Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Insan Hakları

bursaarena.com.tr - Insan Hakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Insan Hakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Demokrasi tarihimizin kara lekesi: 12 EYLÜL DARBESİ!.. Haber

Demokrasi tarihimizin kara lekesi: 12 EYLÜL DARBESİ!..

İdamlar ve insan hakları ihlalleriyle anılan 12 Eylül askeri darbesi, 45 yıl önce bugün gerçekleştirilmişti. 12 Eylül acılarla hatırlanmaya devam ediyor. Tarihe idamlarla, kötü muamelelerle ve insan hakları ihlalleriyle geçen, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin emir komuta zinciri içinde gerçekleştirilen son askeri darbesi 12 Eylül, acılarla hatırlanmaya devam ediyor. DEMOKRASİ TARİHİNİN KARA LEKESİ! Takvimler 12 Eylül 1980’i gösterirken sabah saatlerinde TRT Radyosunda dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzalı Milli Güvenlik Konseyi “bir numaralı” bildirisinin okunmasıyla darbe resmen ilan edildi. “Bayrak Harekatı” kod adlı darbe planı uygulanarak darbecilerce ülke yönetimine el konuldu. Böylece emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilen bu darbe, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Silahlı Kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi olarak, demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’un bulunduğu Milli Güvenlik Konseyi, tüm yetkileri ele aldı. TBMM LAĞVEDİLDİ, SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ FAALİYETLERİ DURDURULDU Darbenin ilanının ardından Anayasa uygulamadan kaldırılarak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) lağvedildi. Türkiye genelinde genelinde sıkıyönetim ilan eden darbeciler, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini durdurdu. Siyasi partiler kapatılarak; Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit’i Hamzakoy’a, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş’i Uzunada’ya sürgüne gönderildi. Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’e siyasi yasaklar getirildi. DARBENİN KANLI BİLANÇOSU Demokrasinin askıya alındığı darbe sürecinde 650 bin kişi göz altına alındı, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için idam cezası istendi. Toplam 517 kişinin “ölüm cezasına” çarptırıldığı süreçte, Ülkücü ve Devrimci 50 Türk genci idam edildi. Takribi 100 bin gencimiz “örgüt üyesi olma” suçundan yargılanırken 14 bin kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı, 30 bin kişi “sakıncalı” yaftasıyla işlerinden edildi. Yaklaşık bin film yasaklanırken, 4 bine yakın öğretmen ve yüzlerce öğretim görevlisinin işine son verildi. Onlarca gazeteci haklarında binlerce yıla varan hapis cezalarıyla yargılandı. Darbeci generallerin belirlediği Danışma Meclisinin hazırladığı anayasa, silahların gölgesi altında 1982’de düzenlenen bir referandumla yüzde 92’lik “evet” oyu alarak onaylandı. Darbenin başını çeken Evren ve diğer darbecilerin ömür boyu yargılanmasını engelleyen “geçici 15’inci madde” söz konusu darbe anayasasına dahil edildi.

ABD heyeti, Fransa'nın eleştirilerini protesto ederek BM Güvenlik Konseyi toplantısını terk etti Haber

ABD heyeti, Fransa'nın eleştirilerini protesto ederek BM Güvenlik Konseyi toplantısını terk etti

