Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Işkence

bursaarena.com.tr - Işkence haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Işkence haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

12 Eylül'de işkencelere maruz kalan vatandaşlar o karanlık günleri anlattı Haber

12 Eylül'de işkencelere maruz kalan vatandaşlar o karanlık günleri anlattı

12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçerken, millet iradesinin askıya alındığı o dönemin izleri hafızalardaki yerini koruyor. Kırıkkale'de yaşayan 3 darbe dönemi tanığı ise Filistin askısından elektrik işkencesine kadar maruz kaldıkları insanlık dışı uygulamaları unutamadıklarını söyledi. Türkiye'nin demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Kırıkkale'de yaşayan İzzet Yıldız, Mustafa Hulusi Ulusan ve İrfan Toptaş, 12 Eylül döneminde yaşadıkları işkence, baskı ve ağır cezaevi şartlarını anlattı. "İnsanın aklının, hayalinin almayacağı işkenceler yaşadık" 2 çocuk babası İzzet Yıldız (68), 13 Ekim'de gözaltına alındığını, önce askeri alaya, ardından emniyete götürüldüğünü ifade etti. Emniyette sorgulandığını ve işkence gördüklerini belirten Yıldız, daha sonra Ankara'daki C5'e götürüldüklerini anlatarak, "İnsanın aklının, hayalinin almayacağı işkenceler yaşadık. 16 metrekarelik bir odada 30 kişi betonun üzerinde yatıp kalkıyorduk. Yaklaşık 10 gün C5'te işkence gördük" dedi. C5'teki sorgunun ardından tutuklandığını belirten Yıldız, ifade verme sırasının kendisine 24 ay sonra geldiğini söyledi. İfadesini verdiği gün tahliye edildiğini, daha sonra ise beraat ettiğini ifade eden Yıldız, "İfade verme sırası bana 24 gün sonra gelseydi belki 24 gün yatacaktım ama 24 ay sonra geldiği için 24 ay cezaevinde kaldım" dedi. "Cezaevine gidince de başka bir eziyet başlıyordu" Gözaltı sürecinde maruz kaldıkları işkence yöntemlerini anlatan Yıldız, "İşkencelerden biri 'Filistin askısı'ydı. Omuzlarından bağlayıp askıya alıyorlardı. Belden aşağısı çıplak halde elektrik veriyorlardı. Gözlerimiz sürekli bağlıydı. İnsanlara ilgisi olmayan suçlamalar yöneltiliyordu. İşkenceye dayanamayan insan, önüne konulan her şeyi kabul edebilecek hale geliyordu. Cezaevine gidince de başka bir eziyet başlıyordu. Sabah saat 06.00'da kalkıyor, gün boyunca eğitim adı altında çeşitli uygulamalara maruz kalıyorduk" diye konuştu. "Bazı şeyler vardır; yaşanır ama anlatılamaz. Mamak da bizim için öyleydi" 2 çocuk babası emekli öğretmen Mustafa Hulusi Ulusan (70) da 12 Eylül döneminde cezaevinde kaldığını belirterek, o günleri aradan geçen yıllara rağmen unutamadığını söyledi. Mamak Askeri Cezaevi'ni kendi aralarında "taş medreseler" olarak adlandırdıklarını anlatan Ulusan, yaşadıklarının tarif edilmesinin güç olduğunu ifade etti. Ulusan, "O günlerin hiçbirini unutamadım. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen unutmak mümkün değil. Mamak çok farklı bir yerdi. Bazı şeyler vardır; yaşanır ama anlatılamaz. Mamak da bizim için öyleydi" şeklinde konuştu. "Onların çığlıklarını duymak da başlı başına bir işkenceydi" 13 Ekim'de gözaltına alındığını ve daha sonra C5 olarak adlandırılan yere götürüldüğünü anlatan Ulusan, burada arkadaşlarının işkenceye maruz kaldığını söyledi. Kendisine doğrudan elektrik verilmediğini belirten Ulusan, işkence gören arkadaşlarının çığlıklarını dinlemek zorunda kalmanın da başlı başına bir işkence olduğunu ifade etti. Ulusan, "13 Ekim'de gözaltına alındım. Daha sonra