Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İsrail

bursaarena.com.tr - İsrail haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İsrail haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan savunma anlaşması TBMM’de kabul edildi Haber

Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan savunma anlaşması TBMM’de kabul edildi

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında ortak savunma iş birliğini öngören Mekke Anlaşması’nın onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Görüşmelerde anlaşmanın kapsamı ve Meclis denetimi konusunda farklı değerlendirmeler dile getirildi. TBMM Genel Kurulu’nda, “Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi” görüşülerek kabul edildi. Görüşmeler sırasında Yeni Yol Partisi İstanbul Milletvekili Birol Aydın, milletvekillerine oylamada vicdanlarıyla akıllarını birlikte değerlendirme çağrısı yaptı. CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, anlaşmanın uygulanmasının Türkiye’nin diğer uluslararası yükümlülükleriyle çelişmesini önleyecek açık kuralların belirlenmesi gerektiğini söyledi. Güzelmansur ayrıca, kamu kaynaklarının ve Türkiye adına alınan kararların yer aldığı mekanizmaların Meclis denetimi dışında bırakılmaması gerektiğini vurguladı. TBMM'nin resmi internet sitesinde yer alan habere göre; İYİ Parti İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, anlaşmanın içeriğine ve Meclis’e sunulma sürecine yönelik eleştirilerde bulundu. Türkiye’nin İslam ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmesine karşı olmadıklarını belirten Kavuncu, İsrail tehdidinin propaganda aracı değil, jeopolitik bir gerçeklik olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. DEM Parti Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, halkların geleceğini belirsiz askeri müdahalelere bağlayan yaklaşıma karşı olduklarını söyledi. Yeni Parti İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın ise anlaşmanın bölgesel güvenlik hesaplarının bir parçası olduğunu ileri sürerek, Türkiye’nin bu yolla ulusal güvenliğini güçlendirmediğini savundu. AK Parti Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız, anlaşmanın bölgede güvenlik iş birliğini artırmayı hedeflediğini belirtti. Anlaşmanın herhangi bir üçüncü ülkeyi hedef almadığını söyleyen Altunyaldız, temel amacın çatışmaları büyütmek değil, önlemek olduğunu kaydetti. GENEL KURUL’DA ECEVİT TARTIŞMASI Teklifin üçüncü maddesi görüşülürken AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın, Bülent Ecevit’in 1999’da Merve Kavakcı’nın Meclis’te yemin etmesine ilişkin tutumunu hatırlatması üzerine Genel Kurul’da tartışma yaşandı. CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı, Ecevit’in Kıbrıs ve Beşparmak Dağları’ndaki rolüne dikkat çekerek Usta’nın sözlerine tepki gösterdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir de Ecevit’in ölüm yıl dönümünde bu konunun gündeme getirilmesini eleştirdi. DSP Genel Başkanı Önder Aksakal ise Ecevit’in anılmasına teşekkür ederken, başörtüsü meselesinin yeniden gündeme taşınmasını doğru bulmadığını söyledi. Teklifin kabul edilmesinin ardından TBMM Başkanvekili Celal Adan, Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanun Teklifi’nin görüşmelerine geçileceğini bildirdi. Komisyonun yerini almaması üzerine Genel Kurul, 10 Kasım Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere kapatıldı.

Katil Netanyahu'ya karşı İsrail Meclisinde güç birliği Haber

Katil Netanyahu'ya karşı İsrail Meclisinde güç birliği

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Arap partilerinin de desteğiyle elde ettikleri meclis çoğunluğunu katil Netanyahu hükümetine karşı derhal kullanacaklarını açıkladı. Eisenkot, genel seçimlerin ardından yaptığı yazılı açıklamada, "Rakamlara nereden bakarsanız bakın, 500 binden fazla oy farkıyla İsrail vatandaşlarının çoğunluğu 7 Ekim ve asker kaçağı hükümetine karşı, değişimden yana oy kullandı." ifadelerini kullandı. Seçim sonuçlarının Netanyahu liderliğindeki mevcut aşırı sağcı hükümet karşısında değişim iradesini ortaya koyduğunu vurgulayan Eisenkot, muhalefetin yeni dönemde Arap partileriyle birlikte elde ettiği meclis çoğunluğunu derhal etkin bir şekilde kullanmaya başlayacağını belirtti. Yashar Partisi lideri, partisinin meclisteki öncelikli gündemlerinin 7 Ekim'e ilişkin devlet soruşturma komisyonu kurulması, Ultra-Ortodoksları (Harediler) da kapsayan zorunlu askerlik düzenlemesi ve muhalefetin "bağımsız yargıya darbe" olarak nitelediği yargı reformunun iptal edilmesi olacağını söyledi. Eisenkot, İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Raam Partisi ve Ortak Liste'nin desteğiyle hükümet kurma ihtimaline açık kapı bıraktı, ancak İsrail'i Yahudi devleti olarak tanımayı, İsrail Bağımsızlık Bildirgesi'nin değerlerine bağlı kalmayı ve Hamas'ı "terör örgütü" olarak tanımayı şart koştu. ABD Başkanı Donald Trump'ın hükümet kurma çabalarına olası müdahalesine atıfta bulunan Eisenkot, "İsrail'in bir sonraki hükümetinin bileşimine ilişkin karar, herhangi bir dış müdahale veya manipülasyon olmaksızın, yalnızca İsrail vatandaşlarına aittir." ifadelerini kullandı. İsrail basını hafta içinde ABD Başkanı'na yakın kaynaklara dayandırdığı haberinde, Trump'ın İsrail seçimlerinin ardından Netanyahu'ya muhalefetle ulusal birlik hükümeti kurması için baskı yapacağı iddiasını gündeme taşımıştı. ABD Başkanı Trump, İsrail'deki seçimlere ilişkin Netanyahu'nun "iyi durumda" olduğunu savunarak, Netanyahu liderliğinde bir birlik hükümeti kurma çabalarına dahil olup olmayacağını henüz düşünmediğini belirtmişti. Eisenkot ile Lapid koalisyon kurmak için atılacak adımları görüştü Muhalefetteki Beyahad Partisi’nin iki numaralı ismi eski Başbakan Yair Lapid ile Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, genel seçimlerin ardından bir araya geldi. İkili arasında kamuoyuna duyurulan ilk resmi temasa ilişkin Lapid, ABD merkezli X sosyal medya platformundaki hesabından, Eisenkot'la seçim sonuçlarını değerlendirdiklerini ve "seçmenin iradesini hayata geçirme yönündeki ortak sorumluluk bilinciyle atılacak adımları koordine ettiklerini" vurguladı. İsrail'de 27 Ekim'de yapılan ve 5,6 milyon seçmenin oy kullandığı parlamento seçimlerinin kesin olmayan sonuçlarına göre, Netanyahu liderliğindeki iktidar bloku 53 milletvekili çıkarırken, Eisenkot öncülüğündeki muhalefet bloku 48 milletvekilinde kaldı. Böylece iki blok da 120 sandalyeli İsrail Meclisinde koalisyon kurmak için yeterli sayı olan 61 milletvekiline ulaşamadı. İsrail'deki Filistinlileri temsil eden partiler, 19 milletvekili elde ederek tarihi bir temsil düzeyine ulaştı. Hadash, Taal ve Balad partilerinin oluşturduğu Ortak Liste 11, Mansur Abbas liderliğindeki Raam Partisi 8 milletvekili çıkardı.

