Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İklim Değişikliği

bursaarena.com.tr - İklim Değişikliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İklim Değişikliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk bilim heyeti Arktik yolunda... İklim değişikliğini yerinde inceleyecekler Haber

Türk bilim heyeti Arktik yolunda... İklim değişikliğini yerinde inceleyecekler

6. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi (TASE VI) başladı. 24 Temmuz'a kadar sürecek sefer kapsamında Arktik Okyanusu'nda 12 bilimsel proje yürütülecek. ANKARA (İGFA) - Türkiye, kutup bölgelerindeki bilimsel çalışmalarını güçlendirme hedefi doğrultusunda 6. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi'ni (TASE VI) başlattı. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı sorumluluğunda, TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü (KARE) koordinasyonunda gerçekleştirilen sefer, 24 Temmuz 2026 tarihine kadar devam edecek. Küresel iklim değişikliğinin etkilerinin yoğun şekilde hissedildiği Arktik bölgesinde gerçekleştirilecek çalışmalar kapsamında oşinografi, biyoloji, kimya, meteoroloji, atmosfer bilimleri, jeodezi ve uydu sistemleri alanlarında 12 farklı bilimsel proje hayata geçirilecek. BAKAN KACIR: GENÇLERİMİZ DE BİLİM HEYETİNDE Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, bilim heyetinin küresel iklim değişikliğinin etkilerini yerinde incelemek üzere yola çıktığını belirtti. Kacır, ekipte 3 yabancı araştırmacının yanı sıra TÜBİTAK İklim Değişikliği Araştırma Projeleri Yarışması'nda dereceye giren 3 lise öğrencisinin de yer aldığını ifade etti. ARKTİK'TE KRİTİK VERİLER TOPLANACAK Sefer boyunca araştırmacılar, farklı koordinatlar ve derinliklerden su ile deniz tabanı çökeli örnekleri toplayacak. Yapılacak analizlerle Arktik Okyanusu'ndaki sıcaklık, tuzluluk ve mikroplastik yoğunluğu incelenecek. Ayrıca atmosfer dinamikleri izlenecek ve jeodezik GNSS gözlemleri gerçekleştirilecek. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Başkanı ve TÜBİTAK KARE Müdürü Prof. Dr. Burcu Özsoy'un koordinatörlüğünde yürütülen seferde 12 araştırmacı görev alıyor. Türkiye'den kamu kurumları ve üniversitelerin yanı sıra Arjantin, Bulgaristan ve Uruguay kutup araştırma enstitülerinden bilim insanları da çalışmalara katılıyor. Seferin dikkat çeken bir diğer yönü ise geleceğin bilim insanlarına kapı açması oldu. TÜBİTAK'ın iklim değişikliği yarışmasında derece elde eden üç lise öğrencisi, geliştirdikleri projeleri ilk kez Arktik koşullarında test etme imkânı bulacak. Böylece Türkiye'nin kutup araştırmalarındaki bilimsel kapasitesinin yanı sıra genç araştırmacıların yetişmesine de katkı sağlanması hedefleniyor.

Depozito Yönetim Sistemi'nde ilk veriler açıklandı... 1,5 milyon ambalaj geri dönüşüme kazandırıldı Haber

Depozito Yönetim Sistemi'nde ilk veriler açıklandı... 1,5 milyon ambalaj geri dönüşüme kazandırıldı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Depozito Yönetim Sistemi'ne vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini açıkladı. Bakan Kurum, sistemin ilk gününden itibaren 649 bin kullanıcıya ulaştığını ve DOA makineleri aracılığıyla 1,5 milyon ambalajın toplandığını duyurdu. ANKARA (İGFA) - Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Depozito Yönetim Sistemi'nin (DYS) ilk uygulama sonuçlarını sosyal medya hesabından paylaştı. Vatandaşların sisteme yoğun ilgi gösterdiğini belirten Kurum, "Siz attınız, doğa kazandı. Milletimiz DOA'yı çok sevdi." ifadelerini kullandı. Bakan Kurum, Depozito Yönetim Sistemi'nin ilk gününden bu yana 649 bin kullanıcıya ulaştığını, DOA makineleri aracılığıyla ise 1,5 milyon ambalajın toplandığını açıkladı. Toplanan ambalajların geri dönüşüm yoluyla yeniden ekonomiye kazandırılacağını vurgulayan Kurum, uygulamanın daha temiz bir çevre ve sürdürülebilir bir gelecek hedeflerine önemli katkı sağlayacağını belirtirken, "Toplanan her ambalaj geri dönüşümle yeniden kazanılacak, daha temiz bir geleceğe katkı sağlayacak" ifadelerine yer verdi. Depozito Yönetim Sistemi, tek kullanımlık içecek ambalajlarının geri dönüşümünü artırmayı ve atık miktarını azaltmayı hedefleyen çevre uygulamaları arasında yer alıyor.

