’un bir utanç günü olarak kanunlaştığı güne kadar mücadelemizi bu konuda sürdüreceğiz. Daha önce bu konuda Meclis’te çeşitli çalışmalarımız, girişimlerimiz, kanun tekliflerimiz oldu. Ümit ediyoruz ki bu Madımak’ta yaşananları bir insanlık suçu olarak görmeyen, zaman aşımından yararlandıran, firarileri bulmayan, yıllarca kırmızı bültenle arananların evinde vefat ettikten sonra buralarda olduğunun farkına varan ve davanın düştüğü söylendiğinde, tahliyeler söylendiğinde bunu olumlu bir gelişme olarak ifade edip, ‘Vatana ve millete hayırlısı olsun’ diyenlerin iktidarı son bulduğunda, halkın iktidarı kurulduğunda buraya bu tabela ve altında devletin resmi mührünün de bulunduğu şekilde kalıcı olarak asılacak. 2 Temmuz da bir utanç günü olarak alınacak. Ben bir kez daha acıyı paylaşıyorum ve Sayın Genel Başkanların şahsında tüm canları saygıyla selamlıyorum." (Video: Pir Haber Ajansı) HORASAN ERENLERİ DERNEKLER FEDERASYONU SİVAS'TA 2 Temmuz için Sivas'ta bulunan Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu, anı köşesine karanfiller bırakıp, basın açıklaması yaptı. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı; "Bugün burada yalnızca bir anma yapmak için toplanmadık. Bugün burada acımızı paylaşmak, birlik ve kardeşliğimizi haykırmak için toplandık. Bundan tam otuz üç yıl önce Madımak'ta 33 aydınımızı katlettiler. Aradan geçen bunca yıla rağmen içimizdeki ateş sönmedi. Çünkü Madımak yalnızca bir bina değildi. Madımak, bu milletin vicdanına vurulmuş ağır bir darbeydi. Biz biliyoruz ki 2 Temmuz Madımak katliamı ile 5 Temmuz Başbağlar katliamı aynı karanlık planın parçalarıdır. Madımak'ta canlarımızı yakarak bizi birbirimize düşürmek istediler. Başbağlar'da köylülerimizi kurşuna dizerek aynı oyunu sürdürmek istediler. Ama başaramadılar. Bu milleti bölemediler. Alevi ile Sünniyi düşman edemediler. Çünkü biz bin yıllık kardeşliğin evlatlarıyız. Biz inanıyoruz ki Madımak katliamının gerçek failleri ortaya çıkarılmadan bu acı dinmeyecektir. Biz bu karanlık planların arkasında ABD ve NATO'nun Gladyo örgütünün bulunduğunu biliyoruz. Bu milleti birbirine kırdıran bütün karanlık ilişkiler açığa çıkarılmalıdır. Birkaç gün sonra Ankara'da NATO toplantısı yapılacak. Buradan bir kez daha söylüyoruz. Anadolu, emperyalist hesapların oyun sahası olmayacaktır. Bu millet artık kardeş kanı üzerinden kurulan senaryolara teslim olmayacaktır. Biz Horasan'dan çıktık. Ehlibeyt sevgisiyle yoğrulduk. Horasan erenlerinin nefesiyle Anadolu'ya geldik. Pirlerle, dedelerle, erenlerle bu topraklarda bir olduk, diri olduk, kardeş olduk. Yüzyıllardır üzerimize Hızır Paşalar gönderdiler. Her defasında Pir Sultan olduk. Her defasında zalimin karşısında dimdik durduk. Her defasında "Gelin canlar bir olalım" dedik. Çünkü bizim yolumuz sevginin yoludur. Biz can veririz. Can almayız. Çünkü biz canız. Biz ulu bir yolun talipleriyiz. Bugün buradan bütün Türkiye'ye sesleniyoruz. Madımak'ın