Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İsrail

bursaarena.com.tr - İsrail haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İsrail haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

MGK'dan 8 maddelik bildiri... Terörsüz Türkiye, bölgesel güvenlik ve Gazze mesajı Haber

MGK'dan 8 maddelik bildiri... Terörsüz Türkiye, bölgesel güvenlik ve Gazze mesajı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), terörle mücadele, "Terörsüz Türkiye" süreci, bölgesel gelişmeler ve uluslararası güvenlik konularını ele aldı. Toplantı sonrası yayımlanan bildiride, iç ve dış güvenliğe ilişkin önemli mesajlar verildi. ANKARA (İGFA) - Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Beştepe'de toplandı. Toplantının ardından yayımlanan bildiride, terörle mücadeleden bölgesel gelişmelere, NATO Zirvesi'nden Gazze'deki son duruma kadar birçok başlık değerlendirildi. Bildiride, PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere Türkiye'nin milli birlik ve beraberliğine yönelik tehditlere karşı yurt içinde ve yurt dışında yürütülen operasyonlar hakkında Kurul'a bilgi sunulduğu belirtildi. MGK'da ayrıca "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefleri doğrultusunda kaydedilen gelişmeler ele alınırken, güvenlik, istikrar ve refahın kalıcı şekilde sağlanmasına yönelik çalışmaların sonraki aşamaları istişare edildi. Toplantıda, 15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılı dolayısıyla FETÖ ile mücadelede gelinen son durum da değerlendirildi. Bildiride, örgütün tamamen bertaraf edilmesine yönelik tedbirlerin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı. BÖLGESEL GELİŞMELER MASADAYDI MGK bildirisinde, Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenen NATO Zirvesi'nin ittifakın geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olduğu belirtilerek, Türkiye'nin savunma alanındaki imkan ve kabiliyetlerini müttefikleriyle paylaşma konusundaki yapıcı yaklaşımının sürdüğü ifade edildi. İran ile ABD arasında yeniden yaşanan çatışmaların bölge ülkeleri ve küresel ticaret yolları açısından oluşturduğu risklere dikkat çekilen bildiride, taraflara güç kullanımından kaçınmaları ve müzakere sürecine dönmeleri çağrısı yapıldı. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Karadeniz ve Hazar Denizi gibi çevre bölgelere yayılmasının yeni riskler oluşturacağına işaret edilen bildiride, tarafların gerilimi düşürecek ve barışı sağlayacak somut adımlar atması gerektiği vurgulandı. MGK'da ayrıca Suriye ve Irak ile geliştirilen çok boyutlu iş birliğinin bölgesel güvenlik açısından önemine dikkat çekilirken, Türkiye'nin bölgesel dayanışmayı güçlendirmeye yönelik girişimlere katkı sunmayı sürdüreceği belirtildi. GAZZE MESAJI Bildiride son olarak Gazze'deki gelişmelere de yer verildi. Gazze Barış Planı kapsamında ilerleme sağlanmasına rağmen ateşkes ihlallerinin sürdüğü belirtilerek, İsrail yönetiminin Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetleri ile başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal mekanlara yönelik eylemlerine karşı uluslararası toplumun açık ve tavizsiz bir tutum sergilemesi gerektiği ifade edildi.

Siyasi analist Zülfükaroğlu: ABD-Türkiye ilişkilerindeki yakınlaşma İsrail'i rahatsız ediyor Haber

Siyasi analist Zülfükaroğlu: ABD-Türkiye ilişkilerindeki yakınlaşma İsrail'i rahatsız ediyor

Azerbaycan Adalet, Hukuk, Demokrasi (AHD) Partisi Yönetim Kurulu Üyesi, siyasi analist ve İGF Azerbaycan Temsilcisi Ali Zülfükaroğlu, ABD'nin Orta Doğu politikası, Türkiye-ABD ilişkileri ve F-35 sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Zülfükaroğlu, bölgede yaşanan gelişmelerin Türkiye'nin stratejik önemini artırdığını savundu. AZERBAYCAN (İGFA) - Adalet, Hukuk, Demokrasi (AHD) Partisi Yönetim Kurulu Üyesi, siyasi analist ve İGF Azerbaycan Temsilcisi Ali Zülfükaroğlu, Türkiye-ABD ilişkileri ile Orta Doğu'daki son gelişmelere ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Zülfükaroğlu, ABD'nin bölgedeki ekonomik ve jeopolitik dengeler nedeniyle Türkiye ile daha yakın iş birliği arayışında olduğunu öne sürerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki diyaloğun iki ülke ilişkilerine olumlu yansıdığını ifade etti. İsrail'in, Ankara-Washington hattındaki olası yakınlaşmadan rahatsız olduğunu savunan Zülfükaroğlu, özellikle Suriye'de Türkiye'nin etkinliğinin artmasının Tel Aviv yönetiminin bölgesel politikalarını zorlaştırdığını ileri sürdü. "F-35 SÜRECİ STRATEJİK DENGENİN PARÇASI" Türkiye'nin F-35 programından çıkarılmasında İsrail yanlısı çevrelerin etkili olduğunu iddia eden Zülfükaroğlu, bugün gelinen noktada bölgesel gelişmelerin Washington'un yaklaşımını değiştirdiğini savundu. İran-İsrail geriliminin ardından ABD iç siyasetinde dengelerin değiştiğini öne süren Zülfükaroğlu, bu durumun Türkiye'nin F-35 konusundaki beklentilerini güçlendirdiğini ifade etti. "TÜRKİYE BÖLGESEL GÜCÜNÜ ARTIRIYOR" Bölgedeki gelişmelerin Türkiye'nin lehine ilerlediğini savunan Zülfükaroğlu, Türk diplomasisinin son dönemde etkili adımlar attığını belirterek, Türkiye'nin askeri ve diplomatik kapasitesinin bölgesel dengelerde daha belirleyici hale geldiğini dile getirdi. Zülfükaroğlu, Türkiye'nin F-35 programına yeniden dahil olmasının gerçekleşmesi halinde bunun Orta Doğu'daki güç dengeleri açısından önemli sonuçlar doğuracağını ileri sürdü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye ekonomisi dimdik ayakta Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye ekonomisi dimdik ayakta