Antalya'da CLIMAAX Projesi kapsamında çalıştay düzenlendi Haber

Antalya'da CLIMAAX Projesi kapsamında çalıştay düzenlendi

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Avrupa Birliği’nin desteklediği CLIMAAX-MUHIR Projesi kapsamında düzenlenen “Bilimden Eyleme II: Antalya Kentsel Isı Adası Ve Aşırı Sıcaklara Karşı Eylem Planı Katkı Çalıştayı” düzenledi. ANTALYA (İGFA) - Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen çalıştay, Avrupa Birliği destekli CLIMAAX-MUHIR Projesi kapsamında gerçekleştirildi. Çalıştayda, iklim değişikliğinin etkileri ve Antalya'nın aşırı sıcaklardan etkilenme potansiyeli ele alındı. Etkinlikte, kamu kurumları, STK'lar ve uzmanlar bir araya gelerek sunumlar, yuvarlak masa çalışmaları ve değerlendirmeler yapıldı. GELECEK NESİLLER İÇİN ÇALIŞIYORUZ Çalıştayın açılışında konuşan Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Çiğdem Hacıoğlu, iklim değişikliğini ilk defa 2021 yılında Manavgat’ta yaşanılan orman yangını felaketinde hissettiklerini belirtti. Hacıoğlu, “Yangın sonrasında Kumluca’da sel felaketi yaşadık, evler seralar zarar gördü. Kepez’de yoğun bir yağış sonrası afet yaşadık. Tüm bunları yaşayınca Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak iklim değişikliğiyle ilgili bir şeyler yapılması gerektiğini derinden hissettik. 2022 yılında Türkiye’nin ilk İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Daire Başkanlığını kurduk. Gelecek nesillere güzel bir yarın bırakmak için projeler ve çalışmalarımız hızla devam ediyor” dedi. 19 İLÇEDE RİSK ANALİZLERİ YAPILDI Antalya Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı’nda görevli Uzman Araştırmacı Dr. Fulya Kandemir “CLIMAAX Bulguları Işığında Antalya’da Aşırı Sıcaklar ve Kentsel Isı Adası” başlıklı bir sunum yaptı. Dr. Kandemir, “Proje kapsamında 19 ilçede sıcak hava dalgaları ve kentsel ısı adasına bağlı risk analizlerini gerçekleştirdik. Antalya’nın hem günümüz hem de 2085 yılında kadar projeksiyonlarını tamamladık. Antalya Kentsel Isı Adası ve Aşırı Sıcaklara Karşı Eylem Planı'nın Türkiye’de gerçekleşecek ilk eylem planı olacak. Antalya, Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın yürüttüğü "50°C'de 50 Şehir" girişimine seçilmiş, burada da en üst düzey taahhüt yani eylem planı taahhüttü vererek de 15 şehrin içine girdi. Ayrıca, 'Sıcaklarla Mücadele' ortaklığına katılmaya hak kazandı" diye konuştu.