acısı hepimizin acısıdır. Başbağlar'ın acısı hepimizin acısıdır. Bu ülkenin neresinde bir can yanmışsa o acı hepimizin acısıdır. Sivas artık acının şehri olarak anılmamalıdır. Sivas kardeşliğin, sevginin ve birliğin şehri olmalıdır. Erenlerimiz, pirlerimiz ve dedelerimiz bize bunu öğütlemiştir. Bugün Madımak'ta yitirdiğimiz 33 aydınımızın huzurunda söz veriyoruz. Sizi unutmayacağız. Sizin adınızı yaşatacağız. Bu milleti birbirine düşürmek isteyen odaklarla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Birliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Çünkü bu vatan hepimizindir. Bu bayrak hepimizindir. Bu devlet hepimizindir. Kazanan kardeşlik olacaktır. Kazanan Türk Milleti olacaktır. Madımak'ta yitirdiğimiz 33 aydınımızı saygı ve özlemle anıyor ve onlara söz veriyorum. Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu olarak anınızı yaşatacak ve bu katliamın asıl faillerinin ortaya çıkarılması için kararlılıkla çalışacağız." KİM NE DEDİ Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli'nin yakılması sonucu 33 aydın, yazar ve sanatçı ile 2 otel çalışanının yaşamını yitirdiği katliamın 33. yılında siyasetçiler ve kurumlar anma mesajları yayımladı. Bakın hangi siyasetçi ne dedi... Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: "2 Temmuz 1993'te Sivas Madımak'ta yaşanan katliamda hayatını kaybeden bütün canları rahmetle anıyorum. Bu ülkenin yaşadığı derin acılar bize bir yol gösteriyor; asla ve asla kör karanlık akılların ürettiği nefretin ülkemizi sarmasına izin vermeyeceğiz. Birliğimizden, beraberliğimizden vazgeçmeyeceğiz" Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş: "2 Temmuz 1993… Tarihimize kara bir leke, ortak vicdanımıza hiç dinmeyecek bir acı olarak kazınan Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz canlarımızı rahmetle anıyorum." Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan: "Eşit yurttaşlığın teminatı olacak bir Ayrımcılıkla Mücadele Yasası gecikmeden TBMM gündemine alınmalıdır. Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, Müslüman’ın, Gayrimüslim’in; bu ülkenin her yurttaşının hukuk önünde eşitliğini güvence altına alan böyle bir düzenleme, Türkiye’nin demokrasi meselesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Barışı, milli birlik ve bütünlüğü, ülkede güvenin yeniden tesis edilmesini konuştuğumuz bugünlerde, böylesi bir adım en güçlü samimiyet göstergesi olacaktır. Barış, ancak hukuki güvenceyle ve ortak toplumsal hafızayla inşa edilir. Acıları tanıdığımızda, eşit yurttaşlığı güvence altına aldığımızda ve vicdanı kamusal hayatın temeline yerleştirdiğimizde kalıcılaşır." DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: "2 Temmuz 1993’te Madımak’ta katledilen 35 canımızı saygı ve rahmetle anıyorum. Hiçbir vatandaşımızın düşüncesi, kimliği ya da inancı nedeniyle hedef alınmadığı bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz" Odatv

