Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İtü

bursaarena.com.tr - İtü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İtü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anadolu'nun sözlü mirasını türkülerinde yaşatan Neşet Ertaş Haber

Anadolu'nun sözlü mirasını türkülerinde yaşatan Neşet Ertaş

Anadolu'nun yüzyıllardır sözlü kültür yoluyla aktarılan müzik geleneğini sazının teline, sesinin rengine ve şiirlerinin dizelerine taşıyan Neşet Ertaş'ın vefatının ardından 14 yıl geçti. "Bozkırın Tezenesi" olarak anılan Ertaş, geride bıraktığı yüzlerce eserle yalnızca Türk halk müziğinin değil, Abdallık geleneğinin de en önemli temsilcilerinden biri oldu. Sanatçı, Kırşehir'in Çiçekdağı ilçesine bağlı Kırtıllar köyünde 1938'de dünyaya geldi. Saz ve bozlak ustası Muharrem Ertaş ile Döne Ertaş'ın oğlu olan sanatçı, müziğin içinde büyüdü. Babasıyla birlikte daha çocuk yaşlarda düğünlere gitmeye başlayan Ertaş, Orta Anadolu'nun müzik geleneğini yaşayarak öğrendi. Müziğe annesinin yaptığı oyuncak bağlamayla başladı Neşet Ertaş'ın müzikle tanışması, henüz çocukluk yıllarında başladı. Annesi Döne Ertaş'ın çamaşır tokacına tel takarak yaptığı oyuncak bağlama, sanatçının ilk çalgısı oldu. Daha sonra keman ve bağlama çalmayı öğrenen Ertaş, küçük yaşta babasının yanında düğünlerde müzik yapmaya başladı. Kendi anlatımına göre babası onu 6 yaşında müzikle tanıştırdı. İlk dönemlerinde zil, darbuka ve cümbüş de çalan Ertaş, ağabeyinin keman çaldığı yıllarda farklı enstrümanlarla müziğin içinde yer aldı. Çocukluğu ve gençliği, bir yandan müzik öğrenirken bir yandan da Anadolu'nun farklı yerlerini görerek geçti. Babasıyla Kırşehir'in yanı sıra Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Yozgat ve Kayseri'de köy köy dolaşarak düğünlerde saz çalıp türkü söyledi. Okula düzenli devam edemeyen Ertaş, okuma yazmayı ağabeyi Necati Ertaş'tan öğrendi. Ancak eğitim hayatındaki sınırlılığa rağmen müzik alanındaki öğrenimi, doğrudan geleneğin usta-çırak ilişkisi içinde sürdü. Ertaş'ın sanat anlayışının şekillenmesinde babasının özel bir yeri oldu. Muharrem Ertaş, Orta Anadolu Türkmen-Abdal müziğinin ve özellikle bozlak geleneğinin önemli ustalarından biriydi. Neşet Ertaş da babasının sazından ve söyleyişinden öğrendiklerini zamanla kendi yorumuyla geliştirdi. Sanatçı, babasıyla ilişkisini anlatırken "Aynı ruhun insanlarıyız" ifadesini kullanmıştı. Bozlakla Anadolu insanının sesini duyurdu Neşet Ertaş'ın sanatının merkezinde bozlak önemli bir yer tuttu. Orta Anadolu'da özellikle Abdallar arasında gelişen bozlak, geniş ses aralığı, güçlü söyleyiş ve doğrudan duygusal anlatımıyla öne çıkan bir uzun hava geleneği olarak Ertaş'ın yorumunda kendine özgü bir karakter kazandı. Ertaş, bozlakları "feryat" olarak nitelendiriyordu. Onun yorumunda bozlak, yalnızca bir müzik türü değil, Anadolu insanının sevincini, özlemini, ayrılığını, yoksulluğunu, aşkını ve gurbetini dile getiren bir anlatım biçimine dönüştü. Sanatçının eserlerinde aşk ve ayrılığın yanı sıra insanın dünyadaki yalnızlığı, kader, gurbet, ölüm ve yaşamın güçlükleri de geniş yer buldu. Şiirlerinde çoğunlukla "Garip" mahlasını kullanan Ertaş, bu nedenle zaman içinde "Garip" adıyla da özdeşleşti. İstanbul'da ilk plağını çıkardı Ertaş, genç yaşında profesyonel müzik hayatının ilk önemli adımını İstanbul'da attı. 1957'nin sonunda henüz 19 yaşındayken İstanbul'a giden sanatçı, babası Muharrem Ertaş'a ait "Neden Garip Garip Ötersin Bülbül" adlı türküyle ilk plağını çıkardı. Babasının sözlerini yazdığı eser, Şen Çalar Plak tarafından yayımlandı. Plağın ilgi görmesiyle Ertaş kısa sürede daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Ardından yeni plak ve kaset çalışmaları ile konserler geldi. İstanbul'da yaklaşık iki yıl çalışan Ertaş, daha sonra Ankara'ya yerleşti. Burada sahne çalışmalarının yanı sıra Ankara Radyosu'nda da bir süre programlara katıldı. Böylece köy düğünlerinde, mahalli ortamlarda ve gazinolarda yaşattığı müzik geleneğini radyo aracılığıyla daha geniş bir kitleye ulaştırdı. Kendi hayatından izleri türkülere taşıdı Ertaş'ın eserlerinin önemli bir bölümünde hayatından ve çevresinden izler bulunuyordu. Sanatçı, gördüğü insanları, yaşadığı olayları ve Anadolu'daki gündelik hayatı türkülerin konusu haline getirdi. Kendi anlatımına göre ilk bestelerinden biri de katıldığı bir düğünde gördüğü hasta bir genç ve onun başındaki annesinden etkilenmesiyle ortaya çıktı. "Anam ağlar başucumda, oturur" sözleriyle başlayan eseri, yaşadığı olayın sanatçının üretim biçimindeki karşılığını gösteren örneklerden biri oldu. Yaklaşık 400 plak ile çok sayıda kaset ve "long play" çalışmasına imza atttı. "Zahidem", "Gönül Dağı", "Yalan Dünya", "Mühür Gözlüm", "Ah Yalan Dünya", "Gönül Yarası", "Zülüf Dökülmüş Yüze", "Niye Çattın Kaşlarını", "Neredesin Sen", "Kendim Ettim Kendim Buldum" ve "Hata Benim" gibi eserler, Ertaş'ın geniş repertuvarı içinde zamanla kuşaklar boyunca bilinen türküler haline geldi. Bu eserlerde dikkati çeken unsurlardan biri, halkın gündelik konuşma dilinin şiirsel bir anlatımla buluşmasıydı. Ertaş, karmaşık ve uzak bir sanat dili yerine doğrudan, yalın ve samimi bir söyleyiş kullandı. Bu özellik türkülerinin farklı toplumsal kesimler tarafından benimsenmesinde etkili oldu. Özel hayatında da zorlu dönemler yaşadı Usta sanatçı, askerlik hizmetinin ardından Ankara'da çalıştığı gazinoda Leyla isimli genç kadınla tanıştı ve onunla evlendi. Bu evliliğe babası Muharrem Ertaş'ın karşı çıkması nedeniyle baba-oğul arasında bir dönem kırgınlık yaşandı. Ertaş'ın bu evlilikten üç çocuğu oldu. Ancak sanatçının yaşamındaki en önemli kırılmalardan biri, müzik kariyerinin zirvesine ulaştığı dönemde yaşadığı sağlık sorunları oldu. Parmaklarındaki rahatsızlık nedeniyle 1970'lerin sonunda Almanya'ya giden Ertaş, burada tedavi gördü. Uzun yıllar Almanya'da yaşayan sanatçı, bu dönemde özellikle Avrupa'da yaşayan Türk vatandaşları arasında eserleriyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Almanya yılları Ertaş'ın sanat hayatında zorunlu bir ara dönemi olmakla birlikte, eserlerinin gurbetçiler arasında daha güçlü biçimde yayılmasına da zemin hazırladı. Türkiye'den uzakta yaşayan insanların memleket, aile, ayrılık ve gurbet duygularına seslenen türküleri, bu dönemde farklı