C5 denilen yere götürüldük. Orada arkadaşlarımız işkenceye tabi tutuluyordu. Bana doğrudan elektrik verilmedi ama işkence gören arkadaşlarımızın seslerini dışarıdan dinliyorduk. Onların çığlıklarını duymak da başlı başına bir işkenceydi" ifadelerini kullandı. "Biz avluda yüzüstü yatarken içeriden gelen sesleri dinliyorduk" Havanın soğuk olduğu dönemde dışarıda tutulduklarını anlatan Ulusan, işkence yapılacak kişinin içeri alındığını, kendilerinin ise avluda yüzüstü yatırılarak içeriden gelen sesleri dinlemek zorunda bırakıldığını söyledi. Alınan ifadelerin beğenilmemesi halinde yeniden yazdırıldığını anlatan Ulusan, daha sonra "kafes" olarak adlandırdıkları bölüme götürüldüklerini ve buradan mahkemeye çıkarıldıklarını söyledi. Ulusan, "Hava soğuktu, dışarıda yatıyorduk. İşkence yapılacak kişiyi içeri alıyorlardı. Biz avluda yüzüstü yatarken içeriden gelen sesleri dinliyorduk. İfadeler alındıktan sonra beğenilmeyen ifadeler geri gönderiliyordu. 'Yeniden yaz' deniliyor, ifadelerin istenilen şekilde düzenlenmesi isteniyordu. Daha sonra 'kafes' denilen yere götürüldük. Aslan kafesi gibi bir yer. Her tarafı demir parmaklıklarla çevriliydi. Ardından mahkemeye çıkarıldık" dedi. "Düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor" 18 ay cezaevinde kaldığını belirten Ulusan, koğuşlarda zaman zaman yaklaşık 85 kişinin kaldığını ve bir yatakta 3 kişinin yattığı dönemlerin olduğunu aktardı. Kış aylarında ısınmanın büyük problem olduğunu ifade eden Ulusan, verilen kömürün yetersiz kalması nedeniyle eski elbiseleri, postalları, ayakkabıları ve bulabildikleri diğer eşyaları yakarak ısınmaya çalıştıklarını dile getirdi. Ulusan, "24 yaşındaydım. Çok zor günlerdi. Unutmak mümkün değil. Aradan yıllar geçti ama bugün bile düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor. Çok şey yaşadık ve hala o günlerin etkisini taşıyoruz" diye konuştu. "İşkenceye maruz kaldık" 2 çocuk babası İrfan Toptaş (68) da 12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi'nde 6 yıl kaldığını söyledi. MHP davasında yargılandıklarını belirten Toptaş, 22 Eylül 1980'de gözaltına alındığını ve gözaltı sürecinin ardından Ankara Mamak Cezaevi'ne götürüldüklerini dile getirerek, "12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi'nde 6 yıl kaldım. MHP davasında yargılandık. 22 Eylül 1980'de gözaltına alındım. Gözaltı sürecinin ardından Ankara Mamak Cezaevi'ne götürüldük. C5'te yaklaşık bir hafta kaldık. Hem Kırıkkale'de hem de orada işkenceye maruz kaldık" dedi. Gözaltı sürecinin Kurban Bayramı'na denk geldiğini ifade eden Toptaş, bazı zamanlarda köpeklerin üzerlerine salındığını söyledi. Toplu namaz kılmanın yasak olduğunu belirten Toptaş, oruç tuttukları dönemlerde ise sabah verilen yiyecekleri iftar için akşam verilenleri de sahur için sakladıklarını anlattı. İddianamenin açıklanmasıyla idamla yargılandıklarını öğrendiklerini belirten Toptaş, daha sonra A1'e götürüldüklerini ve cezaevinde farklı koğuşlarda kaldıklarını söyledi. Son 3 yılın önemli bölümünü tecritte geçirdiklerini anlatan Toptaş, cezaevindeki baskının sürekli olduğunu ve 6 yılın sonunda tahliye edildiklerini ifade etti. Anadolu Ajansı, DHA ve İHA tarafından geçilen tüm Kırıkkale haberleri, bu bölümde hiçbir editoryal müdahale olmadan otomatik olarak ajans kanallarından geldiği şekliyle yer almaktadır. Kırıkkale Haberleri alanında yer alan haberlerin hepsinin hukuki muhatabı haberi geçen ajanslardır.

