Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İspanya

bursaarena.com.tr - İspanya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İspanya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çin üniversiteleri yapay zeka reformu kapsamında 12 bin bölümü kaldırdı Haber

Çin üniversiteleri yapay zeka reformu kapsamında 12 bin bölümü kaldırdı

Çin'deki yerel haberlere göre ülkedeki üniversiteler, teknoloji odaklı programlara öncelik vermek amacıyla sanat, beşeri bilimler ve dil alanlarında 12 bin bölümü kaldırdı. Bu yeniden yapılandırma, ülkedeki yükseköğretimi Çin'in yapay zeka odaklı ekonomiye geçiş çabalarına uyumlu hale getirmek amacıyla tasarlandı. Çin Eğitim Bakanlığı verilerine göre ülkedeki üniversite programlarının neredeyse üçte biri ve milyonlarca öğrenci bu durumdan etkilendi. Bu değişim kapsamında 2021'le 2025 arasında Çin'deki yükseköğretim kurumlarında 10 bin 200 yeni lisans programı açıldığı bildiriliyor. South China Morning Post'un haberine göre sanat ve beşeri bilimler alanındaki lisans programları, yetkililer tarafından giderek daha fazla "modası geçmiş" ve aşırı yoğun olarak görülürken, "bedenlenmiş zeka" gibi yeni programların Pekin'in ekonomik kalkınma hedefleriyle daha uyumlu olduğu düşünülüyor. Şanghay Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden yeni mezun olan bir öğrenci, yayın kuruluşuna yaptığı açıklamada istihdam olanaklarının yetersizliği nedeniyle üniversitenin bu lisans programını kaldırdığını söyledi. İsmi açıklanmayan öğrenci, "Yapay zekanın hızlı gelişimi, ürün tasarımını derinden etkiledi" dedi. Modelleme ve görselleştirme gibi birçok temel görevi artık yapay zeka yerine getirebiliyor. Çin'deki eğitim reformu, ulusal müfredatları yeniden düzenleyerek yapay zekayla ilgili yeni dersleri dahil etmeyi hedefleyen dünya çapındaki çeşitli girişimlerden biri. Hindistan, yapay zeka modüllerini doğrudan ulusal okul müfredatına dahil ederken, Birleşik Arap Emirlikleri de Ulusal Yapay Zeka Eğitim Girişimi'ni başlattı. Kazakistan ise yapay zekanın benimsenmesini ulusal bir hayatta kalma meselesi olarak niteledikten sonra yeni bir eğitim stratejisini uygulamaya koyuyor. Avrupa'da ise İspanya, "Dijital İspanya" stratejisi kapsamında müfredatını güncelleyerek yapay zeka okuryazarlığına odaklanıyor. Birleşik Krallık Eğitim Bakanı Bridget Phillipson da Eğitim Bakanlığı'nın, GCSE (Genel Orta Öğretim Sertifikası) ve A-level (İleri Düzey Eğitim Genel Sertifikası) sınavlarının yanı sıra veri bilimi ve yapay zeka alanında yeni bir yeterlilik sertifikası getirme olasılığını değerlendirdiğini geçen yıl açıklamıştı. Ülkenin ulusal müfredatta son 10 yıldır yaptığı en kapsamlı revizyonun önümüzdeki yıl yayımlanması ve Eylül 2028'de uygulamaya geçmesi planlanıyor. Phillipson o zaman yaptığı açıklamada, "Ulusal müfredatın güncellenmesinin üzerinden 10 yıldan uzun süre geçti" demişti. Gençlerin günümüzün zorluklarıyla başa çıkabilecek donanıma sahip olmaları, böylece hayatın sunduğu heyecan verici fırsatları yakalayabilmeleri her zamankinden daha kritik önemde. Independent Türkçe

