Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İran

bursaarena.com.tr - İran haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İran haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Petrol fiyatları arttı: Hangi ürünler etkileniyor? Haber

Petrol fiyatları arttı: Hangi ürünler etkileniyor?

ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin riskler petrol fiyatlarını yükseltti. Uluslararası piyasalarda referans kabul edilen Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 10 artışla 100 dolar seviyesinin üzerine çıktı. Analistler, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol sevkiyatına ilişkin risklerin fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı yarattığını belirtiyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Hürmüz Boğazı'ndan günde yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü taşınıyor. Bu miktar dünya petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20'sine karşılık geliyor. Bu nedenle bölgede yaşanan her gerilim küresel enerji fiyatlarında hızlı dalgalanmalara yol açabiliyor. Petrol fiyatlarındaki artış çoğu zaman yalnızca benzin ve motorin fiyatlarındaki yükselişle ilişkilendiriliyor. Ancak petrol modern ekonomide çok daha geniş bir rol oynuyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın değerlendirmelerine göre petrol yalnızca ulaşım yakıtı değil, aynı zamanda küresel kimya sanayisinin en önemli hammaddelerinden biri. Ham petrol rafinerilerde işlendiğinde yalnızca yakıt ürünleri değil, aynı zamanda petrokimya sektörünün temel girdileri olan çok sayıda ara ürün ortaya çıkıyor. Bu maddeler plastikten tekstile, gübreden kozmetiğe kadar çok sayıda ürünün üretiminde kullanılıyor. Bu nedenle petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar üretim maliyetleri üzerinden birçok sektöre zincirleme biçimde yansıyor. Akaryakıt ve lojistik maliyetleri Petrol fiyatlarındaki artışın ilk ve en hızlı etkisi akaryakıt fiyatlarında görülüyor. Benzin, motorin ve jet yakıtı gibi rafineri ürünleri doğrudan ham petrol fiyatlarına bağlı olduğu için uluslararası piyasalardaki yükseliş kısa sürede akaryakıt maliyetlerine yansıyor. Akaryakıt fiyatlarındaki artış, taşımacılık ve lojistik sektöründe de maliyetleri artırıyorFotoğraf: Christoph Hardt/Geisler-Fotopress/picture alliance Enerji maliyetlerindeki artış taşımacılık ve lojistik sektörünü de doğrudan etkiliyor. Dünya Bankası ve OECD raporları, enerji fiyatlarındaki yükselişin küresel ticaret maliyetlerini artıran temel unsurlardan biri olduğunu ortaya koyuyor. DW Türkçe'ye konuşan enerji uzmanı Ali Arif Aktürk'e göre petrol fiyatlarındaki artışın ilk etkilediği alanların başında taşımacılık geliyor. Aktürk, "Bir kere içinde taşımacılık, navlun olan her şey doğrudan etkilenir. Tarladan çıkan domates, salatalık pazara ulaşana kadar etkilenir" diyor. Aktürk'e göre lojistik maliyetlerindeki artış üretim ve dağıtım zincirinin tamamını etkiliyor. Tarladan pazara uzanan süreçte yakıt maliyetlerinin artması marketlerde satılan ürünlerin fiyatlarına da yansıyor. Enerji maliyetlerindeki yükseliş turizm sektörünü de etkiliyor. Aktürk, hava taşımacılığında yakıtın önemli bir maliyet kalemi olduğunu belirtiyor. Uçak biletlerinde yakıt maliyetinin yaklaşık üçte bire kadar ulaşabildiğini söyleyen Aktürk'e göre akaryakıt fiyatlarındaki artış bilet fiyatlarını da yukarı çekiyor. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği'ne (IATA) göre yakıt giderleri havayolu şirketlerinin toplam operasyon maliyetlerinin yüzde 25 ila 30'unu oluşturuyor. Aktürk ayrıca Ortadoğu'daki gerilim nedeniyle bazı uçuş güzergâhlarının değişmesi durumunda mesafelerin uzayabileceğini ve bunun hava yolu şirketlerinin maliyetlerini artıracağını ifade ediyor. Bu durum turizm sektörüne de doğrudan yansıyor. Tarım, gübre ve gıda fiyatları Petrol ve doğalgaz türevleri tarım sektöründe de önemli rol oynuyor. Kimyasal gübre üretimi enerji yoğun bir süreç olduğu için enerji fiyatlarındaki artış gübre maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) analizleri enerji fiyatları ile gübre maliyetleri arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu gösteriyor. FAO'ya göre gübre üretiminde kullanılan enerji maliyetleri bazı ürünlerde toplam maliyetin yüzde 70'ine kadar çıkabiliyor. Bu nedenle enerji fiyatlarındaki artış tarımsal üretim maliyetlerini hızla yukarı çekebiliyor. Aktürk, petrol ve gazın rafinasyonu sırasında ortaya çıkan ara ürünlerin gübre sektörünün temel girdileri arasında yer aldığını belirtiyor. Aktürk'e göre fiyat artışları özellikle tarım sezonunda maliyet baskısını daha da artırıyor. Aktürk ayrıca gübre sektöründe getirilen bazı ihracat kısıtlamalarının etkisinin sınırlı kalabileceğini ifade ediyor. Aktürk'e göre gübre ve tarım ilacı maliyetlerindeki artış gıda fiyatlarını yukarı çeken unsurlar arasında yer alıyor ve gıda fiyatlarındaki yükseliş enflasyonu olumsuz etkiliyor. Plastik ve ambalaj üretimi Petrol türevleri plastik üretiminin temel hammaddeleri arasında yer alıyor. Rafinerilerde elde edilen nafta gibi petrokimya ürünleri plastik üretiminde kullanılıyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın projeksiyonlarına göre 2030'a kadar petrol talebindeki artışın yaklaşık üçte biri petrokimya sektöründen gelecek. Plastik, ambalaj ve sentetik malzemeler petrol talebindeki büyümenin en önemli kaynakları arasında yer alıyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi plastik hammaddelerinin maliyetini artırırken; bu durum plastik ambalajlar, tek kullanımlık ürünler, ev eşyaları ve elektronik cihazların parçaları gibi çok sayıda ürünün fiyatını etkiliyor. Ambalaj sektörünün büyük ölçüde plastik ürünlere dayanması gıda sektöründe de dolaylı maliyet artışlarına yol açıyor. Gıda paketleme, depolama ve taşımada kullanılan plastik ambalajlar üretim maliyetlerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Tekstil ve sentetik kumaşlar Tekstil sektöründe kullanılan bazı lifler doğrudan petrol türevlerinden elde ediliyor. Polyester, naylon, akrilik ve elastan gibi sentetik lifler petrokimya ürünlerinden üretiliyor. Petrol fiyatlarındaki artış sonucu sentetik tekstil ürünlerinde de zam bekleniyorFotoğraf: DW/U. Danisman Sentetik lifler dünya tekstil üretiminde en yaygın kullanılan lifler arasında yer alıyor. Bu nedenle petrol fiyatlarındaki artış özellikle sentetik kumaşlı tekstil ürünlerinde maliyet baskısı yaratıyor. Aktürk, petrokimya zincirindeki fiyat artışlarının tekstil ve plastik sektörlerini doğrudan etkileyeceğini belirtiyor. Aktürk, "Kimya ve petrol kimya sektörlerinde bütan, nafta, propan gibi ürünlerde fiyat artışları olacağı için ve yine bunun bir üstünde yer alan polietilen, polypropylene fiyatları ve hatta tedarik zincirleri sıkıntıya girecektir. Bu da tekstil sektörünü, plastik sektörünü doğrudan etkiler" diyor. Aktürk ayrıca batarya, pil ve akü gibi ürünlerin üretiminde kullanılan birçok bileşenin petrokimya ürünlerine bağlı olduğunu ve bu nedenle maliyet artışlarının bu alanlara da yansıyacağını söylüyor. Aktürk'e göre ürünlerin iç yapısından dış kaplamasına kadar birçok bileşen petrokimya girdilerine bağlı olduğu için fiyat artışları kaçınılmaz olacak. Kimya, boya ve temizlik ürünleri Boya, vernik, temizlik ürünleri, deterjanlar ve kozmetik ürünler de petrokimya sektörünün çıktılarıyla üretiliyor. Şampuan, sabun ve kozmetik ürünlerinin üretiminde kullanılan bazı kimyasal bileşenler de petrokimya türevlerinden elde ediliyor. Petrolden elde edilen maddeler içeren Temizlik ürünleri de zamdan etkilenebilirFotoğraf: Robert Guenther/dpa/picture alliance Bu nedenle petrol fiyatlarındaki artış inşaat boyalarından temizlik ürünlerine ve kozmetiğe kadar geniş bir ürün grubunda maliyet artışına yol açıyor. Sigorta ve taşımacılık