Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İzmir Büyükşehir Belediyesi

bursaarena.com.tr - İzmir Büyükşehir Belediyesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İzmir Büyükşehir Belediyesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İzmir Klaros’ta 3 bin 300 yıllık kehanet gün yüzüne çıkıyor Haber

İzmir Klaros’ta 3 bin 300 yıllık kehanet gün yüzüne çıkıyor

Bir zamanlar savaşlardan salgınlara, depremlerden kentlerin geleceğine kadar pek çok konuda Apollon’dan yanıt aranan antik dünyanın üç büyük kehanet merkezinden biri Klaros, binlerce yıllık geçmişiyle dikkat çekiyor. İzmir’in bugünkü yerine taşınmasına ilişkin kehanetin de verildiği kutsal alanda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle yürütülen arkeolojik çalışmalar tarihin izlerini gün yüzüne çıkarıyor. İzmir’in Menderes ilçesinde, ilk bakışta sessizliğin hakim olduğu bir vadinin içinde binlerce yıl önce bir kentin, bir ordunun, bazen de binlerce insanın geleceğini değiştirecek sorulara yanıt aranıyordu. Savaşın başlayıp başlamayacağı, salgının nasıl sona ereceği, depremden sonra ne yapılacağı, bir kentin kurulup kurulmayacağı tanrı Apollon’a soruluyordu. Bugün aynı topraklarda kahinler yerine arkeologlar çalışıyor. Toprağın her katmanı yeni bir sorunun, her buluntu ise binlerce yıl öncesinden gelen yeni bir yanıtın kapısını aralıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kazı desteği verdiği Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Onur Zunal başkanlığındaki ekip tarafından sürdürülen Klaros kazıları, alanın antik dünya açısından taşıdığı önemi ortaya koyuyor. Avrupa’dan Afrika’ya Klaros’a geldiler Klaros’un dönemin üç büyük kehanet merkezinden biri ve bunlar arasında en erken kurulanı olduğunu belirten Doç. Dr. Onur Zunal, kutsal alanın sınırları aşan önemini şöyle anlattı: “Klaros, MÖ 13’üncü yüzyılda kuruluyor ve MS 4’üncü yüzyılda Hristiyanlığın resmi din haline gelmesine kadar bir pagan kutsal alanı ve kehanet merkezi olarak kullanılıyor. Burası özellikle İzmir ve İyonya için çok önemli bir yer. Didim’deki Apollon Tapınağı ve Yunanistan’daki Delphi Apollon Tapınağı ile birlikte antik dünyanın üç büyük kehanet merkezinden birindeyiz. Kehanet o dönemde dinsel bir olgu. İmparatorlar, komutanlar ya da kent yöneticileri önemli bir karar verecekleri zaman mutlaka Apollon’a danışıyorlar. Bu nedenle Klaros yalnızca Batı Anadolu’dan değil; bugünkü isimleriyle İtalya, İspanya, Hırvatistan, Romanya gibi Avrupa ülkelerinden, hatta Afrika’daki Moritanya’dan ziyaretçi alıyor. Dolayısıyla Klaros, döneminin en önemli kehanet merkezlerinden biri haline geliyor.” İzmir’in kaderi de Klaros’ta soruldu Klaros’un anlattığı hikâyeler arasında bugünkü İzmir’e uzanan önemli bir kehanet de bulunuyor. Zunal, İzmir’in kuruluş anlatısıyla Klaros arasındaki bağı şöyle aktardı: “Büyük İskender, Kadifekale’de, Pagos eteklerinde gördüğü rüyanın ardından ünlü komutanı Lysimakhos’u Klaros’a gönderiyor. Lysimakhos kehanet ritüelini gerçekleştirdikten sonra İskender’in rüyasını kahine iletiyor. Apollon kahini, yeni kentte yaşayacak insanların eski kenttekilere göre üç, hatta dört kat daha mutlu olacaklarını söylüyor. Böylece İzmir’in bugünkü yerine taşınmasına ilişkin kehanet Klaros’tan verilmiş oluyor.” Geçmişin izleri gün yüzüne çıkarılıyor Bugün de arkeologlar aynı yerde geçmişin izlerini sürüyor. 2026 yılı kazıları temmuz ayının ortasında başladı. Arkeolog, mimar, restoratör, konservatör, epigraf ve nümismatların yer aldığı disiplinler arası ekip, sezon boyunca farklı alanlarda çalışma yürüttü. Zunal, “İki farklı sektörde kazılar devam etti. Bunlardan biri kutsal alanın giriş yapısı olan propylonun doğusundaki alan. Bu bölgenin MS 1’inci ve 2’nci yüzyıllarda kutsal alana gelen ziyaretçilerin konakladığı bir alan olduğunu biliyoruz. Burada ‘katagogeion’ adı verilen, günümüzün motel ya da pansiyon sistemine benzetebileceğimiz yapılar bulunuyor. Kutsal alanın ana kenti Notion’a doğru, güneyde yaklaşık 2 bin 500 metrekarelik çok büyük bir yapı birimini kazıyoruz. Burada çalışmalar 2016 yılından beri devam ediyor. Yapı Roma İmparatorluk Çağı’nda, MS 1’inci ve 3’üncü yüzyıllar arasında kullanılmış. Kuzeyde yedi mekân var, güneyde de buna paralel yedi farklı mekân olması gerektiğini düşünüyoruz ve ortasında açık avlulu bir yapı bulunuyor. Fakat yapının işlevini henüz kesin olarak tespit edemedik. Günlük kullanım kapları ve sikkeler yardımıyla tarihini belirleyebiliyoruz. Çok ilginç şekilde yapının deprem etkisiyle sona ermiş olabileceğini düşünüyoruz. İlk evrenin bir yıkım gördüğünü ve ikinci evrenin bu enkazın üzerine kurulmuş olabileceğini bu yıl tespit ettik” dedi. Devasa bir tapınak Klaros’un merkezindeki Apollon Tapınağı, antik dünyanın görkemini bugün bile hissettiren yapılardan biri. Zunal, yapının büyüklüğünü rakamlarla anlattı: “Apollon Tapınağı döneminin eşsiz eserlerinden biri. MÖ 300’ler civarında yapımına başlanıyor ve Roma İmparatorluk Çağı’na geldiğimizde Augustus’un, Tiberius’un ve en sonunda Hadrianus’un desteklerine rağmen tapınak bir türlü bitirilemiyor. Yaklaşık 450 yıl süren bir inşaattan söz ediyoruz. Tapınak 44 metre uzunluğunda, 22 metre genişliğinde. Uzun kenarlarında 11, kısa kenarlarında 6 sütun bulunuyor. Her sütunun 11 mermer tamburdan oluştuğunu biliyoruz ve bu tamburların her biri yaklaşık 6 ton ağırlığında. Başlığıyla birlikte tek bir sütunun ağırlığı yaklaşık 75-80 tona ulaşıyor. Üst yapısını da düşündüğümüzde yaklaşık 13-14 metre yüksekliğinde devasa bir tapınaktan söz ediyoruz.” Tonlarca mermer denizleri aşarak Klaros’a geldi Klaros’un dış dünya ile bağlantısını anlatan