Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hürmüz Boğazı

bursaarena.com.tr - Hürmüz Boğazı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hürmüz Boğazı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açma teklifini reddetti; saldırıların yeniden başlaması ihtimalini güçlendirdi Haber

Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açma teklifini reddetti; saldırıların yeniden başlaması ihtimalini güçlendirdi

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı 7 gün içinde yeniden açma teklifini reddetti. Trump, ara seçimlerin ardından İran’a yönelik hava saldırılarının yeniden başlayabileceği mesajını verdi. Küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip su yolu, yaklaşık 7 aydır devam eden ABD-İran çatışmasında kilit bir başlık olmayı sürdürüyor. Çatışma, taraflar arasında müzakerelerin çıkmaza girmesiyle yeni bir aşamaya taşınmış durumda. Ancak bu hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında arabulucuların yürüttüğü yeni girişimler, anlaşmaya varılması yönünde ilerleme kaydedilebileceğine ilişkin bazı olumlu beklentiler oluşturdu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün New York’ta Birleşmiş Milletler merkezinde yaptığı açıklamada, “İran, Katar aracılığıyla ABD’ye 7 günlük somut bir plan iletti. Gerekli şartların yerine getirilmesi halinde boğaz yeniden açılabilir ve geçiş trafiği yedi gün içinde normale dönebilir” dedi. Arakçi, “Artık karar ABD’nin. İran baskıyı, tehdidi veya yıldırmayı kabul etmiyor ve baskı altında egemenlik haklarından vazgeçmeyecek” ifadelerini kullandı. Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığına göre Arakçi’nin açıklamasından saatler sonra konuya vakıf ABD’li yetkililer, Trump’ın İran’ın teklifini reddettiğini bildirdi. Gazetenin haberinde, 80 yaşındaki Trump’ın Tahran’ın taleplerini karşılayabileceğinden şüphe duyduğu ve kasım ayında yapılması planlanan ara seçimlerin ardından bombardıman harekâtının yeniden başlamasını olası gördüğü belirtildi. Trump dün akşam Truth Social platformunda, Hürmüz Boğazı’nın daire içine alındığı bir haritanın fotoğrafını paylaşarak üzerine “Trump Boğazı” ifadesini yazdı. Medya kuruluşlarının daha önce yayımladığı haberlerde ise yeni planın, Lübnan da dahil olmak üzere Ortadoğu’daki bütün çatışmaların yedi gün süreyle durdurulmasını öngördüğü belirtilmişti.

En az bin 400 kişi çatışmalardan kaçarak Yemen’den Cibuti’ye sığındı Haber

En az bin 400 kişi çatışmalardan kaçarak Yemen’den Cibuti’ye sığındı

Cibuti makamları, Yemen hükümet güçleri ile Husiler arasında eylül ayından bu yana devam eden çatışmalar nedeniyle, yaklaşık bin 400 kişinin Yemen’den Cibuti’ye kaçtığını açıkladı. Yemen’de 2014’ten bu yana hükümet güçleri ile ülkenin geniş kesimlerini, başkent Sana dahil, kontrolü altında tutan Husiler arasında savaş devam ediyor. Husiler, bir hafta süren sürpriz saldırının ardından cuma günü Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki batı sahillerinin kontrolünü ele geçirdi. Husiler ayrıca, savaşın başlamasının ardından İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla önemi daha da artan ve deniz taşımacılığı açısından kritik bir geçiş noktası olan Babülmendeb bölgesindeki dört adayı da kontrol altına aldı. Husilerin perşembe günü el-Muha kentini ele geçirmesi, kentin güneyindeki diğer kıyı bölgelerine doğru ilerlemelerinin önünü açtı. Cibuti Ekonomi Bakanı İlyas Musa Duvale, X platformundaki paylaşımında, “Son 24 saat içinde Yemen’den bin 400 mülteci Cibuti’ye ulaştı” ifadelerini kullandı. Yemen’in karşısında, Afrika Boynuzu bölgesinde yer alan küçük bir ülke olan Cibuti, Aden Körfezi ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan ve Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin önemli bir bölümünün geçtiği Babülmendeb Boğazı’na hâkim konumda bulunuyor. Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) insani yardım koordinatörü Safiye İbrahim yaptığı açıklamada, gelenler arasında “kadınlar ve çocukların” da bulunduğunu belirtti. İbrahim, yerinden edilen kişilerin Cibuti’nin kuzeyindeki Obok’a ulaştığını ve “önümüzdeki günlerde daha fazla kişinin gelmesinin beklendiğini” söyledi. Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Göç Örgütü, temmuz ayından beri Yemen’deen az 76.000 kişinin yerinden edildiğini bildirdi. Kuruluş, bu kişilerin dörtte birinin geçtiğimiz hafta içinde yerinden edildiğini kaydetti.