ABD heyeti, pazartesi günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında Fransa'nın Daimî Temsilcisi konuşmaya başladığı sırada salonu terk etti. Washington'un bu adımı, Fransa'nın daha önce ABD'yi insan hakları oylaması nedeniyle Kuzey Kore ve Rusya ile aynı safta gösteren açıklamalarına tepki olarak attığı belirtildi. ABD'nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Dan Negrea, "Konsey üyelerinden biri ahlaki üstünlük taslıyor ve bugün hâlâ tartıştığımız Ukrayna savaşı ya da barış ve güvenlikle doğrudan ilgili olmayan insan hakları gibi konularda herkese ders vermeye çalışıyor. Bu nedenle Fransa'nın konuşması sırasında toplantıyı terk ettik" dedi. Negrea, Paris'in tutumunu "ikiyüzlü" olarak nitelendirerek, ABD'nin Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri arasındaki karşılıklı saygı nedeniyle bugüne kadar bu tavra "hoşgörü" gösterdiğini söyledi. Bir Güvenlik Konseyi toplantısının protesto amacıyla terk edilmesi ise oldukça nadir görülen bir durum olarak değerlendiriliyor. ABD, cuma günü BM Genel Kurulu'nda Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk'ün görev süresinin uzatılmasına ilişkin oylamada "hayır" oyu kullanan 10 ülkeden biri olmuştu. Washington bu oylamada Kuzey Kore, Rusya, Nikaragua ve Mali ile aynı safta yer almıştı. Bunun üzerine Fransa'nın BM Daimî Temsilciliği, X platformunda İngilizce yayımladığı mesajda, "ABD bir zamanlar insan hakları konusunda örnek alınan bir ülkeydi. Artık öyle değil. Bugün Kuzey Kore, Nikaragua, Mali ve Rusya ile aynı safta yalnız kalmış durumda ve dünya artık onu dinlemiyor" ifadelerini kullanmıştı. ABD'li diplomat Negrea, "Özgürlüğünü tehdit eden her çatışmada bu üye devletin yanında yer aldık. Bugün de kendilerine ABD'nin hâlâ özgürlüğün küresel modeli olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu nedenle, siyasallaşmış söyleminden vazgeçmediği, kibirli ve saygısız üslubunu sürdürdüğü ve sorumluluklarına yakışır şekilde davranmadığı sürece Fransa'nın konuşmalarını dinleme ayrıcalığını kendisine tanımayacağız" ifadelerini kullandı. Fransa'nın BM Daimî Temsilcisi Jérôme Bonnafont ise, "Bu yıl ABD'nin bağımsızlığının 250. yıl dönümünü kutluyoruz ve Fransa'nın bu süreçte oynadığı rolü herkes biliyor" diyerek yanıt verdi. Bonnafont, Fransa'nın gerek Güvenlik Konseyi'nde gerekse Genel Kurul'da Birleşmiş Milletler'in kurumsal bağımsızlığını ve etkinliğini, BM Şartı, insan hakları ve barış ilkeleri doğrultusunda korumak için çalışmaya devam ettiğini vurguladı. Daha sonra açıklama yapan bir Fransız diplomatik kaynak ise, "Fransa'nın tutumu nettir. Avrupa Birliği'nin tüm üyeleri ve BM üyesi ülkelerin ezici çoğunluğu gibi biz de İnsan Hakları Yüksek Komiseri'nin yeniden atanmasını destekledik. Bu durum ABD ile yakın diyalog yürütmemize engel değildir. Bir oylamadaki görüş ayrılığı, ikili ilişkilerimizin niteliğini ya da birlikte çalışma kapasitemizi zedelemez" değerlendirmesinde bulundu.

Ukrayna: Son 3 yılın en yüksek aylık sivil ölümü kaydedildi Haber

Ukrayna: Son 3 yılın en yüksek aylık sivil ölümü kaydedildi

Birleşmiş Milletler (BM), Ukrayna’da Nisan 2022'den bu yana bir ay içinde kaydedilen en yüksek sivil ölüm ve yaralanma sayısına ulaştı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan rapora göre, mayıs ayında ülkede en az 274 sivil hayatını kaybetti, bin 763 sivil ise yaralandı. Dün yayımlanan raporda, bu verilere göre sivil kayıpların, 191 ölüm ve 865 yaralanmanın kaydedildiği Mayıs 2025'e kıyasla yüzde 93 oranında büyük bir artış gösterdiği belirtildi. Uzaktan füze saldırıları ve cephede kısa menzilli İHA tehdidi Rapora göre, sivil kayıpların yüzde 45’ine füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları neden oldu. Bu kayıpların büyük çoğunluğu Kiev ve Dnipro gibi cephe hattından uzak şehirlerde meydana geldi.Cephe hattına yakın bölgelerde ise sivil kayıpların ana nedeni kısa menzilli İHA'lar oldu. Mayıs ayında sadece İHA saldırıları nedeniyle 64 kişi hayatını kaybederken, 539 kişi de yaralandı. Bu sayı, savaşın BM verilerine göre, savaşın başladığı Şubat 2022'den bu yana Ukrayna'da 16 binden fazla sivil yaşamını yitirirken, 46 binden fazla sivil de yaralandı. başladığı günden bu yana bir ay içinde İHA'lar nedeniyle meydana gelen en yüksek sivil kayıp olarak kayıtlara geçti. Toplam bilanço çok daha ağır olabilir Şarku’l Avsat’ın rapordan aktardığına göre, Rusya işgali altındaki bölgelere erişim sağlanamaması nedeniyle, gerçek can kaybı ve yaralı sayısının BM istatistiklerine yansıyan bu rakamların çok daha üzerinde olabilir. Şarku'l Avsat / Cenevre

Çocuk işçiliği küresel ve ahlaki bir sorundur, çocukluk bir haktır!.. Haber

Çocuk işçiliği küresel ve ahlaki bir sorundur, çocukluk bir haktır!..

TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Korkut, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Korkut, çocuk işçiliğinin sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda temel insan hakları ihlali olduğunu vurgulayarak; “Çocuk işçiliği küresel ve ahlaki bir sorundur. Çocukluk bir haktır. Çocuk işçiliği kader değildir. Çocuk işçiliği önlenebilir” dedi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 18 yaşın altındaki herkesin çocuk sayıldığını hatırlatan Korkut, çocukların fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimlerini olumsuz etkileyen işlerde çalıştırılmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. Çocukların eğitim hakkının korunmasının toplumun ortak sorumluluğu olduğunu ifade eden Korkut, son yıllarda çocukların eğitim süreçlerinden koparak çalışma yaşamına itilmesinin kaygı verici boyutlara ulaştığını söyledi. Özellikle mesleki eğitim adı altında uygulanan bazı modellerin, çocukları ucuz işgücü olarak kullanan bir sisteme dönüştüğünü belirtti. Korkut açıklamasına şöyle devam etti: Yakın zamanda Hatay’ın İskenderun ilçesinde 16 yaşındaki Mahir Buğra Karagön’ün, Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) kapsamında çalıştığı işyerinde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesi, karşı karşıya olduğumuz tablonun vahametini gözler önüne sermiştir. Bu bir "kaza" değil, açık bir iş cinayetidir. MESEM uygulaması, bugün eğitimsel hedeflerinden tamamen uzaklaşmış; çocukları nitelikli bir eğitimden mahrum bırakarak, onları ucuz işgücü olarak gören bir sisteme dönüşmüştür. Haftada sadece bir gün teorik eğitim alan, geri kalan günlerde ise çalışma hayatının tehlikelerine terk edilen çocuklarımız, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun koruyucu hükümlerinin ötesine itilmektedir. 2025 yılında en az 81 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği bir ülkede, çocuk işçiliğinin "kurumsallaşmış" bir forma bürünmesine göz yummamız mümkün değildir. Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 Eğitim İzleme Raporu’na göre MESEM kayıtlı öğrenci sayısının 400 bini aşması, sistemin nasıl yaygınlaştığını ve çocuklarımızın yoksulluk üzerinden nasıl iş hayatına mecbur bırakıldığını göstermektedir. İşletmelerde çocuklara dayatılan uzun çalışma saatleri, mobbing ve ücret kesintileri, çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal gelişimlerini yok etmektedir. Ekonomik krizler ve yoksulluğun çocuk işçiliğini artıran temel nedenler arasında yer aldığını belirten Korkut, eğitim çağındaki çocukların okul yerine üretim süreçlerine dahil edilmesinin toplumun geleceğini de olumsuz etkilediğini söyleyerek; “Çocukların çalışmak zorunda bırakıldığı bir toplumda fırsat eşitliğinden, nitelikli eğitimden ve sağlıklı bir gelecekten söz etmek mümkün değildir” ifadelerini kullandı. 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü vesilesiyle çağrıda bulunan Korkut, şu talepleri sıraladı: Çocuk işçiliğine yol açan ekonomik ve sosyal nedenler ortadan kaldırılmalıdır. Çocukların çalıştırıldığı işyerlerinde etkin ve düzenli denetimler yapılmalıdır. Çocukların yaşamını yitirdiği ve yaralandığı tüm olaylar şeffaf biçimde araştırılmalıdır. Çocuk hakları alanında çalışan kurumlar, sendikalar, meslek örgütleri ve uluslararası kuruluşlar arasında iş birliği güçlendirilmelidir. En az 12 yıllık kesintisiz, nitelikli ve erişilebilir eğitim tüm çocuklar için güvence altına alınmalıdır. Yoksul ailelerin çocuklarını eğitimden koparmayacak sosyal destek politikaları hayata geçirilmelidir. Çocukların yerinin fabrikalar, atölyeler, şantiyeler ve tehlikeli çalışma alanları değil; okullar, oyun alanları ve güvenli yaşam ortamları olduğunu vurgulayan Korkut, “Çocuk işçiliğinin olmadığı, tüm çocukların eşit ve sağlıklı koşullarda büyüyebildiği bir gelecek için mücadeleyi sürdürmek ortak sorumluluğumuzdur” dedi. Bursa Arena

Bir incir ağacı, Şili'deki bir işkence merkezini nasıl ortaya çıkardı? Haber

Bir incir ağacı, Şili'deki bir işkence merkezini nasıl ortaya çıkardı?