en somut kanıtlardan biri ise denizin dibinde bulundu. Kutsal alanda Marmara Adası’ndaki antik Prokonnesos taş ocaklarından ve Paros Adası’ndan getirilen mermerlerin kullanıldığını anlatan Zunal, “En çarpıcı örneklerden biri Prokonnesos’tan, yani Marmara Adası’ndan Klaros’a gelen bir kargo gemisi. Bu gemi Kızılburun açıklarında bugünkü Teos’da batıyor. Geminin kazısı yapıldı ve taşıdığı kargonun Klaros’a gelmekte olan Dor düzeninde bir sütun başlığı ve bir sütuna ait olduğu tespit edildi. Bu bize, çevreden hayvanlarla, arabalarla ya da insan gücüyle getirilen mermer blokların dışında, Klaros’a özel mermerlerin deniz yoluyla da taşındığını gösteriyor. Yaklaşık 75-80 ton ağırlığa ulaşan bir taşıyıcı sütundan bahsediyoruz. Bunların taşınması son derece zahmetli ve maliyetliydi. Dolayısıyla Klaros gibi kutsal alanların, bugünkü ifadeyle sponsorlarının olduğunu da biliyoruz” şeklinde konuştu. Kaplumbağaya bakınca iki bin yıl öncesini görmek Klaros’ta hikâye yalnızca kazı çukurlarında, sütunlarda ve heykellerde değil. Bazen ağır ağır yürüyen bir kaplumbağanın kabuğunda saklı. Bugün Klaros’u gezenlerin karşısına sık sık çıkan kaplumbağalar, binlerce yıl önce de Apollon’un dünyasının bir parçasıydı. Zunal, antik çağ ile bugün arasındaki bu şaşırtıcı bağın altını önemle çizerek, “Antik dönemden izlerini bildiğimiz bazı şeyleri bugün Klaros’a geldiğinizde çok net şekilde görebiliyorsunuz. Bunlardan biri kaplumbağalar. Apollon’un çaldığı ve icat ettiği söylenen ‘lira’ isimli telli bir müzik aleti var. Liranın ses kutusu kaplumbağa kabuğundan yapılıyordu. Lira ve lira çalan Apollon figürinleri de o dönemde insanların Apollon’a sundukları en önemli adak eşyalarından biriydi. Klaros’un yaşayan bir diğer antik simgesi ise birkaç adım ötede yükseliyor: Defne” dedi. Apollon’un ağacı hâlâ sunakların çevresinde Klaros’un binlerce yıllık hafızasının yaşayan izlerinden biri de bugün sunakların çevresinde büyüyen defne ağaçları. Zunal, defnenin Apollon için taşıdığı anlamı şöyle anlattı: “Bugün Klaros’a geldiğiniz zaman özellikle sunakların çevresinde çok sayıda defne ağacı görüyorsunuz. Defne, Apollon’un kutsal ağaçlarından ve bitkilerinden biri. Mitolojide Daphne isimli bir sevgilisi var. Karşılıksız bir aşktan sonra Daphne tanrılar tarafından defne ağacına dönüştürülüyor ve o zamandan itibaren defne Apollon’un kutsal ağacı olarak biliniyor. Defnenin yalnızca Apollon’la özdeşleşmiş bir bitki olmadığını, kehanet sırasında esinlenmek amacıyla da kullanıldığını biliyoruz. Rahiplerin ve kahinlerin sunular sırasında defne taçları ve defne yaprakları kullandıklarına ilişkin bilgilerimiz de var. Böylece binlerce yıl önce kehanet ritüelinin parçası olan defne, bugün yine aynı topraklarda, aynı sunakların çevresinde büyüyor; Apollon’un lirasıyla ilişkilendirilen kaplumbağalar ise kutsal alanın içinde dolaşmaya devam ediyor.” Kehanet sustu, demircinin çekici duyuldu Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline gelmesiyle pagan kutsal alanları işlevlerini yitirmeye başladı. Klaros ise bir anda ortadan kaybolmadı; başka bir yaşam alanına dönüştü. Kahinin sustuğu yerde yüzyıllar sonra demirciler çalışmaya başladı. Zunal, “Özellikle Hristiyanlık süreci bizim için çok önemli. Pagan kutsal alanlarının kapatıldığı, bazılarının tahrip edildiği bir dönemden söz ediyoruz. Ancak Klaros bu süreçte işlevini bir süre daha sürdürmüş gibi görünüyor. MS 5’inci ve 7’nci yüzyılda kutsal alanın gerçek işlevini kaybettiğini, kentten buraya doğru bir yerleşimin geldiğini ve bazı atölyelerin bu yapılarda faaliyet gösterdiğini biliyoruz. Bir demirci atölyesinin varlığını tespit ettik. Son üç yıldır çalışmalarımızı özellikle bu alana yönelttik. Bunun yanında çok sayıda yarı mamul ya da cüruflaşmış tuğla bulduk. Bunlar yakın çevrede bir tuğla atölyesinin de bulunduğunu düşündürüyor. Yani Klaros ne kadar kutsal bir alan olmuşsa da Hristiyanlık sürecinde işlevsel bir dönüşüm yaşamış” diye konuştu. Homeros’un başı ile gövdesi 40 yıl sonra buluştu Klaros’un sürprizleri bununla da bitmiyor. Batı edebiyatının temel eserlerinden İlyada ve Odysseia’nın şairi Homeros’un heykelinin bulunma öyküsü de neredeyse başlı başına bir arkeoloji hikâyesi. Zunal, “Homeros heykelinin gövdesi 1952 kazılarında iki parça halinde ortaya çıkarılıyor ve o dönemde İzmir’deki müzeye götürülüyor. 1992 yılı kazılarında ise Homeros’un başı ele geçiyor. O tarihte Klaros kazısı Selçuk Müzesi’ne bağlı olduğu için baş Selçuk’a gönderiliyor. Daha sonra gövde ve başın aynı heykele ait olduğu ortaya çıkıyor ve 2000’li yılların başında iki parça yeniden buluşuyor. Heykelin MÖ 200-180 civarında yapıldığını biliyoruz. Apollon, Artemis ve Leto’dan oluşan üçlü kült heykeliyle aynı dönemde, büyük olasılıkla aynı atölyede üretilerek Klaros’a getiriliyor. Homeros’un burada diğer tanrılarla aynı sınıfta görülmesi, onun tanrısallaştırılması açısından da son derece önemli” diye konuştu. İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016’dan bu yana Klaros’ta Klaros kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün her yıl yenilenen izniyle sürdürülürken, kazı, koruma ve belgeleme çalışmalarına farklı kurumlar destek veriyor. Zunal, “İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 yılından bu yana Klaros’ta yürüttüğümüz arkeolojik kazı, restorasyon ve belgeleme çalışmalarının önemli destekçilerinden biri. Ayrıca 2025 yılından bu yana ana sponsorumuz olarak SAYA Holding ile iş birliğimizi sürdürüyoruz. Bakanlığımıza, Büyükşehir Belediyemize ve ana sponsorumuza sağladıkları değerli desteklerden dolayı, şahsım ve kazı ekibim adına şükranlarımı sunarım” dedi.