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Türkiye olarak her gün yeni bir krizin baş gösterdiği küresel konjonktürde, Allah'a hamdolsun, çoklu şokları başarıyla yönetiyoruz. Bölgemizdeki çatışmalara rağmen Türkiye ekonomisi dimdik ayaktadır" dedi. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı. Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanı ve Kabinesi olarak Türkiye’ye hizmet mücadelemizi yoğun bir mesaiyle sürdürüyoruz. Türkiye’nin müreffeh geleceğini inşa etmek için durmadan, dinlenmeden bütün kurumlarımızla, bütün imkânlarımızla koşturuyoruz. Siyasi rakiplerimiz kimin figüran, kimin hain, kimin iş birlikçi olduğunu tartışa dursun, biz kadro olarak uyum ve adanmışlık içinde ülkemizi küresel siyasetin baş aktörü hâline getirmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız her hadise, siyaset sahnesinde şahit olduğumuz her tartışma milletimizin verilmiş sadakasının olduğunu bizlere tekrar gösteriyor. Bilhassa 14-28 Mayıs seçimlerinde insanımızın engin feraseti sayesinde ülkemizin nasıl bir varta atlattığı bugünlerde çok daha net anlaşılıyor. Tecrübeli, uyumlu, liyakatli ve dirayetli kadroların yönetiminde Türkiye'nin aydınlık hedeflerine doğru yaptığı yolculuk hız kesmeden devam ediyor. Milletimizin sadece duasının ve desteğinin değil, umutlarının da bizimle olduğunun idrakindeyiz. İnşallah şahsımıza, iktidarımıza ve ittifakımıza yönelik bu güveni asla boşa çıkarmayacağız. “KENDİ POTANSİYELİMİZE GÜVENEREK YOLUMUZDA KARARLILIKLA İLERLEYECEĞİZ” Şunu tüm vatandaşlarımızın çok iyi bilmesini temenni ediyorum: Bizim için insan; siyasetimizin de, icraatımızın da özüdür. Bizim için en büyük makam, millete hizmetkârlık makamıdır. Ne yapıyorsak insanımızı rahat ettirmek, mutlu etmek için yapıyoruz. Umutsuzluğa kapılmadan, popülizme meyletmeden, başta hayat pahalılığı olmak üzere dönemsel sorunların üzerine ciddiyetle giderek, hepsinden önemlisi kendi insanımıza, kendi potansiyelimize güvenerek yolumuzda kararlılıkla ilerleyeceğiz. Kabinemizin 69. toplantısını az önce tamamladık. Toplantımızda ekonomiden dış politikaya, enerjiden terörsüz Türkiye sürecine kadar birçok başlığı etraflıca ele aldık. Dış politikada kapsamlı bir ufuk turu yaparken enerjide Türkiye'yi merkez ülke yapma stratejimizi değerlendirdik. “SAVAŞ KAYNAKLI MALİYETLERİN ETKİSİNİ ASGARİ SEVİYEDE TUTMAK İÇİN ÖZEL GAYRET GÖSTERİYORUZ” Öncelikle bir gerçeği açıkça ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin merkezinde yer aldığı coğrafya son yılların en sancılı günlerini yaşıyor. İsrail'in savaş bağımlısı mevcut yönetimi tahrik ve tertipleriyle bölgemizi istikrarsızlığa sürüklemeye devam ediyor. İsrail bu bölgede temel insan haklarını hiçe sayarak, uluslararası hukuku ayaklarının altına alarak Filistin topraklarını adım adım işgal ediyor. İsrail'in işgalleri, İsrail'in hukuksuz yerleşimleri, İsrail'in Gazze'de yaptığı gibi Batı Şeria’da da Filistinlilere karşı uyguladığı göç ettirme, yıldırma, sindirme politikası bölgemizdeki sorunların ana kaynağıdır. Bu saldırganlığın faturasını sadece Filistinli kardeşlerimiz, sadece kardeş Lübnan halkı değil, farklı inanç kesimleriyle bölgenin tamamı ödemektedir. Örneğin bölgemizdeki çatışmalar sebebiyle küresel petrol arzında tarihin en büyük şoklarından biri yaşanmaktadır. Yalnızca petrol değil, maalesef küresel piyasalarda doğal gazdan gübreye, dizelden petrokimya ürünlerine birçok girdide fiyatlar hızla yükselmiştir. Türkiye olarak her gün yeni bir krizin baş gösterdiği küresel konjonktürde Allah'a hamdolsun, çoklu şokları başarıyla yönetiyoruz. Bölgemizdeki çatışmalara rağmen Türkiye ekonomisi dimdik ayaktadır. Savaş kaynaklı maliyetlerin vatandaşlarımız üzerindeki etkisini asgari seviyede tutmak için özel gayret gösteriyoruz. Bu süreçte üreticimizi, ihracatçımızı ve reel sektörümüzü de desteklemeyi ihmal etmiyoruz. İhracatçılarımızın günlük reeskont kredisi limitini 4,5 milyar liradan 5 milyar liraya yükselttik. Sübvansiyonlu yatırım kredisi hacmini 500 milyar liradan 750 milyar liraya çıkardık. İmalat sanayimize ilave 250 milyar liralık uygun koşullu finansman imkânı sağladık. Yani sadece bu dönemde üretim, yatırım, ihracat ve istihdam için 1 trilyon liralık destek paketini devreye aldık. Çiftçimizi de, esnafımızı da yalnız bırakmıyoruz. Yılın ilk yarısında 724 bin çiftçimize 141 milyar lira, yaklaşık 100 bin esnafımıza ise 40 milyar lira finansman desteği sunduk. Turizm sektöründe vergi yükünü yarıya indirdik, konaklama vergisini yüzde ikiden yüzde bire düşürdük. Turizmde istihdamı korumak amacıyla işletme belgeleri tesislerde çalışan başına 3.500 liralık destek uygulamasını başlatıyoruz. Hazine kefaletiyle 60 milyar liralık ilave finansman imkânı oluşturduk. Tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya gibi emek yoğun sektörlerimizde istihdamı korumaya yönelik desteklerimizi de sürdürüyoruz. “TÜRKİYE, HER TÜRLÜ ZORLUĞU AŞACAK GÜCE, BİRİKİME, POTANSİYELE SAHİPTİR” Eş zamanlı olarak Türkiye'yi bölgesinin