Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hayvancılık

bursaarena.com.tr - Hayvancılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hayvancılık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AgroGreen Tarım ve Hayvancılık Fuarı Bursa'da 80 şehir, 13 ülke ağırlayacak Haber

AgroGreen Tarım ve Hayvancılık Fuarı Bursa'da 80 şehir, 13 ülke ağırlayacak

Bursa Uluslararası Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek AgroGreen, bu yıl Türkiye’nin 80 şehrinden ve 13 ülkeden sektör profesyonellerini Bursa’da ağırlayacak. BURSA (İGFA) - GL Platform Fuarcılık tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenecek AgroGreen Bursa Tarım, Hayvancılık, Süt, Sera Teknolojileri, Tohum, Fide, Fidan ve Canlı Hayvan Fuarı öncesinde sektörün tüm paydaşları güç birliği yaptı. Bursa’daki tarım kurumları, meslek odaları, ziraat odaları, birlikler ve kooperatifler, AgroGreen’i, Türkiye’nin en güçlü tarım buluşmalarından biri haline getirmek için ortak hareket etme kararı aldı. 14-17 Ekim tarihlerinde Bursa Uluslararası Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek AgroGreen, bu yıl Türkiye’nin 80 şehrinden ve 13 ülkeden sektör profesyonellerini Bursa’da ağırlayacak. Fuar öncesinde düzenlenen değerlendirme toplantısında üretimden ihracata, iklim değişikliğinden planlı tarıma, çiftçinin yeni teknolojilere erişiminden yeni ticari bağlantıların kurulmasına kadar sektörün gündemindeki konular ele alındı. Toplantıda AgroGreen’in Bursa’nın ortak gücüyle büyütülmesi ve uluslararası ölçekte daha etkili bir tarım platformuna dönüştürülmesi konusunda görüş birliğine varıldı. GL Platform Fuarcılık Genel Müdürü Gül Ceylan, AgroGreen’in ilk yılında aldığı geri dönüşlerin beklentilerin üzerinde olduğunu belirterek, sektör temsilcilerinin görüş ve önerilerinin fuarın gelişimi açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Ceylan, “AgroGreen, daha ilk yılında Türkiye’nin dikkat çeken tarım organizasyonlarından biri haline geldi. İlk fuarımızda 403 firma ve markayı, 77 şehirden gelen ziyaretçileri ve 11 ülkeden yabancı temsilcileri ağırladık. Bu yıl hedefimizi büyüttük. AgroGreen’de Türkiye’nin 80 şehrinden ve 13 ülkeden sektör profesyonellerini Bursa’da buluşturacağız. Bu fuar, Bursa’nın fuarıdır. Sektörün tüm paydaşlarıyla birlikte AgroGreen’i Türkiye’nin en güçlü tarım buluşmalarından biri haline getireceğiz” dedi. TARIM SEKTÖRÜ ORTAK HEDEFTE BULUŞTU Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Aslım, çiftçinin kazanmasının ülke ekonomisinin güçlenmesi anlamına geldiğini belirterek, AgroGreen’in üreticilere yeni pazarlar ve ticari bağlantılar sağlayacağını söyledi. Bursa İl Tarım ve Orman Müdür Yardımcısı Erdoğan Ceylan, iklim değişikliğinin etkileri karşısında planlı ve sürdürülebilir üretimin önemine dikkat çekti. Ceylan, fuarın üreticileri yeni teknolojilerle buluşturarak tarımsal üretimin güçlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Bursa Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Sadi Aktaş ise üreticinin gelirini artıracak ve teknolojiye erişimini kolaylaştıracak organizasyonların tarım sektörü açısından büyük önem taşıdığını kaydetti.