Afrika göç alarmı veriyor Haber

Afrika göç alarmı veriyor

Dünya Mülteciler Günü kapsamında açıklanan veriler, Afrika'da milyonlarca kişinin savaş, yoksulluk ve iklim değişikliği nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ortaya koydu. Afrika kıtası, savaşlar, siyasi istikrarsızlık, etnik çatışmalar ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle dünyanın en büyük zorunlu göç ve yerinden edilme krizlerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (BMMYK) verilerine göre, Afrika'da milyonlarca kişi, çatışmalar ve insani krizler nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalırken kıta, aynı zamanda dünyanın en fazla mülteciye ev sahipliği yapan bölgelerinden biri olmayı sürdürüyor. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü kapsamında değerlendirildiğinde, Afrika'daki yerinden edilme hareketlerinin büyük kısmının kıta içinde gerçekleşmesi dikkati çekiyor. Afrikalı göçmenlerin ve mültecilerin önemli bölümü, komşu ülkelere sığınarak güvenlik ve geçim imkanı arıyor. UGANDA: AFRİKA'NIN EN BÜYÜK MÜLTECİ EV SAHİBİ Doğu Afrika'da yer alan Uganda, 2 milyona yakın sığınmacıya ev sahipliği yaparak Afrika'nın en fazla mülteci barındıran ülkesi konumunda bulunuyor. Ülkedeki mültecilerin büyük bölümünü Güney Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Somali'den kaçan kişiler oluşturuyor. Ancak artan nüfus baskısı, finansman eksikliği ve insani yardım kaynaklarının azalması nedeniyle Uganda'daki mülteci kamplarında gıda güvenliği, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi zorluklar yaşanıyor. SUDAN KRİZİ, KITANIN EN BÜYÜK İNSANİ FELAKETLERİNDEN BİRİ HALİNE GELDİ Afrika'daki yerinden edilme krizlerinin merkezinde son yıllarda Sudan bulunuyor. Nisan 2023'te Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan çatışmalar, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine yol açtı. Sudan'dan kaçan yüz binlerce kişi, Çad, Güney Sudan, Mısır, Etiyopya ve Orta Afrika Cumhuriyeti'ne sığındı. Sudan'da yaşananların, dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen yerinden edilme krizlerinden biri olduğu belirtiliyor. ÇAD VE GÜNEY SUDAN AĞIR YÜK TAŞIYOR Sudan'dan kaçan mültecilerin önemli bir kısmı komşu Çad'a yerleşirken ekonomik imkanları son derece sınırlı olan ülke, artan insani ihtiyaçlarla mücadele ediyor. Benzer şekilde Güney Sudan da hem iç istikrarsızlıkla mücadele ederken hem de Sudan'dan gelen yüz binlerce mülteciyi ağırlamak zorunda kalıyor. Doğu Afrika'nın iki önemli ülkesi Etiyopya ve Kenya da uzun yıllardır Somali, Güney Sudan, Eritre ve Sudan kaynaklı mülteci akınlarının başlıca adresleri arasında yer alıyor. Kenya'daki Dadaab ve Kakuma kampları, dünyanın en büyük mülteci yerleşimleri arasında gösteriliyor, Etiyopya da bölgesel çatışmalardan kaçan yüz binlerce kişiye ev sahipliği yapıyor. GÜNEY AFRİKA, EKONOMİK GÖÇÜN BAŞLICA MERKEZİ Afrika'daki göç hareketlerinin tamamı zorunlu nedenlere dayanmıyor. Kıtanın en gelişmiş ekonomilerinden Güney Afrika Cumhuriyeti, milyonlarca uluslararası göçmeni çekmeye devam ediyor. Özellikle Zimbabve, Mozambik, Malavi ve diğer Afrika ülkelerinden gelen göçmenler, iş ve yaşam imkanları nedeniyle ülkeye yöneliyor. Ancak Güney Afrika'da son yıllarda yüksek işsizlik oranları ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle yabancı karşıtı söylemlerin ve şiddet olaylarının arttığı görülüyor. BATI AFRİKA'NIN ÇEKİM MERKEZİ: FİLDİŞİ SAHİLİ VE NİJERYA Batı Afrika'da Fildişi Sahili, özellikle Burkina Faso, Mali ve Gine başta olmak üzere komşu ülkelerden gelen göçmenler için önemli bir ekonomik merkez olarak öne çıkıyor. Kakao ve tarım sektörünün yanı sıra inşaat, ticaret ve hizmet alanlarında sunduğu istihdam olanakları dolayısıyla ülke, bölgenin en fazla göç alan ekonomilerinden biri konumunda bulunuyor. Nijerya ise hem Batı Afrika'nın en büyük ekonomisi hem de Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) çerçevesindeki serbest dolaşım uygulamalarının etkisiyle milyonlarca uluslararası göçmene ev sahipliği yapıyor. Bununla birlikte Nijerya, aynı zamanda Afrika'nın en büyük iç yerinden edilme krizlerinden birini yaşıyor. Ülkenin kuzeydoğusunda terör örgütleri Boko Haram ve DEAŞ'ın Batı Afrika kolu ISWAP'ın yıllardır süren saldırıları, milyonlarca kişinin evlerini terk etmek zorunda kalmasına neden olurken silahlı çetelerin fidye amaçlı saldırıları, çiftçi-çoban çatışmaları ve etnik gerilimler de özellikle kuzeybatı ile orta kuşak bölgelerinde zorunlu göçü artırıyor. Ülkede güvenlik sorunları ile ekonomik kırılganlıkların bir araya gelmesi, Nijerya'yı hem göç veren hem de göç alan ülkelerden biri haline getiriyor. SAHRAALTI AFRİKA'DAN LİBYA ÜZERİNDEN AVRUPA'YA UZANAN GÖÇ ROTASI Afrika'daki göç hareketlerinin büyük bölümü kıta içinde gerçekleşse de her yıl on binlerce kişi, Sahra Çölü'nü aşarak Libya ve Tunus üzerinden Avrupa'ya ulaşmaya çalışıyor. Özellikle Nijer, Nijerya, Mali, Burkina Faso, Gine, Sudan, Eritre ve Somali'den yola çıkan göçmenler, düzensiz göç rotalarını kullanarak önce Kuzey Afrika ülkelerine ulaşıyor. Libya, uzun süredir Orta Akdeniz güzergahının en önemli geçiş noktalarından biri olarak öne çıkarken göçmenler, insan kaçakçılarının faaliyetleri, kötü yaşam koşulları ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor. Libya kıyılarından hareket eden düzensiz göçmenler, Akdeniz üzerinden başta İtalya'nın Lampedusa Adası olmak üzere Avrupa'nın güney kıyılarına ulaşmaya çalışıyor ancak bu rota, aşırı yüklenmiş tekneler, olumsuz hava koşulları ve insan kaçakçılığı nedeniyle dünyanın en tehlikeli düzensiz göç güzergahlarından biri olarak kabul ediliyor.