üretim, lojistik, transit ticarette ve teknoloji merkezi hâline getirecek adımları kararlılıkla atıyoruz. Önümüzde yoğun bir çalışma dönemi var. Ekonomi yönetimimiz bir yandan Orta Vadeli Programımızı hazırlarken, diğer yandan Meclise sunulacak reformlar üzerinde çalışıyor. Şundan kimsenin şüphesi olmasın: Türkiye, her türlü zorluğu aşacak güce, birikime, potansiyele sahiptir. Siyasette güven, yönetimde istikrar olduğu sürece Allah'ın izniyle her sorun çözülür, her sıkıntı giderilir, her engelin üstesinden gelinir. Türkiye, geçmişte demokrasi açığıyla birlikte güven ve istikrar eksikliğini bizzat yaşamış, bunun neye mal olduğunu çok iyi bilen bir ülkedir. Türkiye'yi yıllarca esir alan güven ve istikrar sorununun ülkemize ödettiği bedellerin en başta terör meselesi vardır. Terörün olumsuz etkileri, büyüme, ihracat ve istihdam başlı olmak üzere pek çok başlıkta derinden hissedilmiştir. Bakınız burada bazı çarpıcı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Partimizin Ekonomi İşleri Başkanlığının yaptığı güncel bir çalışma terörün Türkiye ekonomisine maliyetini çok net biçimde ortaya koyuyor. Buna göre, terörün faturası gayrisafi yurt içi hasılada 511 milyar doları, kişi başı gelirde 5.800 doları, ihracatta ise 110 milyar doları buluyor. İstihdamdaki kayıp 2,5 milyon kişiye ulaşıyor. TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ Şurası da oldukça dikkat çekicidir: Terör kaynaklı kayıplar kamu maliyesi tarafında da çift yönlü bir baskıya neden olmuştur. 40 yıllık kümülatif borçlanma maliyetimiz 520 milyar dolara, vergi kaybımız ise 123 milyar dolara yaklaşmaktadır. Dolaylı ve doğrudan maliyetleri de dikkate alındığında terörün Türkiye'ye faturası 2,3 trilyon doların üzerindedir. Fırsat maliyetleri yönüyle baktığımızda terör nedeniyle ülkenin ekonomik kaybı bu rakamın neredeyse iki katıdır. Yatırım, istihdam, finansman, turizm, tarım, güvenlik boyutlarıyla hesap edildiğinde terörün yıllık ortalama maliyeti 50 milyar doları geçiyor. Terörsüz Türkiye sürecimiz menziline vardığında sadece analar geceleri başlarını yastığa gönül huzuru ile koymakla kalmayacak, inşallah ülkemiz işte bu ağır ekonomik faturadan da ebediyen kurtulmuş olacaktır. Bu mesele kalıcı bir şekilde çözüldüğünde kazanan 86 milyon ferdiyle tüm Türkiye olacak, millet olacak, memleket olacaktır. İş adamı kadar emekçi kardeşlerimiz de kazanacak. Çiftçilerimiz kadar turizmcilerimiz de kazanacak. Yatırımcı, ihracatçı kadar ev hanımı, emekli de kazanacak. Türk kadar Kürt de, Arap da, Laz da, Çerkez de kazanacak. Terör engeli ortadan kalktığında Türkiye ekonomisi her alanda artık yeni bir hikâye yazmaya başlayacaktır, biz buna yürekten inanıyoruz. Önümüzdeki günlerde bir süredir üzerinde çalıştığımız yasal düzenlemeyi Gazi Meclisimizin takdirine sunacağız. Cumhur İttifakı olarak Çeşitli zorluklara rağmen tam bir dayanışma içinde yürüttüğümüz bu önemli süreci millî meseleleri şahsi çıkarlarının önüne koyan siyasi partilerimizin de desteğiyle inşallah hedefine ulaştıracağız. Bunu da her fırsatta vurguladığım gibi devletimizin nitelikleriyle, aziz milletimizin değerlerine halel getirmeden yapacağız. “KIBRIS'TAKİ MESELE; KIBRIS TÜRK HALKININ EGEMEN EŞİTLİĞİNİN VE EŞİT ULUSLARARASI STATÜSÜNÜN KABULÜ MESELESİDİR” Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünü Kıbrıs Türk'ü kardeşlerimizle birlikte yine büyük bir gururla idrak ettik. 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Türk halkının varlığını hürriyetini ve güvenliğini teminat altına alan tarihî bir dönüm noktasıdır. Türkiye, uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkı ve sorumluluğu çerçevesinde Kıbrıs Türk’ünün maruz kaldığı zulme son vermiş, adada barışın ve istikrarın tesisine öncülük etmiştir. Bundan 52 sene önce Mehmetçik'le mücahitlerin omuz omuza verdiği mücadele sayesinde hamdolsun Kıbrıs Türk'ü kendi topraklarında özgür, güvenli ve onurlu bir geleceğe kavuşmuştur. Bu vesileyle milli davamız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hayata geçirilmesinde tarihî sorumluluk üstlenen dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'i, Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan'ı, bu yolda güçlü katkılar sunan Alparslan Türkeş'i, Kıbrıs Türk halkının cesaretli liderlerini, Harekâtı sevk ve idare eden komutanlarımızı ve emeği geçen devlet büyüklerimizi bir kez daha şükranla yâd ediyorum. Tabi burada şu noktayı önemli vurgulamak istiyorum: Bugün Kıbrıs meselesini değerlendirirken tarihî gerçekleri görmezden gelen yaklaşımlarla sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Kıbrıs'taki mesele iki toplum arasında teknik bir yönetim paylaşımı tartışmasının ötesinde Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabulü meselesidir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk'ünün egemen eşitliğini, özden gelen haklarını ve Doğu Akdeniz'deki meşru menfaatlerini yok sayan hiçbir girişimin başarıya ulaşması söz konusu olamaz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres'in 