Trump'tan yine uçak dayatması: 'Türkiye'nin F-35 talebini karşılayacak bir karar alabiliriz' Haber

Trump'tan yine uçak dayatması: 'Türkiye'nin F-35 talebini karşılayacak bir karar alabiliriz'

Trump, Türkiye'nin F-35 savaş uçakları tedariki ve kendi milli muharip uçak projesi için kritik öneme sahip jet motorlarına olan ilgisi konusunda, Ankara'yı memnun edecek bir karar alabileceğinin sinyalini verdi. ABD Başkanı Donald Trump çarşamba günü Beyaz Saray'da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi. Görüşme sonrası düzenlenen basın toplantısında Trump, Türkiye'nin F-35 talebini karşılayacak bir karar alabileceğinin sinyalini verdi. Bu olası karar, Ankara'nın milli uçak geliştirme hedefleri açısından kritik önem taşıyan F-35 savaş uçaklarını tedarik etme talebini kapsıyor. Muhabirlerden biri, "Türkiye F-35 savaş uçaklarını istiyor. Türkiye'ye elinizde büyük bir hediye paketiyle mi gidiyorsunuz?" diye sordu. Trump soruya şu yanıtı verdi: Evet, öyle düşünüyorum. Türkiye bir NATO üyesi. Muhtemelen Türkiye'yi çok mutlu edecek bir şey yapacağım." "Eğer (NATO Zirvesi) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından düzenleniyor olmasaydı, gideceğimi pek sanmıyordum," diye ekledi. Bu hamle, iki ülke arasındaki ikili askeri ve savunma iş birliklerine yönelik değerlendirmelerin sürdüğü bir dönemde geldi. Trump'ın açıklaması, Türkiye'nin askeri atılımlarına yönelik ilgiyi artırırken, iki ülke arasındaki savunma anlaşmalarını çevreleyen jeopolitik nüfuzu ve stratejik dinamikleri de gözler önüne seriyor. KAAN uçaklarının motorlarına da onay çıkabilir Reuters haber ajansı, aynı gün yayınladığı bir haberde ABD hükümetinin KAAN uçakları için Türkiye'ye motor satışına izin vereceğini bildirdi. İzin kararının NATO zirvesi öncesi alınacağını bildiren Reuters'a göre, Kongre bu izne karşı çıkıyor. Türk savunma sanayinin tasarladığı KAAN'ın prototipi ve test uçuşlarında Amerikan yapımı F110 motoru kullanılmıştı ve seri üretime de bu motorlarla başlanması planlanıyordu. Bu motorların satışına ABD'den onay çıkmamıştı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın geçtiğimiz eylül ayı sonunda yaptığı bir açıklamada motorların alınması için ABD'den onay beklediklerini açıklamasının ardından, KAAN uçakları ülke gündeminin en üst sıralarına yerleşmişti. New York'taki Türkevi'nde yerel saatle 27 Eylül akşamı basına konuşan Fidan, "KAAN'ın motorları ABD Kongresi'nde bekliyor, onların lisansı durmuş durumda" diyerek ve bunun "müttefiklik ruhuna, stratejik ortaklık ruhuna yakışmadığını" söylemişti. ABD'den Türkiye'ye F-35 satışı ABD Dışişleri Bakanlığı, aralık ayında Türkiye'ye olası F-35 ve F-16 savaş uçağı satışına ilişkin Kongre üyelerinin itiraz ve endişelerinin yer aldığı mektuba yanıt olarak, Ankara Rus S-400 hava savunma sistemine sahip olduğu sürece tutumunun değişmediğini belirtti. ABD savaş uçaklarının herhangi bir satışının yasalara ve özellikle de "Amerika'nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası"na (CAATSA) tam olarak uyması gerektiğine dikkat çekti. ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk döneminde, Türkiye’nin Rusya’dan bir hava savunma sistemi satın almasının ardından, NATO müttefiki Türkiye ABD’nin amiral gemisi F-35 savaş uçağı programından çıkarılmıştı. ABD’li yetkililer, Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini kullanmasının F-35’in kabiliyetleri hakkında veri toplanmasına yol açabileceğinden ve bu bilgilerin Rusya’nın eline geçebileceğinden endişe ediyordu. Trump-Erdoğan görüşmesi ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında 25 Eylül'de Beyaz Saray'da düzenlenen görüşmede, F-35 satış yasağının çözülebileceğine dair umutlar artmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, F-35’lere uygulanan kısıtlamanın kaldırılmasını görmek istediğini net bir şekilde dile getirerek, Trump’a konuyu “ayrıntılı bir şekilde görüşmeye hazır” olarak geldiğini belirtmişti. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da iki liderin Rusya ve F-35 programı da dâhil olmak üzere ABD-Türkiye ilişkilerindeki tüm önemli konuları “çözüm yollarıyla” ele aldığını belirtti. Ancak Tom Barrack, Türkiye'nin F-35 savaş uçağı programına geri dönebilmesi için Rus S-400 hava savunma sistemini kullanmaması ve sahip olmaması gerektiğini dile getirmişti. Türkiye'den son olarak Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, S-400 Hava Savunma Sistemi ile ilgili yeni bir gelişme bulunmadığı, F-35 tedarikine ilişkin ise "ABD'li muhataplarımızla yürütülen diplomatik temas ve görüşmeler sürmekte, F-35 tedariki konusundaki yaptırım ve engellerin kaldırılması ve ülkemizin programa yeniden dâhil edilmesi için istişareler devam etmektedir," denildi. Eurunews

Türkiye'nin Portekiz'e tarihi askeri gemi ihracatında 2. geminin üretimi başladı Haber