Tarihin en güçlü hava olaylarından biri : EL NİNO resmen başladı Haber

Tarihin en güçlü hava olaylarından biri : EL NİNO resmen başladı

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), Pasifik Okyanusu'nda oluşarak küresel sıcaklıkları yükselten hava olayı El Nino'nun resmen başladığını duyurdu. ABD'li kurumdan bilim insanları, deniz yüzeyi sıcaklıklarının son aylarda keskin biçimde artmasının ardından tropikal Pasifik'te El Nino koşullarının başladığını ilan etti. Bunun "süper" El Nino'ya dönüşebileceğine ve hatta bugüne kadar kaydedilen en güçlü hava olayları arasında yer alabileceğine dair tahminler var. Etkileri iklim değişikliğiyle birleşerek aşırı hava olaylarıyla birlikte 2027'de küresel sıcaklıkların yeni bir rekor kırması muhtemel görülüyor. Bunun yanında küresel gıda zincirinde ve ekonomide sorunlara yol açması bekleniyor. 'Süper El Nino' gerçekten geliyor mu? NOAA'nın açıklaması sürpriz değil zira ısınma evresi, sıcaklıkları düşürme etkisi olan "kardeş" hava olayı La Nina'yı takip ediyor. La Niña bu yılın başlarında sona ermişti. ABD'li bilim insanları orta ve tropikal Pasifik'te deniz yüzeyi sıcaklık artışının 0,5C'yi geçmesi durumunu El Nino'nun başlangıcı olarak kabul ediyor. Kurum tarafından yapılan açıklamada, orta ve doğu ekvatoral Pasifik Okyanusu boyunca deniz yüzeyi sıcaklıklarının ortalamanın üzerinde arttığı ve bunun El Nino koşullarının geçen ay içinde geliştiğini gösterdiği belirtildi. NOAA ayrıca ekvatoral Pasifik üzerindeki rüzgarların da değişmeye başladığını gözlemlediğini açıkladı. Bu, ısınmanın okyanusla sınırlı kalmadığı, atmosferin de buna tepki verdiğinin bir işareti. 'Tarihin en güçlü hava olaylarından biri' Araştırmacıları şaşırtan şey, bu yılki hava olayının gücü konusunda bilgisayar modellerinin tahminlerinin kesinliği oldu. El Nino'nun şiddeti, Pasifik'in kritik bir bölgesinde deniz yüzeyi sıcaklıklarının ortalamanın ne kadar üzerine çıktığına göre ölçülüyor. Güçlü bir olay, ortalama sıcaklıkların 1,5C'den fazla artmasıyla; çok güçlü bir olay ise 2C'den fazla artmasıyla tanımlanıyor. Kuruma göre, "Kasım-Ocak döneminde çok güçlü bir El Nino görülme olasılığı %63. Bu da 1950'den bugüne tarihsel kayıtlardaki en büyük El Nino olayları arasında yer alacağı" anlamına geliyor. O tarihten bu yana en güçlü üç olay 1982/83, 1997/98 ve 2015/16 yıllarında gerçekleşti. İspanya aşırı sıcaklardan korunmak için ülke genelinde sığınak ağı kuruyor ABD ve Avrupa'ya ait en güncel iklim modellerinden bazıları daha da ileri giderek, tropikal Pasifik'te sıcaklıkların yıl sonuna kadar ortalamaya göre 3C'den fazla artabileceğini söylüyor. Ancak Okyanus ve Atmosfer Dairesi'nden bilim insanları, bu güç öngörüsünün ne anlama geldiği konusunda temkinli olunması gerektiğini vurguladı: "Çok güçlü El Nino olayları bile beklenen etkiye her yerde yol açmaz ancak daha güçlü olaylar beklenen sonuçların gerçekleşme olasılığını daha belirgin şekilde artırabilir." 'Sıcaklıkların benzeri görülmemiş düzeyde artabileceği anlamına geliyor' Daha büyük endişe kaynağı ise, tüm bunların halihazırda çok daha sıcak bir gezegende gerçekleşiyor olması. Birleşik Krallık Meteoroloji Ofisi'nden Prof Adam Scaife, "Etkiler konusunda endişelenmemiz gerekiyor" dedi. "Mevcut El Nino… hatırı sayılır miktarda küresel ısınmanın üzerine ekleniyor. Bu, etkilenen bölgelerdeki gerçek sıcaklıkların benzeri görülmemiş düzeylere ulaşabileceği anlamına geliyor çünkü El Nino'nun ısıtma etkisi iklim değişikliğiyle pekişiyor." Çok güçlü bir El Nino genellikle küresel hava sıcaklıklarını yaklaşık 0,2C artırıyor ve okyanusta depolanan ısıyı atmosfere salıyor. Bu etki dünyada halihazırda kırılan sıcaklık rekorlarına ekleniyor. Bugüne kadar kaydedilen en sıcak yıl olan 2024'te, çok da güçlü olmayan bir El Nino'nun etkisi olmuştu. Orman yangınları artıyor mu, iklim değişikliği ile nasıl bir bağlantısı var? Ve bir La Nina olayının soğutucu etkisine rağmen, 2025 hâlâ kayıtlara geçen en sıcak üçüncü yıl oldu; hatta süper El Nino yılı olan 2016'dan bile daha sıcaktı. Prof Scaife, "Bu yılın sonunda ve 2027'de küresel olarak çok yüksek sıcaklıklar göreceğiz" diyor. "2027'de, halihazırda mevcut küresel ısınmanın üstünde ek ısınmaya şahit olmamız muhtemel ve bu 1,5 derecenin geçildiği bir seneye daha [19. yüzyılın sonlarındaki seviyelere göre] yol açabilir." Kaynak, EPA-EFE/REX/Shutterstock /// Zambiya'daki bir çiftçi, önceki bir El Nino olayı sırasında kuraklıktan etkilenen bir tarlada yetişen küçük bir mısırı gösteriyor. Hiçbir El Nino birbiriyle aynı etkiyi göstermiyor ancak bunlar en keskin biçimde tropikal bölgelerde hissediliyor. Kuzey Peru ve güney Ekvador'da sel yaygınken; etkisi Doğu Afrika, Orta Asya ile ABD'nin güneyindeki bazı bölgelere kadar ulaşabilir. Aynı zamanda kuraklık ve orman yangını riski Avustralya'nın büyük bölümü, Endonezya ve Güney Amerika'nın kuzeyinde artıyor; bu da tarımı ve küresel gıda stoklarını etkiliyor. El Nino ayrıca Atlantik'teki kasırgaları bastırma eğilimi gösteriyor ve şimdiden ortalamanın altında bir sezon olacağı yönünde öngörüler var. İzmir'de neden bu kadar çok yangın çıkıyor? İngiltere'deki Reading Üniversitesi'nde iklim riski ve dayanıklılığı üzerine uzmanlaşmış Profesör Liz Stephens, "Bu kulağa iyi bir şey gibi gelse de Orta Amerika için, çok daha az yağış ve potansiyel kuraklık koşulları anlamına geliyor" diyor. Birleşik Krallık bile bunu, zayıf da olsa hissediyor: El Nino, kışın ılıman başlayıp sert bitmesi olasılığını artırabiliyor ancak bu bağlantılar zayıf görülüyor. Birçok kişi için tahminler somut sonuçlar anlamına geliyor. Kampanya grubu Power Shift Africa'nın direktörü Mohamed Adow, "El Nino ilanı sadece bir hava tahmini değil milyonlarca insan için korkulması gereken ölümcül bir alarm özelliğinde" dedi. "Bu, az yağış, mahsullerde düşüş, gıda fiyatlarında artış ve ailelerin bir kez daha sınırın eşiğine itilmesi anlamına geliyor. Özellikle Doğu Afrika'da bu durum, son yıllarda kuraklıklar ve sellerden zaten zarar görmüş nüfusa ek yük olacak." Japonya Meteoroloji Ajansı (JMA), El Nino koşullarının mevcut olduğu değerlendirmesiyle NOAA ile benzer bir görüşe sahip. Ayrıca bunun sonbahara kadar sürmesinin neredeyse kesin olduğunu belirtiyor. Ancak tüm kurumlar El Nino'nun başladığına dair henüz aynı fikirde değil. Avustralya Meteoroloji Bürosu (BoM), deniz yüzeyi sıcaklıklarının ortalamanın 0,8C üzerine çıkmasını gerektiren daha sıkı bir ölçüt kullanıyor. Bu hafta, tropikal Pasifik'te "El Nino koşullarına yaklaşıldığını", orta Pasifik'te sıcaklıkların kendi eşiklerini zaten aştığını açıkladı ancak olayın başladığını resmen ilan etmekten kaçındı. El Nino'nun bu yılın ilerleyen dönemlerinde gelişmesini bekliyor ve güçlü olabileceğini söylüyor. El Nino iki ila yedi yılda bir meydana geliyor ve genellikle yaklaşık bir yıl sürüyor. İklim değişikliğinin bu olayları daha güçlü ya da daha sık hale getirdiğine dair hâlâ kesin bir kanıt yok ancak ısınan bir dünya etkilerini güçlendirebiliyor. BBC / Matt McGrath-Çevre Muhabiri // Simon King- Hava Durumu Sunucusu // Mark Poynting- İklim Muhabiri Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlanıldı.