16 yıl aradan sonra adaya giden ilk genel sekreter olması kuşkusuz çok kıymetlidir. Türkiye, Sayın Guterres'in barış çabalarına her daim güçlü destek olmuş, kendisini samimiyetle desteklemiş bir ülkedir. Bundan sonra da kendisiyle yakın istişare içinde olmayı sürdüreceğiz. Tabi bu noktada Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne mahkûm etmeyi amaçlayan formüllerin geçmişte sonuçsuz kaldığı herkesin malumudur. Adada sükûnet ancak adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümle sağlanabilir. Öte yandan bölgemizde yaşanan gerilimleri fırsata çevirmeye çalışan Kıbrıs'ı yeni askerî yapılanmaların ve jeopolitik hesapların parçası hâline getirmek isteyen çevrelerin attığı her adımı dikkatle takip ediyoruz. Burada yanlış hesap yapanlara şu gerçeği tekrar hatırlatıyorum. Türkiye tarih boyunca olduğu gibi, 52 sene önce olduğu gibi bugün de yarın da Kıbrıs Türk’ü kardeşlerini yalnız asla bırakmayacak, eski acıların yaşanmasına ne pahasına olursa olsun bir daha asla izin vermeyecektir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin turizmde, yükseköğretimde, teknolojide ve dijital dönüşüm alanlarında bölgesinin öncü ülkelerinden biri hâline gelmesi, bütün sektörleriyle kalkınması ve Doğu Akdeniz'de istikrar ile refahın merkezi olması için iş birliğimizi yıldan yıla güçlendiriyoruz. Geçmişte asrın projesiyle Kıbrıs Türk’ünün su ihtiyacını nasıl kalıcı şekilde çözdüysek, önümüzdeki dönemde denizin altından doğalgaz hattı başta olmak üzere farklı projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. ORMAN YANGINLARIYLA MÜCADELE İklim krizinin olumsuz etkileri başta orman yangınları ve kuraklık olmak üzere dünyada giderek daha çok hissediliyor. Avrupa'da yılın başından bu yana çıkan orman yangınlarında 292855 hektar büyüklüğünde bir alan yandı. Kayıp geçen yılın aynı dönemine göre iki katın üzerinde artış gösterdi. Her sene dünya genelinde 7 milyon hektarlık bir alan orman yangınlarında maalesef yok oluyor. Biz de yakın tarihimizde büyük orman yangınları yaşadık. Beş sene önce Antalya ve Muğla'da yaşanan yangınları hâlen hatırlıyoruz. Devlet olarak her yangında olduğu gibi o yangınlardan sonra da hızlıca harekete geçtik. Tüm bakanlıklarımızın sıkı çalışmasıyla yangının yaralarını süratle sardık. Evini kaybeden vatandaşlarımıza yeni yuvalarını teslim ettik. Hükûmetimiz aleyhine yürütülen yoğun dezenformasyon kampanyalarına rağmen afet sırasında ne söz verdiysek hepsini tek tek yerine getirdik. Yanan alanların tamamı yeniden tohum ve fidanla buluştu. Yalan ağzına yuva yapmış birilerinin iddia ettiği gibi yanan alanlara temel atılmadı, tohum atıldı, oralarda oteller değil, fidanlar yükseldi. Sadece yanan alanları ağaçlandırmakla kalmadık, orman yangınlarıyla mücadele kapasitemizi daha da güçlendirdik. Şunu tüm halkımızın çok iyi bilmesini isterim: 28 bine yakın orman kahramanımız, 140 bini aşkın gönüllümüz, 28 yangın söndürme uçağımız, 119 helikopterimiz, 14 insansız hava aracımız, 6 bine yakın kara aracımızla özellikle bugünlerde 7-24 nöbetteyiz. Ekiplerimiz yılbaşından bu yana 1011'i orman, 1862'si orman dışı olmak üzere toplam 2873 yangına hızlıca müdahale etmiştir. Bugün şimdiye kadar ülkemiz genelinde 59'u orman dışı olan alan olmak üzere toplam 90 yangın çıkmıştır. Bu yangınların 81’i tamamen kontrol altına alınmıştır. Şu anda Muğla, Balıkesir, Antalya ve Çanakkale'deki yangınların kontrol altına alınmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Bu yangınların söndürülmesi için 21 uçak, 58 helikopter, 420 arazöz, 142 su tankeri, 76 iş makinesi olmak üzere toplam 929 kara aracı ile 3.210 personelimiz yoğun bir şekilde çalışıyor. Biz de çalışmaları yakından takip ediyoruz. Yangından etkilenen tüm kardeşlerimize geçmiş olsun diyorum. Kendi yangınlarımıza müdahale ederken ihtiyaç duyan ülkelere de destek veriyoruz. Şu anda çok şiddetli yangınlarla mücadele eden İspanya ve Fransa'ya ikişer adet yangın söndürme uçağımızı destek amaçlı gönderdik. Başta İspanya ve Fransa olmak üzere orman yangınlarıyla boğuşan bütün ülkelere geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bilhassa Ağustos ve Eylül aylarında çok daha dikkatli olmamız gerekiyor. Biz bütün ekiplerimiz ve imkânlarımızla teyakkuzda olmayı sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızın da hassasiyetlerini korumalarını istirham ediyorum. Şu hususlara 86 milyon olarak hepimiz lütfen dikkat edelim: Açık alanlarda ateş yakmayalım. Ormanlara cam, izmarit gibi yanıcı maddeler atmayalım. Toprağımıza da zarar veren anız yakma işinden artık vazgeçelim. Girişleri yasak olan ormanlık alanlara girmeyelim. Bir duman gördüğümüzde hemen 112'yi arayalım. Orman yangınına sebep olmanın ağır cezaları olduğunu unutmayalım. Orman yangınlarıyla mücadele eden bütün ekiplerimize tekrar başarılar diliyor, Rabbim ayaklarına taş değdirmesin diyorum. Bu düşüncelerle kabine toplantımızda aldığımız kararların hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum.”