Kültürpark’ta edebiyat şöleni başladı Haber

Kültürpark’ta edebiyat şöleni başladı

8. İzmir Kitap Fuarı, Kültürpark’ta kapılarını açtı. 27 Eylül’e kadar sürecek fuarda, 400’e yakın yazar, şair, gazeteci, akademisyen ve sanatçı okurlarla buluşacak. Dokuz gün boyunca söyleşi ve imza günlerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 500 kültür-sanat etkinliği düzenlenecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TACT Fuarcılık iş birliğiyle düzenlenen İZKİTAP - 8. İzmir Kitap Fuarı, Kültürpark'ta kapılarını açtı. İzmirlileri kitap, edebiyat ve kültür-sanat etkinlikleriyle buluşturacak fuarın açılış töreni, Kültürpark'ta gerçekleştirildi. Törene İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu, TACT Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Didim Simsaroğlu, fuarın onur konuğu yazar, akademisyen ve psikolog Gündüz Vassaf'ın yanı sıra konsoloslar, yazarlar, sanatçılar ve çok sayıda İzmirli katıldı. Yaklaşık 200 yayınevi ve kurumun yer alacağı fuarda, 400'e yakın yazar, şair, gazeteci, akademisyen ve sanatçı okurlarla buluşacak. İZKİTAP, dokuz gün boyunca 50'ye yakın söyleşi ve imza etkinliğinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 500 etkinlikle Kültürpark'ı edebiyatın önemli buluşma noktalarından biri yapacak. İZKİTAP, 27 Eylül tarihine kadar her gün 10.00-20.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek. Fuara giriş ücretsiz olacak. “İzmirliler Kültürpark’ta yıl boyu kitaplarla iç içe yaşıyor” Fuarın açılışında konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, İzmir’de okuma kültürünü güçlendirecek kamusal alanların sayısını çoğaltmak istediklerini belirtti. Büyükşehir'in Kültürpark’taki Hasan Âli Yücel ve İlber Ortaylı Kütüphanelerine dikkat çeken Yıldır, “Bu sayede İzmirliler Kültürpark’ta yıl boyu kitaplarla iç içe yaşıyor. İZKİTAP da bu hedefin en canlı buluşmalarından biridir” dedi. “Kitap dünyasını desteklememiz gerekiyor” Başkan Vekili Yıldır, kitabın toplumun ortak hafızasını oluşturan önemli bir kamusal alan olduğunu belirterek, “Bu kamusal alanın özgürlükle, demokrasiyle değerlendirilmesi gerekiyor. Kitap dünyasını, kültür-sanat etkinliklerini ve okuma kültürünü desteklememiz gerekiyor” dedi. Vassaf: Bu gezegen yok olana kadar, kalacak tek şey sanatımız İZKİTAP’ın bu yılki onur konuğu, psikolog, yazar ve akademisyen Gündüz Vassaf oldu. Açılış töreninde konuşan Vassaf, sanatın insanlığın ortak hafızasında kalıcı olduğunu belirterek, “Nice diller, nice dinler yok oldu. Her şey unutuluyor. Unutulmayan tek şey sanatımız. Bir gün bu gezegen yok olana kadar kalacak tek şey sanatımız” dedi. Sanatın insan için doğal bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan Vassaf, çocukların doğuştan sanata yöneldiğini, ancak zamanla sanatın bir meslek ve tüketim nesnesine dönüştürüldüğünü ifade etti. Simsaroğlu: İnsan okumayı bırakırsa makinenin öğreneceği tek şey kendi yankısı olur TACT Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Didem Simsaroğlu, insanlığın hızlı bir çağ değişiminden geçtiğini belirterek, kitapların düşünce ve toplumsal hafıza açısından önemine dikkat çekti. Simsaroğlu, “Makine yazabiliyor, evet. Ne yazacağını bizim yazdıklarımızdan öğrendi. İnsan okumayı ve yazmayı bırakırsa makinenin öğreneceği tek şey kendi yankısı olur” dedi. Fuar kapılarını açtı Açılış konuşmalarının ardından Başkan Vekili Yıldır, onur konuğu Gündüz Vassaf’a plaket takdim etti. Protokol üyelerinin katılımıyla kurdelelerin kesilmesinin ardından İZKİTAP – 8. İzmir Kitap Fuarı kapılarını açtı. Ardından protokol üyeleri fuardaki stantları ziyaret ederek kitapseverlerle bir araya geldi. Kitap tutkunlarının buluşma noktası İZKİTAP, yayınevleri, sahaflar, sivil toplum kuruluşları, medya ve kültür kurumlarını bir araya getirirken, edebiyattan tarihe, çocuk ve gençlik yayıncılığından düşünceye uzanan zengin programıyla ziyaretçilerini ağırlayacak. Kitapseverler sevdikleri yazarlarla buluşurken yeni kitap ve yayınevlerini keşfetme fırsatı bulacak. Kent genelindeki okullardan gelecek öğrenciler de söyleşi ve imza etkinliklerine katılacak. İzmir Kent Kitaplığı ise yeni yayınları ve etkinlikleriyle fuarda yer alacak. Edebiyatın ünlü kalemleri okurlarıyla buluşuyor İZKİTAP’ın imza programında Ahmet Şerif İzgören, Ali Nesin, Aytül Akal, Başak Sayan, Behiç Ak, Ediz Hun, Feyza Hepçilingirler, Haydar Ergülen, Hidayet Karakuş, Işıl Işık, Mavisel Yener, Mustafa Balbay, Naim Babüroğlu, Nilüfer Açıkalın, Polat Özlüoğlu, Pucca, Saygı Öztürk, Sinan Meydan, Suat Çağlayan ve Zeynep Oral’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda isim okurlarıyla buluşacak. Çocuk ve gençlik edebiyatının sevilen yazarları da fuar boyunca söyleşi ve imza etkinliklerinde yer alacak. Kültürpark’ta kitapla birlikte sergi zamanı İZKİTAP, Kültürpark’taki çeşitli sergilerle de ziyaretçilerini ağırlıyor. Atlas Pavyonu’nda “ROMANTİKA / Bir Ömrün Seyrüseferi”, Pakistan Pavyonu’nda “Kültürpark 90 Yaşında”, eski Göl Gazinosu’nda “Açılışa Doğru” sergileri görülebilecek. “Sanatın Durakları – Hüseyin Terzioğlu Koleksiyonu” ise fuarın ilk üç gününde Mehmet Tüzüm Kızılcan Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilecek. İZKİTAP ve Uluslararası İzmir Edebiyat Festivali aynı dönemde “Edebiyat İyileştirir” temasıyla 10’uncu kez düzenlenecek Uluslararası İzmir Edebiyat Festivali, 24-27 Eylül tarihlerinde Kültürpark ve Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Festival, Türkiye’den ve dünyadan yazar, şair, düşünür ve sanatçıları İzmir’de buluşturacak. Festivalin onur konukları Alberto Manguel ve Zülfü Livaneli olacak.