Mütevazı ev, Şili'nin başkenti Santiago'nun dış mahallelerinde yer alan şirin bir konut gibi görünüyor. Çiçeklerle kaplı bir balkona sahip binanın etrafını saran duvarda sarmaşıklar yükseliyor. Eski ferforje ön kapının ardında, bahçede palmiye ağaçları ve yaşlı, kıvrımlı bir incir ağacı bulunan bir avlu yer alıyor. Huzurun simgesi gibi görünse de, duvarlar Şili'nin çalkantılı ve şiddet dolu geçmişiyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı, derinden rahatsız edici anılar barındırıyor. Bahçedeki yaşlı incir ağacı ise çok sıradan bir şeyin dehşet ve acıyı nasıl umut ve adalete dönüştürebileceğinin bir sembolü. Santiago'daki (eski adıyla Venda Sexy) gözaltı merkezinin önündeki pankartlar, merkezin sıradan bir sokaktaki yerini işaret ediyor. Alejandra Holzapfel, 1970'te Başkan Salvador Allende'nin seçilmesinin ardından Şili'yi saran umut ve iyimserliği hatırlıyor. "Herkes mutluydu, dans ediyordu, bağırıyordu" diye hatırlıyor Holzapfel. Onun gibi öğrenciler için Allende'nin başkanlığı, tamamen farklı bir ülke ihtimali anlamına geliyordu. "Daha adil bir toplum istedik, bugün olduğu gibi sadece zenginlerin iyi yaşadığı ve geri kalanların unutulduğu bir ülke değil" diyor. "Allende'nin politikalarının harika olduğunu düşünüyorduk." Bu ideallerle motive olup, solcu bir öğrenci hareketine katıldı. "Bunun bir parçası olmam gerektiğine ikna oldum. Evde oturup hiçbir şey yapamazdım" diyor. Birçok genç gibi, yürüyüşlere katılarak, grafitiler yaparak ve çiftçilere yardım etmek için kırsal kesime giderek siyasi hayata atıldı. Ancak 11 Eylül 1973'te, daha adil bir toplum kurma umutları suya düştü. "Sabah saat 8'de evden çıktım ve sokakların askerlerle dolu olduğunu gördüm" diyor Holzapfel. Üniversiteye vardığında, cumhurbaşkanının akıbetiyle ilgili söylentiler yayılmaya başlamıştı. "Üniversitenin çatısına çıktık ve cumhurbaşkanlığı sarayının bombalanmasına tanık olduk ve ağladık." General Augusto Pinochet liderliğindeki darbe, demokrasinin sonu ve 1990 yılına kadar süren baskıcı bir sağcı diktatörlüğün kurulması anlamına geliyordu. Darbe ve gizli hapishaneler Kaynak, Horacio Villalobos/Corbis/Getty Images /// Holzapfel, Santiago sokaklarındaki tankları çok net hatırlıyor. Ordu, devrilen hükümetin destekçilerini tutuklamaya başladı. Holzapfel, bir hastanede darbecilerden saklanmaya çalıştığını anlatıyor. Orada iki kadın hayatını kurtarmış. Yeni bir anneymiş gibi davranmasına izin vererek yakalanmaktan kurtulmasını sağlamışlar. Ama uzun süre kaçamamış. Bir yıl sonra, Aralık 1974'te, onu almaya geldiler. Holzapfel, "Sabah saat 5'e çeyrek kala, beş ağır silahlı adam kapımdaydı" diye hatırlıyor. Evi aranırken, annesini korumak için öne çıktı. Adamlar, "İşte o" dediler ve yakaladılar. "Gözlerimi bantladılar. O andan itibaren sadece sesler duyabiliyordum" diye hatırlıyor. Kaynak,Bettmann/Getty Images /// 1973'te Şili'de gerçekleşen askeri darbede, Devlet Başkanı Salvador Allende'nin politikalarını desteklediğinden şüphelenilen çok sayıda kişi gözaltına alındı. Holzapfel, aralarında Villa Grimaldi adlı bir yerin de bulunduğu gizli gözaltı merkezlerinden oluşan bir ağa götürüldü. Beş gün süren işkencenin ardından, Santiago'da sakin bir sokaktaki bir eve nakledildi ve burada