BM Genel Sekreteri Guterres'ten Golan Tepeleri açıklaması: 'Suriye toprağıdır' Haber

BM Genel Sekreteri Guterres'ten Golan Tepeleri açıklaması: 'Suriye toprağıdır'

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Guterres ile Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, görüşmelerinde Suriye'nin yeniden imarı konusunu ele aldı. Guterres basın toplantısında yaptığı konuşmasında, "Golan Tepeleri Suriye toprağıdır. Suriye'nin toprak egemenliğine yönelik ihlaller kabul edilemez ve durdurulmalıdır" dedi. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, ülkenin yeniden imarı ve İsrail'in ülkeye yönelik ihlallerini ele aldı. Guterres ve Şeybani, Şam'da yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Dışişleri Bakanı Şeybani, Suriye’nin yeniden imar çabalarını desteklemek amacıyla BM ile işbirliğinin geliştirilmesi yollarını ele aldıklarını söyledi. Ülkedeki güvenlik ve istikrarın sağlanmasına öncelik verdiklerini belirten Şeybani, “Suriye bugün, silahların devletin elinde toplanmasına ve ülke sınırlarının güvenliğinin sağlanmasına odaklanan stratejik bir barış modeli sunmaktadır” dedi. Son dönemde yaklaşık 3.5 milyon Suriyelinin ülkesine geri döndüğünü ifade eden Şeybani, bunun dünyanın en büyük gönüllü geri dönüş hareketlerinden biri olduğunu dile getirdi. Suriye’nin uluslararası toplum ve Avrupa Birliği’nin (AB) desteğine ihtiyaç duyduğunu belirten Şeybani, “Bu dönemde başarılı bir model görmek isteyenlerin Suriye’nin yanında yer alması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu. “İsrail'in Suriye topraklarına yönelik ihlalleri bölgenin güvenliği için doğrudan tehdit oluşturuyor” diyen Şeybani, BM’nin ülkede daha aktif ve destekleyici bir rol üstlenmesini istediklerini söyledi. Guterres ile Suriye ve BM arasındaki ortaklık sürecini de değerlendirdiklerini aktaran Şeybani, “Suriye halkı mevcut aşamada ülkesinin yeniden inşasına katılma fırsatına sahiptir” diye konuştu. 'Azim ve kararlılığında Suriye’ye yardım etmeliyiz' BM Genel Sekreteri Guterres ise Golan Tepeleri’nin Suriye toprağı olduğunu belirterek, BM’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını ve egemenliğini desteklediğini vurguladı. Tüm ihlallerin durdurulması çağrısında bulunan Guterres, BM’nin hem Suriye ile hem de uluslararası toplumla işbirliği içinde ülkenin geleceğini ve refahını desteklemeyi amaçladığını ifade etti. Suriye’nin aynı anda hem iyileşme hem de yatırım sürecinden geçtiğini dile getiren Guterres, “Çok şiddetli bir çatışmadan çıkıp kendi kendini inşa eden hiçbir ülke yoktur. Bu konudaki azim ve kararlılığında Suriye’ye yardım etmeliyiz” dedi. Guterres, Suriye halkının uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödediğini ancak direnç, yenilikçilik ve aidiyet duygusunu koruduğunu belirterek, “Suriye bugün tüm Suriyeliler için daha iyi bir geleceğin temellerini atıyor. Birleşmiş Milletler olarak Suriyelilere ait olanın onlara ait olması gerektiğini kabul ediyoruz” ifadelerini kullandı. 'Golan Tepeleri Suriye toprağıdır' AA muhabirinin "Şam’a ne gibi mesajlarla geldiniz, Suriye halkının güvenliği ve istikrarını garanti altına alacak somut adımlar var mı?“ sorusu üzerine Guterres, BM'nin Golan'ın Suriye toprağı olduğu yönündeki tutumunun açık olduğunu kaydetti. BM'nin bu konudaki yaklaşımının net olduğunu vurgulayan Guterres, “Birleşmiş Milletler hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde Golan topraklarının Suriye toprağı olduğunun farkındadır. Golan Tepeleri Suriye toprağıdır, Suriye topraklarının egemenliğine yönelik ihlal kabul edilemez ve durdurulmalı” dedi. İsrail'in Golan ve Suriye topraklarındaki ihlallerinin BM tarafından birçok kez kınandığını aktaran Guterres, söz konusu meselenin ele alınmasında temel sorumluluğun BM Güvenlik Konseyine ait olduğunu söyledi. Guterres, BM'nin uluslararası hukukun korunması ve uygulanmasına yönelik mekanizmalara sahip olduğunu belirterek, “Birleşmiş Milletler olarak Suriyelilere ait olanın Suriyelilere ait olduğunun kabul edilmesi yönünde güçlü bir savunuculuk yürütüyoruz” ifadelerini kullandı.

