Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Jeopolitik

bursaarena.com.tr - Jeopolitik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Jeopolitik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye'nin imzaladığı Mekke paktının küresel dengelere etkisi ne olabilir? Haber

Türkiye'nin imzaladığı Mekke paktının küresel dengelere etkisi ne olabilir?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın 7 Ağustos'ta ortak savunma anlaşması imzalaması bölgedeki jeopolitik hizalanmalara dair tartışma yarattı. "Mekke paktı" olarak anılan anlaşmaya göre üç ülkeden birine yapılan saldırı tüm ülkelere yapılmış sayılacak. Anlaşma hakkında "Sünni paktı" ve "Müslüman NATO'su" gibi benzetmeler yapıldı. İsrail ve İran gibi ülkeleri hedef alabileceği iddiaları ortaya atıldı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, anlaşmaya dair yaptığı değerlendirmede "Hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır" ifadelerini kullandı. Ankara, anlaşmanın güvenlik ve savunma sanayi işbirliğini artıracağını söylüyor. Anlaşmayı eleştirenler ise birbirine kara bağlantısı bulunmayan üç ülkenin ulusal çıkarlarının örtüşmediğini savunuyor. Bazı uzmanlar ayrıca anlaşmanın yazılı metninin paylaşılmamasının spekülasyonlara yol açtığını ve özellikle caydırıcılık açısından soru işaretleri taşıdığını söylüyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşma bölgede nasıl yorumlandı?Haberin başlığını atlayın ve okumaya devam edin İran'a karşı mı? Bazı değerlendirmelere göre Mekke paktı Ortadoğu'daki çatışma ve ABD-İsrail ile İran savaşına bir tepki niteliğinde. İmzacıların İran'ın iki Sünni komşusu Türkiye ve Pakistan ile bölgesel rakiplerinden Suudi Arabistan olması İran'ı çevreleme hamlesi şeklinde yorumlanıyor. Ancak yetkililer bu sürecin bölgedeki mevcut çatışma ve gerilimden öncesine dayandığına dikkat çekiyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ağustos'ta katıldığı Anadolu Ajansı yayınında Mekke paktı için görüşmelerin Aralık 2024'ten bu yana sürdüğünü açıkladı. Mekke paktını imzalayan üç ülkenin kara sınırı bulunmuyor Cumhurbaşkanı Erdoğan da 11 Ağustos'ta İngiltere merkezli Şarkul Avsat gazetesine verdiği yazılı röportajda anlaşma hakkında "Yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur" ifadelerini kullandı. Erdoğan ayrıca "Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır" dedi. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos'ta düzenlediği basın toplantısında anlaşma hakkında "Bu paktın İran'a karşı olduğundan endişe etmek için hiçbir sebep yok" diye konuştu. Bekayi ayrıca üç ülkenin "ABD'nin güvenlik taahhütlerine güvenemeyecekleri sonucuna vardığı" yorumunu yaptı. İran, ABD ve İsrail ile savaşı ne kadar sürdürebilir?'İran'da tabloyu jeopolitik yalnızlaşma olarak okuyanlar var' İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacısı Oral Toğa, İran'ın anlaşmaya tepkisinin Türkiye'den gelen mesajlarla tutarlı olduğunu söylüyor. BBC Türkçe'ye konuşan Toğa, "Ben bunu Türkiye'nin diplomatik hazırlığının sonucu olarak görüyorum, zira anlaşmanın İran'a karşı bir blok gibi okunmaması Ankara'nın da açıkça istediği bir şeydi" diyor. Toğa, İran'dan gelen açıklamanın dışişleri bakanlığının kurumsal pozisyonu olduğunu vurguluyor ama İran'da herkesin aynı fikirde olmadığına dikkat çekiyor. "Aynı günlerde Tahran'dan çok farklı sesler geldi" diyen uzman, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Tahran'daki tartışmanın merkezinde kuşatma tezi duruyor. Türkiye kuzeybatıda, Suudi Arabistan güneybatıda, Pakistan güneydoğuda. Bu tabloyu jeopolitik yalnızlaşma olarak okuyan bir kesim var. "Karşı görüşü savunanlar Pakistan'ın Riyad'la zaten bir savunma ilişkisi bulunmasına rağmen savaş boyunca İran'a karşı hareket etmediğini, aksine Washington ile arabuluculuk yaptığını hatırlatıyor." Pakistan ve Suudi Arabistan, Eylül 2025'te Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması adı verilen bir belge imzaladı. Bu anlaşmanın metni de Mekke paktında olduğu gibi kamuoyu ile paylaşılmadı. Suudi Arabistan'ın ABD-İran savaşındaki ikilemiTürkiye ne istiyor? Uzmanlara göre Türkiye'nin anlaşmaya yaklaşımında caydırıcılık ile savunma sanayi işbirliği öne çıkıyor. Bu çerçevede gündeme gelen kavramlardan bir tanesi ise "bölgesel sahiplenme". Bölgesel sahiplenme, bölgenin sorunlarının yine bölge ülkeleri tarafından çözülmesini ifade ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şarkul Avsat'a verdiği röportajda Mekke paktını bu yaklaşımın bir tezahürü olarak değerlendirdi ve şu ifadeleri kullandı: "Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı'nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz." Erdoğan, Mekke paktının "her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel aldığını" vurguladı ve şunu söyledi: "Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez." 