Washington ve Tahran arasındaki çatışmalar yeniden şiddetlendi: Hürmüz kriziyle petrol fiyatları fırladı Haber

Washington ve Tahran arasındaki çatışmalar yeniden şiddetlendi: Hürmüz kriziyle petrol fiyatları fırladı

ABD ile İran arasındaki askeri çatışmaların yeniden başlaması ve Hürmüz Boğazı’nın geleceğine ilişkin anlaşmazlığın derinleşmesiyle gerilim artıyor. Tarafları yeniden müzakere masasına oturtabilecek yeni bir çerçeve oluşturulması amacıyla müzakere kanallarını açık tutmaya yönelik arabuluculuk girişimleri ise sürüyor. Şarku'l Avsat'ın Financial Times’ten aktardığına göre Washington; Başkan Donald Trump yönetiminin haziran ayında varılan mutabakat zaptına dönmekten vazgeçmesinin ardından, Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açılmasını İran’ın nükleer dosyasına bağlayan daha kapsamlı yeni bir anlaşma arayışında. Tahran ise bu kritik deniz yolunu yeniden açmak için ABD ablukasının kaldırılması, petrol muafiyetlerinin geri getirilmesi ve dondurulan varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasını şart koşuyor. Pakistan iki taraf arasındaki arabuluculuk çabalarını sürdürürken, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Washington’un mevcut çatışmayı bir "savaş" olarak nitelendirmediğini belirtti ve krizin ne zaman sona ereceğine dair bir takvim vermekten kaçındı. Bu durum, ABD’de kasım ayında yapılacak ara seçimler yaklaşırken çatışmanın iç siyasetteki yansımalarını da artırıyor. Ağır askeri çatışmaların son dalgasında ABD ordusu, saldırılarını yaklaşık 100 İran hedefine ve devlete ait 2 tanker gemisine doğru genişletti. İran ise bölgedeki "ABD üslerine" füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenleyerek cevap verdi. Ekonomik cephede ise petrol fiyatları bugün temmuz ortasından bu yana en yüksek haftalık kazancına yöneldi. ABD-İran çatışmasının tırmanması ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğinin son derece düşük seviyelere gerilemesi, Ortadoğu’daki arz risklerini küresel enerji piyasalarının gündeminin ilk sırasına taşıdı.

ABD'den Türkiye Açıklaması!  " İran'a bedel ödetme konusunda ABD'ye destek verdiler.." Haber

ABD'den Türkiye Açıklaması! " İran'a bedel ödetme konusunda ABD'ye destek verdiler.."