Filistin topraklarını gasbeden İsrail'den Mescid-i Aksa'ya baskın! Haber

Filistin topraklarını gasbeden İsrail'den Mescid-i Aksa'ya baskın!

İşgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'ya İsrail polisinin koruması altında ve İsrailli yetkililerin katılımıyla sabah saatlerinden bu yana baskın düzenleyen Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin sayısı 3 bin 200'ü aştı. Mescid-i Aksa, sabah saatlerinden bu yana Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin baskınına sahne oluyor. Kudüs İslami Vakıflar İdaresi'nden yapılan açıklamaya göre, Filistin topraklarını gasbeden 3 bin 288 İsrailli yerleşimci Mescid-i Aksa'ya baskın düzenledi. Mescid-i Aksa'nın avlusuna da giren fanatik İsrailliler burada dini ritüeller gerçekleştirdi. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, söz konusu İsraillilerin Kubbetü's-Sahra'nın önünde dini ritüeller gerçekleştirdiği ve Mescid-i Aksa'nın avlusunda İsrail bayrağı açtığı görüldü. Baskınlara, İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun partisi Likud milletvekili Amit Halevi de katıldı. "İslam ülkeleri sorumluluklarını üstlenmeli" Kudüs ve Filistin eski Müftüsü, Mescid-i Aksa İmam Hatibi Şeyh İkrime Sabri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "İsrail hükümeti, Mescid-i Aksa'da yeni oldubittiler dayatmak için Yahudi dini günlerini istismar ediyor. İsrail polisinin sergilediği tutum, İsrail hükümetinin Yahudi yerleşimcilerin Mescid-i Aksa'nın kutsallığına yönelik ihlallerini desteklediğinin ve onayladığının açık kanıtıdır." dedi. İslam dünyasına seslenen Sabri, "Mescid-i Aksa yalnızca Müslümanlara aittir ve İslam ülkeleri, Aksa'nın maruz kaldığı ihlaller konusunda sorumluluklarını üstlenmelidir." ifadesini kullandı. Sabri ayrıca, "İsrail hükümeti, Mescid-i Aksa üzerinde tam kontrol sağlamayı ve İslami Vakıflar İdaresi'nin Aksa'yı yönetme yetkisini elinden almayı amaçlıyor." uyarısında bulundu. "Mescid-i Aksa'nın avlusunda ciddi bir provokasyon yaşandı" İsrailli sivil toplum kuruluşu Peace Now'ın (Barış Şimdi) ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Bu sabah Mescid-i Aksa'nın avlusunda ciddi bir provokasyon yaşandı." ifadesi kullanıldı. Açıklamada, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlemesi ve avluda dini ritüeller gerçekleştirmesinin "hassas statükonun açık bir ihlali" olduğu belirtildi. "Yerleşimci terörizmi ile dini bir savaş başlatmayı amaçlayan bir grup kundakçı arasında doğrudan bir bağlantı" bulunduğu ifade edilen açıklamada, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Yerleşim Bakanı Orit Strock, söz konusu gruplara destek vermek, fon sağlamak ve koruma sunmakla suçlandı. Filistin Din İşleri Bakanlığı: İsrail bölgede din savaşı çıkarmayı amaçlıyor Filistin Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığından yapılan açıklamada da İsrailli Bakan Ben-Gvir ve milletvekili Halevi'nin Aksa'ya düzenlenen baskınlara katılması kınandı. Açıklamada, İsraillilerin baskınının İslam'ın kutsal mekanlarına yönelik bir ihlal ve Mescid-i Aksa'nın tarihi ve hukuki statüsüne karşı işlenmiş bir suç olduğu vurgulandı. Yahudilerin dini günlerinin Aksa'ya baskın düzenlemek için istismar edildiği belirtilen açıklamada, İsraillilerin Aksa'nın avlusunda dini ritüeller gerçekleştirmesinin, Aksa'da "zamansal ve mekansal bölünmeyi oldubittiye getirerek dayatmayı amaçlayan sistematik bir işgal planı" çerçevesinde yapıldığına dikkati çekildi. Mescid-i Aksa'nın tamamının Müslümanlara ait olduğu vurgulanan açıklamada, İsrail hükümetinin üst düzey siyasi kademelerinden kaynaklanan eylemlerin "tüm bölgede din savaşı başlatmayı amaçladığı" uyarısında bulunuldu. Uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler kurumlarına, hukuki ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmeleri ve İsrail'e Kudüs ile kutsal mekanlara yönelik ihlallerini durdurması için baskı yapmaları çağrısında bulunuldu. Arap ve İslam ülkelerine de kararlı bir duruş sergileme çağrısı yapılan açıklamada, Filistin halkından İslam ve Arap kimliğini hedef alan İsrail planlarını engellemek için Mescid-i Aksa'ya gelmeyi