bir anlam kazandı. Sanatçı, Almanya yıllarının ardından 2000'de İstanbul'da verdiği konserle Türkiye'deki sahne çalışmalarına yeniden başladı. Böylece uzun bir aradan sonra dinleyicileriyle yeniden buluştu. "Devlet sanatçısı" ünvanını kabul etmedi Neşet Ertaş'ın sanat hayatındaki en çok hatırlanan kararlardan biri de kendisine önerilen "Devlet Sanatçısı" ünvanını kabul etmemesi oldu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde kendisine sunulan ünvanı kabul etmeyen Ertaş, gerekçesini herkesin bu ülkenin sanatçısı olduğu düşüncesiyle açıkladı. Sanatçı, söz konusu ünvanın kendisi açısından bir ayrım oluşturduğu görüşünü dile getirdi. Ertaş'ın sanatındaki en önemli unsurlardan biri, Abdallık geleneğinin bilgi ve becerilerini yalnızca eserlerinde değil, icra biçiminde de yaşatmasıydı. UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras programı kapsamında Türkiye'de oluşturulan "Yaşayan İnsan Hazineleri" sisteminde Ertaş, Abdallık Geleneği-Halk Ozanlığı alanında 2009 yılında seçilen isimler arasında yer aldı. UNESCO Türkiye Milli Komisyonunun envanterinde ise Neşet Ertaş, "Mahalli Sanatçı, Ozan" olarak kayıtlı bulunuyor. "Yaşayan İnsan Hazinesi" kavramı, somut olmayan kültürel mirasın belirli unsurlarını icra etmek ve gelecek kuşaklara aktarmak için gerekli bilgi ve beceriye sahip kişilerin tanınmasını ifade ediyor. Ertaş'ın bu kapsamda seçilmesi, sanatının yalnızca bireysel bir müzik kariyeri olarak değil, bir kültürel miras taşıyıcılığı olarak da kabul edildiğini gösterdi. İTÜ'den fahri doktora Usta sanatçının müziğe katkısı akademik çevrelerde de karşılık buldu. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), 17 Şubat 2011 tarihli Senato toplantısında Neşet Ertaş'a fahri doktora ünvanı verilmesini kararlaştırdı. Ertaş'ın bağlamadaki kendine özgü tavrı ve eserleri, sonraki yıllarda konservatuvarlarda da eğitim konusu olarak ele alındı. Böylece düğünlerde ve mahalli müzik ortamlarında usta-çırak ilişkisi içinde öğrendiği gelenek, akademik müzik eğitiminin de bir parçası haline geldi. Neşet Ertaş'ın sanatındaki sadelik, özel hayatına ve sahnedeki duruşuna da yansıdı. Göz önünde olmayı fazla tercih etmeyen sanatçı, müzik dışındaki yaşamında da mütevazı bir hayat sürdürdü. Yaşamının son yıllarında da bağlamasından ve türkülerinden uzaklaşmadı. Anadolu insanının duygularını anlatmaya devam etti. Onun için türkü, yalnızca söylenen bir ezgi değil, insanın kendisini ifade etme biçimiydi. 25 Eylül 2012'de hayatını kaybetti Prostat kanseri tedavisi gören Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012'de İzmir'de 74 yaşında hayatını kaybetti. Kırşehir'de düzenlenen cenaze töreninin ardından babası Muharrem Ertaş'ın mezarının yanına defnedildi. Aradan geçen yıllara rağmen Neşet Ertaş'ın eserleri yeni kuşaklar tarafından söylenmeye, farklı sanatçılar tarafından yeniden yorumlanmaya devam etti. Hayatı ve eserleri, Prof. Dr. Erol Parlak tarafından iki cilt halinde kitaplaştırıldı. Kırşehir'de babası Muharrem Ertaş'la birlikte anıtı bulunan sanatçının adı, kültür merkezlerinde ve çeşitli sanat kurumlarında yaşatılıyor. AA //// A. Hümeyra Akgün