Kırgızistan’dan BM Güvenlik Konseyi için destek çağrısı Haber

Kırgızistan’dan BM Güvenlik Konseyi için destek çağrısı

Serdar AKYOL / KIRGIZİSTAN (İGFA) - Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyelik seçimleri öncesinde yaptığı kapsamlı açıklamada, uluslararası sistemde artan jeopolitik gerilimlere dikkat çekerek çok taraflı diplomasinin korunması, uluslararası hukukun güçlendirilmesi ve küresel barışın tesis edilmesi çağrısında bulundu. 3 Haziran 2026 tarihinde New York’ta gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyelik seçimleri öncesinde devlet başkanlarına hitap eden Caparov, dünyada çatışma riskinin giderek arttığını belirterek mevcut uluslararası sistemin ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunu söyledi. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika başta olmak üzere birçok bölgede devam eden silahlı çatışmaların küresel güvenliği tehdit ettiğini ifade eden Caparov, dünya genelinde askeri çatışmalara harcanan kaynakların 3 trilyon doları aştığını vurguladı. “Bu kaynaklar insanlığın refahı, açlığın sona erdirilmesi ve çevrenin korunması için kullanılabilirdi” diyen Caparov, küresel güvenlik anlayışının yeniden şekillendirilmesi gerektiğini kaydetti. “KÜÇÜK VE DENİZE KIYISI OLMAYAN ÜLKELER YETERİNCE TEMSİL EDİLMİYOR” Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısındaki temsil dengesizliğine dikkat çeken Kırgız lider, özellikle küçük, gelişmekte olan ve denize kıyısı olmayan ülkelerin uluslararası karar alma mekanizmalarında yeterince yer bulamadığını söyledi. Kırgızistan’ın herhangi bir blok siyasetine bağlı olmadığını belirten Caparov, ülkelerinin kutuplaşmadan uzak, bağımsız ve dengeli bir dış politika anlayışıyla hareket ettiğini ifade etti. Caparov, Güvenlik Konseyi’nin temel işlevine dönmesi gerektiğini belirterek, “Konseyin siyasi çıkarların aracı değil, çatışmaları önleyen etkin bir mekanizma olması gerekiyor” dedi. “ORTA ASYA’DA SINIR SORUNLARINI BARIŞÇIL YOLLARLA ÇÖZDÜK” Kırgızistan’ın bölgesel istikrar konusunda önemli deneyimlere sahip olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Caparov, komşu ülkelerle yaşanan sınır sorunlarının müzakere yoluyla çözüldüğünü söyledi. Bu yaklaşımın sadece söylem değil somut bir model olduğunu ifade eden Caparov, en hassas güvenlik meselelerinin dahi diyalog ve karşılıklı çıkar temelinde çözülebileceğini dile getirdi. Kırgızistan’ın demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında reformlarını sürdürdüğünü kaydeden Caparov, 2025 yılında kabul edilen yeni seçim yasasıyla kadınlar, gençler, etnik azınlıklar ve engelli bireyler için kota uygulamaları getirildiğini açıkladı. Ülkede parlamentoda kadın temsil oranının dünya sıralamasında en üst seviyelerde olduğunu belirten Caparov, yürütme ve yargı organlarında da cinsiyet kotası uygulamalarının hayata geçirildiğini söyledi. “NÜKLEER SİLAHSIZLANMAYI DESTEKLİYORUZ” Kırgızistan’ın dış politikasında nükleer silahlardan arınmış bir dünya hedefini benimsediğini vurgulayan Caparov, ülkelerinin 2025 yılında Nükleer Silahların Yasaklanmasına Dair Antlaşma’yı imzaladığını hatırlattı. Orta Asya’da nükleer silahlardan arındırılmış bölgenin oluşturulmasına öncülük ettiklerini ifade eden Caparov, iklim değişikliği ve güvenlik ilişkisinin de küresel gündemde daha fazla yer alması gerektiğini belirtti. AFGANİSTAN MESAJI Afganistan’daki gelişmelere de değinen Kırgız lider, Orta Asya’nın güvenliğinin Afganistan’daki istikrarla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Afgan halkına yönelik insani yardımların sürdüğünü belirten Caparov, özellikle kadınlar ve çocukların korunmasının önemine dikkat çekti. Kırgızistan’ın adaylığının tüm Orta Asya ülkeleri tarafından desteklendiğini açıklayan Caparov, ülkelerinin bugüne kadar hiç Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği yapmadığını hatırlattı. Rakip ülkelerden Filipinler’in daha önce dört kez Konsey’de yer aldığını belirten Caparov, Kırgızistan’ın seçilmesinin uluslararası toplum açısından “tarihi bir adaletin tesisi” anlamına geleceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Caparov, seçilmeleri halinde Güvenlik Konseyi’nin etkinliğini ve şeffaflığını artırmak için çalışacaklarını belirterek, uluslararası toplumun ortak sorunlarına çözüm üretme konusunda aktif rol üstleneceklerini söyledi.