sürdürmeleri istendi. Kudüs Valiliğinden yapılan açıklamada, İsrail polisinin, fanatik grupların sayısının 150'ye kadar çıkmasına izin vermesinin ardından Mescid-i Aksa'ya baskın yapan İsraillilerin sayısında artışın olduğu açıklanmıştı. Kudüs Valiliği, bu sabah yaptıığı açıklamada 1300'den fazla İsrailli'nin Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlediğini duyurmuştu. Açıklamada, İsrail polisinin, fanatik grupların sayısının 150'ye kadar çıkmasına izin vermesinin ardından Mescid-i Aksa'ya baskın yapan İsraillilerin sayısında artış olduğu vurgulanmıştı. İsrail polisinin Mescid-i Aksa'nın kapılarında ve Eski Şehir çevresinde önlemlerini sıkılaştırdığı ve Müslümanların ibadet etmek için Aksa'ya girişini engellediği bildirilmişti. Sabah namazında çok az sayıdaki Müslümanın Aksa'ya girebildiği aktarılan açıklamada, İsrail polisinin Müslümanları darbettiği kaydedilmişti. Filistin topraklarını gasbeden İsrailli gruplar, Yahudilerin dini günü Tisha B'Av nedeniyle Aksa'ya geniş çaplı baskın düzenleme çağrısında bulunmuştu.

ETABEY KARATOPRAK yazdı: "ABD ile İRAN Nasıl Anlaşabilir?.."          Haber

ETABEY KARATOPRAK yazdı: "ABD ile İRAN Nasıl Anlaşabilir?.."         

İran ile ABD arasında imzalalan mutabakat metnine dayalı bir anlaşmanın düzenlenmesini engelleyen; matematikçilerin söylemiyle sınırlayıcı şartlar (boundary conditions), siyaset bilimcileri ve işletmecilerin deyimiyle ise kısıtlayıcılar (engeller) var. Bunları sıralaması : 1) Yemen sorununun çözüme kavuşturulmasını şart koşan Suudi beklentisi. 2) Devlet olarak yaşamak isteyen Lübnan’ın huzura, İsrail’in güvenliğe kavuşması için Hizbullah’ın silahsızlandırılarak sisteme uyum sağlamasını bekleyen Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri. 3) İran’a uydu ve silah desteği veren Çin, Rusya ve Kore’nin Avrupa ile asya arasında duvar oluşturan İran’ın bölünmesini engelleme çabaları. Bazen kürt kartının öne çıkarılma nedeni bu üç ülkeye verilen gözdağıdır. İleri giderseniz İran’ı parçalar Orta Asya’yı Türklere açarım diyor. Trump’ın bize dostluk gösterip “her türlü desteği vereceğim” demesi adı geçen üç ülkenin İran’a desteği kesmeleri talebidir. 4) İran’da, resmen açıklanmasa da molla ve Cumhuriyet rejimi ortadan kaldırılmıştır. Mojtaba Hamaney adına yapılan açıklamaların devrim muhafızları tarafından yapıldığı kanaatindeyim. O bombalamadan, bahçeye çıkarak sağ kalma ihtimali yok. Bahçe kalmamış. Yaşama ihtimali çok düşük. Şu anda devrim muhafızları arasında batı ve doğu tarafından kabul edilebilecek demir yumruğun kim olacağı tartışmaları ve mücadelesi vardır. Mollalar halkı yönledirecek yerel faaliyetleri yürütmekle görevli olacaklar. Devrim muhafızları partileşerek devlet başkanlığı yönetimi kurulacak. Bu sağlandığı gün İran, ABD ile barış anlaşması imzalamaya hazır hale gelecek. 5) ABD de petrolün üretim ve dağıtım maliyeti 100 dolar civarında. Bir varil benzinin pompa satış fiyatı ABD ortalama benzin fiyatı (20 Temmuz 2026): 4,02 $/galon 1 varil (160 litre) = 42 galon,. 4,02 × 42 = 168,84 $/varil . Yani ABD’de bir varil benzin pompada yaklaşık 169 dolar seviyesindedir. Bu nedenle İran ve diğer ülkelerin petrol satış fiyatlarını kontrol altına alma ihtiyacı duymaktadır. Dünya ekonomisinde yeni denge petrolün varil fiyatının 80-90 $ da sabitlenmesiyle sağlanacağı kanaatindeyim. Bu nedenle Çin’in ucuz petrol temin ettiği İran ve Venezuella gibi ülkelere serbest davranış hakkı verilmeyecektir. Çin de sahip olduğu haksız rekabet şartlarını kaybedecektir. Matematikte bu şartların her biri, denklem haline getirelerek oluşturulan, denklem takımında bilinen metodlarla ortak çözüm aranır. Sosyal bilimler ve işletmede ise bunlar çerçevenin sınırları olarak kabul edilir ve dışına çıkılmadan sırasıyla ele alınarak çözüm aranır. Her koşulun tarafları biraraya gelerek sorun çözüme ulaştırılır. Nihai genel çözüm oluşturulur. Bu süreç ne kadar uzarsa çatışmalar da devam eder. Arada bir ateşkesler ile mola verilir. Eğer İran uzlaşmaz ise bölge haritası yeniden çizilerek nihai çözüme ulaşılır. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