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Türkiye'nin de aralarında yer aldığı bazı ülkelerin ticari gemilere yönelik saldırıları sebebiyle İran'a bedel ödetme konusunda ABD'ye destek verdiğini öne sürdü. VANCE BEYAZ SARAY'DA İRAN POLİTİKASINI DEĞERLENDİRDİ ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında İran’a yönelik baskı politikası, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim ve küresel enerji fiyatları hakkında açıklamalar yaptı. BBC’nin aktardığına göre Vance, İran’dan ticari gemilere yönelik saldırılarını durdurmasını istedi. Tahran yönetimine karşı ekonomik, askeri ve diplomatik baskının yanı sıra gizli operasyonların da seçenekler arasında bulunduğunu belirten Vance, "Gerçekleşebilecek her şey masada." dedi. TÜRKİYE VE BÖLGE ÜLKELERİNİN İRAN'A KARŞI ADIM ATTIĞINI İDDİA ETTİ İran’ın ekonomik olarak yalnızlaştırılmasına yönelik girişimlere ilişkin soruyu yanıtlayan Vance; Türkiye, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar’ın adını verdi. Vance, söz konusu ülkelerin İran’ın ticari gemilere ateş açmasının bedelini ödemesini sağlama konusunda ABD’ye yardımcı olduğunu ileri sürerek, "Bazen bunu kamuoyu önünde söylemek istemiyorlar ancak özel olarak bize yardımcı olacak çok sayıda adım atıyorlar." ifadelerini kullandı. Vance, Türkiye ve diğer ülkelerin ne tür bir destek verdiği ya da bu desteğin kapsamı konusunda ayrıntı paylaşmadı. Açıklama, İran’ı küresel ticaret ve finans sisteminden uzaklaştırmayı amaçlayan ABD’nin Ekonomik Dışlama Operasyonu hakkındaki bir soruya yanıt olarak gerçekleşti. BASKI POLİTİKASI İLE İRAN'IN KAYNAKLARINI KESMEK HEDEFLENİYOR Vance, baskı politikasının amaçlarından birinin, İran’ın nükleer programını yeniden inşa etmek istemesi durumunda ihtiyaç duyacağı ekonomik kaynaklara erişimini engellemek olduğunu söyledi. İran’ın şu ana kadar nükleer tesislerini yeniden inşa etmeye çalıştığına ilişkin gelişme görmediklerini belirten Vance, Çin’in de Tahran yönetimine kıyasla daha sorumlu hareket ettiğini savundu. Trump yönetiminin gelecek aylarda İran’a karşı atabileceği adımları kamuoyu önünde açıklamayacağını ifade eden Vance, ekonomik, askeri, diplomatik ve gizli baskının başkanın kullanabileceği araçlar arasında yer aldığını dile getirdi. ABD Başkan Yardımcısı, İran ticari gemilere yönelik saldırılarını sürdürdüğü müddetçe Tahran yönetimiyle müzakere yürütmeyeceklerini açıkladı. DÜĞÜN TÖRENİNİN VURULDUĞU İDDİASI İNCELEME ALTINA ALINDI Vance’a, ABD’nin İran’da düzenlediği bir hava saldırısında düğün törenini vurduğu yönündeki iddia soruldu. İran devlet medyasının açıklamalarına şüpheyle yaklaştığını dile getiren Vance, olayın incelendiğini belirterek, "Eğer hata yaparsak ABD ordusu bundan ders çıkarır." dedi. İranlı yetkililer, saldırıda 5 kişinin hayatını kaybettiğini ve yaklaşık 70 kişinin yaralandığını bildirdi. ABD ordusu ise haberlerden haberdar olduğunu ancak sivilleri hedef almadığını açıkladı.

Tahran Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünde kararlı ve ısrarcı Haber

Tahran Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünde kararlı ve ısrarcı

ABD ile İran arasındaki çatışma, deniz ve ekonomik baskıların yeni bir aşamaya taşınmasıyla hızla tırmanırken, Washington gerektiği sürece İran limanlarına yönelik ablukayı sürdürmeye hazır olduğunu vurguluyor. Tahran ise Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünde ısrar ediyor. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD Donanması'nın İran limanlarına uygulanan ablukayı "belirsiz bir süre boyunca" sürdürebilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi. Hegseth, operasyonların kesintisiz devam etmesini sağlamak amacıyla gemilerin rotasyona tabi tutulabileceğini ve yeni birliklerin bölgeye konuşlandırılabileceğini belirtti. ABD Enerji Bakanı Chris Wright ise ABD'nin İran'a yönelik ablukasının ülke ekonomisini boğduğunu ve bölgedeki nüfuzunun giderek zayıflamasına yol açtığını ifade etti. Buna karşılık, İran Silahlı Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Sözcüsü İbrahim Zülfikari, "ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin normal şekilde geçiş yaptığına ilişkin dayanaksız iddiaları (...) yalnızca bir yalandan ibarettir" dedi. Bu gelişmeler, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in, savaş sırasında petrol ve benzin fiyatlarının Amerikalılar için düşük tutulmasının Washington'ın öncelikli hedefi olduğunu açıklamasıyla aynı döneme denk geldi. Vance, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemenin ise ikinci öncelik olduğunu belirtti.