Tarihi Çoban Mektebi 6. Ankara Konferansları’na ev sahipliği yaptı Haber

Tarihi Çoban Mektebi 6. Ankara Konferansları’na ev sahipliği yaptı

Geçmişte Ankara Ziraat Mektebi olarak hizmet veren, Keçiören’de bulunan ve günümüzde Atatürk Ankara Millî Mücadele Müzesi olarak kullanılan tarihî Çoban Mektebi binası, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı tarafından düzenlenen 6. Ankara Konferansları Serisi’ne ev sahipliği yaptı. ANKARA (İGFA) - Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programa Keçiören Belediye Başkan Yardımcısı Av. Serkan Bedirhanoğlu, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kılınç, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necdet Aysal, Keçiören Belediye Başkanı Başdanışmanı İlahiyatçı-Yazar Ayşe Sucu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitü Müdürü Prof. Dr. Mesut Çapa, 1453 Gençlik Derneği Başkanı Serkan Ülker ve çok sayıda vatandaş katıldı. Program öncesinde katılımcılar, rehber eşliğinde Atatürk Ankara Millî Mücadele Müzesi’ni gezerek binanın tarihî geçmişi hakkında bilgi aldı. “Çoban Mektebi, tarihin bizzat yaşandığı bir hafıza mekânıdır.” Keçiören Belediye Başkan Yardımcısı Av. Serkan Bedirhanoğlu, programın açılış konuşmasında, ilçenin en önemli tarihi yapılarından biri olan Çoban Mektebi’nde 6. Ankara Konferansı'na ev sahipliği yapmaktan büyük bir gurur duyduğunu belirterek şunları ifade etti: “Bulunduğumuz bu yapı yalnızca taş ve tuğladan ibaret bir tarihi eser değildir. Burası, Osmanlı Devleti'nin modern tarım ve hayvancılık anlayışını hayata geçirmek amacıyla 19. yüzyılın sonlarında kurulan Ankara Numune Tarlası ve Çoban Mektebi olarak eğitim hayatına başlamış, daha sonra Ziraat Mektebi kimliğiyle ülkemizin tarım eğitimine yön veren önemli kurumlarından biri haline gelmiştir. Bu yönüyle, bugün gerçekleştirdiğimiz konferansın konusu ile bulunduğumuz mekân arasında güçlü ve anlamlı bir bağ bulunmaktadır. Çünkü burası, Ziraat Mektebi'ni konuştuğumuz bir bina değil; tarihin bizzat yaşandığı, üretildiği ve şekillendiği bir hafıza mekânıdır. Bu kıymetli yapı yalnızca eğitim tarihimizin değil, Millî Mücadele tarihimizin de sessiz tanıklarından biridir. Anadolu'nun bağımsızlık mücadelesine yön veren fikirlerin filizlendiği bu mekân, Cumhuriyet'e giden yolda da önemli duraklardan biri olmuştur. Bu nedenle Çoban Mektebi; tarım tarihimizin, eğitim tarihimizin ve Millî Mücadelemizin ortak hafızasını taşıyan müstesna bir değerdir. Keçiören Belediyesi olarak, Başkanımız Sayın Dr. Mesut Özarslan'ın öncülüğünde bu tarihi mirasın korunmasını, yaşatılmasını ve yeniden bilim, kültür ve sanatla buluşturulmasını önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Çünkü tarihi yapılar, ancak yaşayan mekânlara dönüştüklerinde gelecek kuşaklara gerçek anlamda aktarılabilir. Bugün burada düzenlenen bu konferans da bunun en güzel örneklerinden biridir.” Tarihi belgeler ışığında Ziraat ve Çoban Mektepleri ele alındı Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necdet Aysal, konuşmasında, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde tarım ve hayvancılık alanlarında nitelikli insan gücü yetiştirmek amacıyla kurulan Ankara Ziraat Mektebi ile Çoban Mektebi’nin kuruluş sürecini, eğitim faaliyetlerini ve Türk eğitim tarihindeki yerini ele aldı. Ankara’da hayvancılığı, özellikle Ankara keçisi yetiştiriciliğini geliştirmek amacıyla Çoban Mektebi ile Ziraat Mektebi'nin kurulmasının planlandığını belirterek şöyle konuştu: "Çoban Mektebi'nin temeli 6 Mayıs 1895'te atıldı, 1898'de 10 öğrenciyle eğitime başladı. Okul, çoban yetiştirmenin yanı sıra hayvancılık, tarım ve bahçe ziraatında modern yöntemleri yaygınlaştırmayı amaçladı. Aynı yıl temeli atılan Ziraat Mektebi ise savaşlar ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle 1908'de açıldı. İlk etapta 50 öğrenciyle başlayan okulun mevcudu daha sonra 150'ye ulaştı. Tarım ve hayvancılığı geliştirmek için ziraat teknisyenleri yetiştiren okulda, I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla 16 yaş ve üzerindeki öğrenciler askere alındı veya gönüllü olarak cepheye katıldı." “Ankara Ziraat Mektebi, Milli Mücadele tarihimizde de önemli bir yer edinmiştir.” Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kılınç ise yaptığı konuşmada konferansa ev sahipliği yapan Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan’a teşekkür ederek şunları dile getirdi: “Ankara Ziraat ve Çoban Mektepleri, Osmanlı Devleti'nin son döneminde tarım ve hayvancılığı bilimsel yöntemlerle geliştirme arayışının önemli örnekleri arasında yer almaktadır. Bu kurumlar yalnızca mesleki eğitim vermek amacıyla kurulmamış, aynı zamanda ülkenin ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak, nitelikli insan gücünü yetiştirmeyi de hedeflemiştir. Ankara Çoban Mektebi özellikle hayvancılığın geliştirilmesi, hayvan hastalıklarıyla mücadele edilmesi ve eğitimli çobanların yetiştirilmesi amacıyla faaliyet göstermiştir. Ankara Ziraat Mektebi ise zaman içerisinde eğitim işlevinin ötesine geçerek Milli Mücadele tarihimizde de önemli bir yer edinmiştir. Bu konferansın Ankara Çoban Mektebi’nde düzenlenmesine imkân sağlayan Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan’a teşekkür ediyoruz.” Programın sonunda Keçiören Belediye Başkan Yardımcısı Av. Serkan Bedirhanoğlu, Prof. Dr. Necdet Aysal ve Prof. Dr. Ahmet Kılınç'a hediye takdiminde bulundu.