üç hafta boyunca hayal bile edilemez koşullar altında tutuldu. Bu ev, rahatsız edici bir şekilde Venda Sexy - veya Seksi Göz Bağı - olarak biliniyordu. Buradaki koşullar acımasızdı. Bu alışılmadık, ürpertici takma ad, mahkumların gözlerinin bağlı tutulmasından ve cinsel istismarın düzenli bir işkence biçimi olarak uygulanmasından kaynaklanıyordu. Holzapfel evde etrafını göremiyordu ancak üniversiteden diğer öğrencilerle birlikte olduğunu biliyordu. Evde, Şili tarihinin travmatik bir dönemine dair farklı kesimlerden insanların anıları ve düşünceleri yer alıyor. "Üç ranza vardı... her yatakta üç ya da dört kişi yatıyorduk, bu yüzden uzanmıyorduk, sadece oturuyorduk" diyor. "Dayandık. İkinci katta iki işkence odası vardı. Askeri istihbarat balkonlu odada konuşlanmıştı. Şiddet sistematikti. Sabah 8:30'da işe geliyorlar ve 5 civarında ayrılıyorlardı... Korkunç bir şiddetti." En çok hatırladığı şey insanlıktan çıkarılma. "Her şey vahşiceydi, acımasızdı." Muhafızlar tarafından odasına beyaz ve siyah puantiyeli mini bir etekle geri götürüldüğünü hatırlıyor. "İşkence evinde her yerde kıyafetler vardı ve muhafızlar size giymeniz için her şeyi verirdi." Holzapfel için, muhafızlar tarafından yapılan sorgulama sadece fiziksel değil, psikolojikti de. Bazıları bilgi almak için arkadaş gibi davranırdı. Yine de o karanlıkta başka bir şey kök saldı. Dostluk. Kadınlar, evi geri almak ve Pinochet rejimi altında kaçırılan ve işkence görenler için bir anıt alanına dönüştürmek amacıyla on yıl süren bir kampanya başlattılar. "Kadınlar arasındaki bu dayanışma harikaydı. Bize direnmek için güç ve cesaret verdi. Birbirimize sevgi ve şefkat gösterdik" diyor Alejandra. Mahkumlar birbirlerine sahip çıktılar ve on yıllarca sürecek bağlar kurdular. Göz bağı çıkarıldığında kısa ama değerli anlar da yaşandı. Holzapfel, hayatın sıradanlığını, gözlerine olağanüstü gelen bir şekilde görebildi. Basit bir merdiveni hayranlıkla izleyebiliyor ya da merdiven altındaki küçük banyoya gittiğinde, küçük bir pencereden dışarıda büyüyen incir ağacını görebiliyordu. Üç haftalık işkence süresince diğer mahkumların iyiliğiyle ayakta kalan Holzapfel, diğer gözaltı merkezlerinden geçirilerek sonunda Santiago'daki resmi bir cezaevi olan Tres Álamos'a gönderildi. Burada diğer kadın mahkumlarla bir araya gelmesine izin verildi. Orada, birbirlerinin deneyimlerini sindirebilmelerine yardımcı oldular ve rehabilitasyonu nihayet başlayabildi. "Bence hayatımın en önemli iyileşme yeri orasıydı" diyor. Sürgünden dönüş ve toparlanma Duvardaki tabelada "Kadın Gözaltı Merkezi" yazıyor. Hapishanedeki kadınlar, evde başlarına gelenler hakkında açıkça konuşmaya başladılar. Holzapfel "Utanç içinde geldik. Bedenimize yapılan tecavüzden dolayı" diyor. Yavaş yavaş, diğer kadın mağdurlarla konuşarak, istismardan kendisinin sorumlu olmadığını fark etti. "Hissettiğim utanç, faillere karşı öfkeye dönüştü. Artık utanmıyordum." Sonunda, Holzapfel Şili'yi terk etmesi şartıyla serbest bırakıldı. Babasının bağlantıları nedeniyle Doğu Almanya'ya sürgüne gönderildi. Onun için bu geçiş kafa karıştırıcıydı. "Çok yalnız hissettiğim için zordu" diyor Holzapfel. Soğuk da onu zorlamıştı. "Almanya'ya vardığımda her yer karlıydı, her yer soğuktu." Hayatını elinden geldiğince yeniden kurdu, evlendi ve çocuk sahibi oldu ancak "Çok aşık olduğumu söyleyebileceğim türden bir ilişki değildi. Hayatımı normale döndürmem gerektiğini düşündüm" diyor. Ayrıca ülkesinde olup bitenler hakkında da kamuoyuna açıklamalarda bulundu. 