'Savunma sanayine finansman bulmak ve işbirliklerini genişletmek' Washington merkezli Middle East Institute'ün Türkiye Programı Direktörü Gönül Tol, Türkiye'nin asıl motivasyonunun "savunma sanayine finansman bulmak, savunma sanayiindeki işbirliklerini ve ihracat pazarını genişletmek" olduğunu düşünüyor. BBC Türkçe'ye konuşan Tol, bölgesel sahiplenme ve kolektif caydırıcılık gibi başlıkların Türkiye için bu anlaşma kapsamında geri planda kaldığını savunuyor. Kaynak, Güven Yılmaz/Anadolu Ajansı/Getty Images //// Anlaşmanın imzalanmasının ardından Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı binasına yansıtılan kutlama mesajı yansıtıldı Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Profesör Doktor Serhat Güvenç ise Türkiye'nin tutumunu ABD ve Avrupa'daki güvenlik ilişkilerinin yeniden hizalanma süreci ile bağdaştırıyor. BBC Türkçe'ye konuşan Güvenç, İran'ın Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik balistik füze saldırılarını hatırlatıyor. Bu füzelerin Doğu Akdeniz'de konuşlu ABD savaş gemileri tarafından düşürüldüğünü söyleyen Güvenç, "Amerika istese de Türkiye'yi de kapsayan güvenlik şemsiyesini artık sağlayamayabilir" diyor ve ekliyor: "Bu açıdan [Mekke paktı] Türkiye'ye bir yalnız kalmama, yalıtılmış olmamaya karşı bir güvence sağlıyor. "Avrupa'da Türkiye'yi içerecek [savunma] girişimleri olsaydı Türkiye bu pakt konusunda bu kadar hevesli olmayabilirdi." MSB: İran'dan ateşlenen balistik füze etkisiz hale getirildiİsrail faktörü Mekke paktının İsrail'e karşı bir anlaşma olduğuna dair değerlendirmeler de söz konusu. Gönül Tol, İsrail'in özellikle paktın İbrahim Anlaşmaları üzerindeki olası etkisine odaklandığını söylüyor. İbrahim Anlaşmaları, İsrail'in bölge ülkeleriyle ilişkileri normalleştirmek için Eylül 2020'de başlattığı bir süreç. Şimdiye kadar Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Sudan, Fas ve Kazakistan anlaşmalara imza attı. Trump'tan İran anlaşması için Türkiye dahil 6 ülkeye İbrahim Anlaşmaları'nı imzalama şartı Kaynak,Alex Wong/Getty Images, //// İbrahim Anlaşmaları imza töreninde soldan sağa Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdüllatif bin Raşid Ez-Zayani, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ve BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan Trump, Mayıs'ta yaptığı açıklamada Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Mısır ve Ürdün'ün de anlaşmalara katılmasının "zorunlu olması" gerektiğini söylemişti. Tol, Gazze'deki savaş sebebiyle İbrahim Anlaşmaları'nın sekteye uğradığını, özellikle Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme sürecinin "çok sorunlu hale geldiğini" söylüyor. Serhat Güvenç de İsrail'in Türkiye'ye yönelik "Yeni İran" söylemlerini hatırlatıyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor: "Özellikle de Doğu Akdeniz'de Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurduğu ilişkileri ve askeri bağları düşünürseniz [Mekke paktı] Türkiye açısından [İsrail tarafından] yalıtılmaya ve çevrelenmeye karşı bir yanıt gibi de gözüküyor." Netanyahu'nun 'altıgen ittifak' vizyonu nedir, Türkiye için ne anlama geliyor?'Mısır manevra alanını korumak için dışarıda kaldı' Mekke paktını imzalaması beklenen ülkelerden biri de Mısır'dı. Ancak Kahire anlaşmaya taraf olmadı. Konuya dair resmi bir açıklama ya da değerlendirme de yapmadı. Arap basınına konuşan Mısırlı kaynaklar ise Kahire'nin İran yanlısı gruplarla çatışma riski ve Suudi Arabistan'ın dahil olduğu bir anlaşmaya katılmaya yönelik tereddütler nedeniyle imza atmadığını söyledi. Mısır neden Mekke Anlaşması'nda yok? Gönül Tol, Mısır'ın İsrail ile güvenlik anlaşması olduğunu ve bunu gözetmesi gerektiğini söylüyor. Kahire'nin benzer şekilde BAE ve Hindistan ile de bağları olduğuna dikkat çeken akademisyen şu değerlendirmeyi yapıyor: "O nedenle manevra alanını korumak açısından belki de bunun dışında kaldı diye düşünüyorum." Serhat Güvenç de Mısır'ın pakta katılmasının anlaşmanın ciddiyetini artıracağını ve Türkiye açısından İsrail'e yönelik kaygılara "yanıt olacağını" savunuyor. Hakan Fidan, Anadolu Ajansı'na verdiği demeçte Mısır'ın üç imzacı ülkenin "doğal ortağı" olduğunu söylemiş ve ileride dahil olabileceğini ifade etmişti. Pakistan-Hindistan rekabeti Mekke paktını yakından takip eden bir ülke de Hindistan. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Omair Anas, anlaşmanın Hindistan'da "derin bir güvensizlik hissi yarattığını" söylüyor. BBC Türkçe'ye konuşan Anas, "Hindistan izole edildiğini ve Amerikalıların dahi yanlarında olmadığını hissediyor" diyor. Akademisyen, Hindistan ve Pakistan'ın 2025'te savaşın eşiğinden döndüğünü ve o süreçte Türkiye'nin Pakistan'a askeri destek verdiği iddiaları sebebiyle Ankara-Yeni Delhi hattı arasında tansiyonun yükseldiğini hatırlatıyor. Anas, anlaşmaya yanıt olarak Yeni Delhi'nin İsrail ile ilişkilerini derinleştirebileceğine dikkat çekiyor. "Hindistan Suudi Arabistan'dan bu paktın kendisini etkileyip etkilemeyeceğine dair açıklama talep etmeli. Eğer teminat alırlarsa o zaman daha yumuşak bir tepki verebilir" diye konuşuyor. Hindistan'da Türkiye boykotu: Çelebi lisans iptaline karşı açtığı davayı kaybettiOrtak savunma vaadi ne kadar gerçekçi? Mekke paktında yer alan ortak savunma maddesinin kapsamı ve uygulanma biçimi de tartışma konusu. Hakan Fidan, bu maddeyi NATO'nun beşinci maddesine benzetmiş ve ortak savunmanın ülkelerden gelecek taleplere göre şekilleneceğini söylemişti. Serhat Güvenç, ortak savunma maddesi hakkında "Burada bir niyet beyanı var ama altının nasıl doldurulduğu en azından anlaşma metnini görene kadar spekülasyona açık" diyor. Güvenç, NATO örneğinde ABD'nin "ittifakın hem kasası hem de cephaneliği" olduğunu söylüyor ve şöyle bir kıyaslama yapıyor: "[Mekke paktı] eşitler arası bir ittifak gibi duruyor. Dolayısıyla kuralları, normları koyacak ve diğerlerini hizaya getirecek kadar üstün ya da eşitler arasında birinci bir müttefik yok. "Bu hem iyi hem kötü çünkü her şeyi müzakere yoluyla yapacaklar ve pek çok bakımdan da kendi ulusal egemenliklerini öncelikleyecekler."