Türkiye, UI GreenMetric'te Avrupa'da birinci, dünyada ikinci... 'En yeşil' üniversiteler belli oldu Haber

Türkiye, UI GreenMetric'te Avrupa'da birinci, dünyada ikinci... 'En yeşil' üniversiteler belli oldu

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar, UI GreenMetric 2026 sonuçlarında Türkiye’nin ilk 1000’de yer alan üniversitelerin ülke temsili bakımından Avrupa’da birinci, dünyada ikinci sırada bulunduğunu açıkladı. Bu yıl sıralamaya Türkiye’den 150 üniversite dahil oldu. Yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik performanslarını değerlendiren UI GreenMetric Dünya Üniversiteleri Sıralaması 2026 sonuçları açıklandı. Bu yıl 110 ülkeden 2 bin 16 üniversitenin yer aldığı sıralamada Türkiye’den 150 üniversite değerlendirmeye alındı. YÖK Başkanı Erol Özvar, sonuçlara ilişkin yaptığı değerlendirmede, ilk 1000’i esas alan tüm çeyreklerde en fazla üniversiteyle temsil edilen ülkeler bakımından Türkiye’nin Avrupa’da birinci, dünyada ise ikinci sırada yer aldığını belirtti. İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ İLK 30’DA Sıralamanın genel sonuçlarında Türkiye’den İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) 28’inci, Yıldız Teknik Üniversitesi ise 45’inci sırada yer aldı. Ege Üniversitesi 74’üncü, Sakarya Üniversitesi 114’üncü, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 117’nci ve Erciyes Üniversitesi de ilk 100 içerisinde yer alan Türk üniversiteleri arasında bulunuyor. Özvar, Türkiye’den 150 üniversitenin sıralamaya dahil olmasının sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaların yükseköğretim sisteminde daha geniş bir tabana yayıldığını gösterdiğini ifade etti. YENİ KATEGORİ “YÖNETİŞİM VE DİJİTALLEŞME” UI GreenMetric’in bu yıl değerlendirmeye aldığı “Yönetişim ve Dijitalleşme” kategorisinin, Türkiye’deki üniversitelerin en güçlü ortak performans alanı olduğunu belirten Özvar, bunu “Eğitim ve Araştırma” ile “Ulaşım” kategorilerinin takip ettiğini kaydetti. Özvar, bu tablonun sürdürülebilirliğin yalnızca kampüslerdeki fiziksel uygulamalarla sınırlı kalmadığını; yönetim, eğitim, araştırma ve dijitalleşmeyi kapsayan daha bütüncül bir dönüşüme işaret ettiğini belirtti. İLK 100’DE 5 TÜRK ÜNİVERSİTESİ Sıralamada ilk 100’de yer alan İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesini özellikle tebrik eden Özvar, başarıda emeği bulunan rektörleri, akademisyenleri, idari personeli ve öğrencileri kutladı. YÖK Başkanı Özvar ayrıca, YÖK tarafından yürütülen “Sürdürülebilir ve İklim Dostu Kampüs Projesi” kapsamında üniversitelerin yeşil ve dijital dönüşümünün bütüncül bir yaklaşımla desteklenmeye devam edeceğini duyurdu.