riskleri Petrol fiyatlarının yükseldiği dönemlerde yalnızca üretim maliyetleri değil, taşımacılık riskleri de artıyor. Özellikle jeopolitik gerilimlerin yoğun olduğu bölgelerde petrol ve petrol ürünlerinin taşındığı deniz yollarında sigorta primleri yükseliyor. Enerji uzmanı Aktürk, küresel ölçekte reasürans sektöründe risk primlerinin arttığını belirtiyor. Aktürk'e göre bu durum sigorta ve sigortacılıkla ilgili her poliçeye gecikmeli olarak yansıyacak. Sigorta maliyetlerindeki artış lojistik ve ticaret maliyetlerini artırarak petrol ve petrol ürünlerinin nihai fiyatlarını etkiliyor. Stagflasyon riski gündemde Uzmanlara göre petrol fiyatlarında yaşanan sert yükselişler yalnızca belirli sektörleri değil, küresel ekonomiyi de etkiliyor. Enerji uzmanı Ali Arif Aktürk'e göre fiyatlardaki artışın hem Türkiye ekonomisini hem de dünya ekonomilerini olumsuz etkilemesi kaçınılmaz. Aktürk, "Eğer bu olay uzamaya eğilim gösterirse tüm dünya ekonomilerinde hem yüksek enflasyon hem de durgunluk birlikte baş gösterecektir. Stagflasyon tehlikesi özellikle ortadadır" diyor. Aktürk, petrol fiyatlarındaki artıştan gelir elde eden ülkelerde bile olağanüstü ekonomik koşulların sürdüğünü belirtiyor. Körfez ülkeleri ve Rusya gibi petrol gelirine sahip ekonomilerin fiyat artışlarından gelir elde edebileceğini ancak bunun küresel ekonomi için kısa vadede rahatlatıcı bir etki yaratmayacağını ifade ediyor. Aktürk, petrol gelirlerinin arttığı ülkelerde bu kaynakların büyük bölümünün savunma harcamalarına yönelme ihtimaline de dikkat çekiyor. DW Türkçe

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor Haber

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor

Gazze’deki soykırım ve İran’la süren savaş, İsrail’e yönelik Batı desteğini ilk kez bu ölçekte sorgulatıyor. Kamuoyu araştırmaları, diplomatik gerilimler ve uluslararası hukuk süreçleri birlikte değerlendirildiğinde, işgalci İsrail’in siyasi ve toplumsal düzlemde giderek yalnızlaştığı görülüyor. Gazze'de dünyanın gözleri önünde vahşi İsrail'in yaptığı soykırım ve İran'la yaşanan savaş hem cephe hattında hem de diplomasi sahasında yeni gerçeklikler doğurdu. Sürecin sonunda dikkat çeken en kritik başlıklardan biri ise İsrail’in konumu. Tel Aviv yönetimi, desteğini aldığı ABD ile birlikte askeri baskıyı sürdürse de İran’ın nükleer kapasitesini sınırlayamadı, bölgesel dengeleri kendi lehine kalıcı biçimde çeviremedi ve beklediği uluslararası desteği de eksiksiz biçimde arkasına alamadı. ABD’nin süreci kontrollü tutma eğilimi, Avrupa’da derinleşen görüş ayrılıkları ve uluslararası hukuk zemininde büyüyen dosyalar, İsrail’in hareket alanını daraltan başlıca unsurlar haline geldi. Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo, İsrail’in sahada aktif olmasına rağmen diplomasi ve strateji düzleminde giderek daha yalnız bir pozisyona sürüklendiğine işaret ediyor. Bu yalnızlaşma yalnızca devletler arası ilişkilerde görünmüyor. Gazze’de yaşanan soykırımın ardından Batı kamuoyunda İsrail’e bakış dikkat çekici biçimde sertleşti. ABD’de İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı yüzde 60’a yükseldi. Pew Research Center Netanyahu’ya dünya işlerinde güven duymadığını söyleyenlerin oranı da yüzde 59 oldu. Amerikan araştırma şirketi Gallup’un Şubat 2026 verileri ise daha çarpıcı bir eşiğe işaret ediyor: Amerikalılar ilk kez İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyuyor. 18-34 yaş grubunda Filistinlilere sempati yüzde 53’e çıkarken İsraillilere sempati yüzde 23’te kaldı. Amerikan analiz ve danışmanlık şirketi Gallup Bu tablo, yıllardır İsrail lehine çalışan siyasal ve kültürel anlatının Batı toplumlarında eskisi kadar karşılık bulmadığını gösteriyor. Uluslararası hukuk cephesindeki baskı da artık geçici bir tartışma olmaktan çıktı. Uluslararası Adalet Divanı’nın Güney Afrika’nın başvurusuyla açılan davada verdiği ihtiyati tedbir kararları dosyayı canlı tutarken, Uluslararası Ceza Mahkemesi de 2024 sonunda Başbakan Benyamin Netanyahu ve Savunamö Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı. [UCM, Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı.] İnsan hakları örgütlerinin dili de giderek sertleşti. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2026 Dünya Raporu’nda İsrail’in sivilleri aç bırakmayı savaş yöntemi olarak kullanmasının ve temel hizmetleri mahrum bırakmasının savaş suçu niteliği taşıdığını vurguladı. Uluslararası Af Örgütü ise Aralık 2024’te yayımladığı kapsamlı raporda İsrail’in Gazze’de soykırım işlediği sonucuna vardığını açıkladı. Bu başlıkların hiçbiri artık marjinal çevrelerin iddiası olarak kenara itilemiyor, tam tersine İsrail’in meşruiyet zeminini aşındıran kalıcı kayıtlar haline geliyor. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi de yaptığı değerlendirmede tam bu noktaya dikkat çekiyor. İsrail’in Avrupa nezdinde zaten uzun süredir tam bir rahatlık içinde olmadığını, fakat mevcut süreçte bu mesafenin daha görünür hale geldiğini söylüyor. Çiçekçi’ye göre özellikle Avrupa Birliği’nin normatif siyaset iddiası ile İsrail’in etnodemokrasi karakteri arasındaki gerilim yeni değil. Ancak Gazze ve ardından İran gerilimi bu çelişkiyi daha sert biçimde açığa çıkardı. Aynı değerlendirmede Çiçekçi, hukuki ve diplomatik baskının arttığını ama Amerikan desteği sürdüğü müddetçe bunun tek başına İsrail’i caydırmaya yetmeyeceğini de vurguluyor. Kamuoyu ve siyaset aynı çizgide değil İsrail’in yalnızlaşmasını anlamak için yalnızca hükümetlerin resmi tutumlarına bakmak yetmiyor. Asıl büyük kırılma Batı toplumlarında yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca Holokost sonrası oluşan moral üstünlük, güvenlik söylemi ve güçlü lobi ağları sayesinde İsrail, ABD ve Avrupa’da kendisine geniş bir siyasi koruma alanı açmıştı. Fakat Gazze’den gelen yıkım görüntüleri, açlık ve kitlesel sivil kayıplar bu koruma kalkanını zayıflatmaya başladı. Bugün ortaya çıkan değişim, yalnızca “İsrail eleştirisi arttı” cümlesiyle açıklanamayacak kadar derin. ABD’de genç seçmenlerin, bağımsızların ve Demokrat tabanın önemli bölümünün Filistin’e daha yakın pozisyon alması, Avrupa’da ise İsrail’e net olumlu bakanların birçok ülkede yüzde 20’nin altına düşmesi, meselenin artık gündelik bir dış politika tartışması olmaktan çıktığını gösteriyor. Kamuoyu araştırma şirketi YouGov’un 2025’te altı Batı Avrupa ülkesinde yaptığı ölçümlere göre, İsrail’e net olumsuz bakış Almanya, Fransa, Danimarka, İtalya, İspanya ve Britanya’da son dönemlerin en düşük seviyelerine indi. İspanya’da net beğeni puanı eksi 55’e kadar geriledi. [Gazze soykırımı Avrupa'da halk nezdinde büyük tepkilere neden oldu. Fotoğraf: AA] Bu kırılmanın siyasi düzlemde de karşılığı var. Avrupa Birliği içinde İsrail’e karşı tam bir ortak hat henüz kurulmuş değil. Özellikle Almanya daha frenleyici bir çizgide duruyor. Ama öte yandan İspanya, İrlanda, Belçika, İsveç ve kısmen Fransa gibi aktörler artık daha sert tedbirlerin açık biçimde tartışılmasını istiyor. Örneğin Lüksemburg’daki AB dışişleri bakanları toplantısında İspanya ve İrlanda, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınmasını savundu. Avrupa Komisyonu’nun daha önce ticari yönleri daraltma önerisi masaya gelmişti. Karar çıkmadı ama meselenin bu düzeyde tartışılması bile önemli. Çünkü bu, Avrupa’nın İsrail’le ilişkilerinde eski “otomatik koruma” refleksinin çatladığını gösteriyor. Aynı günlerde Avrupa Konseyi de Gazze’deki “felaket boyutundaki insani durum” nedeniyle İsrail’e yardım girişine engelsiz izin verme çağrısını yineledi. İspanya örneği bu değişimin en görünür yüzlerinden biri oldu. Madrid yönetimi yalnızca Gazze konusunda değil, İran savaşı ve Lübnan saldırıları bağlamında da İsrail’e karşı en sert Avrupa başkentlerinden biri haline geldi. "İki devletten biri soykırım mağduru iken iki devletli bir çözüm mümkün değildir" İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ayrıca İsrail’deki büyükelçisini kalıcı olarak çekti ve iki ülke arasındaki diplomatik kriz derinleşti. Bu durum tek başına “Avrupa İsrail’den koptu” demeye yetmez, fakat İsrail’in Avrupa içinde giderek daha fazla savunmada kaldığını açık biçimde gösterir. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi’ye göre bu durum aslında yeni değil ancak artık daha görünür: “İsrail Avrupa nezdinde zaten güçlü bir zemine sahip değildi. Ancak mevcut süreçte bu mesafe daha belirgin hale geldi. Avrupa’nın normatif değerler çerçevesi ile İsrail’in politikaları arasındaki gerilim uzun süredir vardı.” Hukuki baskı ve İran gerilimi İsrail’in karşı karşıya olduğu bir diğer baskı hattı ise uluslararası hukuk alanında şekilleniyor. Uluslararası mahkemelerde açılan davalar, insan hakları kuruluşlarının sertleşen raporları ve Gazze’de yaşananların hukuki niteliğine dair tartışmalar, İsrail’in meşruiyet zeminini doğrudan etkiliyor. Bu baskı, İran’la yaşanan gerilimle birlikte daha da görünür hale geldi. İsrail’in bölgesel çapta genişleyen askeri hamleleri ve ABD ile kurduğu yakın koordinasyon, özellikle Amerikan kamuoyunda yeni bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Washington’da giderek daha fazla dile getirilen bir görüş, İsrail’in politikalarının ABD’yi daha geniş ve maliyetli bir çatışmanın içine çektiği yönünde. Bu tartışma, Gazze’deki insani krize yönelik tepkilerle birleştiğinde İsrail’e verilen desteğin sorgulanmasına neden oluyor. "Trump'ı bu savaşa Netanyahu sürükledi ve savaş, Epstein dosyalarını örtbas etmek için başlatıldı" Eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris Ancak tüm bu baskıya rağmen İsrail’in sahadaki hareket alanı büyük ölçüde korunuyor. Dr. Ceyhun Çiçekçi bu noktaya dikkat çekiyor: “İsrail’in daha izole bir konuma sürüklenmesi mümkün. Ancak Amerikan desteği sürdüğü sürece bu izolasyonun sahada belirleyici bir etkisi sınırlı kalıyor. Diplomatik baskılar tek başına yeterli değil." Anlatı üstünlüğü kırılıyor: Propaganda gücü zayıflıyor İsrail’in yalnızlaşmasını hızlandıran en kritik başlıklardan biri de yıllardır kurduğu anlatı ve etki alanının zayıflaması. Uzun süre boyunca medya, akademi ve siyasi lobiler üzerinden güçlü bir destek zemini oluşturan İsrail, bu sayede Batı kamuoyunda önemli bir avantaj elde etmişti. Ancak Gazze’den gelen görüntüler ve sahadaki gerçeklik, bu anlatının sürdürülebilirliğini ciddi biçimde zorlamaya başladı. Sosyal medyanın etkisiyle bilgi akışının kontrol edilememesi, özellikle genç kuşaklarda İsrail’e yönelik algının hızla değişmesine neden oldu. Üniversitelerde yükselen protestolar ve akademik boykot çağrıları, bu kırılmanın en somut göstergeleri arasında yer alıyor. Öte yandan Filistin’e yönelik diplomatik destek artarken, İsrail iç siyasetinde de ciddi bir ayrışma yaşanıyor. Savaşın yönetimi ve sonuçları üzerine artan tartışmalar, yalnızlaşmanın yalnızca dış politikayla sınırlı olmadığını gösteriyor. Ortaya çıkan tablo net ancak çok katmanlı. Öncelikle İsrail askeri kapasitesini koruyor, ancak uluslararası sistemdeki meşruiyet zeminini günden güne kaybediyor. Gazze’deki soykırım ve İran’la devam eden savaş, İsrail’in yalnızca diplomatik değil toplumsal ve hukuki düzlemde de baskı altında olduğunu ortaya koyuyor. Bu yalnızlaşma henüz sahada belirleyici bir dengeye dönüşmüş değil. Ancak Batı kamuoyunda değişen algı, uluslararası hukuk mekanizmalarının devreye girmesi ve diplomatik ilişkilerde yaşanan kırılmalar birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in yıllardır sahip olduğu destek yapısının ciddi biçimde aşındığı görülüyor. Bu sürecin kalıcı bir dönüşüme yol açıp açmayacağı ise Batı’nın bu yeni gerçeklikle nasıl yüzleşeceğine bağlı olacak. (TRT)

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.