Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İfade Özgürlüğü

bursaarena.com.tr - İfade Özgürlüğü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İfade Özgürlüğü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yunanistan'a alınmadı Haber

Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yunanistan'a alınmadı

Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sivil Toplum ile İlişkiler Başkanı Av. Özcan Pehlivanoğlu, Batı Trakya Türklerinin unutulmaz lideri Dr. Sadık Ahmet'in vefatının 31. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenecek anma programına katılmak üzere gitmek istediği Yunanistan'a girişine izin verilmedi. EDİRNE (İGFA) - İpsala Sınır Kapısı'nda Yunan makamlarınca geri çevrilen Pehlivanoğlu, Türkiye tarafında yaptığı açıklamada kararı sert sözlerle eleştirdi. Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türk dünyasının ve Batı Trakya Türklerinin hak ve hukukunu her şart altında savunmaya devam edeceklerini belirten Pehlivanoğlu, "Bana kamu düzenini bozacağım gerekçesiyle giriş izni verilmedi. Bize yapılan bu muamele, insan haklarına ve Avrupa Birliği hukukuna aykırıdır. Bunu göğsümüzde taşıyacağımız bir madalya olarak görüyoruz." ifadelerini kullandı. Pehlivanoğlu, Yunanistan'ın Batı Trakya Türklerine yönelik politikalarını eleştirmeyi sürdüreceğini belirterek, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nın yaşanan olayla ilgili gerekli diplomatik girişimlerde bulunmasını beklediğini söyledi. Zafer Partisi'nden Yazılı Açıklama Konuya ilişkin Zafer Partisi tarafından yapılan yazılı açıklamada, Pehlivanoğlu'nun Dr. Sadık Ahmet'i anmak üzere Gümülcine'ye giderken Yunan makamlarınca hukuksuz şekilde geri çevrildiği öne sürüldü. Açıklamada, Heybeliada Ruhban Okulu'nun statüsüne ilişkin demokratik tepkisini dile getiren bir Türk siyasetçisinin Yunanistan'a alınmamasının, Atina yönetiminin demokrasi, ifade özgürlüğü ve azınlık hakları konusundaki yaklaşımının yeni bir göstergesi olduğu savunuldu. Parti açıklamasında ayrıca, "Batı Trakya Türklerinin haklı mücadelesini sahiplenenleri susturabileceğini düşünen Yunan makamları bilmelidir ki; ne Dr. Sadık Ahmet'i ne de Batı Trakya'daki soydaşlarımızı yalnız bırakacağız." denildi. Zafer Partisi, yaşanan olayı kınayarak Dışişleri Bakanlığı'nı, vatandaşının haklarının korunması için gerekli diplomatik girişimlerde bulunmaya davet etti.

SUAY KARAMAN yazdı: "Mahruki ve Eker.." Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "Mahruki ve Eker.."

