Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Halk Sağlığı

bursaarena.com.tr - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bursalılar sağlık için yürüdü Haber

Bursalılar sağlık için yürüdü

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla ‘Her Gün Halk Sağlığı’ temasında planlanan etkinlikler, yürüyüşle başladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Bursa’da 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası çerçevesinde bir dizi etkinlik planlandı. ‘Her Gün Halk Sağlığı’ temasıyla hazırlanan program, Cumhuriyet Caddesi’nde Büyükşehir Belediye Bandosu eşliğinde düzenlenen yürüyüşle başladı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ve sağlıklı yaşam bilincinin toplumun geneline yayılması amacıyla ‘Sağlıklı Anne, Sağlıklı Nesil’ programı organize edildi. Bu kapsamda Gazi Orhan Parkı’nda halk sağlığı farkındalık stantları kuruldu ve vatandaşlara yönelik çeşitli sağlık uygulamaları ve bilgilendirme çalışmaları gerçekleştirildi. Programa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba’yı temsilen katılan Başkan Vekili Kevser Öztürk, halk sağlığı alanındaki çalışmaların önemine vurgu yaptı. SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI GELECEK 4 Eylül Cuma günü gerçekleştirilecek halk sağlığı etkinliklerinin adresi Bursa Millet Bahçesi olacak. Saat 16.00-18.00 arasında gerçekleştirilecek ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliğinde beslenme ve hareketli hayat konusunda farkındalık oluşturulurken, çocuk oyun alanı ve çeşitli bilgilendirme stantları da vatandaşlarla buluşacak. HÜDAVENDİGAR’DA SAĞLIKLI YAŞAM BULUŞMASI Haftanın kapsamlı programlarından biri de 7 Eylül Pazartesi günü Hüdavendigar Kent Parkı’nda gerçekleştirilecek. ‘Sağlığa Yaş Al, Sağlıklı Kal’ temalı etkinlikte saat 16.00’dan itibaren halk sağlığı farkındalık stantları ve çocuk aktiviteleri düzenlenecek. Büyükşehir Belediyesi Kadın Ritim Grubu’nun performansının da yer alacağı programda Sağlıklı Hayat Merkezleri tanıtılacak, fizyoterapist eşliğinde fiziksel aktivite etkinliği ve nefes egzersizleri gerçekleştirilecek. Günün ilerleyen saatlerinde ise Karagöz-Hacivat gösterisi ve nostaljik film müzikleri konseri Bursalılarla buluşacak. 8 Eylül Salı günü Kent Konseyi Koza Salonu Halk Okulu’nda düzenlenecek ‘Bedenini Dinle, Harekete Geç’ programında ise sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve obeziteyle mücadeleden kanserde erken teşhise, aşı ve sağlık okuryazarlığından bağımlılığa kadar önemli başlıklar ele alınacak.

