Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gözaltı

bursaarena.com.tr - Gözaltı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gözaltı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne yeni operasyon: 3 Şüpheli daha tutuklandı Haber

Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne yeni operasyon: 3 Şüpheli daha tutuklandı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevindeki şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmada 4 şüpheli hakkında işlem başlatıldığını duyurdu. İstanbul ve Ankara'da düzenlenen eş zamanlı operasyonda 3 şüpheli gözaltına alındı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevindeki şüpheli ölümü ile ilgili soruşturmada yeni bir aşamaya geçildiğini açıkladı. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İstanbul İl Jandarma Komutanlığı tarafından yürütülen soruşturmada, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için çalışmaların titizlikle sürdürüldüğü belirtildi. Bakan Gürlek’in paylaşımına göre, soruşturma kapsamında olay tarihinde görev yapan eski Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören, eski cezaevi savcısı Necip Doğan ve Kozinoğlu’nun iki koğuş arkadaşı Hasan Ataman ile Hasan Atilla Uğur olmak üzere 4 şüpheli hakkında yakalama ve gözaltı kararı verildi. İSTANBUL VE ANKARA’DA EŞ ZAMANLI OPERASYON İstanbul ve Ankara’da düzenlenen eş zamanlı operasyonda 3 şüpheli gözaltına alındı. KKTC'de bulunduğu tespit edilen diğer şüpheliyle ilgili adli sürecin ise devam ettiği bildirildi. Faili Meçhul Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın da katkı sağladığı soruşturmada, Kozinoğlu’nun ölüm gecesi yaşananlar, sonrasındaki adli işlemler, toplanan deliller ve önceki soruşturma süreci yeniden incelendiğini kaydeden akan Gürlek, aradan geçen süreye rağmen maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, sorumluların tespiti ve adaletin sağlanması için tüm adli süreçlerin kararlılıkla sürdürüleceğini açıkladı. Yıllar geçse de hiçbir şüpheli ölümü karanlıkta bırakmamakta kararlıyız. MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevindeki şüpheli ölümüne ilişkin, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde İstanbul İl Jandarma Komutanlığımızla yürütülen soruşturmada, maddi gerçeğin tüm… https://t.co/f6I1hbcQCL — Akın Gürlek (@abakingurlek) September 17, 2026

FETÖ'nün kamu gizli yapılanmasına 26 gözaltı Haber

FETÖ'nün kamu gizli yapılanmasına 26 gözaltı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY’nin kamu mahrem yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında Ankara merkezli 15 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Hakkında gözaltı kararı verilen 28 şüpheliden 26’sı yakalandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü’nün Kamu Mahrem Yapılanması ve Kamu Mahrem İzdivaç Yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında operasyon gerçekleştirildiğini açıkladı. Başsavcılığın koordinesinde, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmaları sonucunda, örgütün kamu mahrem yapılanmasında faaliyet gösterdiği tespit edilen 1 şüpheli ile Kamu Mahrem İzdivaç Yapılanması içerisinde faaliyet yürüttüğü ve örgütsel faaliyetlerine devam ettiği değerlendirilen 27 şüpheli belirlendi. 15 İLDE EŞ ZAMANLI OPERASYON Toplam 28 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmesinin ardından 15 Eylül 2026 tarihinde Ankara merkezli 15 farklı ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda hakkında gözaltı kararı bulunan 28 şüpheliden 26’sı yakalanarak gözaltına alındı. Diğer şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın çok yönlü ve titizlikle devam ettiğini açıkladı.

