Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Güç Kaybı

bursaarena.com.tr - Güç Kaybı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güç Kaybı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bel ve Boyun Fıtığının Ameliyatsız Tedavisi Mümkün Haber

Bel ve Boyun Fıtığının Ameliyatsız Tedavisi Mümkün

Özel Sağlık Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Bozyiğit, bel ve boyun fıtıklarında kullanılan algolojik işlemlerin başarılı sonuçlar verdiğini söyledi. Ameliyatsız tedavi imkanı sunan algolojik işlemlerin ilaç ve fizik tedaviye yanıt vermeyen hastalarda kullanıldığını belirten Bozyiğit, tedavinin bu alanda deneyimli hekimler tarafından yapılması gerektiğine dikkat çekti. Doç. Dr. Bülent Bozyiğit, “Özellikle bel ve boyun ağrıları hastanın yaşam kalitesini bozuyor. Hastalar günlük işlerini yaparken zorlanıyor. İlaç tedavisi ve fizik tedavisine rağmen eğer ağrı geçmiyorsa ve röntgenlere bakıldığında da bir ameliyat gerekmiyorsa, girişimsel algoloji (ağrı tedavisi) başarılı sonuçlar veriyor. Minimal invaziv yani ameliyatsız bir yöntem olan bu tedaviyle sinir kökü blokajı dediğimiz bir işlem var. Halk arasında nokta atış tedavisi diye bilinir. Sinir kökünü tespit ederek ilgili bölgeye girip sinir köküne blokaj enjeksiyon yapıyoruz ve sinirlerin etrafındaki ödemi yok ediyoruz. Böylece sinirin etrafındaki basınç ve ağrı da azalmış oluyor. Bu operasyonun bu konuda deneyim sahibi doktorlar tarafından yapılması sonradan sorunların oluşmaması için de çok önemlidir” diye konuştu. DOĞRU HASTALARDA BAŞARILI SONUÇ VERİYOR Bir diğer algolojik işlem olan nükleoplastinin doğru hastalarda uygulanırsa başarılı tedavi imkanı sunduğunu dile getiren Doç. Dr. Bülent Bozyiğit, sözlerine şöyle devam etti: “Nükleoplastiyi ameliyat gerekmeyen ve güç kaybı bulunmayan hastalara uyguluyoruz. Bu yöntemde, ameliyat ortamında lokal anesteziyle önceden belirlediğimiz özel bir noktadan fıtığın içerisine giriyoruz. İçeriye bir iğne vasıtasıyla elektrot gönderiyoruz. Diskin ortasındaki bizim nükleus dediğimiz bir çekirdek yapısı bulunuyor. Bu aslında jel şeklinde bir yapıdır. Bu bölgede yarım ile 1 santimetreküplük bir alanda buharlaştırma yapılıyor. Böylece diskin yani fıtığın arka tarafta sinire temasını bir miktar azaltıyoruz. Sinire olan basınç azaldığı için de doğal olarak hastanın ağrıları azalıyor. Uygun hastayı seçtiğimiz zaman tedavi başarısı yüzde 90'lara varıyor” DOĞRU TEDAVİ İÇİN MUAYENE ÇOK ÖNEMLİ Doğru tanı ve tedavi için muayenenin çok önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Bülent Bozyiğit, şunları söyledi: “Biz muayene esnasında hangi hastaya cerrahi uygulayacağız, hangi hastaya nükleoplasti yapacağız, fizik tedaviye yönlendireceğiz veya ilaç vereceğiz bunu tespit ediyoruz. Hastayı muayene ettiğimizde bazen multipl skleroz (MS) veya ALS gibi farklı hastalıkları da tespit edebiliyoruz. Veya biraz daha ileri tetikler yaptığımızda tümör bulduğumuz hastalar var. O yüzden muayene çok önemli. Artık günümüz şartlarında modern teknolojilerle gerçekten farklı alternatifleri de uygulamak daha kolay. Kendi kliniğimizde algolojik işlemler dediğimiz nükleoplasti, radyofrekans, nokta atışı tedavilerini rahatlıkla uyguluyoruz” AMELİYAT EN SON ÇARE “Eğer hala algolojik işlemler yeterli gelmiyorsa radyolojik olarak da fıtık buna imkan veriyorsa bu sefer de endoskopik bel fıtığı ameliyatları yapıyoruz” diyen Doç. Dr. Bozyiğit, “Bel fıtığı omurlardaki disklerin arasındaki yapıların baskı ve yırtılmasıyla meydana gelir. Ailesel yatkınlık, travma, bir anda yapılan ters hareket, ağır işler gerektiren meslekler nedeniyle görülme riski artmaktadır. Bel ağrısı, bacak ağrısı, uyuşma, his ve güç kaybı gibi belirtilerle kendini gösterir. Erken tanı ve tedavi bu hastalıkta da çok önemlidir. Kapalı bel fıtığı ameliyatında özel cihazlarla küçük bir kesiden vücuda en az zararı vererek fıtıklaşmış dokuya ulaşarak cerrahi işlemi gerçekleştiriyoruz. Eğer bu tarz belirtiler yaşıyorsanız vakit kaybetmeden uzman hekime görünmeniz gerekmektedir. Çünkü bel fıtığında yaşanan gecikmeler geri dönülmez sonuçlara yol açabilir” ifadesini kullandı.