TTB’den 17 Ağustos’un 27. yılında çağrı Haber

TTB’den 17 Ağustos’un 27. yılında çağrı

Türk Tabipleri Birliği, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde yayımladığı açıklamada, depremlerin afete dönüşmesinde yanlış planlama, denetimsiz yapılaşma ve kamusal sorumlulukların yerine getirilmemesinin belirleyici olduğunu vurguladı. TTB, özellikle sağlık kuruluşlarının afetlere dayanıklı hale getirilmesi ve afet yönetiminin toplumun katılımıyla yürütülmesi çağrısında bulundu. ANKARA (İGFA) - Türk Tabipleri Birliği (TTB), 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde açıklama yayımladı. Açıklamada, depremde hayatını kaybedenler anılırken, aradan geçen 27 yıla rağmen Türkiye’nin deprem riskine karşı yeterince hazırlıklı olmadığı belirtildi. TTB’nin açıklamasında, Meclis Araştırma Komisyonu’nun 2010 tarihli raporuna göre 17 Ağustos Depremi’nde 18 bin 373 kişinin yaşamını yitirdiği, 48 bin 901 kişinin yaralandığı ve 5 bin 840 kişinin kayıp kabul edildiği hatırlatıldı. Depremden yaklaşık 16 milyon kişinin doğrudan veya dolaylı etkilendiği ifade edildi. “DEPREMLER DOĞAL, YIKIM ÖNLENEBİLİR” Depremlerin “afet” ya da “asrın felaketi” şeklinde tanımlanmasının sorunun temelini gözden kaçırdığı savunulan açıklamada, depremlerin doğal olaylar olduğu, onları afete dönüştüren nedenlerin ise toplumsal, siyasal ve yönetsel süreçlerle ilişkili olduğu belirtildi. TTB, deprem tehlikesinin bilindiği Türkiye’de bilimsel uyarıların dikkate alınmaması, yanlış planlama ve uygulamalarda ısrar edilmesi ile yaşamın rant odaklı yaklaşımlara feda edilmesinin yıkımın boyutunu artırdığını ifade etti. Açıklamada, “Deprem coğrafyasında yaşıyoruz ve depremde kentler yıkılmamalı” denilirken, sağlık hizmeti veren kurum ve kuruluşların da afetlerde ayakta kalmasının zorunlu olduğu vurgulandı. “SAĞLIK KURUMLARI DA YIKILMAMALI” TTB, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından sağlık hizmetlerinde yaşanan aksamalara da dikkat çekti. Deprem bölgesinde hastaneler, aile sağlığı merkezleri ve diğer sağlık kuruluşlarının yanı sıra kamusal hizmet altyapısının da önemli ölçüde zarar gördüğü belirtildi. Açıklamada, sağlık hizmetlerinin uzun süre çadır ve konteynerlerde sürdürülmek zorunda kaldığı; birinci basamak sağlık hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetleri, gebe ve bebek izlemleri, aşılama, kronik hastalık takibi, ruh sağlığı ve sosyal hizmetlerde ciddi aksamalar yaşandığı kaydedildi. TTB, afet sonrası yeniden inşa sürecinde de hızlı inşaat ve rant yerine toplum yararının esas alınması gerektiğini belirterek, altyapısı, ulaşımı, temiz suyu, kanalizasyonu, okulu ve sağlık merkezleri eksik yerleşimlerin yeni halk sağlığı sorunları oluşturduğunu savundu. “İMAR AFLARI RİSKİ AZALTMADI, BÜYÜTTÜ” Açıklamada, imar afları ve benzeri düzenlemelerle riskli ve denetimsiz yapı stokunun tasfiye edilmek yerine fiilen meşrulaştırıldığı öne sürüldü. 6 Şubat depremlerinin, 17 Ağustos 1999’dan çıkarılmayan derslerin ağır sonuçlarını yeniden gösterdiği belirtilen açıklamada, son 30 yılda çok sayıda kanun, yönetmelik ve plan hazırlanmasına rağmen deprem riskinin yeterince azaltılamadığı ifade edildi. TTB, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin olası depremlere hazırlanması gerektiğini vurgulayarak, afet yönetiminin toplumun katılımından uzak biçimde yürütülmemesi gerektiğinin altını çizdi. “UNUTMAMAK, HESAP SORMAK VE DEĞİŞTİRMEKTİR” TTB açıklamasında, 17 Ağustos’un yıldönümünü yalnızca bir anma günü olarak görmediklerini belirterek, “Hafıza yalnızca anma değil; hesap sorma, kamusal sorumluluğu hatırlatma ve değiştirme iradesidir” mesajı verildi. Türk Tabipleri Birliği; merkezi ve yerel yönetimler ile sorumlu kurumları afetlerle ilgili yasa, yönetmelik, plan ve yeniden inşa süreçlerini toplumla birlikte hazırlamaya ve alınan kararların eksiksiz uygulanmasını sağlamaya çağırdı. Üniversiteler, meslek örgütleri, sendikalar, gönüllü kuruluşlar ve toplumun afet yönetiminde eşit söz sahibi olması gerektiğini belirten TTB, bilimsel, demokratik ve kamusal bir afet yönetimi anlayışının hayata geçirilmesini istedi. Açıklama, “Bir sonraki depremi de aynı acılarla konuşmamak için afet hafızasını mağduriyetin değil, kamusal sorumluluğun ve toplumsal mücadelenin zemini haline getirmek zorundayız” mesajıyla sona erdi.