Milli Takım'ın 2026 Dünya Kupası macerası başlıyor Haber

Milli Takım'ın 2026 Dünya Kupası macerası başlıyor

A Milli Futbol Takımı, 2026 FIFA Dünya Kupası D Grubu ilk maçında pazar günü Kanada'nın Vancouver şehrinde Avustralya ile mücadele edecek. A Milli Futbol Takımı'nın, ABD, Kanada ve Meksika'nın ortak düzenlediği 2026 FIFA Dünya Kupası'ndaki macerası başlıyor. Milliler, D Grubu ilk maçında pazar TSİ 07.00'de Kanada'nın Vancouver şehrinde bulunan BC Place Stadyumu'nda Avustralya ile karşı karşıya gelecek. Ay-yıldızlılar, bu maçın ardından 20 Haziran Cumartesi günü San Francisco Bay Bölgesi Stadyumu'nda Paraguay ile, grubun son müsabakasında da 26 Haziran Cuma günü ABD ile Los Angeles Stadyumu'nda mücadele edecek. Mililer, hazırlık maçlarını kayıpsız geçti A Milliler, Dünya Kupası hazırlıkları kapsamında oynadığı iki hazırlık maçını da kazandı. Ay-yıldızlılar İstanbul'da Kuzey Makedonya'yı 4-0, ABD'nin Florida eyaletinde de Venezuela'yı 2-1'lik skorla yendi. Avustralya ise Meksika'ya 1-0 mağlup olurken, İsviçre ile 1-1 berabere kaldı. 24 yıllık hasret bitti A Milli Futbol Takımı, Dünya Kupası Avrupa elemeleri E Grubu'nda İspanya, Gürcistan ve Bulgaristan ile karşı karşıya geldi. Kırmızı-beyazlılar, grubu 4 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 mağlubiyet sonucunda topladığı 13 puanla ikinci sırada tamamladı ve play-off oynamaya hak kazandı. Play-off yarı finalinde İstanbul'da Romanya'yı 1-0 ile geçen milliler, finalde de deplasmanda Kosova'yı da aynı skorla mağlup ederek 24 yılık hasreti sona erdirdi. 2002 yılında 3. oldu Ay-yıldızlılar, son olarak Güney Kore ve Japonya'nın ortak düzenlediği Dünya Kupası'nda yer aldı. Milliler, oldukça başarılı bir turnuva geçirirken, tarihinin de en iyi derecesini elde etti. A Milliler, Güney Kore'yi mağlup ederek, Dünya Kupası'nı 3. olarak tamamladı. 3. kez Dünya Kupası'nda A Milliler, Dünya Kupası'na 1950, 1954 ve 2002 yıllarında olmak üzere 3 kez katılım hakkı elde etti ve fakat 2 kez turnuvada mücadele etti. Ay-yıldızlılar 1950 yılında İsviçre'de gerçekleştirilen turnuvaya finansal sorunlar yüzünden katılamadı. Franco'nun kura atışıyla ilk kez Dünya Kupası bileti alındı Milliler, 1954 yılında İsviçre'deki Dünya Kupası için elemelerde İspanya ile mücadele ederken, iki ülke de birer galibiyet alınca tarafsız sahada üçüncü karşılaşma oynandı. Bu müsabaka da 2-2 sona ererken, dönemin statüsünde uzatmalar ya da penaltılar olmadığından kura atışı yapıldı ve top toplayıcı olarak görev yapan bir İtalyan bir çocuk olan Franco'nun parayı havaya atmasının ardından Türkiye ilk defa ilk defa Dünya Kupası bileti aldı. Milli takım, Macaristan, Batı Almanya ve Güney Kore ile yer aldığı grupta 1 galibiyet, 1 mağlubiyet sonucunda 2 puan topladı. Grup formatı gereği yeniden Batı Almanya ile karşılaşan kırmızı-beyazlılar, rakibine yenildi ve