Trump'a uyarı: İran'a kara harekâtı, Vietnam'dan daha ağır bir bataklığa saplanmak anlamına gelir Haber

Trump'a uyarı: İran'a kara harekâtı, Vietnam'dan daha ağır bir bataklığa saplanmak anlamına gelir

Los Angeles Times, ABD ile İran arasında devam eden savaşı değerlendirdiği analizinde, yıllarca "sonsuz savaşların" en sert muhaliflerinden biri olan ABD Başkanı Donald Trump'ın, şimdi kendisinin uzun süreli ve yıpratıcı bir savaşın eşiğinde bulunduğunu yazdı. Gazete, dört buçuk ayı geride bırakan savaşın sona ermesine ilişkin hâlâ net bir perspektif bulunmadığını belirtti. Gazete, Donald Trump'ın geçmiş yıllarda Afganistan ve Irak savaşlarının yanı sıra ABD'nin Ukrayna'ya verdiği desteği de defalarca "hata" ve "zaman kaybı" olarak nitelendirdiğini hatırlattı. Ancak ABD ile İsrail'in İran'a yönelik ortak operasyonunun başlamasının ardından Trump yönetiminin, çatışmaların birkaç hafta içinde sona ereceğini vaat ettiği ifade edildi. Aradan dört aydan fazla süre geçmesine rağmen yalnızca ateşkeslerin art arda bozulduğu değil, karşılıklı saldırıların da sürdüğü belirtilirken, Washington'ın "kabul edilebilir savaş sonu" olarak neyi tanımladığına ilişkin hâlâ net bir çerçeve ortaya koymadığı kaydedildi. Habere göre, son günlerde ateşkes bir kez daha bozuldu ve karşılıklı saldırılar yeniden başladı. İran'ın Ürdün'deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü'ne düzenlediği füze saldırılarında iki ABD askeri hayatını kaybetti, Irak'ta ise bir ABD askeri daha yaşamını yitirdi. Pentagon'un açıklamasına göre, savaşın başlangıcından bu yana 17 ABD askeri öldü, 430'dan fazla asker ise yaralandı. İsviçre'deki St. Gallen Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü ve Ortadoğu uzmanı Andreas Böhm, Los Angeles Times'a yaptığı değerlendirmede, "Trump'ın bakış açısından güç göstermenin en kolay yolu İran'ı bombalamak ve sonucu beklemektir. Ancak bu saldırılar taktik açıdan etkileyici görünse de stratejik düzeyde herhangi bir kazanım sağlamadı. Gerçek şu ki İran tutumunda herhangi bir değişikliğe gitmedi. Taktik başarı stratejik başarıyla karıştırılırsa hiçbir savaş sonuca ulaşamaz." ifadelerini kullandı. Los Angeles Times, savaşın Trump açısından iç politikadaki sonuçlarına da dikkat çekerek, artan can kayıpları ve çatışmaların uzamasının "MAGA" hareketi destekçileri arasında görüş ayrılıklarına yol açtığını yazdı. Tucker Carlson, Megyn Kelly ve Alex Jones gibi isimlerin savaşın sürdürülmesini eleştirdiği, bazı Cumhuriyetçilerin ise bunun Kongre ara seçimlerine etkisinden endişe duyduğu belirtildi. Haberde ayrıca müzakerelerin geleceğine ilişkin de kuşkular dile getirildi. 2015 nükleer anlaşmasının, yüzlerce diplomat ve uzmanın katılımıyla 600 gün süren müzakerelerin ardından sağlandığı hatırlatılırken, Trump yönetiminin diplomatik mekanizmayı zayıflatması ve sınırlı sayıdaki müzakerecilere dayanması nedeniyle benzer bir anlaşmaya ulaşma ihtimalinin düşük olduğu ifade edildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.