Ankara'da doğaya 600 keklik ve bıldırcın Haber

Ankara'da doğaya 600 keklik ve bıldırcın

Ankara Büyükşehir Belediyesi, ekosistemin korunması, biyoçeşitliliğin artırılması ve zararlı haşerelerle biyolojik mücadeleye katkı sağlamak amacıyla 600 keklik ve bıldırcını doğaya saldı. ANKARA (İGFA) - Keklik ve bıldırcınlar, ATA Çiftliği, Atatürk Çocukları Doğal Yaşam Parkı, Mavi Göl, Göksu Parkı, Harikalar Diyarı ve Gençlik Parkı’nda doğayla buluşturuldu. Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) doğal yaşamı ve ekositemi destkleyen çalışmalarını sürdürüyor. Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı ile Veteriner İşleri Daire Başkanlığı iş birliğinde gerçekleştirilen çalışma kapsamında toplam 600 keklik ve bıldırcın, belirlenen park, rekreasyon alanı ve tarımsal alanlarda doğaya salındı. Çalışmayla tarımsal üretime katkı sağlanması, zararlı haşerelerle biyolojik mücadelenin desteklenmesi ve biyoçeşitliliğin artırılması hedefleniyor. TARIMSAL ALANLARDA BİYOLOJİK MÜCADELE Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Hüseyin Şemsi Uysal, çalışmanın ekosisteme katkı sağlamasının yanı sıra tarımsal alanlarda da fayda sağlayacağını belirterek, “ATA Çiftliği’mizde Veteriner İşleri Daire Başkanlığı’mızla beraber ortak bir çalışma yürütüyoruz. Çalışmamızın amacı ekosisteme destek olmak. Halk sağlığına faydalı olmak amacıyla meyve bahçelerimizi, belirlediğimiz vişne, erik, dut bahçelerine hem hayvanların beslenebilmesi hem de park alanlarındaki zararlı böcekleri biyolojik yöntemle çözmesi için keklik ve bıldırcın salımı yapacağız. Yaklaşık 110 dekar bir meyve bahçemiz var. Bu meyve bahçelerimizde üst bölümlerde kalan vişne, erik ve kayısıları da bu hayvanlar tüketeceği için faydalı bir proje olduğunu düşünüyoruz” dedi. BİYOÇEŞİTLİLİK DESTEKLENECEK Veteriner İşleri Daire Başkanı Mustafa Şener ise keklik ve bıldırcın salımıyla hem tarımsal alanların desteklenmesinin hem de halk sağlığı açısından zararlı haşerelerle biyolojik mücadelenin güçlendirilmesinin amaçlandığını söyledi. Şener, “Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak, bu yıl ilk defa hem tarımın bir parçası olan ekosistemimizin parçası olan tarımsal alanlarımızda katkı sağlaması amacıyla hem de parklarımıza gelen vatandaşlarımızın halk sağlığının biyolojik yöntemlerle haşerelere karşı mücadele edilmesi amacıyla keklik, bıldırcın salımını gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmayla bahsettiğimiz gibi hem tarımsal alanlarda verimliliğe katkı sağlaması hem halk sağlığı anlamında biyolojik olarak haşerelerle mücadele etmesi ve parklarımızda rekreasyon alanlarımızda biyoçeşitliliğin de arttırılmasını amaçlıyoruz” diye konuştu.