3. Uludağ Çevre Forumu Bursa Business School’da başladı Haber

3. Uludağ Çevre Forumu Bursa Business School’da başladı

BURSA (İGFA) - İlki 2024 yılında düzenlenen ve kısa sürede alanında referans etkinliklerden biri haline gelen Uludağ Çevre Forumu bu yıl da yoğun katılımla yapılıyor. Bursa Business School Uludağ Kampüsü’nde “Kaynaktan Değere Bugünden Geleceğe” temasıyla düzenlenen forumda iki gün boyunca 7 ayrı oturum düzenlenecek. Türkiye'nin küresel iklim politikalarındaki vizyonunu taçlandıracağı COP31’e doğru giderken atılacak stratejik adımların değerlendirildiği forumda entegre atık yönetimi ve Ulusal Depozito Sistemi, üretimde zorunlu geri dönüştürülmüş madde kullanımı, otomotiv sektöründe sürdürülebilirlik, ulusal su politikaları ve sanayide yeşil dönüşüm gibi başlıklarda alanında uzman isimler konuşmacı olarak yer alıyor. Açılışta konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, sürdürülebilirlik gibi uzun soluklu ve çok boyutlu bir alanda başarının tek seferlik çalışmalarla değil, ortak akılla, istikrarlı iş birlikleriyle ve aynı hedef etrafında buluşan kurumların gayretiyle mümkün olduğunu söyledi. Bu anlamda AB Uyum ve Yeşil Mutabakat Konseyi’nin emekleriyle üçüncü kez hayata geçirilen forumun, kaynak verimliliği, çevre duyarlılığı, yeşil dönüşüm ve insan odaklı kalkınma hedefleri bakımından önem bir kazanım olduğunu belirten Burkay, iklim değişikliği, çevresel riskler, kaynakların etkin kullanımı, enerji güvenliği ve sürdürülebilir üretim; küresel rekabetin ana gündemleri arasında yer aldığını vurguladı. Burkay, yeşil dönüşüm sürecinde kamu politikalarıyla özel sektör uygulamalarının aynı istikamette ilerlemesinin büyük önem taşıdığını söyledi. Bu noktada son dönemde hayata geçirilen desteklerin iş dünyası olarak çok değerli bulduklarını ifade eden İbrahim Burkay, “Bursa iş dünyası olarak, bu destekler için Bakanlığımıza, KOSGEB’e, TÜBİTAK’a ve sürece katkı sunan tüm kurumlarımıza teşekkür ediyoruz. Bununla birlikte sahadan aldığımız geri bildirimler, önümüzdeki dönemde desteklerin daha fazla firmaya ulaşması, başvuru süreçlerinin sadeleşmesi, finansmana erişimin güçlendirilmesi ve özellikle KOBİ’lerimizin teknik danışmanlık kapasitesinin artırılması yönündeki ihtiyacın devam ettiğini göstermektedir. Karbon ayak izi ölçümü, enerji verimliliği yatırımları, temiz üretim teknolojileri, yeşil finansman, dijitalleşme ve mevzuata uyum başlıklarında sağlanacak her yeni destek; firmalarımızın rekabet gücüne, ihracat kapasitesine ve sürdürülebilir üretim anlayışına doğrudan katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. BTSO olarak bizler de Bakanlığın ortaya koyduğu vizyonu; Bursa’nın üretim gücü, girişimcilik kabiliyeti ve yatırım kapasitesiyle desteklediklerini vurgulayan Burkay, şöyle devam etti: “Bugün Bursa’da, yüksek teknolojili üretimden lojistiğe, enerji verimliliğinden yalın üretime kadar geniş bir alanda güçlü bir dönüşüm altyapısı oluşturduk. Ülkemizin yüksek teknolojili ilk organize sanayi bölgesi TEKNOSAB, sanayimizin yeni nesil üretim vizyonunu temsil ederken; Lojistik Teknopark projemiz, kentimizin üretim ve ihracat kapasitesini daha verimli bir yapıya kavuşturmayı hedeflemektedir. Enerji Verimliliği Merkezimiz ve Bursa Model Fabrikamız ise firmalarımıza sahada ölçülebilir kazanımlar sağlayan iki önemli uygulama merkezimizdir. Bu merkezlerimizle işletmelerimizin kaynak kullanımını iyileştirmesine, üretim süreçlerini daha verimli hale getirmesine ve yeşil dönüşüm hedeflerine daha güçlü hazırlanmasına katkı sunuyoruz. Kısacası Bursa iş dünyası olarak bizler, sürdürülebilirliği yalnızca konuşulan bir hedef olarak değil; üretimin, yatırımın, ihracatın ve kurumsal kapasitenin her aşamasına yansıyan somut bir çalışma alanı olarak görüyoruz.” diye konuştu. İŞ DÜNYASI OLARAK ÖNEMLİ BİR EŞİKTEYİZ Bugün iş dünyası olarak çok önemli bir eşikte olduklarını ifade eden Başkan Burkay geçmişte rekabetin temel göstergelerinin üretim kapasitesi, maliyet avantajı, hız