Kuzey Kore: Nükleer silahsızlanma önce Amerika'nın müttefikleriyle başlamalıdır Haber

Kuzey Kore: Nükleer silahsızlanma önce Amerika'nın müttefikleriyle başlamalıdır

Kuzey Kore, geçtiğimiz hafta Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi sonrası yükselen askeri bloklaşma ve hızlanan silahlanma faaliyetleri nedeniyle ABD ve müttefiklerini sert bir dille kınadı. Egemenlik haklarımız tehdit olarak yansıtılıyor Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansı’nın (KCNA) haberine göre Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, NATO liderlerinin Pyongyang'ın meşru egemenlik haklarını kullanmasını bir "tehdit" gibi göstermeye çalıştığı savunuldu. Açıklamada, Kuzey Kore'nin kendi güvenlik çıkarlarını ve bölgesel barışı korumak adına egemenlik haklarını sorumlu bir şekilde kullanmaya devam edeceği vurgulandı. Ankara Zirvesi'nde 50 milyar dolarlık anlaşma Türkiye'nin ev sahipliğinde Ankara'da düzenlenen zirvede, ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupalı müttefiklerine yönelik "savunma yükünü paylaşma" yönündeki baskıları sonucunda, değeri 50 milyar doları aşan askeri ve endüstriyel satın alma anlaşmaları imzalandı. Zirve kapsamında Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul'ün NATO üyeleriyle ileri teknolojiler, araştırma-geliştirme ve silah sistemleri üretimi gibi alanlarda iş birliğini genişletmeyi hedeflediğini ifade etti. Savaş ve çatışma bloğu Pyongyang yönetimi, Ankara'daki zirvenin NATO'nun bir "savaş ve çatışma bloğu" olduğunu kanıtladığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın KCNA’dan aktardığına göre Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı, ittifakın Avrupa ve Asya-Pasifik bölgesindeki barış ve güvenliği tehlikeye atarak, yalnızca kendi "jeopolitik çıkarlarını" gözetmeye çalıştığını ifade etti. Seul / Şarku'l Avsat

NATO Zirvesi neden önemli, Ankara'da hangi kararlar alınabilir? Haber

NATO Zirvesi neden önemli, Ankara'da hangi kararlar alınabilir?