TTB'den gözaltı süreçleri ve cezaevi koşullarına ilişkin açıklama Haber

TTB'den gözaltı süreçleri ve cezaevi koşullarına ilişkin açıklama

Türk Tabipleri Birliği (TTB), NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltılar ve cezaevi uygulamalarına ilişkin yazılı açıklama yayımladı. TTB, işkence ve kötü muamele iddialarının etkin şekilde soruşturulması çağrısında bulundu. ANKARA (İGFA) - Türk Tabipleri Birliği (TTB), 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltılar, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik kısıtlamalar ile cezaevi uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. TTB açıklamasında, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, ifade özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel haklar olduğu belirtilerek, bu haklara yönelik müdahalelerin hukuka uygun, zorunlu ve ölçülü olması gerektiği ifade edildi. Açıklamada, komedyen Deniz Göktaş'ın gözaltı sürecine de değinilerek, gözaltı sırasında ters kelepçe uygulanması ve bazı adli işlemlerin hukuka uygunluğu ile ölçülülüğünün kamuoyu nezdinde açıklığa kavuşturulması gerektiği savunuldu. TTB, ters kelepçe uygulamasının yalnızca zorunlu durumlarda başvurulabilecek istisnai bir güvenlik tedbiri olduğunu belirterek, kaçma veya saldırı riski bulunmayan kişiler hakkında rutin şekilde uygulanmasının ulusal ve uluslararası insan hakları standartları bakımından kötü muamele kapsamında değerlendirilebileceğini ifade etti. Açıklamada ayrıca yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarındaki koşullara ilişkin kaygılar da dile getirildi. Uzun süreli tecrit uygulamaları, sınırlı yaşam alanları ve mahpusların sağlık koşullarına ilişkin sorunların ulusal ve uluslararası raporlarda da yer aldığı belirtilerek, cezaevlerinde tutulan herkesin insan onuruna uygun yaşam ve sağlık koşullarına erişiminin güvence altına alınması gerektiği vurgulandı. Türk Tabipleri Birliği, işkence ve kötü muamelenin yalnızca hukuki değil aynı zamanda önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, bu yöndeki iddiaların bağımsız, tarafsız ve etkin şekilde soruşturulması çağrısında bulundu. Açıklamada, gözaltı merkezleri ve ceza infaz kurumlarındaki tüm uygulamaların insan hakları standartlarına, tıp etiğine ve insan onuruna uygun yürütülmesi gerektiğinin altı çizildi.

Aşırı sıcaklarla mücadele: Kentler hangi önlemleri alıyor? Haber

Aşırı sıcaklarla mücadele: Kentler hangi önlemleri alıyor?