Türkiye'de madencilik patlaması su kaynaklarını kurutuyor Haber

Türkiye'de madencilik patlaması su kaynaklarını kurutuyor

Türkiye'de madencilik ruhsatlarında son yıllarda yaşanan patlama, başta su kaynakları olmak üzere çevreyi, insan sağlığını ve yerel ekonomileri tehdit ediyor. Uşak'ın Güney köyü bir zamanlar 50 kaynaktan beslenen su zengini bir bölgeydi. Yirmi yıl önce açılan altın madeni tüm su kaynaklarının kurumasına neden oldu. Çevre aktivisti ve köy sakini Uğur Sümer, "Önceleri su bulmak için sadece 60 metre kazmanız yeterli olurdu. Bugün 400 metre de kazsanız hiçbir şey yok. Maden bütün suyumuzu tüketti" diyor. Kasım ayında BM İklim Zirvesi'ne (COP31) ev sahipliği yapacak olan Türkiye'nin çevre politikası tartışmalara yol açıyor. Çevre aktivistleri, giderek yoğunlaşan maden projeleriyle su kaynaklarının kuruduğu uyarısında bulunuyor. Türkiye'de 2000 yılından bu yana başta altın ve kömür olmak üzere sondaj ve madencilik projelerinin sayısı hızla arttı. Temmuz 2025'te çıkarılan bir yasa ile madencilik ruhsat süreçlerinin kolaylaştırılması sonucu geçen yıl ruhsatlandırma sayısı 410 bine yükseldi. Altın üretimini 100 tona çıkarma hedefi Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, Mart ayında Kanada'ya yaptığı ziyarette bu yasanın yabancı yatırımın ülkeye gelişini hızlandıracağı beklentisini dile getirdi. Bayraktar, Kanada'da Uşak'taki altın madenini işleten, Vancouver merkezli Eldorado Altın firmasına bağlı Tuprag şirketinin yetkilileriyle de bir araya geldi. Enerji Bakanı, altın üretimini "insan sağlığı ve çevreden taviz vermeden" yılda 28 tondan 100 tona çıkarmayı, ayrıca stratejik öneme sahip nadir elementlerde de dünyanın önde gelen aktörlerinden biri haline gelmeyi hedeflediklerini belirtti. Ancak uzmanlar ve çevreciler, maden ruhsatlarındaki patlamanın su kaynaklarını ve madencilik bölgelerindeki yerel ekonomiyi tehlikeye attığı uyarısında bulunuyor. Sağlık ve çevre için siyanür tehlikesi Altın gibi madenlerin çıkarılma sürecinde sadece büyük miktarlarda su tüketilmekle kalınmıyor, aynı zamanda siyanür ve diğer kirletici maddelerin kullanımı sağlık ve çevre için büyük riskleri beraberinde getiriyor. Uşak'ın Güney köyünden Sümer, su kaynaklarının korunmasının bir ölüm-kalım meselesi olduğunu vurgulayarak "2006 yılındaki yağışların ardından yaklaşık 2 bin köy sakini vertigo, görme bozuklukları ve bulantı şikayetleri yaşadı. Yapılan testlerde kanlarında siyanür çıktı" diyor. Kirliliğin, bir zamanlar yerel ekonominin bel kemiği olan hayvancılık ve üzüm hasadını yok ettiğine işaret eden Sümer, nasıl ayakta kalacaklarını bilemediklerini belirtiyor. Resmî verilere göre 2024 yılında madencilik alanında kullanılan su, Türkiye'nin 20,3 milyar metreküplük toplam su tüketiminin yüzde 5,8'ini oluşturdu. Bu, 2016'daki payın dört katı anlamına geliyor. Türkiye'de köylülerin direnişi Son olarak Ordu'daki Aybastı yaylasında tarım için kullanılan alanlarda maden sondaj çalışmaları başlatılması, köylülerin yoğun protestosuna neden oldu. Geçimini hayvancılıkla sağlayan 48 yaşındaki Nuriye Dilek, altın madeni için