İzmir’in 125 yıllık simgesi “Asrı 25 Geçe” sergisinde Haber

İzmir’in 125 yıllık simgesi “Asrı 25 Geçe” sergisinde

İzmir’in 125 yıllık hafızası bu kez kentin başka bir noktasında İzmirlileri selamlıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kordon’daki Vasıf Çınar Sergi Alanı’nda ziyarete açtığı “Asrı 25 Geçe” sergisi, ziyaretçilerini Saat Kulesi’nin yapımından, önünde çekilmiş aile fotoğraflarına kadar kapsamlı bir zaman yolculuğuna çıkartıyor. Mert Rüstem’in koleksiyonundan seçilen tarihi kareler, 125 yıldır aynı yerde duran Saat Kulesi’nin tanıklığında İzmir’in hikâyesini anlatıyor. İzmir’de Saat Kulesi’nin önünde kimi aile fotoğrafı çektirdi, kimi bir arkadaşını bekledi, kimi yıllar sonra aynı yere bu kez çocuğunun elinden tutarak döndü. Şimdi o hatıralar, Kordon’da İzmirlilerin günlük telaşının tam ortasında yeniden karşılarına çıkıyor. “Asrı 25 Geçe” sergisinde bir fotoğrafta artık var olmayan yapılar, diğerinde geçmişin kıyı çizgisi, bir başkasında Saat Kulesi önünde objektife bakan aileler görülüyor. Kareler değişiyor, insanlar değişiyor, meydan değişiyor; hepsinin ortasında Saat Kulesi aynı yerde kalıyor. İzmir’in kurtuluşunun 104’üncü yıl dönümü etkinlikleri kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan sergide Saat Kulesi’nin yapım süreci, mimari özellikleri, depremlerdeki durumu ve restorasyon süreci anlatılırken, gümüş maketi ile saat mekanizması da ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor. Mert Rüstem’in koleksiyonundan seçilen fotoğraflar ise aynı meydanın farklı dönemlerini yan yana getirerek ziyaretçilere İzmir’in 125 yılda geçirdiği dönüşümü izleme fırsatı sunuyor. 125 yıllık hikâye serginin adına taşındı Serginin adının, Saat Kulesi’nin ortaya çıkış hikâyesinden ve geride bıraktığı 125 yıldan geldiğini belirten İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanı Ayşegül Güngören, “125 yıl bizim için çok önemli bir rakamdı. Bu nedenle serginin adını ‘Asrı 25 Geçe’ koyduk. Saat Kulesi’ni kentin taşa işlenmiş hafızası olarak görüyoruz. Aslında onun gözünden çevresindeki değişime bakmak; 125 yıl boyunca nelere şahitlik ettiğini, nasıl hafızalara kazındığını ve fotoğraflarda nasıl yer aldığını göstermek istedik. Şehrin hikâyesini Saat Kulesi’nin bakışıyla ele almaya çalıştık” dedi. Güngören, serginin farklı kuşaklara farklı hikâyeler anlatacağını belirterek, “İzmir’in geçmişini hatırlayan kuşaklar buraya geldiklerinde kendi yaşamlarından kesitleri görecek, yaşanan değişime rağmen eski anılarını hatırlayacaklar. Genç kuşaklar ise bir zamanlar kentin nasıl bir çehreye sahip olduğunu, gündelik yaşamın nasıl aktığını, insanların Saat Kulesi’ni nasıl bir buluşma noktası olarak gördüğünü ve önünde nasıl fotoğraf çektirdiğini görecekler. Buna, aslında değişmeyen üzerinden değişime bakmak diyebiliriz” diye konuştu. Bir aşk hikâyesi İzmir’in simgesine uzandı Saat Kulesi’nin mimari hikâyesinin de sergide önemli bir yer tuttuğunu söyleyen Güngören, yapının mimarı Raymond Charles Péré’nin İzmir’le kurduğu bağı anlatarak, “Raymond Charles Péré, bir aşk sonucunda İzmirli olmuş Fransız bir mimar, heykeltıraş ve ressam. Bir Fransız’ın bir Osmanlı kentinde, o Osmanlı kentini temsil edecek bir üslup geliştirerek oryantalist tarzda bir eser ortaya çıkarması bir eser olması çok kıymetli. Tasarımından üretimine, yerli taşların ve ithal malzemelerin birlikte kullanılmasına kadar çok özel bir yapıdan söz ediyoruz. Saat bölümünün Alman Kralı Wilhelm’in hediyesi olması, saatin bakımını çok uzun yıllardır gönüllü bir İzmirli ustanın üstlenmesi de bu hikâyenin parçaları. Biz bütün bunlara dokunan bir sergi olsun istedik” şeklinde konuştu. 