Yarın Ankara'da başlayacak ve iki gün sürecek NATO Zirvesi, gerek ittifakın ABD yönetiminin yaklaşımı nedeniyle içinden geçtiği zorlu dönem gerekse uluslararası konjonktür nedeniyle önem düzeyi en yüksek toplantılardan biri olarak görülüyor. Uluslararası jeopolitik şartların geldiği nokta itibarıyla NATO müttefikleri belirleyici nitelikte kararlar alabilir. Bu durum, hem NATO hem de ittifakın görev alanına giren coğrafya açısından geçerli. Zirve, özellikle ABD'de Ocak 2025'te başlayan ikinci Donald Trump döneminde NATO içi tartışma ve gerginliklerin hiç eksik olmadığı ve eskisine oranla çok daha yoğun yaşandığı bir dönemde yapılacak. ABD'nin Avrupa'daki uzun vadeli rolüne ilişkin belirsizlik tamamen giderilebilmiş değil. Bu belirsizlik de NATO'nun ihtilaf potansiyeli yüksek bir ittifak görünümünün sürmesine neden oluyor. Avrupa, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana kendisini en fazla tehdit altında hissettiği dönemlerden birinden geçiyor. Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisi de bir süredir ciddi sınamalarla karşı karşıya. Rusya'nın Şubat 2022'de başlattığı Ukrayna savaşı, Çin'in stratejik rakip olarak yükselişinin sürmesi, Orta Doğu'da ABD-İsrail/İran savaşının iyice derinleştirdiği istikrarsızlık bunlardan öne çıkanlar. NATO'nun görev alanına giren coğrafi bölgelerde sorunlu alanların sayısının aynı anda bu kadar artıp çoğu noktada kesişmesi, örneğine çok rastlanan bir durum değil. NATO, böyle bir ortamda üyeleri arasındaki farklı perspektifleri uyumlu hale getirme ve stratejik yönü konusunda belirleyici kararlar alma aşamasında. Tüm bu tablo dikkate alındığında Ankara Zirvesi, NATO açısından bir siyasi stres testi niteliğinde olacak. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 2 Temmuz'da yaptığı açıklamada, "İnsanlık tarihinin belki en başarılı güvenlik ittifaklarından birinin bu tarihi dönemeçte, eşikte, bu kadar belirsizliğin olduğu bir dönemde bir araya geliyor olması bence tarihte görülen NATO tarihinin en büyük zirvesi olacak" dedi. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de 18 Haziran'daki NATO Savunma Bakanları Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, Ankara Zirvesi'ni yalnızca bir liderler toplantısı olarak görmediklerinin altını çizmişti: "Bu zirvenin, NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığını ortaya koyacağı ve geleceğe yönelik stratejik yöneliminin şekilleneceği önemli bir dönüm noktası olacağını değerlendiriyoruz." Bazı diplomatlar Atlantik'in iki yakasında yaşanan sorun ve gerginlikler dikkate alındığında, Trump'ın zirveye katılacak olmasını bile başlı başına bir başarı olarak değerlendiriyor. Bununla birlikte Ankara Zirvesi'nin potansiyel sonuçları dikkate alındığında, Trump'ın katılımının ikinci planda kaldığını düşünenler çoğunlukta. Kaynak, EPA/Shutterstock // NATO Zirvesi geçen yıl 24-25 Haziran'da Hollanda'nın Lahey kentinde yapılmıştıZirveden ne tür sonuçlar çıkabilir? NATO çevrelerinde yapılan değerlendirmeler, zirvenin birçok açıdan ittifaktaki dengeler ile güç dağılımını ve bunlara bağlı olarak özellikle Avrupa güvenlik mimarisini değiştireceği yönünde. İttifak içi güven ortamının zedelendiği bir dönemde NATO'nun taahhütlerini somut sonuçlara dönüştürüp dönüştüremeyeceğini ortaya koyacak olan zirvenin yaratacağı olası değişikliklerden öne çıkanları şu şekilde sıralamak mümkün: Avrupa'daki konvansiyonel güvenliğin ağırlıklı olarak ABD tarafından değil Avrupalı müttefikler tarafından sağlanmasına yönelik adımlar hızlanacak."NATO'da daha güçlü bir Avrupa" yaklaşımının ana ayağını oluşturduğu "NATO 3.0" konsepti hayata geçirilecek. NATO, tek müttefikin kapasitesine bağlı olmakla yetinmeyen, çağın şartlarına uygun askeri kabiliyet ve yeteneklere sahip, yük ve sorumluluk paylaşımının eskisinden farklı bir eksene oturtulacağı sert çizgide bir ittifak haline gelecek.Avrupalı müttefiklerin konvansiyonel savunmada hangi düzeyde ve hangi unsurlarla birincil sorumluluğu üstleneceği netleşecek.NATO'nun askeri komuta yapısında önemli değişiklikler olacak. Avrupa ülkeleri yakın gelecekte NATO'nun üç müşterek kuvvet komutanlığının komutasını devralacak.Nükleer şemsiye müttefiklerin güvenliğinin en üst garantisi olmayı sürdürecek. Nükleer caydırıcılıkta ana rol ABD'de olmaya devam edecek.NATO'nun doğu ve güney kanadına verilen önem artacak.NATO'nun, tehditlere her yönden bakan 360 derecelik güvenlik perspektifi pekiştirilecek.NATO'nun geçen yılki Lahey Zirvesi'nde savunma harcamalarının artırılmasına yönelik taahhütlerin sahaya konuşlandırılabilir yeteneklere dönüştürülme süreci hızlanacak.Savunma sanayisi, bu sektörün üretim kapasitesinin artırılması, altyapısının güçlendirilmesi, bu alanda yenilikçi yaklaşımların devreye sokulması ve ortak tedarik genel savunma stratejilerinin temel unsurlarından ve NATO'nun önceliklerinden biri haline gelecek.Savunma alanında yüksek görünürlüğü olan öncü nitelikte çok sayıda projeye start verilecek.Ukrayna'ya askeri desteğin uzun soluklu olduğu teyit edilip yüksek düzeyde mali kaynak taahhüdünde bulunulacak. Kaynak, Reuters // NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara'daki zirve öncesi geçen hafta Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmüştüBirlik görüntüsü önemli Üst düzey bir NATO diplomatına göre tüm bu sonuçların hayata geçirilebilmesi için "her şeyden önce zirvenin kazasız belasız bitirilmesi ve mutlu bir aile tablosu çizilebilmesi" gerekiyor. Ankara'da kamuoyuna yansıyan anlaşmazlıklardan kaçınmak ve müttefiklerin birliğini sergilemek, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin de öncelikli hedefleri arasında yer alıyor. Mark Rutte, Ankara Zirvesi'ni gerçekten önemli gören isimler arasında. Rutte, 25 Haziran'da Atlantik Konseyi'nde yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in taahhütlerden değil onların uygulanmasından korktuğunu söyledi. Rutte, 2025'teki Lahey Zirvesi'nde verilen taahhütlerin yerine getirileceği yerin Ankara Zirvesi olduğu görüşünde. Ortak savunma hamlelerinin son dönemde gündemin en üst sıralarına yükseldiği Avrupa Birliği'nden (AB) zirveye bakış da dikkat çekici. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, geçen hafta medyaya yaptığı açıklamada Ankara Zirvesi'ni önemli bulduklarını vurgulayarak, "Her zirve için tarihi denir ancak bu kez gerçekten öyle" demişti. BBC / Güven Özalp- Brüksel