ve kalite olduğunu ancak bugün bunların yanına karbon ayak izi, enerji verimliliği, kaynak kullanımı, atık yönetimi, yeşil finansmana erişim ve sürdürülebilir tedarik zincirlerinin eklendiğini kaydetti. Sürdürülebilirlik anlayışının en güçlü karşılık bulduğu alanların başında şehirlerin geldiğini belirten Başkan Burkay, “Sürdürülebilirlik, şehirlerin planlanmasında, ulaşım altyapısında, afetlere hazırlığında, çevre kalitesinde ve sosyal yaşam alanlarında da kendini göstermelidir. Bir şehri geleceğe hazırlamak, aslında o şehirde yaşayan insanın hayatını, güvenliğini, sağlığını ve refahını öncelemek demektir. Dolayısıyla Bursa gibi kadim bir kenti ‘su akar yolunu bulur’ anlayışıyla kaderine terk edemeyiz. Çünkü Bursa, plansızlığa mahkûm edilecek kadar değersiz bir şehir değildir.” dedi. Bursa’nın en son kapsamlı çevre düzeni planının 1998 yılında yapıldığını hatırlatan Başkan Burkay, 30 yıl önceki bir akılla bugünün Bursa’sını yönetmeye çalışmanın Bursa’ya yapılan büyük bir haksızlık olduğunu dile getirdi. Başkan Burkay, “Bu plansızlık; sadece estetik bir kayıp değildir; her gün boğuştuğumuz trafik, çevre kirliliği ve kentin kapasite geliştirme sorunlarını da beraberinde getiren bir düğümdür. Bu nedenle Bursa’mızın anayasası niteliğinde olan 1/100 binlik çevre planında şehir içinde sıkışıp kalmış, apartmanlarla iç içe imalat yapan üretim ve ihracat kapasitesi sınırlanmış 8 bin 500 firmamızın varlığını da ayrıca değerlendirmek durumundayız. Organize bir akılla hareket ettiğimizde, akademik odalarımızın ve üniversitelerimizin vizyonu ile iş dünyamızın dinamizmini birleştirdiğimizde, inanıyorum ki her engeli aşarız. Bursa'nın gerçek değeri, ancak bu planlı büyüme ve ortak akıl koordinasyonuyla ortaya çıkacaktır. Bu düşüncelerle forumda emeği geçen Konseyimize, destek veren sponsorlarımıza ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.” dedi. ULUDAĞ ÇEVRE FORUMU ÖNEMLİ BİR PLATFORM HALİNE GELDİ BTSO AB Uyum ve Yeşil Mutabakat Konseyi Başkanı Vedat Kılıç, Uludağ Çevre Forumu’nun üçüncüsünü gerçekleştirmekten büyük mutluluk duyduklarını belirterek, daha önce yapılan iki forumun başarıyla tamamlandığını ve etkinliğin artık Bursa iş dünyasının yanı sıra Türkiye genelinde de takip edilen önemli bir platform haline geldiğini söyledi. Forumun güçlü içerik, yüksek katılım ve sektörler arası iş birliğiyle öne çıktığını ifade eden Kılıç, “Uludağ Çevre Forumu’nun ülkemize, Bursa’ya ve iş dünyamıza yakışan, ulusal ölçekte takip edilen önemli bir platform haline geldiğine inanıyoruz.” dedi. Forumun hayata geçirilmesine destek veren BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’a da teşekkür eden Kılıç, iklim krizinin artık yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda ekonomik rekabetten üretim modellerine kadar birçok alanı etkilediğini vurguladı. Bursa Vali Yardımcısı Salih Altun, geri dönüşüm ve sürdürülebilirliğin insanlık tarihi kadar eski ve önemli bir konu olduğunu söyledi. Doğanın milyonlarca yıldır kendi döngüsü içerisinde kusursuz bir geri dönüşüm sistemi kurduğunu belirten Altun, milyarlarca insanın bu dünyadan ayrıldığını, doğanun bunu muhteşem şekilde geri dönüştürdüğünü vurgulayarak, "Doğanın teknolojisi bir kaosun önüne geçiyor.” dedi. İnsanlığın bugün hâlâ doğadaki bu kusursuz dönüşümü nasıl sağlayacağını tartıştığını belirten Altun, “Dünyada geri dönüşüm konusunda ortak bir konsensüs sağlandı. Artık üretmek ne kadar önemliyse atık dönüşümü de o kadar önemli. BTSO öncülüğünde gerçekleştirilen bu forum ve COP31 zirvesi gibi organizasyonlar, bu sorunun çözümü için ortak çaba gösteriyor.” diye konuştu. Açılış konuşmalarının 3. Uludağ Çevre Forumu’na katkı veren sponsorlara plaketleri takdim edildi. Forumun açılış oturumu ise COP 31’e Doğru Türkiye başlığı ile gerçekleştirildi. AB Uyum ve Yeşil Mutabakat Konseyi Başkanı Vedat Kılıç’ın moderatörlüğünde yapılan oturumda BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Mehrali Ecer konuşmacı olarak yer aldı.