125 yıldır kentin merkezindeki yerini kaybetmedi Saat Kulesi’nin yalnızca mimari bir eser olmadığını ifade eden Güngören, “Saat Kulesi 125 yıldır merkezi konumunu hiç kaybetmedi, hiçbir yer onun önüne geçmedi. İnsanlar geçmişte olduğu gibi bugün de burada buluşuyor, onun önünde fotoğraf çektiriyor. Her yıl gerçekleştirilen 9 Eylül törenlerine hâlâ şahitlik ediyor. Bazı şeylerin 125 yıl sonra hâlâ yaşıyor olması çok kıymetli. Bunlar İzmir’in kendine has kent kültürünü ve diğer kentlerden ayrılan yerel değerlerini ortaya koyuyor. Bu değerleri yaşatmanın ve hatırlatmanın da yerel yönetimlerin görevi olduğunu düşünüyoruz” şeklinde kaydetti. Sergi özellikle sokağa taşındı Serginin 9 Eylül’de ve Vasıf Çınar Sergi Alanı’nda açılmasının bilinçli bir tercih olduğunu belirten Güngören, “Vasıf Çınar Meydanı’nı ve 9 Eylül’ü özellikle seçtik. Çünkü Saat Kulesi bütün bu kurtuluş gününün simgeleri içerisinde, o sahnelerde yer alan bir yapı. Biz de onu bugün İzmirlilerle burada buluşturmak istedik. Sokak sergilerini ayrıca çok önemsiyorum; çünkü insanlar kendilerini bir sergi için özel olarak programlamadan, yürürken sanatla, bilgiyle ya da bir miras ögesiyle karşılaşabiliyor. Bunun çok önemli bir etki alanı yarattığını düşünüyorum. Sergimiz 11 Ekim’e kadar İzmirlilerle buluşmaya devam edecek” dedi. Meydan değişti, Saat Kulesi yerinden hiç ayrılmadı Serginin görsel belleğini oluşturan fotoğrafların önemli bir bölümü koleksiyoner Mert Rüstem’in arşivinden seçildi. Ailesinin 1897’den bu yana fotoğrafçılıkla uğraştığını, 101 yıldır Kemeraltı’nda aynı yerde mesleklerini sürdürdüklerini ve kendisinin de 1997’den bu yana özellikle İzmir ve İzmir fotoğrafhaneleri üzerine koleksiyon yaptığını anlatan Rüstem, “Bu sergide İzmir’in simgesi Saat Kulesi’ni öne çıkardık. Benim çektiğim fotoğraflar da var. Yapılışından 2000’li yıllara kadar Saat Kulesi’nin değişimini burada izleyebiliyorsunuz. Meydanda üç şey sabit kaldı; Saat Kulesi, Vali Konağı ve Yalı Camii. Bunların dışında meydan sürekli değişime uğradı. Eskiden Saat Kulesi’nin yaklaşık 300-400 metre yanında deniz ve vapur iskelesi vardı. Batı tarafında Sarı Kışla ve subay gazinosu, doğu tarafında ise limanın depoları bulunuyordu. Bunların büyük bölümü zaman içerisinde ortadan kalktı ama Saat Kulesi hep aynı kaldı” diye konuştu. Cep telefonu yoktu, İzmirliler haberlerini çınara bırakıyordu Saat Kulesi’nin yalnızca kentin simgesi değil, uzun yıllar İzmir’in gündelik hayatının da merkezi olduğunu anlatan Rüstem, “1990’lı yıllara kadar Konak merkez noktaydı. Vali Konağı Saat Kulesi’nin yanındaydı, mahkemeler, nüfus ve diğer kamu kurumları buradaydı, çarşı zaten çok güçlüydü. İzmir’de işiniz varsa Konak’a gelmeniz gerekiyordu ve bütün bunların dağıtım merkezi Saat Kulesi’ydi. Hemen arkasında, Vali Konağı’nın önünde büyük bir ulu çınar vardı. İnsanlar bu çınara torbalar asar, birbirlerine not bırakırlardı. Cep telefonu yoktu, iletişim çok sınırlıydı. Saat Kulesi inanılmaz bir merkezdi” ifadelerini kullandı. 125 yıl sonra bir fotoğraf hâlâ “İzmir” demeye yetiyor Sergide yer alan fotoğrafların yalnızca kentin fiziksel dönüşümünü değil, İzmirlilerin kişisel hafızasını da taşıdığını ifade eden Rüstem, “Burada daha önce hiç görülmemiş fotoğraflar, az görülmüş nadir hava fotoğrafları var. Koleksiyon yaptığım için insanların çektiği fotoğrafları da topluyorum. Saat Kulesi önünde ailelerin hatıralarını görebiliyorsunuz. Bu hatıralara baktığınızda belki siz de çocukluğunuzu yaşayacak, annenizi, babanızı hatırlayacaksınız. Bugün gözünüzü kapattığınızda ya da herhangi bir basın organında Saat Kulesi’ni gördüğünüzde ‘İzmir’ diyebiliyorsunuz. Bunu kimse zorla yapmadı. Var olduğu mekânla ve zamana meydan okumasıyla Saat Kulesi var oldu. Savaşları, yangını gördü, depremleri yaşadı ama Osmanlı’dan günümüze gelen çok değerli bir simge olarak ayakta kaldı” şeklinde konuştu.