turnuvaya veda etti. Avustralya ilk resmi maç Türkiye, Avustralya ile bugüne kadar resmi maçlarda hiç karşı karşıya gelmezken, iki kez özel maç yaptı. Söz konusu müsabakalardan milliler galip ayrıldı. Son olarak 24 Mayıs 2004 tarihinde Avustralya'daki mücadeleyi ay-yıldızlılar, 1-0'lık skorla kazandı. Millilerin 652. karşılaşması A Milliler, 362'si resmi, 289'u özel toplam 651 karşılaşmaya çıktı. Kırmızı-beyazlılar geride kalan maçlarda 1'i hükmen olmak üzere 259 galibiyet elde ederken, 241 mağlubiyet ve 151 de beraberlik aldı. Ay-yıldızlılar, oynadığı müsabakalarda 903 gol kaydederken, kalesinde ise 927 gole engel olamadı. Vincenzo Montella'nın 34. müsabakası Teknik Direktör Vincenzo Montella, A Milli Futbol Takımı'nın başında 24'ü resmi, 9'u da özel olmak üzere 33 maça çıktı. Montella yönetimindeki A Milliler, bu mücadelelerde 20 galibiyet, 8 mağlubiyet ve 5 beraberlik aldı. Montella ile 2. turnuva Vincenzo Montella, Dünya Kupası ile ay-yıldızlılarla 2. turnuvasında mücadele edecek. Milliler, İtalyan teknik adam yönetiminde ilk olarak 2024 yılında Almanya'da gerçekleştirilen Avrupa Futbol Şampiyonası'nda yer alırken, turnuvaya çeyrek finalde veda etti. Avustralya, dünya sıralamasında 27. Teknik direktörlüğünü Tony Popovic'in yaptığı Avustralya, FIFA dünya sıralamasında 1579 puanla 27. basamakta bulunuyor. Avustralya'da Türkiye'de Bursaspor, Başakşehir, Kayserispor ve Giresunspor'da forma giyen Aziz Behich yer alıyor. Jesus Valenzuela düdük çalacak Avustralya ile Türkiye arasında oynanacak karşılaşmayı Venezuela Futbol Federasyonu'ndan Jesus Valenzuela yönetecek. Valenzuela'nın yardımcılıklarını aynı ülkeden Jorge Urrego ve Tulio Moreno yapacak. Karşılaşmada Peru Futbol Federasyonu'ndan Kevin Ortega dördüncü hakem, aynı ülkeden Michael Orue ise yedek yardımcı hakem olarak görev alacak. Millilerin karşılaşmaya Uğurcan Çakır, Zeki Çelik, Merih Demiral, Abdülkerim Bardakcı, Eren Elmalı, İsmail Yüksek, Hakan Çalhanoğlu, Yunus Akgün, Arda Güler, Barış Alper Yılmaz ve Kerem Aktürkoğlu 11'i ile çıkması bekleniyor. Teknik Direktör Vincenzo Montella tarafından belirlenen Dünya Kupası kadrosu şöyle: Kaleci: Altay Bayındır (Manchester United), Mert Günok (Fenerbahçe), Uğurcan Çakır (Galatasaray) Defans: Abdülkerim Bardakcı, Eren Elmalı (Galatasaray), Çağlar Söyüncü, Mert Müldür (Fenerbahçe), Ferdi Kadıoğlu (Brighton), Merih Demiral (Al-Ahli), Ozan Kabak (Hoffenheim), Samet Akaydin (Çaykur Rizespor), Zeki Çelik (Roma) Orta saha: Hakan Çalhanoğlu (Inter), İsmail Yüksek (Fenerbahçe), Kaan Ayhan (Galatasaray), Orkun Kökçü (Beşiktaş), Salih Özcan (Borussia Dortmund) Forvet: Arda Güler (Real Madrid), Barış Alper Yılmaz, Yunus Akgün (Galatasaray), Can Uzun (Eintracht Frankfurt), Deniz Gül (Porto), İrfan Can Kahveci (Kasımpaşa), Kenan Yıldız (Juventus), Kerem Aktürkoğlu, Oğuz Aydın (Fenerbahçe)