İran’ın Hürmüz Boğazı'nda 2 bin yıllık hakimiyeti Haber

İran’ın Hürmüz Boğazı'nda 2 bin yıllık hakimiyeti

Minab bölgesinde Eşkani dönemine ait stratejik bir kalenin kalıntılarının ortaya çıkarılması, İranlıların dünyanın hayati su yolları üzerindeki tarihî denetimini ortaya koyan güçlü bir kanıt olarak değerlendiriliyor. Bulgular, İran’ın yaklaşık 2 bin yıl önce deniz üsleri kurarak “Deniz İpek Yolu”nun en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda Doğu ile Batı arasındaki ticaret gemilerinin hareketini kontrol ettiğini gösteriyor. Bender Abbas, İRNA – Hürmüzgan Eyaleti Kültürel Miras Kurumu’ndan yapılan açıklamaya göre, Hürmüzganlı araştırmacı ve arkeolog Hüseyin Hüseyinzade Şehabi, söz konusu keşfin İran’ın deniz gücüne ilişkin tarihî bir belge niteliği taşıdığını belirtti. Şehabi, İranlıların Hürmüz Boğazı üzerindeki tarihî hakimiyetine değinerek “Yaklaşık 2 bin yıl önce dünyanın en önemli ticaret ağı ‘İpek Yolu’ olarak biliniyordu. Bu ağ, kara ve deniz olmak üzere iki ana güzergâh üzerinden antik dünyanın doğusu ile batısını birbirine bağlıyordu.” ifadelerini kullandı. Bu stratejik yaklaşımın, İranlıların söz konusu su yolunun uluslararası ticaret ağındaki jeopolitik önemini derinden kavradıklarını gösterdiğini ifade eden Şehabi, kara güzergâhının Çin’den başlayıp İran Platosu’ndan geçerek antik Raga (günümüzde Rey şehri) üzerinden batıya uzandığını, Mezopotamya ve Anadolu yoluyla Roma İmparatorluğu topraklarına ulaştığını belirtti. İranlıların Deniz İpek Yolu üzerindeki hakimiyeti Şehabi, Deniz İpek Yolu’nun da dönemin küresel ekonomik ilişkilerinde belirleyici bir rol oynadığını belirterek “Bu güzergâh Çin ve Hindistan kıyılarından başlıyor, Hürmüz Boğazı ve Fars Körfezi’ni geçtikten sonra Basra’ya ulaşıyor ve oradan batı pazarlarına doğru devam ediyordu.” dedi. Minab bölgesinde elde edilen yeni bulgulara işaret eden Şehabi, Minab’daki Nahle İbrahimi sahasında Eşkani dönemine ait bir kalenin kalıntılarının tespit edildiğini ve arkeolojik kazı çalışmalarına konu olduğunu söyledi. Tarih ve arkeoloji araştırmacısı ayrıca, Minab’ın Tiyab bölgesinden başlayarak söz konusu kalenin yakınına kadar uzanan ve “Kehur Lenger-i Çini Koyu” olarak bilinen antik bir koyun da belirlendiğini, bunun denizcilik ve ticaret tarihi açısından özel bir önem taşıdığını ifade etti. Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek için stratejik deniz üssü Şehabi, saha araştırmaları, karşılaştırmalı incelemeler ve arkeolojik kazı sonuçlarının, bu kalenin sıradan bir yerleşim alanının ötesinde işlev gördüğünü ortaya koyduğunu belirterek “Bu yapı, İran donanmasının Hürmüz Boğazı bölgesine sevk edilmesi ve donatılması amacıyla kullanılan stratejik bir deniz üssü olarak hizmet vermiştir.” ifadelerini kullandı. Elde edilen verilerin, söz konusu üssün deniz yollarını denetlemek ve Deniz İpek Yolu üzerinde faaliyet gösteren ticaret gemilerinin geçişlerini kontrol etmek amacıyla kurulduğunu gösterdiğini vurgulayan Şehabi, bu gemilerin özellikle Çin ve Hindistan gibi Doğu’nun büyük ekonomik merkezlerinden Batı pazarlarına doğru seyrettiğini söyledi. Hürmüzganlı araştırmacı, bu bulguların İranlıların yaklaşık 2 bin yıl önce Hürmüz Boğazı’nın küresel ticaret açısından taşıdığı stratejik ve jeopolitik önemin farkında olduklarını ortaya koyduğunu belirtti. Hürmüz Boğazı’nın kontrolü ve küresel ticaretteki rolü Antik dönemin büyük güçleri arasındaki ekonomik rekabete değinen Şehabi, Roma İmparatorluğu’nun İran’ın en önemli ticari rakibi olduğunu ve doğudaki ipek, baharat ve değerli taş üretim merkezleriyle doğrudan bağlantı kurabilmek için İran topraklarını devre dışı bırakmaya çalıştığını söyledi. Şehabi ayrıca "Böyle bir ortamda deniz üslerinin kurulması ve stratejik su yolları üzerinde denetim sağlanması, İran’ın ekonomik çıkarlarını koruma ve uluslararası ticaret ağındaki konumunu muhafaza etme yönündeki genel politikasının bir parçasıydı.” dedi. Minab’daki arkeolojik bulguların yalnızca İran’ın denizcilik ve ticaret tarihine ışık tutmadığını belirten Şehabi, aynı zamanda İran’ın antik çağlarda dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birinin yönetimindeki rolünü ortaya koyan değerli bir belge niteliği taşıdığını ifade etti. Şehabi’ye göre bu durum, Hürmüz Boğazı’nı çok eski dönemlerden itibaren bölgenin en önemli jeopolitik ve ekonomik merkezlerinden biri haline getirmiştir.

'Sınırları olmayan dostluk': Çin ve Rusya'yı birarada tutan ne? Haber

'Sınırları olmayan dostluk': Çin ve Rusya'yı birarada tutan ne?