Şark Kahvesi Şato’da 70 yıllık buluşma Haber

Şark Kahvesi Şato’da 70 yıllık buluşma

İzmir’in simge yapılarından Şato, 1954’teki “Şark Kahvesi” günlerinden bugüne uzanan hikâyesiyle yeniden İzmirlilerin buluşma noktası oldu. Tarihi yapı bugün kütüphane ve İzmirli Kahve olarak hizmet verirken, geçmişte kahve içilen masalarda artık gençler ders çalışıyor, kitap okuyor. İzmir’in belleğinde yer eden yapılardan Şato’da yaklaşık 70 yıl sonra geçmişle bugün yeniden buluşuyor. Varyant’ın üst bölümünde, kente hakim bir noktada 1954 yılında mimarlar Rıza Aşkan ve Doğan Tekeli tarafından “Şark Kahvesi” olarak tasarlanan yapı, bugün yine kahve kokusu, sohbet ve kent yaşamıyla iç içe. Ancak masaların başında artık çoğunlukla sınavlarına hazırlanan gençler var. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kütüphane ve İzmirli Kahve olarak kullanılan Şato, kuruluşundaki kamusal buluşma işlevini yeni bir kuşağa taşıyor. Varyant’ın üzerinde 70 yıllık İzmir hatırası Eşrefpaşa ve Hatay’ın gelişiminde önemli rol oynayan Varyant yolunun açıldığı yıllarda kente kazandırılan Şato, İzmir’in 1950’li yıllardaki değişimine de tanıklık etti. Yol ile Bahri Baba Parkı arasındaki eğimli arazi üzerine iki katlı olarak tasarlanan yapının giriş katında büyük bir salon, alt bölümünde ise açık oturma terasları bulunuyordu. Dönemin belediye yayınlarında yapının amacı da açıkça anlatılıyordu. Şark Kahvesi’nin Vali Rahmi Bey Parkı’nın üst bölümünde, körfeze, Karşıyaka’ya ve Yamanlar Dağı’na hâkim bir noktada inşa edildiği belirtilirken, İzmirlilere “temiz ve nezih bir şekilde istirahat ve eğlence imkanı” sunmasının amaçlandığı ifade ediliyordu. Aradan geçen yaklaşık 70 yılın ardından aynı noktada yine İzmirliler dinleniyor, kahvelerini içiyor ve kentin manzarasını seyrediyor. Şark Kahvesi’nden İzmirli Kahve’ye Şato’nun hikâyesini bugüne bağlayan en dikkat çekici ayrıntılardan biri, kahve kültürünün yıllar sonra aynı yapıya dönmesi oldu. 1954’te Şark Kahvesi olarak kapılarını açan yapıda bugün İzmirli Kahve hizmet veriyor. Bir zamanların kahvehane masalarının yerini çalışma masaları, sohbetlerin yanına ise kitaplar ve ders notları aldı. Yapının işlevi yıllar içinde birçok kez değişti. Düğün salonu ve restoran olarak kullanılan Şato, 1990’lı yıllarda yapısal değişiklikler geçirdi. Ancak İzmir manzarasına hâkim konumu ve kentlinin kullanımına açık karakteri varlığını korudu. Bugün İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kütüphane olarak kullanılan Şato, İzmirli Kahve ile geçmişindeki sosyal yaşam kültürünü farklı bir biçimde sürdürüyor. Bir zamanlar Şark Kahvesi’nde buluşan İzmirlilerin yerini bugün sınavlarına hazırlanan gençler alırken, kahve Şato’nun hikayesindeki yerini koruyor. “Burada kendimi daha huzurlu hissediyorum” Şato Kütüphanesi’ni KPSS’ye hazırlanmak için kullanan 21 yaşındaki Rümeysa Acay, Buca’dan hemen her gün Şato’ya geldiğini söyledi. Sabah saatlerinde gelip akşama kadar burada çalıştığını belirten Acay, tarihi yapının atmosferinin sınav sürecinde kendisine iyi geldiğini anlatarak, “Bu kütüphanede çalışırken kendimi daha huzurlu hissediyorum. Geçmişini de biliyorum, zaman zaman araştırıyorum. Bahçesinde dinlenmek, kahve içmek iyi geliyor. Sınav stresini azaltmaya yardımcı oluyor. Havası, insanları, her şey güzel. Bu tür yerlerin artırılması lazım. Öğrenciler sürekli dışarıdan yemek yiyemez. Kendi yemeğini getirmek hem daha sağlıklı hem daha ekonomik. Kahve hizmetinden de memnunum” diye konuştu. “Burası evimiz gibi” KPSS ön lisans sınavına hazırlanan 26 yaşındaki Elif Şavli de gününün yaklaşık 11 saatini Şato’da geçiriyor. Yapının geçmişte Şark Kahvesi olarak kullanıldığını bilmediğini söyleyerek, “Burası bize evimiz gibi. Manzarası iyi hissettiriyor. Her gün geliyorum” dedi. İzmirli Kahve’den de yararlandığını belirten Şavlı, “Sabah kahvemi evden getiriyorum ama gün içerisinde bittiğinde buradan rahatlıkla alabiliyorum. Fiyatları uygun, lezzetini de beğeniyorum” dedi. “Bir yaşanmışlık olduğu hissediliyor” 28 yaşındaki KPSS adayı Merve Zemzem ise Şato Kütüphanesi’ni 2024 yılından bu yana kullandığını anlattı. Farklı çalışma alanlarını denemesine rağmen yeniden Şato’ya döndüğünü söyleyen Zemzem, yapının kendine özgü atmosferini “ev huzuru” sözleriyle tarif etti. Zemzem, “Farklı yerler de denedim ama burası gerçekten evim gibi hissettiriyor. Burada bir huzur var, insanı içine çekiyor. Kahve, personel, sağlanan imkanlar bizim için çok iyi. 2024’te de burayı kullanıyordum ama o zaman İzmirli Kahve yoktu. Bu yıl onun artısını çok hissettik. Buranın hikayesini bilmiyordum ama belli; burada bir yaşanmışlık var. O hissiyat var. Sizi içine çekiyor, bir anda onunla harmanlanıyorsunuz” şeklinde konuştu.