Petrol fiyatlarındaki yükseliş ve ABD’de enflasyonun hızlanmasıyla altın geriledi Haber

Petrol fiyatlarındaki yükseliş ve ABD’de enflasyonun hızlanmasıyla altın geriledi

Uluslararası piyasalarda Altın fiyatları, petrol fiyatlarındaki yükseliş ve ABD'de enflasyonun hızlandığını gösteren verilerin açıklanmasının ardından bugün geriledi. Söz konusu gelişmeler, ABD Merkez Bankasının (FED) yılın ilerleyen dönemlerinde faiz oranlarını yeniden artırabileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi. Spot altının ons fiyatı, % 0,5 düşüşle 4 bin 54 dolara geriledi. Aralık vadeli ABD altın kontratları da % 0,5 değer kaybederek ons başına 4 bin 10,10 dolara indi. Değerli metal, üst üste ikinci ayı da kayıpla kapatmaya hazırlanıyor. KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, altın fiyatlarındaki düşüşün ons başına 4bin dolar seviyesindeki teknik destek noktasına ilişkin ciddi soru işaretleri yarattığını söyledi. Waterer, fiyatların gerilediği dönemlerde gerçekleştirilen alımların daha önce kayıpları sınırladığını, ancak alım fırsatı kollayan yatırımcıların fiyatları destekleme kapasitesinin henüz netleşmediğini belirtti. Waterer, bu hafta açıklanan ABD ekonomik verilerinin FED'in aralık ayında faiz artırması ihtimalini destekleyen yeterli göstergeler içerdiğini ifade etti. Petrol fiyatlarının mevcut seviyelere yükselmesinin de enflasyon açısından altın üzerindeki baskıyı artırdığını kaydetti. ABD'de enflasyon, eylül ayında tüketicilerin benzin ve diğer ürünler için daha fazla ödeme yapmasıyla hızlandı. Bu gelişme, ekonomistlerin aralık ayında faiz artırımı yapılabileceğine ilişkin beklentilerini güçlendirdi. Faiz oranlarının yükselmesi, yatırımcısına faiz getirisi sağlamayan altını elde tutmanın alternatif maliyetini artırarak değerli metalin yatırımcılar açısından cazibesini azaltıyor. CME Group bünyesindeki FedWatch aracına göre piyasalar, aralık ayında faiz artırımı yapılması ihtimalini yaklaşık yüzde 75 olarak fiyatlıyor. Enerji piyasalarında ise petrol fiyatları bugün yükseldi. Hürmüz Boğazı'nda bir petrol tankerini hedef alan saldırı, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın enerji arzına yönelik risklerini yeniden gündeme taşıdı. Petrol fiyatları böylece üst üste dördüncü ayda da yükseliş kaydetmeye hazırlanıyor. Japonya'da bugün açıklanan veriler ise başkent Tokyo'daki yıllık çekirdek enflasyonun ekim ayında Japonya Merkez Bankasının yüzde 2'lik hedefini belirgin biçimde aştığını ortaya koydu. Bu durum, ülkede fiyat baskılarının arttığına işaret etti. Diğer değerli metallerde de düşüş yaşandı. Spot gümüş %1,6 gerileyerek ons başına 51,53 dolara, platin % 1,9 düşüşle bin 459,75 dolara, paladyum ise % 1,4 kayıpla 992,37 dolara indi. Söz konusu üç metal de haftayı ve ayı kayıpla tamamlamaya hazırlanıyor.

İsrail seçimleri: Netanyahu'nun baş rakibi Gadi Eisenkot kimdir? Haber

İsrail seçimleri: Netanyahu'nun baş rakibi Gadi Eisenkot kimdir?