Hürmüz Boğazı'nda yeni kriz: Petrol fiyatları yükselişe geçti Haber

Hürmüz Boğazı'nda yeni kriz: Petrol fiyatları yükselişe geçti

İran ve Umman arasında Hürmüz Boğazı'na ilişkin yürütülen görüşmelerde gündeme gelen yeni yaptırım ve ceza teklifleri, küresel petrol piyasalarını hareketlendirdi. Arz güvenliği endişeleriyle Brent petrol vadeli işlemleri 83 doları aşarak son haftaların en yüksek seviyesine ulaştı. Küresel enerji koridoru Hürmüz Boğazı üzerindeki jeopolitik gerilim, petrol piyasalarını yeniden alevlendirdi. İran ile Umman arasında boğazın ticari trafiğe açılmasına yönelik yürütülen müzakerelerde gündeme gelen yeni şartlar ve yasa tasarısı iddiaları, küresel arz güvenliğine dair endişeleri tırmandırdı. Bu gelişmelerin ardından cuma günü yükselişini sürdüren Brent petrol vadeli kontratları yüzde 1,2 değer kazanarak varil başına 83,48 dolara yükseldi. ABD ham petrolü (WTI) ise yüzde 1,1 artışla 78,84 dolardan işlem gördü. "Düşmanca" gemilere yasak ve ağır para cezaları gündemde Yükselişin arkasındaki ana etken, İran Parlamentosu'ndaki bir komisyonun hazırladığı yeni yasa tasarısı oldu. İran yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın aktardığı bilgilere göre Tahran yönetimi; ABD, İsrail ve "düşmanca" olarak tanımlanan diğer ülkelere ait deniz taşıtlarının boğazdan geçişini tamamen yasaklamayı planlıyor. Kuralları ihlal eden gemilere ise taşıdıkları yükün yüzde 20'sine varan ağır para cezaları uygulanması öngörülüyor. Ayrıca Tahran'ın, boğazı kullanan gemilerden yüzde 5 ila 7 arasında geçiş ücreti talep ettiği, Umman'ın bu oranı yüzde 3 olarak savunduğu, ABD'nin ise her türlü ücrete karşı çıktığı bildirildi. Piyasalarda temkinli bekleyiş yükselişi destekliyor Hafta başında ABD-İran hattında diplomasi umutlarıyla gerileyen fiyatlar, bu haberlerin ardından yönünü tekrar yukarı çevirdi. KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, yatırımcıların boğazdaki tanker trafiğinin tamamen normale döneceğine henüz ikna olmadığını vurgulayarak, bu temkinli duruşun petrol fiyatları için aşağı yönlü hareketleri sınırladığını ifade etti. Bölgesel gerilimler ve yaptırım duvarı Hürmüz Boğazı'na yönelik yeni geçiş sisteminin hayata geçirilmesi; ABD yaptırımları ve uluslararası sigorta sözleşmeleri engeline takılıyor. Sektör temsilcileri bu şartlarda planın uygulanmasının oldukça zor olduğunu belirtiyor. Öte yandan Yemen'deki İran destekli Husiler'in Marib ve Hadramut bölgelerindeki hedeflere İHA ve füzelerle saldırdığını duyurması bölgedeki tansiyonu yüksek tutarken, ABD Başkanı Donald Trump ise gazetecilere yaptığı açıklamada diplomatik çözüme işaret ederek İran ile yaşanan çatışmalı sürecin yakında sona erebileceğine inandığını dile getirdi.

Emekli büyükelçiler değerlendirdi: Mekke Anlaşması, Türkiye'yi nasıl etkileyecek, "taraflardan birine saldırı diğerlerine de saldırıdır" vurgusu ne anlama geliyor? Haber

Emekli büyükelçiler değerlendirdi: Mekke Anlaşması, Türkiye'yi nasıl etkileyecek, "taraflardan birine saldırı diğerlerine de saldırıdır" vurgusu ne anlama geliyor?

Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaş, bölge ülkelerine de sirayet ederken, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bölgesel güvenlik için Mekke Anlaşması’nı imzaladı. Suudi Arabistan’da imzalanan anlaşma kapsamında taraflardan birine yapılan bir saldırı, anlaşmanın tüm taraflarına yapılmış sayılacak. Bölgede İran savaşından bu yana tırmanan gerilim sürecinde bu maddenin nasıl işleyeceği tartışılırken emekli büyükelçiler, anlaşmanın tam metni görülmeden uygulamanın nasıl işleyeceğinin bilinemeyeceğini vurgularken, anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmalarının önüne geçmeyeceğini belirtiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke’de düzenlenen Ortak Savunma Zirvesi’nde üçlü savunma anlaşmasını imzaladı. Anlaşmaya ilişkin üç ülkeden yapılan ortak açıklamada savunma anlaşmasının “bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmeyi, güvenli ve müreffeh bir gelecek için ortak hareket etmeyi” amaçladığı belirtildi. Kolektif caydırıcılığı güçlendirme amacı taşıdığı belirtilen anlaşmaya ilişkin yapılan ortak açıklamada “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma iş birliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir,” denildi. Emekli Büyükelçi Cengiz Fırat, T24'e yaptığı değerlendirmede zamanlamaya dikkat çekerek Mekke Anlaşması'nın, İsrail'in genişlemeye yönelik adımlar attığı, Hürmüz Boğazı'nın kapatıldığı ve İran'ın bölge ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği bir dönemde imzalandığını söyledi. Fırat, İran savaşının başlamasından bu yana Suudi Arabistan'ın ABD'nin güvenlik şemsiyesinin yeterli olmadığını gördüğünü belirterek, Washington'ın tüm gücünü İsrail'i savunmaya yönelttiğinin ve bu nedenle Körfez'deki ortaklarına yeterli caydırıcılığı sağlayamadığının ortaya çıktığını ifade etti. Üç ülkenin de bölgede kritik güç unsurlarına sahip olduğunu belirten Fırat, Pakistan’ın bölgede büyük ve güçlü bir ülke olduğunu, İslam dünyasında nükleer silaha sahip tek ülke konumunda bulunduğunu ve oldukça gelişmiş bir savunma sanayisine sahip olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan’ın İslam dünyası açısından önemli, stratejik öneme ve ekonomik zenginliğe sahip bir G20 ülkesi olduğunu belirten Fırat, Türkiye’nin ise hem Doğu hem Batı ile ilişkileri bulunan, NATO üyesi, Avrupa Birliği ile yakın ilişki içinde olan ve bölgenin en güçlü savunma sanayilerinden birine sahip ülkelerden biri olduğunu belirtti. Fırat’a göre anlaşmayla birlikte üç ülkenin birbirini tamamlayan güç unsurları bir araya geliyor. “Zamanla başka ülkeler de katılabilir” Suudi Arabistan ile Pakistan arasında daha önce de benzer bir anlaşma bulunduğunu hatırlatan Fırat, Mekke Anlaşması’nın herhangi bir gruba ya da ülkeye karşı yapılmadığının altını çizdi. Anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmalarının önüne geçmeyeceğini vurgulayan Fırat, anlaşmanın diğer ülkelerin katılımına da açık olduğunu ve zaman içinde bölge ülkelerinin de katılmasını beklediğini söyledi. 
“Metninin tamamını görmeden uygulamayı bilemeyiz” Bölgede güç dengelerinin değiştiğini ifade eden Fırat, Suudi Arabistan’ın son dönemde Husiler tarafından uğradığı saldırılar göz önüne alındığında Mekke Anlaşması’nın “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağı” vurgusunu değerlendirirken anlaşmanın tam metninin görülmediğini vurguladı. Şu aşamada yalnızca ortak açıklamanın görüldüğünü belirten Fırat, anlaşmanın tam metni görülmeden uygulamanın nasıl olacağının bilinemeyeceğini söyledi. Suudi Arabistan ile Pakistan’ın bir süredir benzer bir anlaşma içinde olduğunu hatırlatan Fırat, daha önce Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarında Pakistan’ın devreye girdiğinin görülmediğine dikkat çekti. Fırat'a göre; mevcut bilgiler, anlaşmanın caydırıcılık, hava savunması ve silah sistemleri ile askerî eğitim ve işbirliği gibi başlıklar üzerine şekilleneceğini gösteriyor. Üç ülkeden birinin başka bir devletin saldırısına uğraması hâlinde tarafların nasıl hareket edeceğine ilişkin ise henüz bir bilgi bulunmuyor. Bunun nasıl düzenlendiği ancak anlaşma metninin yayımlanmasıyla netlik kazanacak. “Detay verilmedikçe uygulanabilirliği tartışmalı” Emekli Büyükelçi Şafak Göktürk de, X hesabından paylaştığı değerlendirmesinde, anlaşmada yer alan “birine silahlı saldırı, üçüne yapılmış sayılır” ifadesinin güçlü görünmesine karşın, bunun pratikte nasıl işleyeceğinin henüz belirsiz olduğuna dikkati çekti. Anlaşmanın tam metninin bilinmediğini hatırlatan Göktürk, NATO’nun 5. maddesini çağrıştıran bu hükmün, hangi ortak varlıkların korunacağı ve saldırı halinde nasıl bir mekanizmanın devreye gireceği açıkça belirlenmediği sürece uygulanabilirliğinin tartışmalı kalacağını belirtti. 