Nâzım Hikmet sergisi İzmir'de açıldı: “ROMANTİKA / Bir Ömrün Seyrüseferi” Haber

Nâzım Hikmet sergisi İzmir'de açıldı: “ROMANTİKA / Bir Ömrün Seyrüseferi”

İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen 95. İzmir Enternasyonal Fuarı kapsamında “ROMANTİKA / Bir Ömrün Seyrüseferi” sergisi açıldı Bu yıl 5 Eylül’de başlayacak 95. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın kültür ve sanat etkinliklerinin merkezinde yer alan, Nâzım Hikmet’in Türkiye’de bugüne kadar açılmış en kapsamlı sergilerinden “ROMANTİKA / Bir Ömrün Seyrüseferi” sergisi, düzenlenen törenle kapılarını açtı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliği ve katkılarıyla, Folkart’ın yapımcılığında hazırlanan sergi, 5 Eylül 2026-15 Ocak 2027 tarihleri arasında Atlas Pavyonu’nda ziyaret edilebilecek. Serginin açılış törenine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, Yeni Parti İzmir Milletvekili Ednan Arslan, Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak, Yeni Parti İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, Zafer Partisi İzmir İl Başkanı Sinan Bezircilioğlu, Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu’nun yanı sıra siyasi parti temsilcileri, meclis üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının başkan ve temsilcileri, sanatseverler, basın mensupları ve sanat dünyasının tanınmış isimleri katıldı. TUGAY: İZMİR'DEN BÜYÜLEYİCİ BİR YOLCULUK Nâzım Hikmet adına Türkiye'de bugüne kadar açılmış en kapsamlı sergiyi hayata geçirdiklerini söyleyerek konuşmasına başlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Büyük bir hikâyenin, yüz yıl sonra başladığı yere geri dönüşünün, bir 'eve dönüş' hikâyesine tanık oluyoruz. Nâzım Hikmet’in yaşamına, sanatına ve günümüzdeki etkisine odaklanan bu devasa buluşma, adını şairin 1962 yılında tamamladığı ve Türkçe’de 'Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim' adıyla yayımlanan otobiyografik romanının ilk adı olan Romantika'dan alıyor. Bu romanın zaman örgüsü İzmir’de, bir kulübede başlamaktadır. Nâzım Hikmet, yaklaşık yüzyıl önce bizi bu topraklardan, İzmir günlerinden alıp koca bir ömrün seyrüseferine çıkarır. Bugün açtığımız sergi de adeta İzmir’de açılan bir kapıdan şairin bütün ömrüne doğru çıkılan büyüleyici bir yolculuktur. 1925’teki İzmir günleri, Güneşi İçenlerin Türküsü ve Kuvâyi Milliye ile kurulan o köklü bağ, İzmir’i bu serginin en temel anlatı eksenlerinden biri haline getirmektedir” dedi. “ŞAİRİ BEKLEMEYE VE MİRASINI YAŞATMAYA DEVAM EDİYORUZ” 2 bin 125 metrekarelik bir alanda, fuaye dahil 15 salona yayılan serginin klasik bir biyografi anlayışının çok ötesine geçtiğini söyleyen Tugay, “Sergi, Rusya Devlet Edebiyat ve Sanat Arşivi’nden Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’na, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi’nden Vera Tulyakova Hikmet’in arşivine ve koleksiyonerlere kadar pek çok ulusal ve uluslararası kurumun katkısıyla hazırlandı. Abidin Dino’dan Avni Arbaş’a, şairin kendi yaptığı resimlerden el yazmalarına, kişisel eşyalarına kadar yüzlerce kıymetli belge ilk kez bu denli bütüncül bir katmanla sanatseverlerle buluşuyor. Şair 'Çok yorgunum, beni bekleme kaptan' diyordu; ancak bizler, onun okurları olarak o 'çınarlı, kubbeli, mavi liman'da şairi beklemeye ve mirasını yaşatmaya devam ediyoruz. Çünkü Nâzım’ın edebiyatı yüzyılları ve sınırları aşmış, Anadolu’dan dünyaya seslenen 'Dörtnala gelip Uzak Asya’dan' süzülen evrensel bir çığlık olmuştur” diye konuştu. Usta şairin “Bu Memleket Bizim” adlı şiiriyle konuşmasına başlayan Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak, “Geçen sene yine bugünlerde Atatürk sergimiz vardı. Toplam 295 bin kişi ziyaret etti. Bu bir rekor. Bir sanat galerisine bu kadar kişinin gelmesi sıra dışı. Bu, İzmir’in sanata, kültüre bağlılığını, ilgisini gösteriyor. Biz de İzmirlilerin bu ilgisini karşılıksız bırakmak istemedik. Bu, bizim şehre karşı sorumluluğumuzdur. Bir teveccüh değildir. Bundan sonra da buna benzer sergileri yapmaya devam edeceğiz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ediyorum” dedi.

Nâzım Hikmet’in yaşamına çok katmanlı bir yolculuk Haber

Nâzım Hikmet’in yaşamına çok katmanlı bir yolculuk

95. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın kültür ve sanat dolu etkinlik programının merkezinde, Nâzım Hikmet’in Türkiye’de bugüne kadar açılmış en kapsamlı sergilerinden biri olan ROMANTİKA / Bir Ömrün Seyrüseferi Sergisi yer alacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen 95. İzmir Enternasyonal Fuarı, 5–13 Eylül 2026 tarihleri arasında “Fuar Şehrin Kalbinde” sloganıyla Kültürpark’ta gerçekleştirilecek. Fuar; konserlerden tiyatro ve stand-up gösterilerine, sergilerden çocuk ve gençlik etkinliklerine, uluslararası sokak gösterilerinden interaktif deneyimlere uzanan programıyla ziyaretçilerini ağırlayacak. İEF, çok önemli bir sergiye de ev sahipliği yapacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi katkıları ve ev sahipliğinde, Folkart’ın yapımcılığını üstlendiği Nâzım Hikmet’in Türkiye’de bugüne kadar açılmış en kapsamlı sergilerinden biri olan ROMANTİKA / Bir Ömrün Seyrüseferi Sergisi ziyaretçilerle buluşacak. Sergi, 5 Eylül 2026–15 Ocak 2027 tarihleri arasında Atlas Pavyonu’nda ziyaret edilebilecek. ÇOK KATMANLI BİR KURGU ÜZERİNDEN ELE ALACAK Küratörlüğünü M. Melih Güneş’in, sergi kimliklendirme ve tasarımını ise Ömer Durmaz’ın üstlendiği sergi, yaklaşık 2 bin 125 metrekarelik alanda, fuaye dahil 15 salonda kurulacak. Türkiye ve yurt dışındaki kişi, kurum, arşiv ve koleksiyonlardan bir araya getirilen yüzlerce belge, el yazması, kişisel eşya ve görsel-işitsel kayıt; edebiyat, resim, heykel, fotoğraf, film ve tasarım gibi farklı disiplinlerle bir araya getirilecek. Sergi, Nâzım Hikmet’in yaşamını klasik bir kronoloji içerisinde anlatmak yerine, farklı dönemlere ve anlatılara açılan çok katmanlı bir kurgu üzerinden ele alacak. Sergi için Rusya Devlet Edebiyat ve Sanat Arşivi, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, Moskova Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı ve Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi gibi kurumların arşivleri açılırken; Vera Tulyakova Hikmet’in arşivi, koleksiyoner Gürkan Us’taki eserler ile Abidin Dino, Avni Arbaş, Doris Kahane, Natalya Gonçarova ve Jak İhmalyan’ın çalışmalarından seçkiler de sergide yer alacak. Nâzım Hikmet’in kendi yaptığı bazı resimler ile Sedat Girgin’in sergi için özel olarak hazırladığı eser de ziyaretçilerle buluşacak. Sergi kapsamında Nâzım’ın kişisel eşyalarının yer aldığı çalışma odasının replikası da yer alacak.