Türkiye'nin Portekiz'e tarihi askeri gemi ihracatında 2. geminin üretimi başladı

Türkiye'nin Portekiz'e tarihi askeri gemi ihracatında 2. geminin üretimi başladıTürkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ve NATO üyesi ülkeye gerçekleştirdiği ilk askeri gemi ihracatı olan Denizde İkmal ve Lojistik Destek Gemileri Projesi'nde, Portekiz Deniz Kuvvetleri için inşa edilen ikinci gemi N.R.P. D. DINIS'in sac kesim töreni İstanbul'da yapıldı. STM'den yapılan açıklamaya göre, şirket, askeri denizcilik alanındaki stratejik ihracat projelerinde yeni bir aşamaya ulaştı. Portekiz Deniz Kuvvetlerinin lojistik destek gemisi ihalesinde uluslararası rakiplerini geride bırakan şirketin, 17 Aralık 2024'te başkent Lizbon'da sözleşmesini imzaladığı Denizde İkmal ve Lojistik Destek Gemisi Projesi kapsamında üretim faaliyetleri devam ediyor. Tasarım faaliyetlerinin tamamlanmasının ardından projede ilk geminin inşa süreci Kasım 2025'te yapılan sac kesim töreniyle başlamış, gemi Ocak 2026'da İstanbul'da kızağa konulmuştu. İlk gemideki inşa faaliyetleri sürerken, projenin ikinci gemisi olan N.R.P. D. DINIS (A5212) için sac kesim töreni İstanbul'da gerçekleştirildi. Portekiz Deniz Kuvvetleri temsilcileri, STM ve ADA Tersanesi yöneticileri ile proje ekiplerinin katılımıyla düzenlenen törenle, Portekiz için inşa edilecek ikinci lojistik destek gemisinin üretim süreci resmen başlamış oldu. Proje kapsamında inşa edilen gemilere Portekiz'in tarihi ve kültürel mirasını yansıtan isimler veriliyor. İlk gemi Portekiz'in milli şairi Luís de Camões'in adını taşırken, ikinci gemiye Portekiz'in denizcileşmesinde önemli rol oynayan Kral Dom Dinis'in ismi verildi. "Gemileri 2028 yılında teslim etmeyi hedefliyoruz" Açıklamada görüşlerine yer verilen STM Genel Müdür Yardımcısı Bülent Soydal, şirketin askeri denizcilik alanında dost ve müttefik ülkelerin güvenilir çözüm ortağı olduğunu vurguladı. Soydal, 11 farklı tersanede yürüttükleri 44 denizcilik projesinden edindikleri NATO standartlarına uygun platform geliştirme tecrübesini Portekiz'e aktarmaktan gurur duyduklarını belirterek, "İlk gemimizde inşa faaliyetleri devam ederken donatım çalışmalarına da başladık. Bugün ise ikinci gemimizin sac kesimiyle birlikte inşa sürecini resmen başlatıyoruz. Her iki geminin 2027 yılında denize indirilmesini, 2028 yılında ise Portekiz Deniz Kuvvetlerine teslim edilmesini hedefliyoruz. Böylece yaklaşık 4 yıl gibi bir sürede iki gemiyi teslim etmiş olacağız." ifadelerini kullandı. Çok yönlü görev kapasitesi İstanbul'daki ADA Tersanesi'nde inşa edilen ve Türkiye'nin askeri deniz sistemleri mühendisliğindeki yetkinliğini yansıtan gemiler, modüler bir tasarımla hayata geçiriliyor. Lojistik destek sağlama, denizde akaryakıt ve kargo transferi yapma özelliklerinin yanı sıra gemiler, zırhlı araç taşıma kapasitesi ile müşterek güç aktarımı ve amfibi harekat maksatlı da görev alabilecek. 20 adede kadar hafif taktik zırhlı araç taşıyabilecek kapasitedeki platformlar, kriz zamanlarında insani yardım, arama kurtarma ve tıbbi destek görevlerini icra edebilecek. Entegre muhabere sistemiyle donatılan gemiler, komuta ve kontrol kabiliyetleriyle de dikkati çekecek. Gelişmiş sensörler ve hava savunma donanımı Platformlar, 137 metre uzunluğa, 11 bin ton deplasmana ve 18 knot üzeri azami sürate sahip olacak ve 30 gün boyunca kesintisiz denizde kalabilecek. Toplam 100 görev personeline ilave olarak 100 harici personel barındırma kapasitesindeki gemiler, ağırlıklı olarak hava savunma harbine yönelik sensör ve silah sistemlerini bünyesinde taşıyacak. Gemiler, yakın hava savunma, 12,7 milimetre uzaktan komutalı silah ve dekoy sistemleriyle donatılacak. Ayrıca platformlarda helikopter ve insansız hava araçları (İHA) için uçuş güvertesi ile hangar yer alacak. TRT, AA

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.