Dünyanın dört bir yanındaki kentler, küresel ısınmanın bir sonucu olan aşırı sıcakların etkisini azaltmak ve yaşamı iklim değişikliğine uygun hale getirmek için yeni çözümler geliştiriyor. Kentler aşırı sıcaklara karşı özellikle savunmasız. Kaldırımların soba gibi ısındığı ve geceleri uyumanın zorlaştığı günler giderek daha sık yaşanıyor. Yoğun yapılaşmış kent alanları, asfalt yolları, su geçirmeyen yüzeyleri ve sınırlı yeşil alanları nedeniyle çevredeki kırsal bölgelere göre 10 ila 15 derece daha sıcak olabilen ısı adalarına dönüşüyor. Bu ek sıcaklık kentlerin kritik altyapıları üzerinde baskı yaratırken halk sağlığını da olumsuz etkiliyor. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre her yıl yaklaşık yarım milyon kişi sıcağa bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Fosil yakıt kullanımından kaynaklanan iklim değişikliği, önümüzdeki yıllarda daha sık, daha şiddetli ve daha erken başlayan sıcaklık aşırılıklarına yol açacak. Ancak dünya nüfusunun yarısından fazlasına ev sahipliği yapan kentler yaşanabilir kalabilmek için uyum ve dayanıklılık stratejileri geliştiriyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Direktörü Hans Henri P. Kluge, Bonn'da düzenlenen BM iklim görüşmelerine hazırlık toplantısında sıcaklığa karşı alınabilecek önlemleri tanıtırken, "Sıcak sessiz bir katildir ama kaçınılmaz değildir. Araçlarımız var, şimdi bunları kullanmalıyız" demişti. Düsseldorf'taki Kö-Bogen II binasının bitkilerle kaplı cephesi, kent iklimini iyileştirmeyi amaçlayan mimari yaklaşımlara örnek gösteriliyor. Avrupa kentlerinde aşırı sıcaklara karşı binaların ve kamusal alanların iklim değişikliğine uyarlanması önem kazanıyor. Fotoğraf: Hans-Juergen Bauer/epd/picture alliance Sıcaklığın niteliği değişti Brezilya'nın kuzeydoğusundaki Teresina kentinde sürdürülebilirlik alanında çalışan Leonardo Madeira Martins, "Bugün sıcaklık artık yalnızca yerel bir iklim özelliği değil. Kent yaşamını, halk sağlığını, ekonomiyi ve sosyal çevreyi etkileyen bir sorun haline geldi" saptamasını yapıyor. Tropikal iklimi ve yeşil alanlarıyla tanınan şehirde sıcaklıkların artık sık sık 40 derecenin üzerine çıktığını belirten Martins, bunun ulaşımı, uyku düzenini, üretkenliği ve yaklaşık 870 bin kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini söylüyor. Antalya'nın değişen iklimle imtihanı Yaklaşan COP31 iklim konferansına ev sahipliği yapacak Antalya'da da benzer bir değişim gözleniyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi iklim uzmanlarından Melike Kireçcibaşı, "Antalya yazların her zaman sıcak geçtiği bir Akdeniz kentidir. Ancak sıcaklığın niteliği değişti" diyor. DW'ye konuşan Kireçcibaşı, sıcak hava dalgalarının daha erken başladığını, daha uzun sürdüğünü ve daha sık görüldüğünü belirtiyor. Bu eğilimin özellikle yoğun nüfuslu kent merkezlerinde yüzyılın ortalarına doğru daha da belirginleşebileceğini söylüyor ve ekliyor: "Bu durum nüfusu 2 milyon 600 bini aşan kentimiz üzerinde, sağlık hizmetlerimizde, enerji ve su sistemlerimizde ve her yaz ağırladığımız milyonlarca ziyaretçi üzerinde giderek daha büyük baskı oluşturuyor." Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden Antalya, 9-20 Kasım 2026'da COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'na ev sahipliği yapacak.. Fotoğraf: DHA/DW En büyük risk grubu: Çocuklar, yaşlılar ve hastalar Evler, iş yerleri ve diğer binalar aşırı sıcak dönemlerinde insanları koruyabiliyor. Ancak sıcaklıkların gece boyunca da yüksek seyretmesi durumunda aşırı ısınan binalarda yaşayanlar serinleyemiyor. Bu durum özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişiler açısından büyük risk oluşturuyor. Kireçcibaşı, Antalya'nın binaları hava koşullarına uygun hale getirmeyi ve insanların sıcakla birlikte yaşayabilmesini sağlamayı hedeflediğini belirtiyor. Bu yaklaşım klima sistemleri de kapsıyor. Ancak amaç yalnızca soğutma sistemleri kurmak değil, aynı zamanda binaların soğutma ihtiyacını azaltmak. Avrupa Birliği (AB) destekli bir sıcaklık risk analizi kapsamında uydu verileri ve iklim projeksiyonları kullanılarak sıcaklıktan en fazla etkilenecek bölgeler belirleniyor. Kentin stratejisi daha fazla gölge sağlayan, ısıyı yansıtan ya da yalıtım sağlayan yapı tasarımlarını içeriyor. Yeşil çatılar, kamusal su noktaları ve enerji verimliliği uygulamaları da çözüm