İzmir'de Başkan Tugay, şehit aileleri ve gazilerle buluştu Haber

İzmir'de Başkan Tugay, şehit aileleri ve gazilerle buluştu

Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimleri Derneği İzmir Şubesi’nin 111. kuruluş yıl dönümü ve Özel Şeref Günü etkinliğine katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Şehit ailelerimiz ve gazilerimiz baş tacımız. Her daim yanınızda olmayı, sizlere hürmet etmeyi ve omuz omuza durmayı en temel görevimiz kabul ediyoruz” dedi. İZMİR (İGFA) - İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Büyük Taarruz’un 104. yıl dönümünde Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimleri Derneği İzmir Şubesi’nin 111. kuruluş yıl dönümü ve Özel Şeref Günü etkinliğine katıldı. İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban ve Ege Ordusu Garnizon Komutanı Korgeneral Zorlu Topaloğlu’nun da yer aldığı programda, şehitler ve ebediyete intikal eden gaziler için Kur’an-ı Kerim tilaveti okundu. Katılımcılara pilav ve ayran ikram edildi. “BÜYÜK TAARRUZ, TARİHİ BİR DURUŞTUR” Programda konuşan Başkan Tugay, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’un yalnızca askeri bir zafer olmadığını, milletin bağımsızlık iradesinin en güçlü göstergelerinden biri olduğunu söyledi. Tugay, “26 Ağustos’ta şahlanan milli irade, 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile zaferle taçlandı ve 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşuyla nihai hedefine ulaştı. Büyük Taarruz, milletimizin esareti asla kabul etmeyeceğini ve bağımsızlığından vazgeçmeyeceğini tüm dünyaya haykırdığı tarihi bir duruştur. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, Milli Mücadele’nin tüm kahramanlarını ve aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum” dedi. “BAĞIMSIZLIK MÜHÜRLERİSİNİZ” Şehit aileleri ve gazilerin toplum için taşıdığı öneme dikkat çeken Tugay, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu kesimlerin her zaman yanında olduklarını vurguladı. Tugay, “Çanakkale’den Kurtuluş Savaşı’na, sınır boylarımızdan günümüze kadar bu vatanın birliği için canını siper eden aziz şehitlerimizin emanetleri ve kahraman gazilerimiz, bizim baş tacı değerlerimizdir. Sizler bu topraklara vurulmuş bağımsızlık mühürlerisiniz. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak şehit ailelerimizin ve gazilerimizin her daim yanında olmayı, sizlere hürmet etmeyi ve omuz omuza durmayı en temel görevimiz kabul ediyoruz” diye konuştu. 26 Ağustos’un derneğin kuruluş yıl dönümü olması nedeniyle ayrı bir anlam taşıdığını belirten Tugay, “Derneğimizin 111’inci kuruluş yıl dönümünü kutluyor, vatanımız için can veren aziz şehitlerimizin kıymetli ailelerine ve kahraman gazilerimize yürekten saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Zaferimiz kutlu, birliğimiz daim olsun” ifadelerini kullandı. “ZAFERLERLE DOLU BİR AY” İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, ağustos ayının Türk tarihindeki önemli zaferlerle anılan aylardan biri olduğunu belirterek, 26 Ağustos’un hem Malazgirt Zaferi’nin hem de Büyük Taarruz’un başlangıç tarihi olduğunu söyledi. Büyük Taarruz’un ardından kazanılan zaferin 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşuyla sonuçlandığını belirten Elban, derneğin kuruluş yıl dönümünün de aynı güne denk gelmesinin anlamlı olduğunu ifade etti. Elban, “Büyük Taarruz’un ardından kazanılan zafer, 9 Eylül’de güzel İzmir’imizin kurtuluşuyla sonuçlandı. Bugün derneğimizin de kuruluş yıl dönümü. Şanlı ve kahramanlıklarla dolu bu günde derneğimizin kuruluş yıl dönümünü kutlamak ayrı bir güzellik. Bu güzel vatanın vatan edinilmesinde Sultan Alparslan ve askerleriyle başlayan, topraklarımız tehlikeye düştüğünde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarıyla yeniden bir Türk yurdu olarak tescil edilmesini sağlayan tüm şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Hayatta olan gazilerimize uzun ömür ve sağlık diliyoruz. Bu güzel vatan artık şehit ve gazilerin kanıyla sulanmasın istiyoruz” dedi. “HİZMET ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ” Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimleri Derneği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Recep Doğru, Büyük Taarruz’un başlangıcı olan 26 Ağustos’u Özel Şeref Günü ve derneğin kuruluş yıl dönümü olarak her yıl kutladıklarını belirtti. Doğru, “Bu vatan için bedel ödemiş olmanın sorumluluğuyla farklılığımızın ve farkındalığımızın bilincindeyiz. Bu bilinci ve duyguyu tüm üyelerimize aktarmaya devam edeceğiz. Tüm kurumlarla iyi ilişkiler içinde camiamıza hizmet etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu. MUHARİP GAZİLERLE BULUŞTU Başkan Tugay, programın ardından Türkiye Muharip Gaziler Derneği Karşıyaka Şubesi’ni ziyaret ederek Başkan Halil Taşçı ve dernek üyeleriyle bir araya geldi. Taşçı, Başkan Tugay ve belediye yönetimine teşekkür ederek, “Bir dediğimiz iki olmuyor. Başkanımıza ve belediye yönetimine çok teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.