Kaşif Kozinoğlu'nun mezarı açıldı. Gözaltındaki 3 kişi tutuklandı Haber

Kaşif Kozinoğlu'nun mezarı açıldı. Gözaltındaki 3 kişi tutuklandı

Ergenekon soruşturmasında tutukluyken cezaevinde yaşamını yitiren Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada 3 kişi tutuklandı. Öte yandan Kozinoğlu'nun feth-i kabir işlemi yapıldı. 2011 yılında Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunduğu sırada Silivri'deki cezaevinde yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma sürüyor. Dosyada dün yeni gelişmeler yaşandı. Kozinoğlu'nun kesin ölüm sebebinin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesi bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla feth-i kabir işlemi yapıldı. Öte yandan ikinci dalga operasyonda gözaltına alınan 3 kişi tutuklandı. İKİ OPERASYON YAPILDI Kozinoğlu'nun şüpheli ölümüne ilişkin ilk operasyon 7 Eylül Pazartesi günü yapılmıştı ve cezaevinde görev yapan 11 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti. Şüphelilerden 10'u gözaltına alınırken, birinin yurt dışında firari olduğu bildirilmişti. İlk operasyonda gözaltına alınan 10 şüpheliden o dönemde jandarma er olarak görev yapan şüpheli tutuklandı. 7 şüpheli hakkında da adli kontrol kararı verilmişti. İKİNCİ DALGA OPERASYONDA 3 KİŞİ TUTUKLANDI İkinci dalga operasyon ise 10 Eylül Perşembe günü gerçekleştirildi. Operasyonda biri kameraman, biri muhabir ve sağlık çalışanlarının da aralarında olduğu 9 şüpheli gözaltına alınmıştı. İstanbul İl Jandarma Komutanlığı'ndaki ifade işlemleri tamamlanan şüpheliler, 12 Eylül'de Silivri Adliyesi'ne sevk edildi. 3 şüpheli tutuklama talebiyle, 6 şüpheli adli kontrol talebiyle Sulh Ceza hakimliğine sevk edildi. Gece yarısı aralarında bir muhabirin de olduğu 3 şüpheli tutuklandı. FARKLI BİR İLAÇ VERİLDİ Mİ? Kozinoğlu'nun mezarında dün feth-i kabir işlemi yapıldı. Kozinoğlu'nun mezarı üç adli tıp uzmanı, bir kimyager ve bir otopsi teknikerinden oluşan heyet gözetiminde açıldı. Eski MİT görevlisinin kabrinden kemik, toprak ve diğer tıbbi örnekler alındı. Uzmanlar, cezaevinde farklı bir ilaç verilip verilmediğini araştıracak. NTV Muhabiri Osman Terkan, canlı yayında şu bilgileri verdi: "- Takipsizlik kararı 15 yıl sonra kaldırıldı. O gün cezaevinde neler oldu? Bununla ilgili şimdiye dek iki dalga halinde operasyon düzenlendi. İlk dalga operasyonda Kozinoğlu'nun kaldığı cezaevindeki gardiyanlar hakkında gözaltı kararı verildi. Bu kişilerden biri firari, o kişinin Kozinoğlu koğuşta acil butonuna bastığında radyonun sesini sonuna kadar açtığı ve duyulmasını engellediği yönünde iddialar vardı. - Hastaneye gidiş süreciyle ilgili iddialar vardı... İkinci dalga operasyonda da ambulans, cezaevinde görevli sağlık çalışanları, bir gazeteci ve kameraman 9 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti. Tüm bu belirsizlikler 15 yıl sonra raftan indirilen bu dosya dahilinde ortaya çıkarılmaya çalışılacak. - Feth-i kabir işleminde alınan doku örnekleri üzerinde toksikolojik araştırma yapılacak."

