Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kulluk

bursaarena.com.tr - Kulluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kulluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. HİLMİ ÖZDEN: Dağlar ile Taşlar ile.. Haber

Prof. Dr. HİLMİ ÖZDEN: Dağlar ile Taşlar ile..

“DAĞLAR İLE TAŞLAR İLE” Hilmi ÖZDEN[1] Bu denemede Yunus Emre’nin (1240-1321) “dağlar ile taşlar ile” başlayan şiirinin Endülüslü Muhiddin’in (1165-1240) “Cemâdâttan (cansız nesnelerden) yüce bir mahlûkat yoktur” mısrası ile derin ilişkisine yaklaşmaya gayret etmeye çalışılacaktır. Çünkü hem Yunus hem de Muhiddin vahdet-i vücud’un kurucu isimlerindendir. Tasavvuf okullarının kurucuları insanlık düşünce tarihi açısından iyi bilinmeli ve araştırmalıdır. Takipçiler çoğu kez kurucu isimlerin eserlerini açıklamaya/şerh etmeye çalışır. Davud-i Kayserî (1261-1345), Niyâzî-i Mısrî (1618-1694) ve birçok mutasavvıf vahdet-i vucud okulunun takipçileridir. Felsefe ve düşünce okulları için de bu kural geçerlidir. Örneğin: Sokrates (M.Ö. 470–399), Platon (M.Ö 427-347), Aristoteles (MÖ 384-322) kurucu filozoftur. Farabi (870- 950), İbn-i Sina (980-1037), İbn-i Rüşt (1126-1198) her ne kadar bu üstatlardan etkilendiler ve onların yorumcusu olarak kabul edildilerse de İslam dünyasına has felsefî yol ve yöntemlerini de kurmuşlardır. Batıda bilinen felsefecilerin çoğu Sokrates ve Platon’a dipnot düşmektedir. Vahdet-i Vucud’un zirve şahsiyetlerinden Yunus’un ilahisi şu satırlardan oluşmaktadır: “Dağlar ile taşlar ile/ Çağırayım Mevlâm seni/ Seherlerde kuşlar ile/ Çağırayım Mevlâm seni Sular dibinde mahî ile/ Sahralarda ahû ile/ Abdal olup yahû ile/ Çağırayım Mevlâm seni Gökyüzünde İsa ile/ Tur dağında Mûsa ile/ Elindeki asa ile/ Çağırayım Mevlâm seni Derdi öküş Eyyûb ile/ Gözü yaşlı Yakub ile/ Ol Muhammed mahbûb ile/ Çağırayım Mevlâm seni Hamd ü şükrullah ile/ Vasf-ı Kulhüvallah ile/ Daima zikrullah ile/ Çağırayım Mevlâm seni Bilmişim dünya halini/ Terk ettim kıyl u kâlini/ Baş açık ayak yalını/ Çağırayım Mevlâm seni Yunus okur diller ile/ Ol kumru bülbüller ile/ Hakk’ı seven kullar ile/ Çağırayım Mevlâm seni[2]” Yunus Emre “Dağlar ile taşlar ile/ Çağırayım Mevlâm seni/ Seherlerde kuşlar ile/ Çağırayım Mevlâm seni” dizeleri ile bu ilahisine başladığı görülmektedir. Bu başlangıç bize Endülüslü sufi Muhiddin Arabi’nin Fusûsu’l-Hikem İshak faslındaki şiirinin mısralarını çağrıştırmaktadır. Yahut Muhiddin’in sözleri Yunus’u hatırlatmaktadır: Fidyesi midir bir peygamberin koç kurbanı?/ Nerede o acı meleme, nerede insan feryadı? /İnayet etti de Allah ya bize ya ona, o koçu yüceltti / Yüceliğin ölçüsünü acep nasıl bir terazide tarttı? / Develer kıymetçe ağırdır buna kuşku yoktu/ Ama kurbanlıkça değeri koçtan daha düşük oldu/ Bir koç bilmem ki bakmadan cılız bedenine/ Nasıl da oluverdi verdi de vekil, Rahman'ın halifesine ?/ Var bir düzen anlasana bu fidye işinde/ Artmakta kazançlar, zararlarsa eksilmede/ Daha üstün yaratık yoktur donuktan (cansızdan) öte / Sonra gelir bitkiler kendi ölçüsünce / Sonrakiler duyu sahibidir; hepsi de ariftir / Kesin delil gerekmez ona keşif yoluyla bilir / Adem dediklerine gelince eksik olmaz boynundan / bir boyunduruk ki mamül akıldan, fikirden, imandan / Sehl ve bizim gibiler düşünüyoruz böyle işte/ İhsan mertebesine ermişiz hepimiz de / Gördüğüm gerçeği gören kişi / Söylediğimi görür açıkta ve gizlide / Sözüme muhalif söze sakın itibar etme / Kıraç toprağa boş yere tohum serpme / Sağır, dilsiz bunların hepsi; vermedi mi onlardan haber / Kur'an ayetlerinde o Masum Peygamber[3] “Cemâdâttan (cansız nesnelerden) yüce bir mahlûkat yoktur (Daha üstün yaratık yoktur donuktan (cansızdan) öte). Ondan sonra da kadir ve kıymet dereceleri itibâriyle bitkiler gelir. Bitkilerden sonra gelenler de his sâhibi olanlardır (yâni hayvanlardır). (Bu üç sınıf varlığın) hepsinin de Yaratıcı'larını keşf ile ve (bu husustaki) delillerin tartışılmasıyla bildikleri sâbittir. Ama "âdem" adıyla anılan mahlûka gelince, o akılla, fikirle ve iman bağı ile bağlıdır. Cemâdât dediğimiz cansız nesnelerin nefsi (ego'su) yoktur. Bundan dolayıdır ki onlar Allah'ın emirlerine