12. Nükleer Santraller Zirvesi İstanbul'da başladı... Hedef 2053'e kadar 20 GW nükleer güç Haber

12. Nükleer Santraller Zirvesi İstanbul'da başladı... Hedef 2053'e kadar 20 GW nükleer güç

Türkiye, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Balkanların en kapsamlı nükleer enerji etkinliği olan 12. Nükleer Santraller Zirvesi - NPPES, İstanbul’da başladı. İSTANBUL (İGFA) - Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Nükleer Sanayi Derneği (NSD) tarafından, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın desteğiyle düzenlenen 12. Nükleer Santraller Zirvesi (NPPES), İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde başladı. "Yeni Nükleer Çağ: Sanayiyi, İnovasyonu ve Net Sıfır Hedeflerini Güçlendirmek" temasıyla gerçekleştirilen ve iki gün sürecek zirve, nükleer enerji alanındaki kamu temsilcilerini, uluslararası kuruluşları, teknoloji şirketlerini, akademisyenleri ve sanayicileri bir araya getirdi. "NÜKLEER ENERJİ ARTIK BİR ZORUNLULUK" Zirvenin açılışında konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji Genel Müdürü Salih Sarı, Türkiye'nin 2035 yılına kadar 7,2 gigavat, 2053 yılına kadar ise en az 20 gigavat nükleer kurulu güce ulaşmayı hedeflediğini söyledi. Nükleer enerjinin enerji arz güvenliği, karbon emisyonlarının azaltılması ve teknolojik bağımsızlık açısından stratejik önem taşıdığını belirten Sarı, "Nükleer enerji bizim için bir tercih değil, zorunluluktur" dedi. Sarı, Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nde bu yıl ilk elektriğin üretilmesinin hedeflendiğini açıklarken, Sinop ve Trakya'da planlanan yeni santral projeleri ile küçük modüler reaktör (SMR) çalışmalarının da sürdüğünü kaydetti. Akkuyu projesinde 300'den fazla yerli firmanın görev aldığını ve bugüne kadar yaklaşık 12 milyar dolarlık iş hacmine ulaşıldığını ifade etti. İLK NÜKLEER TEMALI TEKNOPARK İTÜ'DE KURULACAK İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, Türkiye'nin ilk tematik nükleer teknoparkının İTÜ bünyesinde kurulacağını açıkladı. Mandal, teknoparkın yalnızca üniversiteyi değil, tüm nükleer teknoloji ekosistemini kapsayan bir merkez olacağını belirterek, Türkiye'nin kendi insan kaynağını ve teknolojisini geliştirmesi açısından önemli bir adım olacağını söyledi. ABD İstanbul Başkonsolosu Michael Lally, yapay zeka ve veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacının nükleer enerjiyi daha da önemli hale getirdiğini belirtti. Türkiye'nin SMR alanındaki düzenlemelerini desteklediklerini ifade eden Lally, sivil nükleer enerjinin Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir iş birliği alanı olabileceğini söyledi. Kanada'nın Türkiye Maslahatgüzarı Larisa Galadza ise Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısına dikkat çekerek, nükleer teknolojilerde araştırma, tedarik zinciri ve insan kaynağı geliştirme alanlarında iş birliğine hazır olduklarını dile getirdi. YERLİ SANAYİYE NÜKLEER ÇAĞRISI Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, nükleer enerjinin yalnızca enerji üretimi değil, yüksek teknoloji ve sanayi dönüşümü açısından da stratejik bir alan olduğunu vurguladı. Akkuyu'da yerlilik oranının yüzde 55'e yaklaştığını belirten Ardıç, hedeflerinin Anadolu'daki sanayi kuruluşlarını uluslararası nükleer tedarik zincirine entegre etmek olduğunu söyledi. Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi ise Türkiye'nin yalnızca enerji tüketen değil, nükleer teknoloji geliştiren ve ihraç eden bir ülke olmayı hedeflediğini belirterek, özellikle küçük modüler reaktör teknolojilerinin yerli sanayi için önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. İki gün sürecek zirvede nükleer enerji teknolojileri, yerli üretim, uluslararası iş birlikleri, küçük modüler reaktörler ve sektörün geleceğine ilişkin çok sayıda panel ve oturum gerçekleştirilecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.