Plajlarda sigara yasağı yarın başlıyor Haber

Plajlarda sigara yasağı yarın başlıyor

Antalya, deniz ekosistemini korumak ve halk sağlığını güvenceye almak adına devrim niteliğinde bir çevre hamlesi başlattı. Küresel iklim diplomasisinin kalbinin atacağı COP31 zirvesine ev sahipliği yapacak olan Antalya, sürdürülebilir çevre politikalarında dünyaya örnek olacak öncü bir karara imza attı. Antalya Valiliği tarafından hayata geçirilen Mavi Akdeniz İnisiyatifi çerçevesinde, kumsallarda biriken ve deniz ekosistemine telafisi imkansız zararlar veren izmarit kirliliğinin önüne geçilmesi amacıyla sahil şeritlerinde tütün mamullerinin tüketimi yasaklanıyor. Çocukları pasif içicilikten korumayı ve ailelere temiz bir sahil şeridi sunmayı hedefleyen bu yeşil dönüşüm, ilk etapta kentin göz bebeği konumundaki Lara, Belek, Çamyuva ve Beach Park plajlarında eş zamanlı olarak yürürlüğe girecek. MAKRO PLANIN İLK HALKASI: HEDEF 2040’TA SIFIR TÜTÜN Antalya sahillerinde uygulamaya konulan bu kısıtlama, aslında yerel bir kararın ötesinde, Türkiye genelinde tütünle mücadelede yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından ilgili paydaşların katılımıyla son aşamaya getirilen yeni yasa taslağı, kapalı ve açık alan ayrımını ortadan kaldırarak dumansız hava sahasını tüm kamusal alanlara yaymayı amaçlıyor. Onedio'nun aktardığına göre, yasa taslağının uzun vadeli ve en dikkat çekici stratejik hedefi ise 1 Ocak 2040 tarihi itibarıyla Türkiye genelinde tütün ürünlerinin satışını tamamen yasaklamak. Bu radikal vizyona ulaşılana kadar geçecek geçiş sürecinde ise sigara kullanımı hayatın neredeyse tüm alanlarında marjinalize edilecek. Tamamen Yasaklanan Alanlar: Çocuk oyun parkları, ibadethaneler, her kademedeki eğitim kurumları, spor tesisleri ve halk plajları tütün ürünlerine tamamen kapatılan "kırmızı hatlar" olarak tescillenecek. Mesafe Şartı: Hastane ve üniversite yerleşkelerinde sigara içme alanları, binalardan en az 20 metre uzaklıkta konuşlandırılacak. Sahil Kabinleri: Plajlarda tütün tüketmek isteyenler için kurulacak özel izole sigara kabinlerinin arasında en az 200 metre mesafe bırakılması zorunlu olacak. Türkiye'nin güney sahillerinde başlattığı bu ekolojik temizlik hareketi, dünya genelinde lüks destinasyonların uyguladığı çevre politikalarıyla da tam bir uyum gösteriyor. Bugün mikroplastik ve izmarit kirliliğine karşı küresel ligde pek çok gelişmiş ülke benzer sert önlemleri devreye almış durumda: Fransa & İspanya: Fransa genelinde sahil şeritlerindeki tütün yasaklarının kapsamı her geçen gün genişletilirken, İspanya'da yüzlerce plaj "dumansız statü" ile korunuyor. İtalya & Belçika: Yerel yönetimler, kıyı şeritlerinde tütün kullanım alanlarını asgari seviyeye indiren mevzuatları onayladı. Avustralya: Çocukların yoğunlukta olduğu okyanus sahillerinde dumansız plaj kuralları uzun yıllardır katı cezai yaptırımlarla başarıyla sürdürülüyor.

İspanya’da sıcak kabusu: 101 ölü Haber

İspanya’da sıcak kabusu: 101 ölü

İspanya'da mayıs ayında mevsim normallerinin 10 ila 15 derece üzerine çıkan erken sıcak hava dalgası 101 can aldı. Son 10 yılın aylık ölüm ortalamasını 3,6'ya katlayan aşırı sıcaklar nedeniyle hastaneye yatışlar yüzde 10, iş kazaları ise yüzde 17 arttı. İspanya'da mayıs ayında etkili olan ve normalin çok üzerinde seyreden erken sıcak hava dalgası, ciddi can kayıplarına yol açtı. İspanya Sağlık Bakanı Monica Garcia, aşırı sıcaklıkların sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine karşı hazırlanan ulusal önlem planının tanıtımında yaptığı konuşmada, mayıs ayı sıcaklıklarının mevsim normallerinin 10 ila 15 derece üzerinde gerçekleştiğini belirtti. Garcia, bu olağan dışı sıcaklıkların tetiklediği sağlık sorunları nedeniyle 101 kişinin hayatını kaybettiğini açıklayarak, İspanyolları oldukça sıcak bir yazın beklediği konusunda uyardı. Sorunun sadece yüksek sıcaklıklar olmadığını, sıcak havanın her yıl daha erken gelmesi sebebiyle insan vücudunun bu değişime ayak uyduramadığını ifade eden Bakan Garcia, fizyolojik adaptasyon riskleri konusunda toplumda farkındalık eksikliği bulunduğuna dikkat çekti. Odatv'nin haberine göre İspanya Sağlık Bakanlığı verileri, mayıs ayında kayıtlara geçen 101 ölümün, son 10 yıldaki aylık ortalama ölüm sayısının 3,6 katına ulaştığını ortaya koydu. Ülkedeki geçmiş yıllara ait istatistiklere bakıldığında aşırı sıcaklar nedeniyle 2022 yılında 4 bin 813, 2023 yılında 3 bin 9, 2024 yılında bin 12 ve 2025 yılında da 3 bin 832 kişi yaşamını yitirdi. Bakanlık, 2015 ile 2025 yılları arasındaki on yıllık dönemde aşırı sıcağa bağlı nedenlerden hayatını kaybedenlerin toplam sayısını ise 27 bin 564 olarak açıkladı.