Bir incir ağacı, Şili'deki bir işkence merkezini nasıl ortaya çıkardı? Haber

Bir incir ağacı, Şili'deki bir işkence merkezini nasıl ortaya çıkardı?

Mütevazı ev, Şili'nin başkenti Santiago'nun dış mahallelerinde yer alan şirin bir konut gibi görünüyor. Çiçeklerle kaplı bir balkona sahip binanın etrafını saran duvarda sarmaşıklar yükseliyor. Eski ferforje ön kapının ardında, bahçede palmiye ağaçları ve yaşlı, kıvrımlı bir incir ağacı bulunan bir avlu yer alıyor. Huzurun simgesi gibi görünse de, duvarlar Şili'nin çalkantılı ve şiddet dolu geçmişiyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı, derinden rahatsız edici anılar barındırıyor. Bahçedeki yaşlı incir ağacı ise çok sıradan bir şeyin dehşet ve acıyı nasıl umut ve adalete dönüştürebileceğinin bir sembolü. Santiago'daki (eski adıyla Venda Sexy) gözaltı merkezinin önündeki pankartlar, merkezin sıradan bir sokaktaki yerini işaret ediyor. Alejandra Holzapfel, 1970'te Başkan Salvador Allende'nin seçilmesinin ardından Şili'yi saran umut ve iyimserliği hatırlıyor. "Herkes mutluydu, dans ediyordu, bağırıyordu" diye hatırlıyor Holzapfel. Onun gibi öğrenciler için Allende'nin başkanlığı, tamamen farklı bir ülke ihtimali anlamına geliyordu. "Daha adil bir toplum istedik, bugün olduğu gibi sadece zenginlerin iyi yaşadığı ve geri kalanların unutulduğu bir ülke değil" diyor. "Allende'nin politikalarının harika olduğunu düşünüyorduk." Bu ideallerle motive olup, solcu bir öğrenci hareketine katıldı. "Bunun bir parçası olmam gerektiğine ikna oldum. Evde oturup hiçbir şey yapamazdım" diyor. Birçok genç gibi, yürüyüşlere katılarak, grafitiler yaparak ve çiftçilere yardım etmek için kırsal kesime giderek siyasi hayata atıldı. Ancak 11 Eylül 1973'te, daha adil bir toplum kurma umutları suya düştü. "Sabah saat 8'de evden çıktım ve sokakların askerlerle dolu olduğunu gördüm" diyor Holzapfel. Üniversiteye vardığında, cumhurbaşkanının akıbetiyle ilgili söylentiler yayılmaya başlamıştı. "Üniversitenin çatısına çıktık ve cumhurbaşkanlığı sarayının bombalanmasına tanık olduk ve ağladık." General Augusto Pinochet liderliğindeki darbe, demokrasinin sonu ve 1990 yılına kadar süren baskıcı bir sağcı diktatörlüğün kurulması anlamına geliyordu. Darbe ve gizli hapishaneler Kaynak, Horacio Villalobos/Corbis/Getty Images /// Holzapfel, Santiago sokaklarındaki tankları çok net hatırlıyor. Ordu, devrilen hükümetin destekçilerini tutuklamaya başladı. Holzapfel, bir hastanede darbecilerden saklanmaya çalıştığını anlatıyor. Orada iki kadın hayatını kurtarmış. Yeni bir anneymiş gibi davranmasına izin vererek yakalanmaktan kurtulmasını sağlamışlar. Ama uzun süre kaçamamış. Bir yıl sonra, Aralık 1974'te, onu almaya geldiler. Holzapfel, "Sabah saat 5'e çeyrek kala, beş ağır silahlı adam kapımdaydı" diye hatırlıyor. Evi aranırken, annesini korumak için öne çıktı. Adamlar, "İşte o" dediler ve yakaladılar. "Gözlerimi bantladılar. O andan itibaren sadece sesler duyabiliyordum" diye hatırlıyor. Kaynak,Bettmann/Getty Images /// 1973'te Şili'de gerçekleşen askeri darbede, Devlet Başkanı Salvador Allende'nin politikalarını desteklediğinden şüphelenilen çok sayıda kişi gözaltına alındı. Holzapfel, aralarında Villa Grimaldi adlı bir yerin de bulunduğu gizli gözaltı merkezlerinden oluşan bir ağa