sondaj planları nedeniyle otlakların girişe kapatıldığını belirterek "Artık hayvan yetiştiremeyeceksek ne yapmamız bekleniyor? Toprağımızı bırakıp gitmemiz mi?" sözleriyle tepkisini dile getirdi. Tarım ve hayvancılık, bölge sakinlerinin en önemli geçim kaynağı. Bölge aynı zamanda tüm dünyaya ihraç edilen fındığıyla ünlü. İkizköy'de jandarma ile karşı karşıya gelen çevre aktivistleriFotoğraf: Umit Turhan Coskun/NurPhoto/picture alliance"Artık fındık yetiştiremeyeceğiz" endişesi Fındık üreticisi ve ihracatçısı Ömer Aydın, "Altın madeni açıldığında burada artık fındık yetiştiremeyeceğiz. Yerin üstündeki, altındakinden daha değerli. Asıl altın, bu ülkede yetişen fındıktır" diyor ve Ordu'da toprakların yüzde 80'inin maden alanı ilan edildiğini duyduklarını söylüyor. Bu söylentiler karşısında hükümete bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Nisan ayında bir açıklama yaparak, farklı illerdeki arazi varlığının büyük bir kısmının maden sahası olarak ruhsatlandırdığı iddialarını yalanladı. Açıklamada, Türkiye genelinde fiili olarak maden üretimi yapılan toplam alanın, ülke yüz ölçümünün sadece binde 1,8'ine tekabül ettiği, Ordu'da bu oranın on binde 8 seviyesinde olduğu belirtildi. "Türkiye hidrolojik kuraklıkla karşı karşıya" Çevreciler ise maden ruhsat sayısındaki büyük artış karşısında öfkeli. Gazeteci Özer Akdemir, kirlenme riski ve yerel ekonomilere verilen zarar pahasına sektöre yapılan yatırımlara öncelik verildiğini belirtiyor. Su bilimleri uzmanı Dr. Erol Kesici de madencilikte aşırı su ve kimyasal kullanımına işaret ederek suyun sadece kullanılmakla kalmayıp aynı zamanda kirletildiğini vurguluyor. Yağış eksikliğinin su kaynaklarını, su kütlelerini ve yeraltı sularını etkileyerek tüm su sistemini zayıflattığına işaret eden Kesici, "Tüm dünya uzun süredir devam eden bir kuraklık yaşıyor ancak Türkiye aynı zamanda ciddi bir hidrolojik kuraklıkla da karşı karşıya. Göllerimiz, nehirlerimiz ve yeraltı su rezervlerimiz kötü su yönetiminin doğrudan bir sonucu olarak kurudu" diyor. "Dağlar maden açmak için düzleştirildiğinde ekosistem tahrip olur, ısı adaları oluşur. Bu da yağışı azaltır ve dolayısıyla yeraltı su seviyelerini düşürür" diye devam eden Kesici, doğanın aşırı sömürüyle karşı karşıya bırakıldığını belirterek "Bu kadar çok maden ruhsatı vermek nasıl mümkün olabilir?" sorusunu yöneltiyor. "Yasa durumu daha da kötüleştirecek" Çevre aktivisti avukat Arif Ali Cangı da Temmuz ayında onaylanan ve şirketlerin tarım arazilerini madencilik için kamulaştırmasına veya yeniden imara açmasına izin veren yasanın durumu daha da kötüleştirdiği görüşünde. Çevresel etki değerlendirmeleri ve denetim mekanizmalarının artık tamamen etkisiz hale geldiğini belirten Cangı, "Artık madenlerin her yerde kurulmasının önünde hiçbir engel kalmadı" diyor. Cangı, Türkiye genelinde büyüyen protesto hareketine işaret ederek, protestoları zayıflatmak amacıyla acil durum prosedürlerinin devreye girdiğini ve madencilik ruhsat süreçlerinin hızlandırılabildiğini belirtiyor. Böylece şirketler araziye anında el koyabiliyor. AFP / BK,MUK