Trump'tan sürpriz karar: Polonya'ya 5 bin asker gönderiyor Haber

Trump'tan sürpriz karar: Polonya'ya 5 bin asker gönderiyor

Avrupa'dan askerlerini çekeceğini söyleyen Trump şimdi sürpriz bir hamle ile Polonya'ya ek 5 bin asker göndereceğini duyurdu. Bu gelişme başkentlerde kafa karışıklığına yol açtı. ABD Başkanı Donald Trump'ın Polonya'ya 5 bin ek asker gönderileceğini açıklaması, Avrupa'daki Amerikan askeri varlığına ilişkin haftalardır Washington'dan gelen çelişkili mesajları daha da karmaşık hâle getirdi. Karar, NATO müttefikleri arasında şaşkınlık yaratırken, Avrupa başkentlerinde "ABD'nin stratejisi ne?" sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kararın gerekçesini Polonya'nın yeni Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ile olan "yakın ilişkisi" olarak gösterdi. "Nawrocki'nin başarılı seçimi ve kendisiyle olan ilişkimiz temelinde ABD'nin Polonya'ya 5 bin ek asker göndereceğini duyurmaktan memnunum" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Trump yönetiminin son haftalarda Avrupa'daki asker sayısını 5 bin azaltacağını duyurmasının hemen ardından geldi. Pentagon, Almanya'ya yapılacak uzun menzilli füze personeli konuşlandırmasının durdurulduğunu ve Polonya'ya gitmesi planlanan yaklaşık 4 bin askerin sevkiyatının da ertelendiğini doğrulamıştı. ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, yeni açıklamanın ardından bunun "ne anlama geldiğini bilmediklerini" belirterek kafa karışıklığını açıkça dile getirdi. İsmi gizli kalmak şartıyla basına demeç veren ABD'li bir yetkili, "İki haftadır ilk karara göre plan yapıyorduk. Şimdi bunun ne anlama geldiğini biz de bilmiyoruz" dedi. Avrupa'daki asker sayısı azalacak mı? NATO'nun Avrupa'daki en üst düzey komutanı General Alexus Grynkewich, hafta başında "Avrupa'dan 5 bin asker çekileceğini" söylemişti. Yeni kararın bu planı değiştirip değiştirmeyeceği ise henüz net değil. Pentagon, askerlerin hangi ülkeden çekileceği veya Polonya'ya gönderilecek ek birliklerin mevcut rotasyonlara ilave mi olacağı konusunda açıklama yapmadı. Beyaz Saray da sorulara yanıt vermedi. Trump daha önce Almanya'daki asker varlığını azaltacaklarını söylemişti. ABD Başkanı bu kararı, Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in İran savaşı konusunda kendisine yönelik eleştirileri üzerine almıştı. Rubio'dan AB'ye sitem, İspanya'ya eleştiri Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, NATO Dışişleri Bakanları toplantısı için İsveç'e giderken yaptığı açıklamada, bazı müttefiklerin İran savaşında ABD'ye yeterince destek vermediğini savundu ve özellikle İspanya'yı hedef aldı. Rubio, "ABD'ye üslerini açmayan ülkeler NATO'da neden var? Bu çok haklı bir soru" dedi. NATO yetkilileri ise ABD'nin İran savaşına katılım talebinde bulunmadığını, ancak birçok üyenin hava sahası ve üs kullanımına izin verdiğini hatırlattı. Avrupa ülkeleri, Helsingborg'daki toplantıda ABD'yi yatıştırmak amacıyla, şartlar oluştuğunda Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğine katkı vermeye hazır olduklarını vurguladı. Reuters / TY,MUK