Anketler, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun partisi Likud ile aşırı sağ ve ultra-Ortodoks partileri biraraya getiren bloğun, 27 Ekim'deki genel seçimlerden sonra çoğunluğu sağlamakta zorlanabileceğini gösteriyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Gadi Eisenkot. Eski ordu komutanı Eisenkot son otuz yılın büyük bölümünde İsrail'i yöneten Netanyahu için beklenmedik bir meydan okuma. Eisenkot, siyaset sahnesinde nispeten yeni bir isim. 2022'de Ulusal Birlik Partisi'nden Knesset'e (İsrail parlamentosu) girdi. Daha sonra, kendi ifadesiyle ideolojik farklılıklar nedeniyle partiden ayrıldı. Geçen yıl muhalefetin önde gelen isimlerinden ayrılarak kendi merkezci partisi Yashar'ı (anlamı "doğru" veya "dürüst") kurduğundan beri Eisenkot, seçim yarışında Netanyahu'nun en büyük rakibi haline geldi. Binyamin Netanyahu, son yıllarda yolsuzluk iddiaları (kendisi bu suçlamaları reddediyor) ve 7 Ekim 2023 saldırılarının yönetiliş biçimine yönelik eleştirilerle karşı karşıya. Ayrıca yargı sistemini yeniden yapılandırmaya yönelik tartışmalı reform girişimleri de son dönemin en büyük protesto hareketine yol açtı. Ancak Eisenkot'un ona karşı seçimlere katılma kararlılığının ardında kişisel bir trajedi de yatıyor. Beş çocuğunun en küçüğü olan oğlu Başçavuş Gal Eisenkot, 7 Ekim'de Hamas tarafından rehin alınan iki İsrailli rehinenin cesetlerini kurtarma görevi sırasında Aralık 2023'te Gazze'nin kuzeyinde meydana gelen bir patlamada hayatını kaybetti. Kaynak, Reuters /// Eisenkot'un en küçük çocuğu Gal, 2023 yılında Gazze'de İsrail ordusunda görev yaparken çatışmada hayatını kaybetti Gadi Eisenkot, Tel Aviv'in kuzeyindeki varlıklı bir sahil kenti olan Herzliya'daki evinde sakladığı, kendisine birkaç kutuda verilen oğlunun eşyalarına henüz bakamadığını söylüyor. Nisan ayında İsrail kamu radyosu Kan Reshet Bet'e konuşan 66 yaşındaki Eisenkot, "Hâlâ açmadım. Sürekli erteliyorum" dedi. Gal'in ölümü, Gazze operasyonunda iki yeğenini kaybetmesi ve Netanyahu hükümetinin benzeri görülmemiş Hamas saldırılarını önleyemediği görüşü, Eisenkot'un siyasi motivasyonunu artırdı. Ekim ayı başlarında The Times of Israel gazetesine, "Zamanı geri çeviremem" demiş ve "Gal'in ödediği ağır bedele layık olmak için elimden gelen her şeyi yapacağım" diye eklemişti. Netanyahu ve kabinesini hesap verebilir hale getirmek, yapılacaklar listesinde yer alıyor. 7 Ekim saldırılarının ardından Eisenkot, ulusal birlik gösterisi olarak diğer muhalefet liderleriyle birlikte Başbakan'ın savaş kabinesine katıldı. Haziran 2024'te istifa etti ve Netanyahu'yu, saldırı sırasında Hamas tarafından rehin alınanların serbest bırakılması için daha hızlı hareket etmemekle suçladı. "Onun döneminde kadınlar ve çocuklar kaçırıldı ve onları kurtarmak için gerekeni kasten yapmadı" dedi. Netanyahu bu iddiayı defalarca reddetti. Kaynak,Getty Images /// Eisenkot (sağda), Netanyahu hükümetinde 2015'ten 2019'a kadar ordu genelkurmay başkanı olarak görev yaptı Netanyahu, Eisenkot'un savaş kabinesinde yer aldığı dönemde Gazze'deki önemli askeri hamlelere karşı çıktığını söylüyor. Ona göre, Eisenkot'un yaklaşımı Hamas'ı zayıflatmazdı. Times of Israel'in haberine göre Netanyahu, Haziran ayında düzenlediği bir basın toplantısında, "Gadi Eisenkot'un ve diğerlerinin Gazze'deyken söylediklerini hatırlıyorum. Basitçe bir anlaşma yapmamız, rehineleri serbest bırakmamız ve Gazze'den, tüm Gazze'den ayrılmamız gerektiğini söylediler" demişti. Netanyahu, bu stratejinin izlenmesinin, savaş sırasında İsrail tarafından öldürülen "tüm Hamas üyelerinin" ve üst düzey yetkililerin "hala orada, hala hayatta ve hala kontrolü ellerinde tutacakları" anlamına geleceğini de sözlerine ekledi. Ynet News internet sitesine verdiği son röportajda Eisenkot, Netanyahu'nun iddiasını reddetti ve Başbakan'dan savaş kabinesi görüşmelerinin ve oylamalarının tutanaklarını kamuoyuna açıklamasını istedi. Seçimden birkaç gün önce Eisenkot, seçilmesi halinde 18 ay içinde Hamas yönetimini sona erdireceğine söz vermişti. Eisenkot'un öncelikleri İsrail'in en önde gelen gazetecilerinden ve Eisenkot'un siyasi yolculuğunu yakından takip eden akademisyen Nadav Eyal, Eisenkot'un kişisel kaybının ona "bir amaç ve misyon duygusu" aşıladığını söylüyor. Eyal, bu misyonun sadece Yashar partisinin mevcut başbakanı devirmek için koalisyon kurmaya yetecek sayıda sandalye kazanmasını sağlamakla ilgili olmadığını da ekliyor. Netanyahu gibi Eisenkot da Gazze'ye yönelik gelecekteki planların Hamas'ı dışlaması gerektiğine inanıyor. Eyal BBC'ye verdiği demeçte, "Oğlunun Hamas tarafından, Hamas'ın başlattığı bir savaşta öldürüldüğünü anlamak çok önemli" diyor. Emekli general, iki devletli çözüm (İsrail devletinin yanında bir Filistin devletinin tanınması) konusunda da herhangi bir destek ifade etmedi. İsrail medyasının haberine göre, Ağustos ayı sonlarında bu olasılığa hala inanan herkesin "hayalperest" olduğunu söyledi. Ancak Filistin Yönetimi ile İsrail ilişkilerini "yeniden tanımlamayı" amaçladığını belirtti. Ekim ayında Times of Israel'e verdiği röportajda, "Filistin Yönetimi'nin [işgal altındaki Batı Şeria'da yaşayan] 2,8 milyon Filistinliyi yönetmesine izin verilmesi gerekiyor. Ben onları yönetmek istemiyorum" demişti. Kaynak, Anadolu via Getty Images /// Eisenkot, Batı Şeria'daki Filistinlilere karşı Yahudi yerleşimciler tarafından uygulanan şiddeti dizginleme sözü verdi Eisenkot, İsrail yasalarına ve ulusal çıkarlarına uygun olması koşuluyla büyük yerleşim bloklarının genişlemesini desteklerken, Batı Şeria'nın bazı bölgelerinde Yahudi yerleşimcilerin varlığını artırmaya yönelik tartışmalı planlara, özellikle de Kudüs'ün doğusunda E1 olarak bilinen bir bölgedeki yerleşimin genişletilmesi planına karşı çıktı. İsrail Batı Şeria'yı ikiye bölen yerleşim planını onayladı: 'Filistin devleti fikrini gömüyoruz' Çekinceleri uluslararası toplumdaki olumsuz tepkilerden kaynaklanıyor gibi görünse de son olarak "Yahudi teröristleri Yahudiye ve Samarya'dan (İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria için kullandığı isim) çıkaracağına" söz verdi. Kampanya vaatlerinden biri de, İsrail hükümetinin olası ihmallerini inceleyecek bir 7 Ekim saldırıları soruşturması başlatmak. Ülkedeki büyük medya kuruluşları, Netanyahu'nun BAE ve Mısır yetkilileri tarafından Gazze'den gelebilecek olası bir saldırı konusunda uyarıldığı iddialarını yayınladı. Başbakan iddiaları reddetti ve ilk iddiayı ortaya atan İsrail gazetesine dava açtı; ayrıca İsrail Yüksek Mahkemesi tarafından yürütülecek bir devlet soruşturmasını da sürekli olarak reddetti ve yargının kendisine karşı önyargılı olacağını savundu. Eisenkot, "Bu seçim, sorumluluk almakla sorumluluktan kaçmak arasında bir seçimdir" diyor. Kaynak, Reuters /// Eisenkot, 7 Ekim 2023 saldırılarıyla ilgili kamuoyu soruşturması yapılmasını savunan birçok İsrailli siyasetçiden biri Eisenkot, 10 maddelik programında, ülkeyi terk eden yüksek vasıflı İsraillilerin sayısını azaltmak ve yeni göçmenlerin gelişini teşvik etmek için acil bir program başlatma sözü de verdi. Ayrıca, ultra-Ortodoks Yahudi toplulukları ve Arap İsrailliler için geçerli olan askerlik hizmetinden muafiyet kurallarını da sona erdirmek istiyor. The Times of Israel'e verdiği demeçte "Yapacağımız bir diğer şey ise tüm İsrail vatandaşları için evrensel bir hizmet yasası çıkarmak olacak: askerlik, ulusal veya sivil hizmet, Arap vatandaşları için ulusal hizmet de dahil" dedi. Daha önce Netanyahu yönetimi de dahil olmak üzere askerlik hizmetini genişletmeye yönelik girişimler, ultra-Ortodoks toplulukların protestolarıyla sonuçlanmıştı. Mütevazı kökenler Kaynak, Reuters /// Anketler, Gadi Eisenkot ve Binyamin Netanyahu arasında çok çekişmeli bir yarış olduğunu gösteriyor; ancak ikisinin de Knesset'te mutlak çoğunluğu kazanması beklenmiyor İsrail'in ana siyasi güç merkezleri olan Kudüs ve Tel Aviv'den oldukça uzak iki şehir olan Taberiye'de doğan ve Eilat'ta büyüyen Eisenkot, 1950'lerde İsrail'e yerleşen mütevazı imkanlara sahip Faslı göçmenlerin oğlu. Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki Yahudi toplulukları Mizrahi olarak biliniyor. Daha önce bu topluluğa mensup politikacılar denemiş olsa da, bugüne kadar hiçbir Mizrahi İsrail başbakanı olmadı. Kampanya sırasında Eisenkot ile vakit geçiren The New Yorker editörü David Remnick, Eisenkot'un Netanyahu'nun İsrail toplumundaki dışlanmış kesimlerin, örneğin Mizrahimlerin, savunucusu olma duruşuna meydan okuduğunu söylüyor. Bu durum, Netanyahu'nun Doğu Avrupa Yahudi göçmenlerinin soyundan gelmesi ve Kudüs'ün varlıklı bir mahallesinde büyümüş olması gerçeğiyle çelişiyor gibi görünüyor. İsrail medyasında yer alan haberlere göre, tarihsel olarak Likud'u destekleyen Mizrahim topluluğu, Eisenkot'u tanımlamak için sıklıkla Fas Arapçası "dialina" ("bizden biri") kelimesini kullanıyor. Eisenkot, bu yılın başlarında Kanal 13 televizyonuna verdiği röportajda, "Ailem Fas'tan göç etti ve onlarla ve kökenlerimle gurur duyuyorum, ancak her şeyden önce İsrailliliğimizle gurur duyabilmemizden mutluluk duyardım" demişti. Askeri yaşam Kaynak, Reuters /// Eisenkot, 7 Ekim saldırılarının ardından Gazze'nin işgalini destekledi ve Filistin devletine karşı Eisenkot, 18 yaşında İsrail ordusuna katıldı ve 40 yıl boyunca orduda görev yaparak, 2015'ten 2019'a kadar yürüttüğü Genelkurmay Başkanlığı görevine kadar yükseldi. 2000'li yıllarda, dört yıl süren ve yaklaşık 1000 İsrailli ile 3000'den fazla Filistinlinin öldürüldüğü ikinci intifada sırasında Batı Şeria'daki İsrail güçlerinin komutanıydı. Eisenkot daha sonra, İsrail'in saldırıya uğradığına inandığı bölgelerdeki sivil altyapıya karşı askeri gücün ezici bir şekilde kullanılmasını savunan "Dahieh Doktrini" ile ilişkilendirilecekti. Ayrıca, Eisenkot'un Netanyahu'ya yönelik tüm eleştirilerine rağmen, 7 Ekim saldırılarına İsrail'in askeri yanıtına karşı hiçbir zaman konuşmadığını da belirtmek gerek. Hamas önderliğindeki saldırıda yaklaşık 1200 kişi öldü ve 251 kişi rehin alındı. Buna karşılık İsrail, Gazze'de askeri bir operasyon başlattı ve Hamas'ın kontrolündeki sağlık bakanlığının verilerine göre 74.200'den fazla kişi öldü. Bu rakamlar BM tarafından da güvenilir kabul ediliyor. "Kendimizi savunmak zorundayız. Bunun nereden başladığına dürüstçe bakmalısınız" dedi Eisenkot The Times of Israel'e. Gazeteci ve yayıncı Mehdi Hasan, İngiltere merkezli Guardian gazetesindeki yazısında "Eisenkot, Netanyahu değil" ancak "hem Batı Şeria'da hem de Gazze'de aynı yayılma ve yıkım politikalarına" izin vereceğini kaydetti. İsrail'de The Economist dergisinin muhabiri ve Netanyahu'nun biyografisinin yazarı Anshel Pfeffer, Eisenkot'un "pasifist olmadığını" söylüyor. "Ama aynı zamanda ciddi bir adam imajına da sahip biri. Kampanyada şu ana kadar çılgın vaatlerde bulunmuyor. Ayrıca, elit bir geçmişe sahip değil, bu da karalanmasını çok zorlaştırıyor" diyor. Eisenkot'un Netanyahu'ya doğrudan rakip olarak ortaya çıkmasının beklenmedik bir durum olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Altı ay öncesine kadar en muhtemel rakip [eski Başbakan] Naftali Bennett'ti. Ancak Eisenkot, doğru zamanda seçmenlerin gönlünü kazanmış gibi görünüyor." Eisenkot genellikle Netanyahu'nun tam tersi olarak tanımlanıyor: Spot ışıkları altında başarısız ve iyi bir siyasi hatip olmayan biri. Eyal, Eisenkot'un siyaset yapmaktan bile zevk almadığına inanıyor. At pazarlığı oyunu Kaynak, Reuters /// Netanyahu, katıldığı 10 Knesset seçiminden altısında hükümet kurmayı başardı Anketlerde iyi bir performans gösterse de, Eisenkot'un partisinin 120 sandalyeli Knesset'te mutlak çoğunluğu kazanması beklenmiyor; çoğunluk hükümeti kurmak için 61 sandalye gerekiyor ve bu durum tarihsel olarak partileri koalisyon hükümetleri kurmaya zorladı. Ancak Binyamin Netanyahu seçim sonrası oyununda usta biri: Likud lideri olarak 10 ulusal seçime katıldı ve altı kez koalisyon hükümeti kurmayı başardı. Buna, partisinin ana rakibinden daha az sandalye kazandığı 2009 seçimleri de dahil. Son birkaç haftadır Netanyahu'nun seçim kampanyası, Eisenkot'un hükümet kurabilmesi için Arap liderliğindeki partilerin desteğini alması gerekeceğini savunuyor. Arap partileri, İsrail'de yaşayan iki milyondan fazla Arap vatandaş ve yerleşik arasında (ülke nüfusunun yaklaşık %20'sini temsil ediyorlar) popüler ve anketler dört ana Arap partisinin (Hadash, Ta'al, Balad ve Ra'am) toplamda 12-15 Knesset sandalyesi kazanabileceğini öngörüyor. Başbakan, seçim kampanyası videosunda Eisenkot'a "Yahudi devleti mi istiyorsunuz, yoksa Filistin devleti mi?" diye sordu. Eisenkot, hükümetinde Arap partilerinin yer almasını açıkça reddetti, ancak olası bir azınlık hükümetinde Knesset'te Netanyahu karşıtı bir ittifaka kapıyı tamamen kapatmaktan kaçındı. Tel Aviv merkezli siyasi analist Dahlia Scheindlin, BBC'ye verdiği demeçte, "Netanyahu, destekçilerini kendisine oy vermenin ölüm kalım meselesi olduğuna ikna edebilme yeteneği sayesinde iktidarda kalmayı başardı" diyor. Ancak bu sefer Eisenkot'un geçmişi Başbakan için işleri zorlaştırabilir diyor. "İsrail halkının orduya duyduğu yüksek güven nedeniyle, askeri liderler İsrail devletinin kuruluşundan bu yana halkın desteğinden yararlanmıştır." Çitleri onarmak Eisenkot zaferi İsrail ile uluslararası toplum arasındaki ilişkileri düzeltmeye yardımcı olur mu? Chatham House'da uluslararası ilişkiler uzmanı İsrailli Profesör Yossi Mekelberg, BBC'ye bunun böyle bir potansiyele sahip olduğunu söyledi. Ancak "bir gecede değişim" umutlarına karşı uyarıda bulunuyor ve Netanyahu'nun yerine başka birinin gelmesinin İsrail'in iyi niyetinin garantisi olmadığını belirtiyor. "Eisenkot'un partisi de dahil olmak üzere muhalefet partilerinden hiçbirinin Netanyahu'ya net bir alternatif sunduğuna inanmıyorum." Profesör Mekelberg, "Eisenkot kazanırsa Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimleri konusunda kararlı önlemler alması ve Gazze'deki durumu iyileştirmesi gerekecek" diye ekliyor. Fernando Duarte // BBC Dünya Servisi (Orijinali İngilizce olan bu yazının çevirisinde yapay zekadan yararlandık).