Kadınlarda MS daha erken yaşta başlıyor Haber

Kadınlarda MS daha erken yaşta başlıyor

MS (Multiple Skleroz) hastalığının bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, en sık belirtiler arasında duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme bozuklukları yer aldığını söylüyor. İSTANBUL (İGFA) - Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu. Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin sinir sistemini (beyin, omurilik) zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Normalde sinir sitemimiz, bağışıklık sisteminden uzakta, adeta saklı bir ortamdadır. Ancak, sebebini tam olarak anlayamadığımız nedenlerle, baştan ve kontrolden çıkan bağışıklık sistemimiz, kendi sinir sistemine saldırır ve hasarlar oluşturur.” dedi. Hasarların yerleşimine göre şikâyet ve bulguların da değişken olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Hastalığın en sık başlangıç belirtisi duyusal-hisle ilgili şikâyetlerdir. Genellikle, eli ayağı hissetmeme şeklinde değil de uyuşma-karıncalanma-keçelenme tarzında olur. Duyusal belirtiler, anlık izlenen belirtiler olarak hastaların yüzde 50-70’inde ortaya çıkar.” şeklinde konuştu. MS’TE GÖRÜLEN EN SIK BELİRTİLER DUYUSAL ŞİKÂYETLER, GÜÇ KAYBI VE GÖRME SORUNLARI! Duyusal belirtilere açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları kaydetti: “Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, his azalması, gerilme, uyuşturulmuşluk hissi, kum üzerinde yürüme hissi, kaşınma, yanma, elektriklenme, yüze ani vuran elektrik çarpması, boyundan sırta ve ayaklara ani elektrik çarpması şeklinde olabilir. Duyusal şikâyetlerin ardından en sık, güç (motor) kayıpları ile kendini gösterir. Kuvvet ya da güç sorunları ile ilgili belirtiler, başlangıçta hastaların yüzde 32-40’ında görülmesine karşın, yıllar içerisinde hastaların yüzde 60 kadarı değişik ağırlıklarda güç kayıplarına maruz kalır. Bu doğrudan bir uzuvda kuvvet kaybı şeklinde olabileceği gibi, ‘ağırlaşma’, ‘sertleşme’, ‘direnç gösterme’ veya ‘ağrı’ şeklinde de olabilir. Bu tür belirtiler sıklıkla bacaklarda başlar. Üçüncü sırada ise, görme kayıpları ya da bozuklukları gelir. Bu durum, hastaların yüzde 15-20’sinde başlangıç belirtisidir.” Pek çok çalışmada MS’in başlangıç yaşının 29-32 arası olduğunun görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kadınlarda, en sık ortaya çıktığı yaş erkeklere göre 5 yıl daha erkendir.” dedi. Bu arada MS’in tedavi edilebilir olup olmadığına açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, daha önce de tanımladığı üzere, atak geçirdiği anlaşılan bir hastada uygulanan en etkili tedavi şekli kortizon olduğuna vurgu yaptı. "Kortizon tedavisi MS ataklarında 1970 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır ve atakların kutsal ilacıdır" diyen Prof. Dr. Tarlacı, "Atakların bir kısmı kortizona çok iyi yanıt verip, atak öncesi duruma dönmeyi sağlayabilir. Yararlı etkisi ilk bir kaç günde ve haftada ortaya çıkar. Belli tipte MS tanısı almış hastaların, ataklarının sıklığını, şiddetini ya da atak olduğunda bıraktığı hasarları azaltmak için kullanılan tedavilerdir. 1993 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), MS’in seyrini değiştirebilecek ilk ilaç olan interferon beta-1b’ye onay verdi. Bunun ardından ‘koruyucu ilaç’ dönemi başladı. Bu ilaçların özelliği, sadece atak olduğunda değil, atak olsun olmasın sürekli kullanımlarıdır. Bu ilaçların önemli bir kısmı bedendeki savunma/bağışıklık sistemi üzerinden düzenleyici etki ederek hastalığın saldırganlığını ve de atakları engeller. Bahsedilen tedavilere ‘tamamlayıcı tedavi’ denilebilecek bir tedaviyi daha ekleyebiliriz. Bu tedavi diyet, bitkisel tedaviler, günlük yaşam düzeninde değişiklikler, egzersizler (yoga, gevşeme egzersizleri) olarak belirtilebilir" diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.