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor Haber

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor

Gazze’deki soykırım ve İran’la süren savaş, İsrail’e yönelik Batı desteğini ilk kez bu ölçekte sorgulatıyor. Kamuoyu araştırmaları, diplomatik gerilimler ve uluslararası hukuk süreçleri birlikte değerlendirildiğinde, işgalci İsrail’in siyasi ve toplumsal düzlemde giderek yalnızlaştığı görülüyor. Gazze'de dünyanın gözleri önünde vahşi İsrail'in yaptığı soykırım ve İran'la yaşanan savaş hem cephe hattında hem de diplomasi sahasında yeni gerçeklikler doğurdu. Sürecin sonunda dikkat çeken en kritik başlıklardan biri ise İsrail’in konumu. Tel Aviv yönetimi, desteğini aldığı ABD ile birlikte askeri baskıyı sürdürse de İran’ın nükleer kapasitesini sınırlayamadı, bölgesel dengeleri kendi lehine kalıcı biçimde çeviremedi ve beklediği uluslararası desteği de eksiksiz biçimde arkasına alamadı. ABD’nin süreci kontrollü tutma eğilimi, Avrupa’da derinleşen görüş ayrılıkları ve uluslararası hukuk zemininde büyüyen dosyalar, İsrail’in hareket alanını daraltan başlıca unsurlar haline geldi. Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo, İsrail’in sahada aktif olmasına rağmen diplomasi ve strateji düzleminde giderek daha yalnız bir pozisyona sürüklendiğine işaret ediyor. Bu yalnızlaşma yalnızca devletler arası ilişkilerde görünmüyor. Gazze’de yaşanan soykırımın ardından Batı kamuoyunda İsrail’e bakış dikkat çekici biçimde sertleşti. ABD’de İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı yüzde 60’a yükseldi. Pew Research Center Netanyahu’ya dünya işlerinde güven duymadığını söyleyenlerin oranı da yüzde 59 oldu. Amerikan araştırma şirketi Gallup’un Şubat 2026 verileri ise daha çarpıcı bir eşiğe işaret ediyor: Amerikalılar ilk kez İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyuyor. 18-34 yaş grubunda Filistinlilere sempati yüzde 53’e çıkarken İsraillilere sempati yüzde 23’te kaldı. Amerikan analiz ve danışmanlık şirketi Gallup Bu tablo, yıllardır İsrail lehine çalışan siyasal ve kültürel anlatının Batı toplumlarında eskisi kadar karşılık bulmadığını gösteriyor. Uluslararası hukuk cephesindeki baskı da artık geçici bir tartışma olmaktan çıktı. Uluslararası Adalet Divanı’nın Güney Afrika’nın başvurusuyla açılan davada verdiği ihtiyati tedbir kararları dosyayı canlı tutarken, Uluslararası Ceza Mahkemesi de 2024 sonunda Başbakan Benyamin Netanyahu ve Savunamö Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı. [UCM, Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı.] İnsan hakları örgütlerinin dili de giderek sertleşti. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2026 Dünya Raporu’nda İsrail’in sivilleri aç bırakmayı savaş yöntemi olarak kullanmasının ve temel hizmetleri mahrum bırakmasının savaş suçu niteliği taşıdığını vurguladı. Uluslararası Af Örgütü ise Aralık 2024’te yayımladığı kapsamlı raporda İsrail’in Gazze’de soykırım işlediği sonucuna vardığını açıkladı. Bu başlıkların hiçbiri artık marjinal çevrelerin iddiası olarak kenara itilemiyor, tam tersine İsrail’in meşruiyet zeminini aşındıran kalıcı kayıtlar haline geliyor. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi de yaptığı değerlendirmede tam bu noktaya dikkat çekiyor. İsrail’in Avrupa nezdinde zaten uzun süredir tam bir rahatlık içinde olmadığını, fakat mevcut süreçte bu mesafenin daha görünür hale geldiğini söylüyor. Çiçekçi’ye göre özellikle Avrupa Birliği’nin normatif siyaset iddiası ile İsrail’in etnodemokrasi karakteri arasındaki gerilim yeni değil. Ancak Gazze ve ardından İran gerilimi bu çelişkiyi daha sert biçimde açığa çıkardı. Aynı değerlendirmede Çiçekçi, hukuki ve diplomatik baskının arttığını ama Amerikan desteği sürdüğü müddetçe bunun tek başına İsrail’i caydırmaya yetmeyeceğini de vurguluyor. Kamuoyu ve siyaset aynı çizgide değil İsrail’in yalnızlaşmasını anlamak için yalnızca hükümetlerin resmi tutumlarına bakmak yetmiyor. Asıl büyük kırılma Batı toplumlarında yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca Holokost sonrası oluşan moral üstünlük, güvenlik söylemi ve güçlü lobi ağları sayesinde İsrail, ABD ve Avrupa’da kendisine geniş bir siyasi koruma alanı açmıştı. Fakat Gazze’den gelen yıkım görüntüleri, açlık ve kitlesel sivil kayıplar bu koruma kalkanını zayıflatmaya başladı. Bugün ortaya çıkan değişim, yalnızca “İsrail eleştirisi arttı” cümlesiyle açıklanamayacak kadar derin. ABD’de genç seçmenlerin, bağımsızların ve Demokrat tabanın önemli bölümünün Filistin’e daha yakın pozisyon alması, Avrupa’da ise İsrail’e net olumlu bakanların birçok ülkede yüzde 20’nin altına düşmesi, meselenin artık gündelik bir dış politika tartışması olmaktan çıktığını gösteriyor. Kamuoyu araştırma şirketi YouGov’un 2025’te altı Batı Avrupa ülkesinde yaptığı ölçümlere göre, İsrail’e net olumsuz bakış Almanya, Fransa, Danimarka, İtalya, İspanya ve Britanya’da son dönemlerin en düşük seviyelerine indi. İspanya’da net beğeni puanı eksi 55’e kadar geriledi. [Gazze soykırımı Avrupa'da halk nezdinde büyük tepkilere neden oldu. Fotoğraf: AA] Bu kırılmanın siyasi düzlemde de karşılığı var. Avrupa Birliği içinde İsrail’e karşı tam bir ortak hat henüz kurulmuş değil. Özellikle Almanya daha frenleyici bir çizgide duruyor. Ama öte yandan İspanya, İrlanda, Belçika, İsveç ve kısmen Fransa gibi aktörler artık daha sert tedbirlerin açık biçimde tartışılmasını istiyor. Örneğin Lüksemburg’daki AB dışişleri bakanları toplantısında İspanya ve İrlanda, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınmasını savundu. Avrupa Komisyonu’nun daha önce ticari yönleri daraltma önerisi masaya gelmişti. Karar çıkmadı ama meselenin bu düzeyde tartışılması bile önemli. Çünkü bu, Avrupa’nın İsrail’le ilişkilerinde eski “otomatik koruma” refleksinin çatladığını gösteriyor. Aynı günlerde Avrupa Konseyi de Gazze’deki “felaket boyutundaki insani durum” nedeniyle İsrail’e yardım girişine engelsiz izin verme çağrısını yineledi. İspanya örneği bu değişimin en görünür yüzlerinden biri oldu. Madrid yönetimi yalnızca Gazze konusunda değil, İran savaşı ve Lübnan saldırıları bağlamında da İsrail’e karşı en sert Avrupa başkentlerinden biri haline geldi. "İki devletten biri soykırım mağduru iken iki devletli bir çözüm mümkün değildir" İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ayrıca İsrail’deki büyükelçisini kalıcı olarak çekti ve iki ülke arasındaki diplomatik kriz derinleşti. Bu durum tek başına “Avrupa İsrail’den koptu” demeye yetmez, fakat İsrail’in Avrupa içinde giderek daha fazla savunmada kaldığını açık biçimde gösterir. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi’ye göre bu durum aslında yeni değil ancak artık daha görünür: “İsrail Avrupa nezdinde zaten güçlü bir zemine sahip değildi. Ancak mevcut süreçte bu mesafe daha belirgin hale geldi. Avrupa’nın normatif değerler çerçevesi ile İsrail’in politikaları arasındaki gerilim uzun süredir vardı.” Hukuki baskı ve İran gerilimi İsrail’in karşı karşıya olduğu bir diğer baskı hattı ise uluslararası hukuk alanında şekilleniyor. Uluslararası mahkemelerde açılan davalar, insan hakları kuruluşlarının sertleşen raporları ve Gazze’de yaşananların hukuki niteliğine dair tartışmalar, İsrail’in meşruiyet zeminini doğrudan etkiliyor. Bu baskı, İran’la yaşanan gerilimle birlikte daha da görünür hale geldi. İsrail’in bölgesel çapta genişleyen askeri hamleleri ve ABD ile kurduğu yakın koordinasyon, özellikle Amerikan kamuoyunda yeni bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Washington’da giderek daha fazla dile getirilen bir görüş, İsrail’in politikalarının ABD’yi daha geniş ve maliyetli bir çatışmanın içine çektiği yönünde. Bu tartışma, Gazze’deki insani krize yönelik tepkilerle birleştiğinde İsrail’e verilen desteğin sorgulanmasına neden oluyor. "Trump'ı bu savaşa Netanyahu sürükledi ve savaş, Epstein dosyalarını örtbas etmek için başlatıldı" Eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris Ancak tüm bu baskıya rağmen İsrail’in sahadaki hareket alanı büyük ölçüde korunuyor. Dr. Ceyhun Çiçekçi bu noktaya dikkat çekiyor: “İsrail’in daha izole bir konuma sürüklenmesi mümkün. Ancak Amerikan desteği sürdüğü sürece bu izolasyonun sahada belirleyici bir etkisi sınırlı kalıyor. Diplomatik baskılar tek başına yeterli değil." Anlatı üstünlüğü kırılıyor: Propaganda gücü zayıflıyor İsrail’in yalnızlaşmasını hızlandıran en kritik başlıklardan biri de yıllardır kurduğu anlatı ve etki alanının zayıflaması. Uzun süre boyunca medya, akademi ve siyasi lobiler üzerinden güçlü bir destek zemini oluşturan İsrail, bu sayede Batı kamuoyunda önemli bir avantaj elde etmişti. Ancak Gazze’den gelen görüntüler ve sahadaki gerçeklik, bu anlatının sürdürülebilirliğini ciddi biçimde zorlamaya başladı. Sosyal medyanın etkisiyle bilgi akışının kontrol edilememesi, özellikle genç kuşaklarda İsrail’e yönelik algının hızla değişmesine neden oldu. Üniversitelerde yükselen protestolar ve akademik boykot çağrıları, bu kırılmanın en somut göstergeleri arasında yer alıyor. Öte yandan Filistin’e yönelik diplomatik destek artarken, İsrail iç siyasetinde de ciddi bir ayrışma yaşanıyor. Savaşın yönetimi ve sonuçları üzerine artan tartışmalar, yalnızlaşmanın yalnızca dış politikayla sınırlı olmadığını gösteriyor. Ortaya çıkan tablo net ancak çok katmanlı. Öncelikle İsrail askeri kapasitesini koruyor, ancak uluslararası sistemdeki meşruiyet zeminini günden güne kaybediyor. Gazze’deki soykırım ve İran’la devam eden savaş, İsrail’in yalnızca diplomatik değil toplumsal ve hukuki düzlemde de baskı altında olduğunu ortaya koyuyor. Bu yalnızlaşma henüz sahada belirleyici bir dengeye dönüşmüş değil. Ancak Batı kamuoyunda değişen algı, uluslararası hukuk mekanizmalarının devreye girmesi ve diplomatik ilişkilerde yaşanan kırılmalar birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in yıllardır sahip olduğu destek yapısının ciddi biçimde aşındığı görülüyor. Bu sürecin kalıcı bir dönüşüme yol açıp açmayacağı ise Batı’nın bu yeni gerçeklikle nasıl yüzleşeceğine bağlı olacak. (TRT)

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.