ABD Büyükelçisi Tom Barrack: İsrail “içten çöküşe” doğru ilerliyor Haber

ABD Büyükelçisi Tom Barrack: İsrail “içten çöküşe” doğru ilerliyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Washington’ın Suriye Özel Temsilcisi, İsrail rejiminin askerî gücüne ve ileri teknolojisine rağmen “içten çöküş” riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu. Tom Barrack, Amerikalı gazeteci ve medya aktivisti Mario Nawfal ile yaptığı söyleşide, Siyonist rejimin karşı karşıya olduğu asıl tehdidin dış düşmanlar olmadığını, aksine iç bölünmelerin ve aşınmanın uzun vadede bu rejimin varlığını ciddi biçimde tehdit edeceğini vurguladı. Barrack, İsrail’in teknolojik üstünlüğe ve gelişmiş askerî ve taktiksel kapasitelere sahip olmasının, stratejik tehditlere karşı mutlaka güvende olduğu anlamına gelmediğini vurguladı. Bununla birlikte Barrack, İsraillileri “kötü” olarak görmediğini ve onların eylemlerini kendi varlıklarını ve güvenliklerini savunma çerçevesinde gerekçelendirdiklerine inandığını ileri sürdü. ABD’li yetkili, Siyonist rejimin içten aşınması riskine ilişkin görüşünü rejim yetkilileriyle yaptığı toplantılarda dile getirdiğini ve bu konuyu Arap liderlerle de görüştüğünü belirtti. Barrack, devamında nihai çözümün bölgesel bir koalisyonun kurulmasında ve Siyonist rejim, Arap ülkeleri ve bölgedeki diğer ülkelerin katılımıyla daha geniş kapsamlı ittifakların oluşturulmasında yattığını ifade etti. Ayrıca İsrail’in de böyle bir koalisyonun kurulmasının gerekliliğini anladığına inandığını söyledi. Bu açıklamalar, Barrack’ın son aylarda, özellikle Suriye konusunda dile getirdiği görüşlerin tartışmalara yol açtığı bir dönemde geldi. Barrack daha önce yaptığı bir açıklamada, Siyonist askerlerin Suriye topraklarına yönelik saldırılarından duyduğu endişeyi dile getirmişti. Bu tutum, İsrailli yetkililerin tepkisini çekmişti. Siyonist rejim Savunma Bakanı İsrael Katz, Barrack’ın açıklamalarına tepki göstererek onu “sahadaki gerçekliği yanlış anlamakla” suçlamış ve ABD’li yetkilinin sahadaki koşullar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını ileri sürmüştü. Ayrıca bazı Siyonist kaynaklar, Trump’a yakın çevrelerde Barrack’a yönelik memnuniyetsizliğin giderek arttığını iddia etmişti.

Hürmüz’de gerilim tırmanıyor: Gemilerin geçişine yönelik kısıtlamalar sıkılaşıyor Haber

Hürmüz’de gerilim tırmanıyor: Gemilerin geçişine yönelik kısıtlamalar sıkılaşıyor