1987'de, diktatörlüğün sürgünlerin geri dönmesine yavaş yavaş izin vermesiyle çocuklarıyla birlikte Şili'ye döndü. Hayatı çok daha sakindi ve hayatta kalmaya odaklandı. Bal satmayı denedi ama pek başarılı olamadı. "Ev arılarla dolu olduğu için annemi çıldırtıyordu" diye anlatıyor ve müşterilerinin hep farklı bir şey sorduğunu ekliyor. "'Coca-Cola'nız var mı? Dondurmanız var mı?' İşte böylece küçük bir markete başladım." Ancak yavaş yavaş geçmişi yeniden ortaya çıkmaya başladı. Bir gün, eski bir siyasi mahkum arkadaşı dükkanına girdi ve birbirlerine sarılarak selamlaştılar. "Bu aniden olan bir şey değildi. Diğer hayatta kalanlar da beni görmek veya sarılmak için uğrarlardı." Kaynak, Getty Images // General Augusto Pinochet'nin yönettiği cunta, korku, yıldırma ve şiddet yoluyla hüküm sürdü.Travma tedavisi ve direniş Holzapfel yavaş yavaş daha fazla eski mahkumla yeniden bir araya geldi. Paylaştıkları anılar yakında daha büyük bir şeyi beraberinde getirecekti. Yıllar önce, 1980'lerin başlarında, işkence yerlerini araştıran ve işkence mağdurlarının ifadelerini toplayan iki insan hakları avukatı, Santiago'da yeni bir ev kiralayan bir arkadaşları tarafından akşam yemeğine davet edildi. Eve vardıklarında, evin hayatta kalanların tarif ettiği tüm özelliklere sahip olduğunu fark ettiler. 1990'da, Holzapfel'den gerçekten de o cehennemi yaşadığı yer olup olmadığını doğrulamak için evi ziyaret etmesi istendi. Bazı ayrıntıları tanıdı. Merdiven, odalar ve o eski incir ağacına bakan yuvarlak banyo penceresi. "İçeri girdik ve birbirimize sarıldık. Evi tanıdık." Ancak tanıma büyük bir bedel getirdi. "Anılar çok acı vericiydi" diyor. Kadınlar, evi geri almak ve bir anıta dönüştürmek için uzun bir kampanya başlattılar ve bu on yıllar sürdü. Ancak 2023'te sonunda başarılı oldular ve ev hükümet tarafından kamulaştırılarak hayatta kalanlara verildi. Bugün Holzapfel, bir zamanlar esir tutulduğu ve işkence gördüğü, bugün İran 3037 adresiyle bilinen yerin, yöneticisi. "Şimdi yavaş yavaş daha sakin hissediyorum ama başlangıçta zordu. Geldiğimizde, odalardan birinde çalışmaya cesaret edemedik, tüm zamanımızı dışarıda geçirirdik" diyor. Holzapfel, çalışmalarının Pinochet dönemindeki dehşetin ülkede bir daha asla yaşanmamasını sağlamaya odaklandığını söylüyor. Kadınların eve tekrar girmeleri zaman aldı ama dönüşüm çok derin oldu. "Başardık, nefreti yendik." Ev artık bir sessizlik değil, tanıklık, eğitim ve topluluk yeri. Holzapfel'in kızı da burada gönüllü olarak çalışıyor. "Kızım çok aktif. Bir yoldaş, bir savaşçı." diyor. Bu sayede torunları bile hikayesini keşfediyor. Holzapfel için amaç açık. "İnsanlara ne olduğunu anlatmalıyız. Adaleti ve barışı desteklemek istiyoruz, böylece bu ülkede bir daha böyle korkunç bir şey yaşanmasın" diyor. Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlanıldı. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. BBC Türkçe

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.