önerileri arasında yer alıyor. Kireçcibaşı, bunun sonucunda soğutmanın daha ekonomik, daha erişilebilir ve daha düşük karbonlu hale gelebileceğini belirtiyor. Yaşlılar, çocuklar ve hastalar için aşırı sıcaklara karşı erişilebilir serinleme alanları ile yakın takip, sıcaklıkla mücadele planlarının önemli unsurları arasında yer alıyor.. Fotoğraf: Stephane Mahe/REUTERS Brezilya'da eşitsizlikler sorunu büyütüyor Brezilya'da yapısal sorunlar ve sosyal eşitsizlikler de sıcaklığın etkisini artırıyor. Martins, "Teresina gibi orta gelirli bir kentte her aile sürekli klimaya erişemiyor" bilgisini veriyor. Özellikle yetersiz havalandırmaya sahip evlerin bulunduğu ve ağaç örtüsünün sınırlı olduğu yoksul mahallelerde bunun önemli bir halk sağlığı sorununa neden olduğunu belirtiyor. BM destekli bir araştırma, aşırı sıcakların özellikle dezavantajlı bölgelerde yaşayan hamile kadınlar ve bebekler üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koyuyor. Martins, bu veriler sayesinde hamilelik döneminde sıcakla başa çıkmaya yardımcı olacak bilgi ve kaynaklara erişimi içeren yeni bir strateji geliştirildiğini söylüyor. Kent aynı zamanda kent ormanlarını, sulak alanları ve yeşil koridorları korumaya ve genişletmeye çalışıyor. Gölgelikli topluluk bahçeleri ve ortak kamusal alanlar da bu planın bir parçasını oluşturuyor. Hava istasyonları ve gerçek zamanlı veriler Bir başka Brezilya kenti Fortaleza ise sıcaklığa karşı 10 hava istasyonundan oluşan bir ağ kurdu. Bu sistem, sıcaklık, nem ve morötesi ışın düzeylerine ilişkin verileri gerçek zamanlı olarak paylaşıyor. Fortaleza Belediye Başkanı Evandro Leitao, bu bilgilerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmasının aşırı sıcakların riskleri konusunda ortak bir bilinç oluşturmayı ve çözüm geliştirilmesini teşvik etmeyi amaçladığını vurguluyor: "Bu bilgileri şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşarak aşırı sıcakların riskleri konusunda ortak bir bilinç oluşturmayı ve çözüm geliştirilmesini teşvik etmeyi amaçlıyoruz." Brezilya'nın Fortaleza kentindeki Conjunto Palmeiras mahallesinde bir binaya kurulan güneş panelleri. Yenilenebilir enerji, aşırı sıcaklar ve yükselen enerji maliyetleri karşısında önem kazanıyor.. Fotoğraf: Joaquim Melo/Divulgação Sıcakla yaşamayı bilen bir kuşak yetiştirmek Fortaleza, aşırı sıcaklara karşı mücadelesinde devlet okullarına öncelik veriyor. Kent yönetimi 2028 yılına kadar tüm okullarda klima sistemi kurmayı hedefliyor. Bu sistemlerin bir kısmının güneş enerjisiyle çalışması öngörülüyor. Ayrıca betonlaşmış okul bahçelerinin yeniden yeşillendirilmesi planlanıyor. Leitao, yüksek sıcaklıkların öğrencilerin sağlığını, dikkatini ve öğrenme sürecini doğrudan etkilediğini belirtiyor: "Yüksek sıcaklıkların öğrencilerin sağlığını, dikkatini ve öğrenme sürecini doğrudan etkilediğini biliyoruz." Okullar, Kenya'nın Mombasa kentinin kuzeydoğusundaki Kilifi bölgesinde de önemli rol oynuyor. Ormansızlaşmayı tersine çevirmeyi amaçlayan devlet destekli kulüpler, yatılı okullarda ve kolejlerde öğrencilere gölge sağlayacak ağaçların nasıl dikileceğini ve korunacağını öğretiyor. Kilifi bölgesinin enerji direktörü Wilfred Kenga Baya, öğrencilerin evlerine döndüklerinde kendi bahçelerine ağaç diktiklerini belirtiyor ve ekliyor: "Çevreyi korumayı ve sıcaklığın etkilerini azaltmayı bilen yeni bir kuşak yetiştiriyoruz." Kenya'nın Mombasa yakınlarındaki Kilifi bölgesinde öğrenciler, ormansızlaşmaya karşı ağaç dikmeyi ve bakımını öğreniyor.. Fotoğraf: Philippe Lissac/Godong/picture alliance Güneş enerjisiyle serinleme Baya, Kilifi'nin uzak bölgelerinde yaşayan insanların düzensiz elektrik hizmeti ve sınırlı kaynaklar nedeniyle sıcaklardan korunmakta zorlandığını söylüyor. Bu nedenle yerel yönetim, sağlık merkezleri, okullar ve evler gibi tesislerde merkezi olmayan güneş enerjisi sistemlerine öncelik veriyor. Baya, "Yenilenebilir enerjinin kullanımı son yıllarda gerçekten büyük ölçüde arttı" diyor. Yaklaşık 1,5 milyon kişinin yaşadığı bölgede birçok kişi artık fosil yakıt kullanan sistemler yerine güneş enerjisiyle çalışan vantilatörlere ve pişirme cihazlarına yöneliyor. Baya, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Bu mikro şebekeler, uzun ve kırılgan enerji iletim hatlarına bağımlı olmadan temel hizmetlerin sürdürülmesini sağlıyor." Martin Kübler / DW