mutlak sûrette ve kayıtsız-şartsız itaatkâr olurlar. Onların Kullukları (ubûdiyyetleri), bu anlamda, kusursuz ve mükemmel olur. Onlar Allah'ın onların üzerindeki fiillerine çıplak bir şekilde tâbî olurlar; çünkü onlarla Allah Teâlâ arasında bir perde yoktur. Bu görüş açısından da Varlık hiyerarşisinde en üst mertebeyi işgal ederler. İkinci sırada bitkiler gelmektedir. Bunlar büyürler, gıdâlarını özümlerler ve çoğalırlar. Bu kapsamda bunlar kendiliklerinden hareket ederler. Ve bu kapsamda Hakk'a cemadattan daha da uzaktadırlar. Üçüncü sırada ise hayvanlar vardır. Bunlar his sâhibi olup istek ve irâde faaliyeti sergilerler. Hislerle idrâk ve istek nefsin bir mikdar faal olduğunu izhâr eder. Ama hayvandaki nefis insân'daki kadar kuvvetli değildir. Cansız nesneler, bitkiler ve hayvanlar akla sâhip olmadıklarından Allah Teâlâ'yı tabiî bir “keşif” ve sezgi ile bilirler. Buna karşılık insân Akl'a sâhiptir; ve Akıl da onun nefsini en uç sınırlarına kadar geliştirir; bundan ötürü de insân kendi nefsiyle perdelenmiş olur. İdeal “kulluk” açısından insân, Varlık sıralamasında, en aşağı sırada yer almaktadır. Bu sıralamada daha üste tırmanabilmesi için, her şeyden önce, (aslında kendisini insân kılmakta olan) Akl'ı def etmek ve Akıl'dan türemiş olan bütün özellikleri de sıfırlamak zorundadır. Eğer bunda başarılı olursa o zaman hayvanların mertebesine terfi (!) edebilir. Bundan sonra da bitkiler ve daha sonra da cansız nesneler mertebesine terfi etmesi gereklidir. Ancak o zaman insân (kulluğun kemâli açısından) Varlık sıralamasında en üst mertebede olabilecektir”[4]. İsrâ Suresi 44. Ayette şöyle buyrulmaktadır: “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız. O halîmdir, bağışlayıcıdır”. Bu çerçeveden bakıldığında her nesnenin Tanrı’yı tesbih ettiği/ andığı anlaşılmaktadır. Özellikle Yunus’un şiiri ve Muhiddin’in açıklamaları ile cansız nesnelerden insanlara doğru varlık tarifine/tasnifine başlaması bize insanların Kabe’yi tavaf etmesinin kozmik ve metafizik temellerini de açıklamaktadır. Taştan ibaret Kabe’nin Tanrı ile ilişkisi beklentisizlik temeli üzerinden olduğu için Beytullah olmayı hak etmektedir. Muhiddin Arabi’nin “Cemâdâttan (cansız nesnelerden) yüce bir mahlûkat yoktur” vurgusu ile varlığı temellendirmesi yüksek ahlakın beklentisizlik yüceliği açısından taş (cansız) ve insan arasındaki farkı netleştirmektedir. Beklentisizlik yücelik getirmektedir. İnsan da beklentisizliğe ulaştığında yani ölü gibi cansızlığa ulaştığında (ölmeden önce öldüğünde) kemal yönünden uyanmaktadır. Yunus Emre ve Muhiddin Arabî bu tespitleri ile taş gibi cansız nesnelerin beklentisizliğinin insanlara örnek olarak sunulması, düşüncenin olgunlaşması açısından yüksek ahlakın önemli bir idrak merhalesini temsil etmektedir. Sözlerimi kıymetli dostum Mehmet Ali Esmer’in hatırlatmasıyla şu ayet-i kerime ile sonlandırmak isterim: “Kim Allah’a güzel (karşılık beklemeden) bir borç verirse Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. Daraltan da genişleten de Allah’tır ve O’na döndürüleceksiniz” (Bakara Suresi, 245.Ayet). ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız _________________________________________________________________ Kaynaklar: * İbnü’l-Arabî (2013). Fusûsu’l-Hikem, Çeviri ve Şerh: Ekrem Demirli, Kabalcı Yayıncılık, İstanbul. * Yunus Emre (2015). Gönül Kardeşliği ve Yunus Emre, Hazırlayan: Hilmi Özden, Doğu Kütüphanesi, İstanbul. * Toshihiko Izutsu (1997). İbn Arabî’nin Fusûs’unda Anahtar Kavramlar, Çeviren: Ahmed Yüksel Özemre, Kaknüs Yayınları, İstanbul. _________________________________________________________________ [1] Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (ESTÜDAM) Kurucu Müdürü [2] Yunus Emre, Gönül Kardeşliği ve Yunus Emre, Hazırlayan: Hilmi Özden, İstanbul, 2015.s. 26-27. [3] İbnü’l-Arabî, Fusûsu’l-Hikem, Çeviri ve Şerh: Ekrem Demirli, Kabalcı Yayıncılık, 2013, İstanbul, s. 85. [4]Toshihiko Izutsu, İbn Arabî’nin Fusûs’unda Anahtar Kavramlar, Çeviren: Ahmed Yüksel Özemre, 1997, s. 190. _________________________________________________________________

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.