5. madde nedir? NATO'nun ortak savunma ilkesi olan ve müttefiklerden birine yapılan saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağı temeline dayanan Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. maddesinde şu ifadelere yer veriliyor: "Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldırı olursa Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. "Böylesi herhangi bir saldırı ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilecekti Anlaşmanın yalnızca metindeki güvenlik taahhütleri üzerinden değil, imzalandığı siyasi süreç ve bölgesel bağlamla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Göktürk, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ABD ile müttefiklik ilişkilerine rağmen Washington’ın sunduğu güvenlik güvencelerinin yeterliliğine ilişkin soru işaretlerinin arttığına işaret etti. Göktürk’e göre anlaşma, üç ülkenin güvenliklerini tek bir müttefike dayandırmak yerine farklı işbirlikleriyle destekleme, yani “katmanlı güvenlik” arayışını ortaya koyuyor. Bunun anlaşmanın askeri boyutunun yanı sıra siyasi niyetini de öne çıkardığını belirten Göktürk, Ortadoğu’nun uzun süreli bir “barışsızlık” dönemine girebileceğini ve bu süreçte diplomasiyle güç gösterisinin iç içe ilerleyeceğini ifade etti. BM’nin 51’inci maddesi vurgusu Anlaşmayla ilgili Anadolu Ajansı’na değerlendirmelerde bulunan yetkiler, anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçladığının altını çizdi. Yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi. 51. madde nedir? "İşbu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler Üyelerinden birinin silahlı bir saldırmaya hedef olması halinde, Güvenlik Meclisi milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için lüzumlu tedbirleri alıncaya kadar, tabii olan münferit veya müşterek meşru müdafaa hakkına halel getirmez. Bu meşru müdafaa hakkını kullanarak Üyelerin aldığı tedbirler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilir ve Konsey'in, işbu Antlaşmaya dayanarak milletlerarası barış ve güvenliğin muhafaza veya iadesi için lüzumlu göreceği şekilde her an hareket etmek yetki ve ödevine hiçbir veçhile tesir etmez Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bugün CNN Türk yayınında Mekke Anlaşması'na ilişkin soruları yanıtladı. Yılmaz, anlaşmayı herhangi bir tarafa, kişiye ve kuruma karşı bir tehdit olarak görmemek gerektiğini vurgulayarak, "Bu birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil. Tam aksine belli konularda gerilimler ortaya çıkmasın diye caydırıcılığı güçlendirmek için oluşturulmuş bir yapı. Dolayısıyla esas itibarıyla caydırıcı bir mekanizma. Bir taraftan da savunma sanayisi başta olmak üzere işbirliğini artırıcı bir mekanizma. Bu bizim NATO'ya veya içinde bulunduğumuz herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil. Bunun da altını çizmemiz lazım." diye konuştu. Yılmaz, milli muharip uçak KAAN'ın olgunlaşma sürecine Suudi Arabistan'dan ortaklık veya bir finans katkısı olup olmayacağı sorusu üzerine "Kesinlikle olabilir, neden olmasın" yanıtını verdi. ABD'nin F-35 üretim sürecine başka ülkeleri de kattığını hatırlatan Yılmaz şöyle devam etti: "Bu tür yüksek maliyet, geniş pazar, ciddi bir katkı gerektiren projelerde platformlar oluşturmak ve olabildiğince çok dost ve kardeş ülkeyi bu sürece dahil etmek çok anlamlı. Teknolojik olarak da ekonomik olarak da pazarlama imkanları bakımından da Türkiye de bu noktada belli bir eşiğe gelmiş durumda. KAAN da başka projeler de olabilir. Ürün bazında birçok ülkeyi işin içine katan, sorumlulukları paylaşan, aynı zamanda hepsinin de katkısını alarak projelerin niteliğini artıran bir çabanın çok doğru olacağını düşünüyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.