2025’te en fazla ölüm, kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandı Haber

2025’te en fazla ölüm, kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandı

Türkiye'de 2025 yılında hayatını kaybedenlerin sayısı 491 bin 684'e yükseldi. Ölüm nedenlerinde ilk sırayı yüzde 34,7 ile dolaşım sistemi hastalıkları alırken, bebek ölüm hızı ve 5 yaş altı ölüm hızında düşüş yaşandı. ANKARA (İGFA) - Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri'ni yayımladı. TÜİK verileri, ölüm nedenlerinde kalp ve damar hastalıklarının ağırlığını koruduğunu gösterirken, bebek ve çocuk ölümlerindeki düşüş ise halk sağlığı açısından dikkat çeken olumlu gelişmeler arasında yer aldı. Söz konusu istatistiki verilere göre, 2024 yılında 489 bin 734 olan ölüm sayısı, 2025 yılında 491 bin 684'e yükseldi. Hayatını kaybedenlerin yüzde 55,1'ini erkekler, yüzde 44,9'unu ise kadınlar oluşturdu. Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2025 yılında bir önceki yılla aynı seviyede kalarak binde 5,7 olarak gerçekleşti. Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il binde 10,8 ile Sinop olurken, Kastamonu binde 10,2 ve Giresun binde 9,6 ile onu takip etti. En düşük kaba ölüm hızına sahip il ise binde 2,3 ile Şırnak oldu. Hakkari, Van, Batman ve Şanlıurfa da en düşük ölüm hızlarının görüldüğü iller arasında yer aldı. ÖLÜM NEDENLERİNDE İLK SIRA DOLAŞIM SİSTEMİ HASTALIKLARININ TÜİK verilerine göre 2025 yılında ölümlerin yüzde 34,7'si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Bu grubu yüzde 16,1 ile iyi ve kötü huylu tümörler, yüzde 15,1 ile solunum sistemi hastalıkları izledi. Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerin alt nedenlerine bakıldığında, yüzde 42,3'ünü iskemik kalp hastalıkları, yüzde 24,6'sını diğer kalp hastalıkları ve yüzde 18,2'sini serebro-vasküler hastalıklar oluşturdu. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu il yüzde 47,7 ile Çanakkale oldu. Balıkesir, Hatay ve Burdur da üst sıralarda yer aldı. En düşük oran ise yüzde 25,4 ile Kilis'te görüldü. KANSER KAYNAKLI ÖLÜMLERDE AKCİĞER İLK SIRADA İyi ve kötü huylu tümörlere bağlı ölümler incelendiğinde, ölümlerin yüzde 28,9'unun gırtlak, soluk borusu, bronş ve akciğer kaynaklı kötü huylu tümörlerden kaynaklandığı belirlendi. Kanser kaynaklı ölüm oranının en yüksek olduğu il yüzde 22,4 ile Ağrı olurken, Van, Kocaeli, Ankara ve Elazığ da listenin üst sıralarında yer aldı. En düşük oran ise yüzde 9,7 ile Kilis'te kaydedildi. TÜİK verileri, bebek ve çocuk ölümlerinde olumlu bir tablo ortaya koydu. 2024 yılında 8 bin 484 olan bebek ölüm sayısı, 2025 yılında 6 bin 988'e geriledi. Buna bağlı olarak bebek ölüm hızı da binde 9,0'dan binde 7,8'e düştü. Doğumdan sonraki ilk beş yıl içinde ölüm olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı ise 2024 yılında binde 11,1 iken, 2025 yılında binde 9,5 olarak gerçekleşti

Uzmanlar uyardı: “Kapınıza gelen sütün kaynağını sorgulayın” Haber

Uzmanlar uyardı: “Kapınıza gelen sütün kaynağını sorgulayın”