götürüldü. Beş gün süren işkencenin ardından, Santiago'da sakin bir sokaktaki bir eve nakledildi ve burada üç hafta boyunca hayal bile edilemez koşullar altında tutuldu. Bu ev, rahatsız edici bir şekilde Venda Sexy - veya Seksi Göz Bağı - olarak biliniyordu. Buradaki koşullar acımasızdı. Bu alışılmadık, ürpertici takma ad, mahkumların gözlerinin bağlı tutulmasından ve cinsel istismarın düzenli bir işkence biçimi olarak uygulanmasından kaynaklanıyordu. Holzapfel evde etrafını göremiyordu ancak üniversiteden diğer öğrencilerle birlikte olduğunu biliyordu. Evde, Şili tarihinin travmatik bir dönemine dair farklı kesimlerden insanların anıları ve düşünceleri yer alıyor. "Üç ranza vardı... her yatakta üç ya da dört kişi yatıyorduk, bu yüzden uzanmıyorduk, sadece oturuyorduk" diyor. "Dayandık. İkinci katta iki işkence odası vardı. Askeri istihbarat balkonlu odada konuşlanmıştı. Şiddet sistematikti. Sabah 8:30'da işe geliyorlar ve 5 civarında ayrılıyorlardı... Korkunç bir şiddetti." En çok hatırladığı şey insanlıktan çıkarılma. "Her şey vahşiceydi, acımasızdı." Muhafızlar tarafından odasına beyaz ve siyah puantiyeli mini bir etekle geri götürüldüğünü hatırlıyor. "İşkence evinde her yerde kıyafetler vardı ve muhafızlar size giymeniz için her şeyi verirdi." Holzapfel için, muhafızlar tarafından yapılan sorgulama sadece fiziksel değil, psikolojikti de. Bazıları bilgi almak için arkadaş gibi davranırdı. Yine de o karanlıkta başka bir şey kök saldı. Dostluk. Kadınlar, evi geri almak ve Pinochet rejimi altında kaçırılan ve işkence görenler için bir anıt alanına dönüştürmek amacıyla on yıl süren bir kampanya başlattılar. "Kadınlar arasındaki bu dayanışma harikaydı. Bize direnmek için güç ve cesaret verdi. Birbirimize sevgi ve şefkat gösterdik" diyor Alejandra. Mahkumlar birbirlerine sahip çıktılar ve on yıllarca sürecek bağlar kurdular. Göz bağı çıkarıldığında kısa ama değerli anlar da yaşandı. Holzapfel, hayatın sıradanlığını, gözlerine olağanüstü gelen bir şekilde görebildi. Basit bir merdiveni hayranlıkla izleyebiliyor ya da merdiven altındaki küçük banyoya gittiğinde, küçük bir pencereden dışarıda büyüyen incir ağacını görebiliyordu. Üç haftalık işkence süresince diğer mahkumların iyiliğiyle ayakta kalan Holzapfel, diğer gözaltı merkezlerinden geçirilerek sonunda Santiago'daki resmi bir cezaevi olan Tres Álamos'a gönderildi. Burada diğer kadın mahkumlarla bir araya gelmesine izin verildi. Orada, birbirlerinin deneyimlerini sindirebilmelerine yardımcı oldular ve rehabilitasyonu nihayet başlayabildi. "Bence hayatımın en önemli iyileşme yeri orasıydı" diyor. Sürgünden dönüş ve toparlanma Duvardaki tabelada "Kadın Gözaltı Merkezi" yazıyor. Hapishanedeki kadınlar, evde başlarına gelenler hakkında açıkça konuşmaya başladılar. Holzapfel "Utanç içinde geldik. Bedenimize yapılan tecavüzden dolayı" diyor. Yavaş yavaş, diğer kadın mağdurlarla konuşarak, istismardan kendisinin sorumlu olmadığını fark etti. "Hissettiğim utanç, faillere karşı öfkeye dönüştü. Artık utanmıyordum." Sonunda, Holzapfel Şili'yi terk etmesi şartıyla serbest bırakıldı. Babasının bağlantıları nedeniyle Doğu Almanya'ya sürgüne gönderildi. Onun için bu geçiş kafa karıştırıcıydı. "Çok yalnız hissettiğim için zordu" diyor Holzapfel. Soğuk da onu zorlamıştı. "Almanya'ya vardığımda her yer karlıydı, her yer soğuktu." Hayatını elinden geldiğince yeniden kurdu, evlendi ve çocuk sahibi oldu ancak "Çok aşık olduğumu söyleyebileceğim türden bir ilişki değildi. Hayatımı normale döndürmem gerektiğini düşündüm" diyor. Ayrıca ülkesinde olup bitenler hakkında da kamuoyuna açıklamalarda bulundu. 