İnegöl tarımı el birliği ile güçleniyor Haber

İnegöl tarımı el birliği ile güçleniyor

BURSA (İGFA) - Sanayisiyle olduğu kadar verimli toprakları, üretken çiftçisi ve güçlü kırsal yapısıyla da öne çıkan İnegöl’de, tarım ve hayvancılık üretici-yerel yönetim iş birliğinde güçlenmeye devam ediyor. Meyve ve sebze üretiminden hayvancılığa, coğrafi işaretli ürünlerden alternatif tarım ürünlerine kadar geniş bir üretim çeşitliliğine sahip olan İnegöl, Bursa’nın ve bölgenin önemli tarım merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. İnegöl Belediyesi de ortaya koyduğu projeler ve desteklerle bu üretim gücünü büyüten çalışmaları üreticiyle buluşturuyor. Üreten Çiftçiler Kooperatifi ve Soğuk Hava Deposu projeleriyle üreticinin emeğinin korunmasına katkı sunulurken, makine ve ekipman destekleriyle üretimde verimlilik artırılıyor. Taş toplama makinesi desteği, koyun yıkama havuzu uygulaması, toprak analizleri ve arazi yolları çalışmalarıyla üreticilerin ihtiyaçlarına doğrudan çözüm üretiliyor. KIRSAL KALKINMAYI SADECE DESTEKLEYEN DEĞİL, YÖN VEREN BİR YEREL YÖNETİM ANLAYIŞI 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle şehirde tarım ve hayvancılık alanında yapılan çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulunan ve İnegöl’ün tarım gücünü anlatan Belediye Başkanı Alper Taban, tüm çiftçilerin Dünya Çiftçiler Gününü kutladı. Başkan Taban, açıklamasında şöyle konuştu: “Tarım ve hayvancılık alanında üreticilerimizin her an yanında olmaya gayret ediyoruz. Önemli destekler sağlıyor, imkanlar sunuyoruz. 2020 yılında hizmete alınan koyun yıkama havuzumuzdan 5 yılda 35 bin küçükbaş hayvan faydalandı. Düzenlenen Küçükbaş Hayvancılık Festivali ile sektörün gelişimine katkı sunduk. Öte yandan örnek kestane eğitim bahçesi, zirai ilaç dolum merkezi ve tarımsal ilaç hazırlama alanı gibi uygulamalarla modern ve bilinçli üretimi teşvik ediyoruz. Bir yandan yaban mersini, aronya, ekinezya gibi alternatif ürünleri şehrimize kazandırma adına çalışmalar yaptık. Çilek, şeftali ve Cerrah kuru fasulyesi gibi ürünlerimizi ulusal ve uluslararası alanda daha fazla duyurmak adına festivaller düzenleyerek marka değerinin artırılmasını sağladık. Fidan ve tohum dağıtımları, arı kovanı destekleri, Tarım Kitaphaneleri, eğitim seminerleri ve fuar ziyaretleriyle üreticilerin yanında olmaya devam eden bir İnegöl Belediyesi var. Kırsal kalkınmayı sadece destekleyen değil, yön veren bir yerel yönetim anlayışı ortaya koyuyoruz.” “Bu vesileyle toprağa emek veren, üretimiyle sofralarımıza bereket katan tüm çiftçilerimizin Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyorum. İnegöl’ümüz güçlü üretim altyapısı, çalışkan çiftçisi ve bereketli topraklarıyla tarımda önemli bir potansiyele sahip. Bizler de yerel yönetim olarak üreticimizin yanında olmaya, tarımsal üretimi desteklemeye ve kırsal kalkınmayı güçlendirmeye devam edeceğiz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.