Dünya Süt Günü nedeniyle açıklama yapan uzmanlar tüketicileri sokak sütüne karşı uyardı, “Kapınıza gelen sütün kaynağını sorgulayın” mesajını verdi. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte açıkta satılan ve kaynağı belirsiz süt ürünleri yeniden gündeme gelirken, uzmanlar 1 Haziran Dünya Süt Günü kapsamında yaptığı açıklamada, özellikle sıcak havalarda kontrolsüz koşullarda ve hiçbir denetime tabi olmadan satılan süt ve süt ürünlerinin ciddi halk sağlığı riskleri taşıdığına dikkat çekti. “Sokak sütü kabul edilebilir bir yöntem değil” Ankara Üniversitesi Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Ufuk Tansel Şireli, özellikle yaz döneminde, açıkta satılan süt ve süt ürünlerinde mikrobiyolojik ve gıda zehirlenmesi risklerinin ciddi şekilde arttığını belirtti. Şireli, “Yaz ve sıcak havalar geliyor. Ülkemizin birçok yerinde, hiçbir kayıt ve denetime tabi olmayan sütlerin satıldığını görüyoruz. Kapınıza ve sokağınıza gelen sütün kaynağı ne? Çiftlikten size ulaşana kadar, havaların ısındığı bu dönemde hangi sıcaklıkta taşınıyor? Ne kadar süre güneşte, açıkta bekliyor? Hangi koşullarda muhafaza ediliyor? Tüketicinin bu hususları mutlaka sorgulaması gerekiyor. Veteriner gıda hijyeni uzmanı olarak, açık ve kayıtsı z şekilde satılan sokak sütünün halk sağlığı açısından kabul edilebilir bir yöntem olmadığını açıkça söylemem gerekir. Kaynağı, üretim koşulları, hijyen uygulamaları ve soğuk zinciri denetlenemeyen bir ürünün tüketiciye güvenli şekilde ulaştığını varsayamayız” dedi. Açıkta satılan sütlerde soğuk zincirin korunmasının çoğu zaman mümkün olmadığını belirten Şireli, şu değerlendirmeyi yaptı: “Çiğ süt uygun sıcaklıkta muhafaza edilmediğinde mikroorganizmalar çok hızlı çoğalabilir. Özellikle yaz aylarında bu süreç hızlanır ve açıkta satılan sütlerdeki mikrop sayısı hızla artar. Kayıtlı üretim yapan ve am balajlı ürün satan işletmelerde ise süt; çiftlikten fabrikaya kadar kontrollü sıcaklıkta taşınır. Burada önce birçok yönden analiz edilir, uygun olan süt işlenir ve denetlenir. Ambalaj, aslında ürünün garanti belgesidir.” Şireli, içme sütlerine uygulanan pastörizasyon ve UHT işlemlerinin gıda güvenliği açısından kritik olduğuna dikkat çekerek, tüketicilerin kaynağı belirsiz ürünler yerine izlenebilir ve denetlenebilir ürünleri tercih etmeleri gerektiğini ifade etti, “Kapınıza gelen sütün sadece fiyatını değil, hikâyesini de sorgulayın” dedi. “Süt yaşlandırıyor” iddiaları bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor. Ankara Üniversitesi Süt Teknolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Ebru Şenel Özkan ise son dönemde sosyal medyada yer alan “süt yaşlandırıyor” iddialarının bilimsel zeminden uzak yorumlandığını belirtti. Şenel Özkan, özellikle süt tüketimi ile IGF-1 hormonu ve galaktoz üzerinden kurulan bazı iddiaların bağlamından koparıldığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bilimsel çalışmalar süt ve süt ürünlerinin; kaliteli protein, süt yağı, kalsiyum, fosfor, B vitaminleri ve birçok temel besin öğesi açısından önemli bir kaynak olduğunu açık şekilde göstermektedir. Sosyal medyada dolaşan bazı iddialar ise bilimsel olguların yanlış yorumlanmasına dayanıyor.” IGF-1 ile ilgili tartışmalara da değinen Özkan, insan vücudunun zaten doğal olarak IGF-1 (Insulin-like GrowthFactor-1) hormonu ürettiğini söyledi, “IGF-1 kemik sağlığı, kas yapımı ve onarımı için gereklidir. Düşük IGF-1 seviyeleri, özellikle yaşlılarda daha yüksek kırık riskiyle ilişkilidir. Yani IGF-1’i doğrudan ‘zararlı bir hormon’ olarak nitelendirmek bilimsel açıdan doğru değildir” dedi. Galaktoz iddialarıyla ilgili olarak da Özkan, bazı deneysel çalışmaların günlük beslenme koşullarındaki süt tüketimiyle doğrudan ilişkilendirilemeyeceğini belirterek, “Evet, laboratuvar ortamında farelere çok yüksek dozda saf galaktoz v erilerek yapay bir ‘yaşlanma modeli’ oluşturulabiliyor. Ancak burada kritik fark şu; laboratuvarda kullanılan dozlar, normal beslenme ile alınan miktarların çok üzerindedir. Sütte galaktoz tek başına değil; laktozun bir bileşeni olarak ve birçok besin öğesiyle birlikte tüketilmektedir. Güncel bilimsel verilere bakıldığında, insanlarda normal düzeyde süt tüketiminin yaşlanmayı hızlandırdığına dair güçlü klinik kanıt yoktur” dedi. Özkan, “Bugün süt ve süt ürünleri, geçmişte olduğu gibi, dünya genelindeki beslenme rehberlerinde dengeli beslenmenin önemli bir parçası olarak yer almaya devam ediyor” diyerek sözlerini noktaladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.