Tarımda yeni yol haritası belli oldu Haber

Tarımda yeni yol haritası belli oldu

Önceki Dönem Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, “Enflasyonla mücadele için sulama yatırımlarının tamamlanması, sözleşmeli üretim, stratejik ürün üretim dengesi takibi ve kurumlararası koordinasyonun artırılması önemlidir.” dedi. İZMİR (İGFA) - İzmir Ekonomi Kulübü tarafından düzenlenen “Ortak Gelecek İçin Ortak Akıl, Vizyon Arayışları” toplantısının bu ayki konuğu önceki dönem Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli oldu. İş dünyası, bürokrasi, akademi ve sivil toplum temsilcilerinin geniş katılım sağladığı programda Pakdemirli, “Stratejik Bir Sektör Olarak Gıda, Enflasyonsuz Baskı ve Sürdürülebilirlik” başlıklı kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. İzmir Ekonomi Kulübü Başkanı Dr. Sıddık Topaloğlu’nun açılış konuşmasıyla başlayan toplantının moderatörlüğünü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Ayşe Şahin İpek üstlendi. Toplantıda; tarım politikaları, gıda arz güvenliği, fiyat istikrarı, üretim planlaması, su yönetimi ve kurumsal reformlar gibi hayati başlıklar ele alınırken, Türkiye tarımının mevcut durumu ve geleceğine ilişkin önemli değerlendirmeler paylaşıldı. TÜRKİYE’NİN TARIMSAL GÜCÜ VE ÜRETİM KAPASİTESİ Türkiye’nin sahip olduğu iklim çeşitliliği, verimli toprak yapısı ve üretim kapasitesi sayesinde dünyanın önemli tarım ülkeleri arasında yer aldığı vurgulandı. Tarım ve gıda ürünleri ihracatında Türkiye’nin net ihracatçı konumunu sürdürdüğünü belirten Pakdemirli; fındık, kuru kayısı, incir, kiraz, ayva ve haşhaş tohumu üretiminde dünya liderliğine, birçok sebze ve meyvede ise küresel ölçekte güçlü üretim kapasitesine dikkat çekti. Tarım sektörünün yalnızca ekonomik bir alan değil; aynı zamanda milli güvenlik, toplumsal istikrar ve stratejik kalkınma başlığı olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. TARIMDA VERİ YÖNETİMİ VE KURUMLARARASI KOORDİNASYON Tarım sektöründeki üretim, tüketim, ithalat ve ihracat verilerinin daha şeffaf ve sürdürülebilir şekilde takip edilmesi amacıyla dijital altyapıların güçlendirilmesi gerektiği belirtildi. Bu kapsamda dijital bir “Tarım Bilgi Portalı” oluşturulmasının, sektör verilerinin sağlıklı yönetimi açısından önemli katkı sağlayacağı ifade edildi. Tarımda geçmiş başarıların sürdürülebilir olması için kurumlar arası koordinasyonun artırılması ve ortak çalışma kültürünün güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. TARIMDA BEREKET, EKONOMİDE UYUM Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda tarım ve gıda sektörünün yeniden stratejik bir alan haline geldiğine dikkat çekildi. Kırsal üretim yapısının güçlendirilmesi, gençlerin ve kadınların üretime daha aktif katılımını sağlayacak modellerin geliştirilmesi ve köy yaşamının üretim odaklı desteklenmesi gerektiği ifade edildi. Tarım sektöründe teknoloji odaklı üretim anlayışının yaygınlaşmasının önemine değinilirken; dijital tarım uygulamaları, veri yönetimi, yapay zekâ destekli sistemler ve modern üretim tekniklerinin geleceğin tarım vizyonunda belirleyici rol oynayacağı kaydedildi. SU VE SULAMA YATIRIMLARININ STRATEJİK ÖNEMİ Toplantının en önemli başlıklarından birini ise su yönetimi ve sulama yatırımları oluşturdu. İklim değişikliği, kuraklık riski ve küresel gıda krizleri karşısında modern sulama sistemlerinin yaygınlaştırılmasının stratejik önem taşıdığı vurgulandı. Tarımda suyun yalnızca bir üretim girdisi olmadığı; aynı zamanda geleceğin üretim güvenliği açısından hayati bir unsur olduğu ifade edildi. Akıllı sulama sistemleri, verimli su kullanımı ve sulama altyapılarının güçlendirilmesiyle hem üretim maliyetlerinin düşürülebileceği hem de verimliliğin artırılabileceği belirtildi. TARIMDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE YERLİ ÜRETİCİ Tarımda sürdürülebilir büyümenin sağlanabilmesi için sözleşmeli üretim modelinin önemine dikkat çekilirken, yerli üreticinin korunması ve desteklenmesinin temel öncelik olması gerektiği ifade edildi. Yerel üreticinin güçlendirilmesi, kooperatifleşmenin desteklenmesi ve üreticinin pazardaki rekabet gücünün artırılmasının hem kırsal kalkınmaya hem de fiyat istikrarına katkı sağlayacağı belirtildi. Büyük market zincirlerinde yerel üreticiyi destekleyen uygulamaların yaygınlaştırılmasının üretici ile tüketici arasındaki dengeyi güçlendireceği kaydedildi. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME Toplantıda, yerli üretimin güçlendirilmesi, gıda arz güvenliği ve fiyat istikrarı, genç çiftçilerin ve kadın üreticilerin desteklenmesi, tarımda teknoloji ve dijital dönüşüm, su ve sulama yatırımlarının stratejik önemi, üretici ile tüketici arasındaki dengenin korunması, tarımda uzun vadeli planlama ve kurumlar arası koordinasyon başlıklarına özellikle dikkat çekildi. Ayrıca tarımda suyun korunmasının yalnızca ekonomik değil, stratejik bir milli mesele olduğu vurgulanırken; modern sulama sistemleri, verimli su kullanımı ve sürdürülebilir üretim anlayışının geleceğin tarım politikalarında belirleyici rol oynayacağı ifade edildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.