Geçen eylül ayında Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda yürürken, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, organ nakillerinin insan ömrünü dramatik biçimde uzatabileceği ihtimali üzerine konuşuyordu. Putin'in tercümanının "İnsan organları sürekli olarak nakledilebilir. Ne kadar uzun yaşarsanız, o kadar gençleşirsiniz ve hatta ölümsüzlüğe ulaşabilirsiniz" dediği duyuldu. Şi'nin tercümanının ise "Bazıları bu yüzyılda insanların 150 yıla kadar yaşayabileceğini öngörüyor" diye karşılık verdiği duyuldu. Putin Çin'de: Rusya ve Çin liderleri ziyaretle dünyaya ne mesajlar veriyor? Kaynak, Kremlin Basın Ofisi/Anadolu/Getty Images) // Bu "açık mikrofon" anı, iki liderin ilişkisine dair nadir bir bakış sundu. Bu, birbirlerini en iyi arkadaşlar olarak tanımlayan ve toplamda 39 yıllık iktidarlarının ardından görevi bırakma belirtisi göstermeyen iki güçlü lider için uygun bir sohbetti. Diğer yandan oldukça yanlış anlaşılan ortaklıklarına dair de nadir bir bakış sundu. Bu doğal konuşma, son derece gizli bir ilişkilerinin nadir görülen anlarından biri. Putin bu hafta Pekin'e geri dönüyor; ziyaret, Rusya ile Çin arasında imzalanan İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması 25. yılına denk geliyor. ABD Başkanı Donald Trump geçen hafta Şi'yi ziyaret ettiğinde altın yemek takımlarıyla verilen ziyafetler ve antik bir tapınak gezisiyle karşılanmıştı. Putin'in öncesinde çok bilgi paylaşılan ziyareti ise çok daha sade görünüyor. Putin bu hafta Pekin'e geri dönüyor. Kremlin sözcüsü, Trump-Şi görüşmesi hakkında ilk elden bilgi duymayı umduklarını söyledi. Şi'nin, geçen hafta, normalde yabancı ziyaretçilere kapalı olan Zhongnanhai'de Trump ile yürürken, Putin'in Pekin'in siyasi merkezini daha önce ziyaret ettiğini şakayla karışık söyleyerek arkadaşının adını andığı bildirildi. Washington'daki bazı çevreler Trump'ın Pekin'i Moskova'dan uzaklaştırabileceğini ummuş olabilir ancak bu umutlar pek gerçekçi görünmüyor. Çin ve Rusya son yıllarda ilişkilerini "sınırları olmayan bir dostluk" olarak tanımladı. Peki bu neye dayanıyor ve bu yakınlık sürecek mi? Çin'in etkisi, Çin'in şartları Carnegie Rusya Avrasya Merkezi düşünce kuruluşunun direktörü Alexander Gabuev'e göre ilişki son derece dengesiz ve iki ülke arasında yapılacak anlaşmalar muhtemelen Çin'in şartlarına göre şekillenecek. "Rusya tamamen Çin'in etkisi altında ve Çin şartları belirleyebilir" diyor. Bu dinamik birçok alanda, özellikle ekonomide hissediliyor. Çin, Rusya'nın en büyük ticaret ortağı; Rusya ise Çin'in uluslararası ticaretinin yalnızca %4'ünü oluşturuyor. Çin, Rusya'ya diğer tüm ülkelerden daha fazla ihracat yapıyor ve ekonomisi Rusya'dan çok daha büyük. Batı yaptırımlarının yıllar içinde Moskova'yı giderek Pekin ile ticari ilişkilere yöneltmesiyle, ABD tarafından yaptırıma uğrayan ve İngiltere hükümetinin incelemesi sonrası Birleşik Krallık'ın 5G ağlarından çıkarılan teknoloji devi Huawei, Batılı şirketlerin yokluğundan yararlanarak Rusya'nın telekomünikasyon sektöründe kilit bir unsur haline geldi. Batı ile bağların giderek kopmasıyla Çin, ister teknolojik ister bilimsel ya da endüstriyel olsun, uzmanlık için ilk başvurulan adres haline geldi. Kaynak, EPA/Shutterstock // Moskova'nın savaş makinesi giderek daha fazla Çin bileşenine bağımlı hale geldi Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı geniş çaplı işgalinden bu yana Moskova'nın savaş makinesi Çin bileşenlerine giderek daha fazla bağımlı hale geldi. Bloomberg'in yakın tarihli bir raporu, Rusya'nın yaptırıma tabi teknolojisinin %90'dan fazlasını Çin'den ithal ettiğini, bunun da önceki yıla göre %10'luk bir artış olduğunu ortaya koydu. Rusya bu dengesizliğin risklerinin farkında. Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi düşünce kuruluşunun başkanı Dmitry Trenin'in "Kimseye boyun eğmeyiz" başlıklı son yorumunda Rusya'nın bir uydu devlet olmak istemediği açıkça belirtildi. Çin hakkında konuşurken, "İlişkilerimizde eşitliği korumamız ve Rusya'nın küçük ortak olamayacak bir büyük güç olduğunu hatırlamamız kesinlikle hayati önem taşıyor" dedi. ABD-İsrail saldırısı: İran'ın müttefikleri Rusya ve Çin nerede? Moskova için Pekin'e alternatif olabilecek seçenekler sınırlı; Çin, Rusya'nın hayatta kalması için gerekli talep ve pazar ölçeğini sunan bir alıcı. Çin ticaretini azaltırsa, Batı ile ilişkilerin bozulduğu bir ortamda bu durum Rusya'nın dış politika hedeflerini ciddi şekilde zorlaştırır. Ancak Moskova'nın büyük avantajı ve Pekin tarafından yönlendirilmesini engelleyen unsur, kendi zeminini koruyabilme kapasitesi. Kaynak, AFP/Getty Images // Putin ve Şi birbirlerini en iyi arkadaş olarak tanımladı Glasgow Üniversitesi'nde güvenlik çalışmaları alanında ders veren Marcin Kaczmarski'ye göre Çin, bu asimetrinin boyutunun farkında ve Rusya içinde ya da elitleri arasında tepkiye yol açabilecek bir durum yaratmak istemiyor. "Çin'in Rusya politikasını özetlersek, bunun temkinli bir özdenetim olduğunu söyleyebilirim. Çin, Rusya'ya baskı yapmıyor." Bu kısmen de mantıklı; Rusya daha küçük ortak olabilir ama gururlu bir ortak. Carnegie'den Gabuev, Çin'in Rusya üzerinde baskı kurmaya çalışması durumunda bunu "hemen kabul edecek türden bir ülke" olmadığını söylüyor. Örnek olarak Şi'nin 2023'te Moskova'ya yaptığı ziyareti veriyor. Bu ziyarette Çin liderinin Putin'i Ukrayna'da nükleer silah kullanmaması yönünde teşvik ettiği bildirildi. Ancak sadece birkaç gün sonra Rus tarafı Belçika'da değil Belarus'ta nükleer silah konuşlandıracaklarını açıkladı; bazıları bunu Moskova'nın dış baskıya direnmesi ve bağımsızlığını hatırlatması olarak değerlendirdi. Rusya'nın Ukrayna'daki uzun savaşı birçok açıdan yük olabilir ancak aynı zamanda Pekin için de bir varlık; zira Pekin, Tayvan'a olası müdahale seçeneklerini değerlendiriyor. Gabuev, "Rusya hâlâ satabildiği niş askeri ekipmanlar gibi teknolojiler ve Çin ekipmanlarını test etme konusunda önemli katkılar sunuyor" diyor. Rusya ayrıca Çin için stratejik açıdan önemli büyük enerji kaynaklarına sahip. Mayıs ayında düzenlediği basın toplantısında Putin, iki tarafın petrol ve gaz işbirliğinde "çok önemli bir adım" atmaya yakın olduğunu söyledi. Kaynak, Bloomberg/Getty Images // Rusya büyük bir petrol ihracatçısı. Muhtemelen, yıllarca süren duraklamanın ardından Rus enerji devi Gazprom ile Çin Ulusal Petrol Şirketi arasında ön anlaşması imzalandığı bildirilen Sibirya'nın Gücü 2 boru hattını kastediyordu. İnşa edilirse bu hat oyunun kurallarını değiştirecek ve Moğolistan üzerinden Çin'e yılda 50 milyar metreküp Rus gazı taşıyacak. Ve Çin açısından, Hürmüz Boğazı'ndaki kriz sürerken Rus enerjisine yaptığı yatırımın geri döndüğü görülüyor. Bu yalnızca fiyat meselesi değil; giderek çalkantılı hale gelen dünyada Çin'in enerji güvenliğini sağlamasıyla ilgili. Müttefik değil ortak Çin ve Rusya'nın görüş ayrılığı yaşadıkları anlarda, ilişkilerinin merkezindeki basit bir gerçek ortaya çıkıyor: Bu bir resmi ittifak değil, dolayısıyla taraflardan hiçbirinin diğerini takip etmesi gerekmiyor. Avustralya'nın Moskova Büyükelçiliği'nde eski diplomat Bobo Lo, bir askeri ittifakın katılığından ziyade bu stratejik esnekliğin ortaklığa dayanıklılık kazandırdığını söylüyor. "Bu bir ittifak değil, esnek bir stratejik ortaklık" diyor ve bunun defalarca çöküş tahminlerine rağmen sürdüğünü belirtiyor. Batılı analistler Çin-Rusya ortaklığını genellikle iki şekilde tasvir ediyor: Ya Batı'yı yenme isteğiyle birleşmiş bir "otoriterlik ekseni" ya da sürekli çöküşün eşiğinde olan kırılgan bir kardeşlik. Ancak bunların hiçbiri, farklılıklarına ve dengesizliklerine rağmen hayati çıkarları paylaşan iki komşu ülke arasında giderek vazgeçilmesi zor hale gelen bu ilişkinin gerçek niteliğini tam olarak yansıtmıyor. Lo ayrıca Batı ile ilişkiler iyileşse bile iki ülkenin anlaşmak için pek çok nedeninin olacağını söylüyor. Kaynak, Bloomberg/Getty Images // Rusya ve Çin 4.300 km'lik bir sınırı paylaşıyor Bunların başında, geçmişte cephesi olan 4.300 km'lik ortak sınır geliyor. Ayrıca ekonomileri birbirini tamamlıyor: Rusya petrol, gaz ve diğer ham maddelerin büyük bir ihracatçısı; Çin'in sanayi ekonomisi ise bunlar için büyük bir pazar sunuyor. Ayrıca ABD öncülüğündeki dünya düzenine karşı ortak duruşları da göz ardı edilemez. Batılı ülkeler insan hakları gibi farklı değerler temelinde yaptırım uygulayıp cezalandırırken, Rusya ve Çin birbirlerini eylemlerine göre yargılamıyor. Çin'in Sincan bölgesinde büyük ölçekli insan hakları ihlalleri iddiaları — Çin bunu reddediyor — ve Rus muhalefet lideri Aleksey Navalni'nin ölümü bazı Batılı ülkelerin bu ülkelerle ilişki kurma konusunda daha temkinli