1987'de, diktatörlüğün sürgünlerin geri dönmesine yavaş yavaş izin vermesiyle çocuklarıyla birlikte Şili'ye döndü. Hayatı çok daha sakindi ve hayatta kalmaya odaklandı. Bal satmayı denedi ama pek başarılı olamadı. "Ev arılarla dolu olduğu için annemi çıldırtıyordu" diye anlatıyor ve müşterilerinin hep farklı bir şey sorduğunu ekliyor. "'Coca-Cola'nız var mı? Dondurmanız var mı?' İşte böylece küçük bir markete başladım." Ancak yavaş yavaş geçmişi yeniden ortaya çıkmaya başladı. Bir gün, eski bir siyasi mahkum arkadaşı dükkanına girdi ve birbirlerine sarılarak selamlaştılar. "Bu aniden olan bir şey değildi. Diğer hayatta kalanlar da beni görmek veya sarılmak için uğrarlardı." Kaynak, Getty Images // General Augusto Pinochet'nin yönettiği cunta, korku, yıldırma ve şiddet yoluyla hüküm sürdü.Travma tedavisi ve direniş Holzapfel yavaş yavaş daha fazla eski mahkumla yeniden bir araya geldi. Paylaştıkları anılar yakında daha büyük bir şeyi beraberinde getirecekti. Yıllar önce, 1980'lerin başlarında, işkence yerlerini araştıran ve işkence mağdurlarının ifadelerini toplayan iki insan hakları avukatı, Santiago'da yeni bir ev kiralayan bir arkadaşları tarafından akşam yemeğine davet edildi. Eve vardıklarında, evin hayatta kalanların tarif ettiği tüm özelliklere sahip olduğunu fark ettiler. 1990'da, Holzapfel'den gerçekten de o cehennemi yaşadığı yer olup olmadığını doğrulamak için evi ziyaret etmesi istendi. Bazı ayrıntıları tanıdı. Merdiven, odalar ve o eski incir ağacına bakan yuvarlak banyo penceresi. "İçeri girdik ve birbirimize sarıldık. Evi tanıdık." Ancak tanıma büyük bir bedel getirdi. "Anılar çok acı vericiydi" diyor. Kadınlar, evi geri almak ve bir anıta dönüştürmek için uzun bir kampanya başlattılar ve bu on yıllar sürdü. Ancak 2023'te sonunda başarılı oldular ve ev hükümet tarafından kamulaştırılarak hayatta kalanlara verildi. Bugün Holzapfel, bir zamanlar esir tutulduğu ve işkence gördüğü, bugün İran 3037 adresiyle bilinen yerin, yöneticisi. "Şimdi yavaş yavaş daha sakin hissediyorum ama başlangıçta zordu. Geldiğimizde, odalardan birinde çalışmaya cesaret edemedik, tüm zamanımızı dışarıda geçirirdik" diyor. Holzapfel, çalışmalarının Pinochet dönemindeki dehşetin ülkede bir daha asla yaşanmamasını sağlamaya odaklandığını söylüyor. Kadınların eve tekrar girmeleri zaman aldı ama dönüşüm çok derin oldu. "Başardık, nefreti yendik." Ev artık bir sessizlik değil, tanıklık, eğitim ve topluluk yeri. Holzapfel'in kızı da burada gönüllü olarak çalışıyor. "Kızım çok aktif. Bir yoldaş, bir savaşçı." diyor. Bu sayede torunları bile hikayesini keşfediyor. Holzapfel için amaç açık. "İnsanlara ne olduğunu anlatmalıyız. Adaleti ve barışı desteklemek istiyoruz, böylece bu ülkede bir daha böyle korkunç bir şey yaşanmasın" diyor. Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlanıldı. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. BBC Türkçe

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.