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın etkileri, Washington ile Tahran arasında denizde karşılıklı adımların atıldığı ve gemi geçişlerine yönelik kısıtlamaların sıkılaştırıldığı bir dönemde Körfez ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğine de yayılıyor. ABD ordusu İran’la bağlantılı bir gemiyi imha ettiğini açıklarken Tahran, yasaklı bir bölgeden geçmeye çalışan petrol tankerinde yangın çıktığını bildirdi. İranlı bir askeri yetkili de Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için silahlı kuvvetlerle koordinasyon sağlanması gerektiğini vurguladı. Krizin etkileri askeri çatışmayla sınırlı kalmıyor. Deniz taşımacılığındaki aksamalar tarımsal ürünleri tehdit ederken küresel gıda fiyatlarında artış riskini de yükseltiyor. İran’la bağlantılı gemi imha edildi Bölgedeki askeri operasyonları yürüten ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), geçen hafta Umman Körfezi’nde keşif görevi yapan İran’la bağlantılı bir geminin ABD güçleri tarafından vurularak imha edildiğini açıkladı. CENTCOM’un X platformundaki açıklamasına göre gemi, ABD donanmasına ait gemileri hedef almıştı. Açıklamada, saldırıdan önce gemi mürettebatının güvenli bir yere tahliye edildiği belirtildi. İran Deniz Kuvvetleri, Hürmüz Boğazı’nın doğusunda bir petrol tankerinde yangın çıktığını duyurdu (Fars) Açıklama, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana ABD ile İran arasında denizde tırmanan gerilimin ortasında geldi. Savaş öncesinde Körfez’i Umman Körfezi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde kesintisiz sürüyordu. Ancak İran’ın tehditleri ve saldırıları, bu stratejik geçitte deniz trafiğinin neredeyse durmasına yol açtı. ABD güçleri de iki ülke arasında tırmanan çatışmalar kapsamında İran’a ait sivil gemilere yönelik tekrarlanan saldırılar düzenledi. Petrol tankerinde yangın İran ordusu ise perşembe günü, yasaklı bir bölgeden geçmeye çalışan bir petrol tankerinde Umman Körfezi’nde yangın çıktığını duyurdu. Haberi İran devlet televizyonu aktardı. Televizyonun askeri bir açıklamaya dayandırdığı habere göre, deniz kuvvetlerine bağlı gözetleme ekipleri, olayın duyurulmasından birkaç saat önce alev alan ve kuralları ihlal ettiği belirtilen bir petrol tankerini tespit etti. Açıklamada, tankerin takip sistemlerini kapattığı ve yasaklı bölgeden geçmeye çalıştığı belirtildi. Yangının nedeni veya gemide meydana gelen hasarın boyutu hakkında ise ayrıntı paylaşılmadı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı olayla ilgili henüz bir açıklama yapmadı. Olay, Tahran’ın bölgedeki gemi trafiği üzerindeki denetimini sıkılaştırmaya yönelik adımları nedeniyle önem taşıyor. İran, geçen eylül ayında Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman Körfezi’nin bir bölümünü de kapsayan yasaklı bir bölge oluşturduğunu açıklamıştı. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı deniz kuvvetleri de boğazdan geçiş sırasında seyir sistemlerini devre dışı bırakan her geminin “düşman” kabul edileceği ve bu gemilere karşı sert önlemler alınacağı uyarısında bulunmuştu. Mesud Pezeşkiyan Güvenlik verileri, savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’nda gemileri hedef alan saldırılarda belirgin bir artış yaşandığını gösteriyor. Bu durum, küresel enerji taşımacılığının en önemli güzergâhlarından birinde deniz ticaretini tehdit eden risklerin büyüdüğüne işaret ediyor. Tahran: Hürmüz’den geçiş için koordinasyon şart İran’ın sert tutumunu yineleyen İran ordusunun koordinasyondan sorumlu komutan yardımcısı Tuğamiral Habibullah Seyyari, perşembe günü yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın kapalı olduğunu ve buradan geçiş yapmak isteyen tüm gemilerin İran silahlı kuvvetleriyle koordinasyon sağlaması gerektiğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın İran’ın resmî haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Seyyari, silahlı kuvvetlerin bölgede yüzde 100 kontrol ve gözetim sağladığını belirtti. Seyyari, Devrim Muhafızları’na bağlı deniz kuvvetlerinin boğazın batısında güçlü bir varlık gösterdiğini, İran ordusunun ise boğazın doğusunda ve Umman Denizi’nin kuzeyine kadar uzanan bölgede konuşlandığını ifade etti. Koordinasyon sağlanmadan geçiş yapılmasının gemileri, ayrıntıları zaman içinde haberlerde ortaya çıkan önlemlerle karşı karşıya bırakacağını söyleyen Seyyari, ABD’de ve diğer ülkelerde akaryakıt fiyatlarının yükselmesini boğazdan petrol akışının aksamasına örnek gösterdi. Bu açıklamalar, ABD’nin Tahran’ın savaşın başlamasından bu yana fiilen kapattığı Hürmüz Boğazı’na karşılık İran limanlarına deniz ablukası uyguladığı bir dönemde geldi. Pezeşkiyan ablukanın ağırlığını kabul etti Siyasi cephede ise İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’yi İranlılar üzerindeki ekonomik baskıyı artırarak halkın öfkesini körüklemeye ve ülke içinde protestoları tetiklemeye çalışmakla suçladı. Pezeşkiyan, ülkesinin 1979 Devrimi’nden bu yana en ağır abluka ve savaş koşullarıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Devrimden sonraki onlarca yıl boyunca İran’ın benzer düzeyde bir abluka, savaş ve zorluk yaşamadığını belirten Pezeşkiyan, Washington’ın siyasi hedeflerine ulaşmak amacıyla vatandaşların hayatını zorlaştırarak onları protestolara yöneltmeye çalıştığını öne sürdü. Tahran, ABD ve İsrail’i ülke içindeki huzursuzluğu körüklemeye çalışmakla defalarca suçladı. İran Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları, ekonomik baskının giderek arttığı ve ülkede geçen yıl aralık ayının sonlarında hayat pahalılığı nedeniyle başlayan protestoların daha sonra hükûmet karşıtı bir harekete dönüştüğü bir dönemde geldi.

Türkiye-Azerbaycan geriliminin nedeni sadece başörtüsü mü? Haber

Türkiye-Azerbaycan geriliminin nedeni sadece başörtüsü mü?