olmasına yol açtı ancak Moskova ve Pekin bu konuları önemsemiyor. Cezaevinde hayatını kaybeden Rus muhalif lider Aleksey Navalni kimdir? Gabuev, "Sincan, Navalni'nin zehirlenmesi ve benzeri konularda birbirlerini eleştirmiyorlar" diyor. "Birçok konuda BM'de yerel yönetimlere ilişkin meselelerde benzer düşüncelere sahipler… bu da organik, simbiyotik bir ilişki yaratıyor." Kaynak, Getty Images // Batı yaptırımlarının yıllar içindeki etkisi Moskova'yı giderek Pekin ile ticari ilişkilere yöneltti Gabuev ayrıca ülkeler arasında ilişkilerin iyileşmesine yönelik uzun bir geleneğin bulunduğunu ekliyor. "Daha pragmatik bir ilişkiye yönelik bu eğilim… Andropov, Çernenko, Gorbaçov, Yeltsin dönemlerine kadar uzanıyor. Ve bence Çinliler de aynılar." Bu yakınlığın sürüp sürmeyeceğine gelince, adının açıklanmasını istemeyen bir Çinli analist, iki ülkenin de ilişkilerini ayrılmaz bir ikili olarak sunmasının kısmen performatif olduğunu ve birlik ile istikrar görüntüsü vermeyi amaçladığını kabul ediyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne göre Çin, 'Uygur kültürünü yok etmek için' yüzlerce köyün ismini değiştirdi Gerçekte bu, zaman zaman ortaya çıkan çıkar farklılıklarını yumuşatmak için kullanılan faydalı bir siyasi araç. Her iki hükümet de "Batı hegemonyası" olarak gördüklerine karşı olsa da buna yaklaşımları farklı olabiliyor. Analiste göre Rusya, ABD'yi tamamen devre dışı bırakacak bir dünya düzeni kurmak istiyor; Çin ise daha temkinli ve pragmatik. Pekin'in ani kararlar almaktan kaçındığı ve uzun vadeli sonuçlar için sabır ve aşamalı kazanımları önceliklendirdiği düşünülüyor. Analist, Çin'in ABD'nin İran'daki eylemlerine tepkisini örnek gösterdi; Trump'ın ziyareti için hazırlıkları iptal etmeyerek Pekin'in ölçülü davrandığını söyledi. "Bu, Pekin'in tahrik etmemek ve kapıları kapatmamak yönündeki istekliliğini açıkça gösteriyor" dedi. Ona göre, Çin Rusya'nın yaklaşımından farklı biçimde, hâlâ Washington ile iletişimi açık tutmak ve gereksiz tahrikten kaçınmak istiyor. İnsani boyut Ortaklık genellikle jeopolitik ve güvenlik merceğinden ele alınıyor ancak iki toplum arasındaki bağların derinliği de önemli bir faktör. En üst düzeyde Putin ve Şi, aralarındaki benzersiz dostluğu yansıtmaya çalıştı. Bu, Putin'in Çin'e yaptığı 25. ziyaret ve Rus bürokratlar muhtemelen Çinli muhataplarıyla diğer ülkelerin yetkililerinden daha fazla etkileşim kuruyor. En üst düzeydeki siyasi yakınlığa rağmen, Çin'de görev yapmış eski bir Britanyalı diplomat olan Charles Parton, sıradan Çinliler ile Ruslar arasındaki doğal kültürel yakınlığa şüpheyle yaklaşıyor. "Çinliler Moskova'da okumak, yerleşmek ve daire satın almak ister mi? Hayır." Ona göre Ruslar tercih hakkına sahip olsalar, yatırımlarını Batı'da yapmayı ve örneğin Pekin yerine Paris, Londra ya da Kıbrıs'ta daire satın almayı seçerler. Kaynak,China News Service/VCG/Getty Images Çin ve Rusya son yıllarda ilişkilerini "sınırları olmayan bir dostluk" olarak tanımladı Ancak herkes aynı fikirde değil. Gabuev, halklar arasındaki temasın hızla arttığını, bunun kısmen Batı yaptırımları ve Avrupa'nın vize politikalarının sıkılaşmasının Rusları Çin'e yöneltmesiyle gerçekleştiğini söylüyor. Rusların Çin'e seyahati giderek kolaylaştı. Karşılıklı vizesiz rejim sayesinde Moskova'dan büyük Çin şehirlerine birkaç saat içinde günlük uçuşlarla ulaşılabiliyor. Ruslar giderek daha fazla Çin yapımı telefonları ve arabaları kullanıyor; bu durum özellikle Moskova'ya yönelik Batı yaptırımlarının ardından arttı. Gabuev, "Karşılıklı bağlantı, vizesiz seyahat ve ödeme ile ulaşım kolaylığı Çin'i eskisinden çok daha yakın hale getiriyor. Ve tüm değişim programları, burslar, ortak araştırma programları iki toplumu birbirine yaklaştırıyor" diyor. Kaynak,Sputnik/ Kremlin/ PA/Shutterstock // İkisi arasındaki bağlar derinleşiyor Moskova ile Pekin arasındaki ilişkide artan dengesizlik uzun vadeli bir zayıflık oluşturabilir ancak yakın vadede çöküş tahminleri gerçekçi görünmüyor. Farklılıklara rağmen Lo, "Çin-Rusya ortaklığı dayanıklılığını koruyor. Her iki taraf da, özellikle işbirliğinin devamına yönelik uygulanabilir alternatifler olmadığı için, bunun başarısız olamayacak kadar önemli olduğunu kabul ediyor" diyor. Ankur Shah- Editör / BBC Global Çin Birimi

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.