Everest Dağı'na tırmanmayı başaran ilk Türk olarak tarihine geçen ve arama kurtarma etkinlikleriyle tanınan AKUT'un kurucu üyeleri arasında bulunan Nasuh Mahruki, ne olduğu tam anlaşılamayan 15 Temmuz olayının 10. yılı nedeniyle sosyal medyadaki paylaşımı üzerine tutuklandı. Tutuklanmasına neden olan paylaşım şöyle: “15 Temmuz önceden fark edilmiş ancak rejim değişikliği için bir fırsat olarak görülerek bilerek engellenmemiş kontrollü bir şekilde kalkışılmasına müsaade edilmiş bir darbe girişimidir. Baş planlayıcısı ABD’dir, Fil’i feda etmiş, Vezir’i almıştır, Erdoğan’ı Şah yapmış Türk milletini Mat etmiştir.” Paylaşımında 15 Temmuz için ‘kontrollü darbe’ diyen Nasuh Mahruki, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlamasıyla tutuklandı. Bugüne kadar birçok kişi kontrollü darbe sözünü kullandı ama hiç kimse tutuklanmadı. 3 Nisan 2017 tarihinde Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul’da gazetecilerle bir araya gelmiş ve 15 Temmuz'da yaşananları kontrollü darbe girişimi olarak nitelendirmişti. Bu ifadenin “darbeden önce, darbeden haberdar olmak” anlamına geldiğini söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu hükümet için “darbeden önceden bilgileri var” şeklinde açıklama yapmıştı. 10 yıldır 15 Temmuz için darbe, kontrollü darbe, tiyatro, senaryo diyen birçok kişiye görüşünü söylerken tepki verilmedi ama şimdi Nasuh Mahruki’nin paylaşımı üzerine tutuklanması ne anlama gelmektedir? Ceza yargılamasında; kişinin özgürlüğünü geçici olarak kısıtlayan, istisnai ve hukuki bir önlem olan tutuklama, peşin ceza verme yöntemi değildir. Tutuklama kararının verilebilmesi için kaçma şüphesi, delilleri karartma, tanık veya mağdur üzerinde baskı kurma riski, tekrar suç işleme olasılığı, suçun işlendiğine dair somut delillere dayanan güçlü bir şüphe bulunması yer alır. Bunların hiçbiri Nasuh Mahruki için geçerli değildir ancak tutuklama kararı verilmiştir. Bu tutuklama işlemlerinin aynısı günümüzde bazı belediye başkanlarına da yapılmaktadır. Tıpkı Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, 28 Şubat ve benzer davalarda yapıldığı gibi. Nasuh Mahruki’nin paylaşımının halkı nasıl bir kin ve düşmanlığa tahrik ettiği ya da aşağıladığı hakkında olumlu bir kanıt yoktur ama tutuklanmıştır. Bu olay ülkemizde ifade özgürlüğü ve hukuk devleti adına yeni bir kırılma noktası olarak tarihe geçecektir. Verilen bu tutuklama kararı ile düşünceler cezalandırılmaktadır. Siyasi iktidarla aynı görüşte olmamak, farklı bir değerlendirmede bulunmak, aykırı bir düşünce açıklamak suç olarak nitelendirilemez. Ülkemizde hukuku egemen kılamazsak, çok daha fazla karanlıklarda boğulacağımız bilinmelidir. Bu nedenle paylaşımı siyasal bir yorum olan değerli dostumuz Nasuh Mahruki en kısa sürede serbest bırakılmalıdır. Hukuk herkese gereklidir. 4 Haziran 2026 tarihinde Samsun’un Terme ilçesinin 26 yaşındaki AKP’li belediye meclisi üyesi Rümeysa Eker'in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar görmezden gelinmektedir. Paylaşımında ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Kemalistleri hedef alan ağır ifadeler kullanan AKP’li üye açıkça halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlamasında bulunmuştur. “Bu ülkede pezevenkler Kemalist’tir ve solu destekler” gibi birbirinden aşağılık ve rezil yorumlar paylaşan bu AKP’li belediye meclisi üyesi hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ama sonuç yoktur. İstifa etmesi, paylaşımlarını ortadan kaldırmaz, bütün pislikleri ortadadır. Ancak bu konuda yargı suskundur. Nasuh Mahruki için kartal kesilenler, söz konusu AKP’li belediye meclisi üyesi için kıpırdamamaktadır. İşte bu olay yargının getirildiği durumu gözler önüne sermektedir. Adalet, iktidarın değil milletin adaleti olmadığı sürece daha buna benzer çok örnekler yaşanacaktır. Bu nedenle önceliğimiz bir bütün olarak bu siyasi anlayıştan kurtulmak olmalıdır. Bunun için ülkemizin tam bağımsızlığına sahip çıkacak tüm muhalefete büyük sorumluluk düşmektedir. 20 Temmuz 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

TTB'den gözaltı süreçleri ve cezaevi koşullarına ilişkin açıklama Haber

TTB'den gözaltı süreçleri ve cezaevi koşullarına ilişkin açıklama

Türk Tabipleri Birliği (TTB), NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltılar ve cezaevi uygulamalarına ilişkin yazılı açıklama yayımladı. TTB, işkence ve kötü muamele iddialarının etkin şekilde soruşturulması çağrısında bulundu. ANKARA (İGFA) - Türk Tabipleri Birliği (TTB), 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltılar, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik kısıtlamalar ile cezaevi uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. TTB açıklamasında, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, ifade özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel haklar olduğu belirtilerek, bu haklara yönelik müdahalelerin hukuka uygun, zorunlu ve ölçülü olması gerektiği ifade edildi. Açıklamada, komedyen Deniz Göktaş'ın gözaltı sürecine de değinilerek, gözaltı sırasında ters kelepçe uygulanması ve bazı adli işlemlerin hukuka uygunluğu ile ölçülülüğünün kamuoyu nezdinde açıklığa kavuşturulması gerektiği savunuldu. TTB, ters kelepçe uygulamasının yalnızca zorunlu durumlarda başvurulabilecek istisnai bir güvenlik tedbiri olduğunu belirterek, kaçma veya saldırı riski bulunmayan kişiler hakkında rutin şekilde uygulanmasının ulusal ve uluslararası insan hakları standartları bakımından kötü muamele kapsamında değerlendirilebileceğini ifade etti. Açıklamada ayrıca yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarındaki koşullara ilişkin kaygılar da dile getirildi. Uzun süreli tecrit uygulamaları, sınırlı yaşam alanları ve mahpusların sağlık koşullarına ilişkin sorunların ulusal ve uluslararası raporlarda da yer aldığı belirtilerek, cezaevlerinde tutulan herkesin insan onuruna uygun yaşam ve sağlık koşullarına erişiminin güvence altına alınması gerektiği vurgulandı. Türk Tabipleri Birliği, işkence ve kötü muamelenin yalnızca hukuki değil aynı zamanda önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, bu yöndeki iddiaların bağımsız, tarafsız ve etkin şekilde soruşturulması çağrısında bulundu. Açıklamada, gözaltı merkezleri ve ceza infaz kurumlarındaki tüm uygulamaların insan hakları standartlarına, tıp etiğine ve insan onuruna uygun yürütülmesi gerektiğinin altı çizildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.