Türkiye ile Azerbaycan ilişkileri başörtüsü meselesi nedeniyle yapılan açıklamalarla gergin bir atmosfere büründü. İki ülke arasında son günlerde kamuoyuna yansıyan tartışmalar, Bakü’de iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisi’nin (YAP) AKP’yi doğrudan hedef alan açıklamasıyla yeni bir aşamaya taşındı ve gerilim arttı. Başörtülü öğrencilerin okullara alınmamasına Türkiye’den gelen tepkiler, Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkilerine yönelik eleştiriler ile birleşti ve tartışma eğitim politikasından iki ülkenin egemenlik haklarına genişledi. Bu koşullar altında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in de bu ay sonunda Ankara’daki Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılması bekleniyor. Peki Azerbaycan Türkiye'den gelen eleştirilerden neden bu denli rahatsız oldu ve ilişkileri etkileyen tek neden başörtüsü gerilimi mi? “Tek millet iki devlet” olarak tanımlanan iki ülke ilişkilerinin geleceğine ilişkin öngörüler neler? Laiklik Bakü için neden bu kadar önemli? Türkiye’den farklı kesimlerin başörtüsü ile ilgili tepkilerine rağmen uzmanlara göre Azerbaycan için konunun farklı ve hassas boyutları bulunuyor. Siyaset bilimci ve Avrasya uzmanı Dr. Ümit Nazmi Hazır’a göre Azerbaycan yönetiminin laiklik konusundaki hassasiyetinin temelinde İran’ın ülkedeki dini etkisine ilişkin ciddi kaygılar ile Sovyetler Birliği döneminin toplumsal mirası bulunuyor. Azerbaycan’daki laikleşmenin Sovyet döneminde güçlendiğini hatırlatan Hazır, diğer yandan İran’ın din üzerinden yürüttüğünü söylediği propaganda faaliyetlerinin Bakü tarafından önemli bir tehdit olarak görüldüğünü ifade ediyor. Azerbaycan’da Müslüman nüfusun çoğunluğunu Şiiler oluşturuyor. ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu’nun 2026 raporuna göre, nüfusun yaklaşık yüzde 96’sı Müslüman; bu kesimin yaklaşık yüzde 65’i Şii, yüzde 35’i ise Sünni. Fotoğraf: Osman Karimov/AFP Hazır, Türkiye’de başörtüsü tartışmasını kendi siyasi deneyimlerinden hareketle değerlendiren çevrelerin Azerbaycan’ın bu farklılığını yeterince dikkate almadığını düşünüyor ve Türkiye’de dini özgürlükler çerçevesinde ele alınan bu meselenin Bakü açısından İran'ın nüfuz alanının genişlemesi kaygısıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor. Hazır'a göre Türkiye’deki İslamcı çevrelerin gözden kaçırdığı nokta, laikliğin zayıflamasının Azerbaycan'ı Türkiye'ye yakınlaştırmak yerine İran'ın nüfuzuna daha açık hale getirebilmesi. Hazır, bu riski "Bu sefer karşımızda İran’ın etki alanına girmiş bir ülkeyle karşılaşacağız" sözleriyle anlatıyor. Bakü başka hangi mesajı veriyor? Azerbaycan’ın açıklamalarıyla gösterdiği hassasiyetinin sadece başörtüsü meselesi ile sınırlı olup olmadığı da bir başka tartışma konusu. Hazır’a göre başörtüsü meselesi, son dönemdeki tartışmaların görünür başlığı olsa da ilişkilerdeki değişimi tek başına açıklamıyor. Bakü’nün Ankara ile ilişkisinde daha bağımsız bir konum aradığına dikkat çeken Hazır, Azerbaycan'ın Karabağ savaşından güçlenerek çıkmasının bölgedeki konumuna ve müttefikleriyle ve dolayısıyla Türkiye ile ilişkilerine de yansıdığına işaret ediyor. Hazır, Bakü’nün "abi kardeş rolünden" daha eşit bir ilişkiye geçmeye çalıştığını düşünüyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in 2 Ekim’de YAP kongresinde yaptığı konuşma da Türkiye'de çokça tartışılmıştı. Aliyev, ülkesinin Karabağ'daki sonuçları kendi gücüyle elde ettiğini vurgularken başka ülkelerin himayesine ihtiyaç duymadığını söylemişti. Aliyev ayrıca Türkiye'nin adını anmadan satın alınan silahların bedelinin ödendiğini, dış aktörlerin ülkenin işlerine müdahale etmemesi gerektiğini de vurgulamıştı. İsrail ile yakın ilişkiler ne kadar etkili? Peki Azerbaycan’ın İsrail ile kurduğu yakın ilişkiler son gerilimde ne kadar pay sahibi? Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki İsrail boyutu, başörtüsü tartışmasından daha eski ve hassas bir mesele. Azerbaycan ile İsrail arasındaki yakın ilişkisavunma ve enerji işbirliğine dayanıyor. Gazze’deki savaş nedeniyle Türkiye’de İsrail’e yönelik tepki büyürken Bakü’nün bu ortaklığı sürdürmesi iki ülkedeki tutum arasındaki farkı belirginleştirmişti. Eylül ayında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun BM Genel Kurulu konuşması sırasında Azerbaycan temsilcisinin salonda kalması da Türkiye’de bazı çevrelerde eleştiri konusu olmuştu. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun BM Genel Kurulu konuşması sırasında salon boşalmıştıFotoğraf: Jeenah Moon/REUTERS Bakü ise İsrail’le ilişki kurmanın Filistin’in haklarını desteklemeye engel olmadığını savunuyor. YAP’ın açıklamalarında, Filistin’e yardım yapıldığı ve başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti temelinde iki devletli çözümün desteklendiği vurgulanıyor. Azerbaycan’ın İsrail’le enerji ilişkileri, petrolün Türkiye üzerinden taşınması nedeniyle Ankara’yı da eleştirilerin odağına yerleştiriyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) hattıyla Ceyhan’a ulaşan Azerbaycan petrolünün buradan İsrail’e gönderildiğine ilişkin veriler, ambargonun kapsamı ve uygulanması konusunda soru işaretleri doğurmuştu. Reuters’ın 21 Ocak 2026’da yayımladığı, gemi takip şirketi Kpler’in verilerine dayanan habere göre, İsrail’in Ceyhan’dan aldığı Azerbaycan ham petrolü 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 31 artarak günlük ortalama 94 bin varile ulaştı. Ankara ise BTC hattından taşınan petrolün alım satımında BOTAŞ International’ın söz sahibi olmadığını, İsrail varışlı yükleme yapılmadığını ve İsrail’le ticaretin tamamen durdurulduğunu savunuyor. Türkiye ve Azerbaycan arasında gerilim daha da tırmanır mı? Gerilimin bundan sonra daha da tırmanıp tırmanmayacağı iki ülkenin üst düzey siyasilerinin yapacağı açıklamalara ve alacakları tutuma bağlı olacak. Bu aşamada karşılıklı bazı açıklamalara rağmen devletler arası ilişkilerde ciddi bir değişim işareti bulunmuyor ve iki ülke arasında farklı alanlarda örülen sıkı bağlar halen güçlü. Türkiye ile Azerbaycan 30 Eylül’de, 14 Hürkuş-II eğitim uçağının satışını da kapsayan 500 milyon doların üzerinde değere sahip bir dizi savunma anlaşmasına imza atmıştı. DW Türkçe’nin edindiği bilgilere göre Ankara'daki resmi çevrelerde gerilimin tırmandırılmaması görüşü hakim ve bu nedenle iktidarın açıklama yapan bazı üyeleri daha temkinli olmaları yönünde uyarıldı. Bu çerçevede Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in 30 Ekim’de Ankara’da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılımı önemli görülüyor. Azerbaycan Devlet Başkanı Ilham Aliyev'in bu ay sonunda Ankara'ya gelmesi bekleniyorFotoğraf: Azerbaijan Presidency/Anadolu Agency/IMAGO AKP Sözcüsü Ömer Çelik, 7 Ekim’deki açıklamasında “Türkiye ile Azerbaycan’ın arasına girmeye çalışan bazı ülkeler var. Buna asla izin vermeyeceğiz” demişti. Bu arada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 15 Ekim'de Bakü'de gerçekleştirilecek Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi Yedinci Toplantısı'na Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen katılacak. Başörtüsü tartışması nasıl büyüdü? Azerbaycan Bakanlar Kurulu 21 Eylül’de devlet okullarındaki kıyafet kurallarını değiştirdi. Düzenleme, okul üniformasının bütünlüğünü bozan ve eğitimde laiklik ilkesine uygun olmayan ek kıyafetleri yasaklıyor. Metinde başörtüsü açıkça sayılmıyor. Ancak başörtülü öğrencilerin okul kapısından çevrildiğine ilişkin haber ve görüntüler Türkiye’de uygulamanın başörtüsü yasağına dönüştüğü eleştirilerine yol açtı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, 12 Ekim’de eğitim hakkının engellenmesini kabul edilemez bulduğunu belirterek Bakü’ye geri adım çağrısı yaptı. AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta ve AKP Milletvekili Muhammet Müfit Aydın da uygulamaya tepki gösterdi. Azerbaycan’daki iktidar partisi YAP ise Saral ve AKP’li milletvekillerinin açıklamalarını sorumsuz bularak, AKP iktidarını başörtüsünü siyasi baskı aracına dönüştürmekle suçladı. Partinin 13 Ekim tarihli metni, laik eğitim politikasını savunurken Türkiye’nin de anayasal olarak laik olduğunu hatırlattı. Böylece öğrencilerin eğitim hakkı etrafındaki tartışma, Ankara’nın Azerbaycan’ın içişleri hakkında söz söyleme sınırına ilişkin bir karşı çıkışa dönüştü.

Ramazan Acar, “soykırımcı İsrail Adaletten Kaçamayacak” Haber

Ramazan Acar, “soykırımcı İsrail Adaletten Kaçamayacak”

Memur-Sen Bursa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Bursa 1 Nolu Şube Başkanı Ramazan Acar, Gazze ve Filistin’de yaşananlara ilişkin yaptığı açıklamada, “Gazze’de işlenen suçların cezasız kalmasını kabul etmiyoruz. Uluslararası hukuk herkes için varsa İsrail için de vardır. Soykırımcı İsrail de adaletten kaçamayacaktır” dedi. Memur-Sen Bursa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Bursa 1 Nolu Şube Başkanı Ramazan Acar, Gazze ve Filistin’de yaşananlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Acar, açıklamasının yalnızca bir ülkenin yaşadığı acıyı dile getirmek için değil, insanlığın vicdanına yöneltilen büyük bir sorumluluğu hatırlatmak ve Gazze’de ve Filistin’de yaşanan zulme karşı ortak vicdanı ve adalet duygusunu diri tutmak amacı taşıdığını söyledi. “MİLYONLARCA İNSAN EVLERİNDEN EDİLDİ” 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de yaşananların insanlık tarihinin en ağır trajedilerinden biri olarak önümüzde durduğunu ifade eden Acar, “Evler yıkıldı, hastaneler bombalandı, okullar hedef alındı. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, sağlık çalışanları ve gazeteciler katledildi. Tüm dünyanın gözleri önünde, canlı yayınlarla milyonlarca insan evinden edildi; açlık, susuzluk ve ilaçsızlıkla ölüme mahkûm edildi” dedi. Gazze’de yaşananların yalnızca rakamlarla anlatılamayacağını belirten Acar, “Orada zikredilen her rakamın bir adı, bir annesi, bir babası, bir çocuğu, bir hikâyesi var. Bir çocuğun yarım kalan oyunu, bir annenin evladına sarılamaması, bir babanın ailesini koruyamamanın acısıdır Gazze” ifadelerini kullandı. “ULUSLARARASI SİSTEM VAHŞETİ DURDURMAKTA YETERSİZ KALDI” Acar, insanlığın tarihte belki de ilk kez bir soykırımın görüntülerini anbean izlediğini belirterek, “Bombaların düştüğünü, hastanelerin vurulduğunu, çocukların enkaz altından çıkarıldığını gördü. Buna rağmen uluslararası sistem, yaşanan vahşeti durdurmakta yetersiz kaldı; hatta bazı devletler İsrail’e siyasi, askeri ve ekonomik destek vermeyi sürdürdü” diye konuştu. Yaşananların yalnızca İsrail’in değil, zulüm karşısında sessiz kalan uluslararası düzenin de ağır bir sınavı olduğunu söyleyen Acar, “Biz Memur-Sen olarak bu sınavda tarafımızı açıkça ilan ediyoruz: Biz mazlumun yanındayız. Biz Gazze’nin çocuklarının yanındayız. Biz hakkın, adaletin ve insanlığın yanındayız” dedi. “İSRAİL İÇİN DE HUKUK VARDIR” Gazze’de işlenen suçların cezasız kalmasını kabul etmediklerini vurgulayan Acar, “Katiller sürüsü İsrail’in işlediği suçların üzerinin siyasi hesaplarla örtülmesine razı değiliz. Uluslararası hukuk herkes için varsa İsrail için de vardır. Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kim tarafından işlenirse işlensin soruşturulmalı, sorumlular bağımsız ve adil mahkemeler önünde hesap vermelidir” ifadelerini kullandı. Acar, Netanyahu ve savaş suçlarından sorumlu İsrailli yöneticilerin adalet önünde hesap vermesi gerektiğini belirterek, “Netanyahu ve savaş suçlarından sorumlu İsrailli yöneticiler, alkışlanacak isimler değil; adalet önünde hesap vermesi gereken kişilerdir” dedi. “MESELE YALNIZCA GAZZE DEĞİL” Batı Şeria’da Filistinlilerin evlerine, topraklarına ve hayatlarına yönelik saldırıların sürdüğünü ifade eden Acar, Gazze’de ateşkesin gölgesinde dahi Filistinlilerin öldürülmeye devam ettiğini söyledi. Acar, “Susmayacağız. Çünkü biliyoruz ki mesele yalnızca Gazze değildir. Mesele, insanlığın zulüm karşısındaki tavrıdır. Mesele, güçlü olanın hukuku belirleyip belirleyemeyeceğidir. Mesele, çocukların milliyetine, dinine, coğrafyasına bakılmaksızın yaşama hakkının savunulup savunulmayacağıdır” diye konuştu. “FİLİSTİN YALNIZ DEĞİLDİR” Filistin’in yalnız olmadığını vurgulayan Acar, “Memur-Sen olarak Filistin halkının meşru haklarının ve özgürlük mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz. Kudüs özgür olana, Filistin kendi topraklarında özgürce yaşayabilene kadar adalet çağrımızı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. Acar, zulmün ve işgalin kalıcı olmadığını belirterek, “Biliyoruz ki zulüm ne kadar büyük olursa olsun sonsuza kadar sürmez. İşgal kalıcı değildir. Zulüm kalıcı değildir. Soykırımcı İsrail de adaletten kaçamayacaktır” dedi. “FİLİSTİN HALKININ İRADESİ KALICIDIR” Tarihin hiçbir zulmü sonsuza kadar korumadığını ifade eden Acar, “Bugün dünyanın güçlüleri tarafından korunuyor olabilirler. Fakat tarih, hiçbir zulmü sonsuza kadar korumaz. Dün nice zulüm düzenleri tarihin karanlığına gömüldü; bugün de zulmün sahipleri aynı akıbetten kurtulamayacaktır” diye konuştu. Acar, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: “Bizim sözümüz nettir: Oradaki ülkenin adı Filistin’dir. Hep vardı hep var olacak, gecekondu yapılar ise yıkılıp gidecekler. Geçici olan işgal ve zulümdür. Kalıcı olan ise Filistin halkının iradesi, toprağı ve haklı davasıdır.” Gazze’de ve Filistin’in tamamında hayatını kaybedenleri rahmetle andığını belirten Acar, yaralılara acil şifalar, yakınlarını kaybedenlere sabır diledi. Acar, açıklamasının sonunda şu çağrıda bulundu: “Soykırıma son verin. İşgale son verin. Filistin’e özgürlük. Kudüs’e özgürlük. Filistin’e adalet. Yaşasın Filistin. Yaşasın Filistin’in özgürlük ve adalet mücadelesi.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.