12 Eylül'de işkencelere maruz kalan vatandaşlar o karanlık günleri anlattı Haber

12 Eylül'de işkencelere maruz kalan vatandaşlar o karanlık günleri anlattı

12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçerken, millet iradesinin askıya alındığı o dönemin izleri hafızalardaki yerini koruyor. Kırıkkale'de yaşayan 3 darbe dönemi tanığı ise Filistin askısından elektrik işkencesine kadar maruz kaldıkları insanlık dışı uygulamaları unutamadıklarını söyledi. Türkiye'nin demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Kırıkkale'de yaşayan İzzet Yıldız, Mustafa Hulusi Ulusan ve İrfan Toptaş, 12 Eylül döneminde yaşadıkları işkence, baskı ve ağır cezaevi şartlarını anlattı. "İnsanın aklının, hayalinin almayacağı işkenceler yaşadık" 2 çocuk babası İzzet Yıldız (68), 13 Ekim'de gözaltına alındığını, önce askeri alaya, ardından emniyete götürüldüğünü ifade etti. Emniyette sorgulandığını ve işkence gördüklerini belirten Yıldız, daha sonra Ankara'daki C5'e götürüldüklerini anlatarak, "İnsanın aklının, hayalinin almayacağı işkenceler yaşadık. 16 metrekarelik bir odada 30 kişi betonun üzerinde yatıp kalkıyorduk. Yaklaşık 10 gün C5'te işkence gördük" dedi. C5'teki sorgunun ardından tutuklandığını belirten Yıldız, ifade verme sırasının kendisine 24 ay sonra geldiğini söyledi. İfadesini verdiği gün tahliye edildiğini, daha sonra ise beraat ettiğini ifade eden Yıldız, "İfade verme sırası bana 24 gün sonra gelseydi belki 24 gün yatacaktım ama 24 ay sonra geldiği için 24 ay cezaevinde kaldım" dedi. "Cezaevine gidince de başka bir eziyet başlıyordu" Gözaltı sürecinde maruz kaldıkları işkence yöntemlerini anlatan Yıldız, "İşkencelerden biri 'Filistin askısı'ydı. Omuzlarından bağlayıp askıya alıyorlardı. Belden aşağısı çıplak halde elektrik veriyorlardı. Gözlerimiz sürekli bağlıydı. İnsanlara ilgisi olmayan suçlamalar yöneltiliyordu. İşkenceye dayanamayan insan, önüne konulan her şeyi kabul edebilecek hale geliyordu. Cezaevine gidince de başka bir eziyet başlıyordu. Sabah saat 06.00'da kalkıyor, gün boyunca eğitim adı altında çeşitli uygulamalara maruz kalıyorduk" diye konuştu. "Bazı şeyler vardır; yaşanır ama anlatılamaz. Mamak da bizim için öyleydi" 2 çocuk babası emekli öğretmen Mustafa Hulusi Ulusan (70) da 12 Eylül döneminde cezaevinde kaldığını belirterek, o günleri aradan geçen yıllara rağmen unutamadığını söyledi. Mamak Askeri Cezaevi'ni kendi aralarında "taş medreseler" olarak adlandırdıklarını anlatan Ulusan, yaşadıklarının tarif edilmesinin güç olduğunu ifade etti. Ulusan, "O günlerin hiçbirini unutamadım. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen unutmak mümkün değil. Mamak çok farklı bir yerdi. Bazı şeyler vardır; yaşanır ama anlatılamaz. Mamak da bizim için öyleydi" şeklinde konuştu. "Onların çığlıklarını duymak da başlı başına bir işkenceydi" 13 Ekim'de gözaltına alındığını ve daha sonra C5 olarak adlandırılan yere götürüldüğünü anlatan Ulusan, burada arkadaşlarının işkenceye maruz kaldığını söyledi. Kendisine doğrudan elektrik verilmediğini belirten Ulusan, işkence gören arkadaşlarının çığlıklarını dinlemek zorunda kalmanın da başlı başına bir işkence olduğunu ifade etti. Ulusan, "13 Ekim'de gözaltına alındım. Daha sonra C5 denilen yere götürüldük. Orada arkadaşlarımız işkenceye tabi tutuluyordu. Bana doğrudan elektrik verilmedi ama işkence gören arkadaşlarımızın seslerini dışarıdan dinliyorduk. Onların çığlıklarını duymak da başlı başına bir işkenceydi" ifadelerini kullandı. "Biz avluda yüzüstü yatarken içeriden gelen sesleri dinliyorduk" Havanın soğuk olduğu dönemde dışarıda tutulduklarını anlatan Ulusan, işkence yapılacak kişinin içeri alındığını, kendilerinin ise avluda yüzüstü yatırılarak içeriden gelen sesleri dinlemek zorunda bırakıldığını söyledi. Alınan ifadelerin beğenilmemesi halinde yeniden yazdırıldığını anlatan Ulusan, daha sonra "kafes" olarak adlandırdıkları bölüme götürüldüklerini ve buradan mahkemeye çıkarıldıklarını söyledi. Ulusan, "Hava soğuktu, dışarıda yatıyorduk. İşkence yapılacak kişiyi içeri alıyorlardı. Biz avluda yüzüstü yatarken içeriden gelen sesleri dinliyorduk. İfadeler alındıktan sonra beğenilmeyen ifadeler geri gönderiliyordu. 'Yeniden yaz' deniliyor, ifadelerin istenilen şekilde düzenlenmesi isteniyordu. Daha sonra 'kafes' denilen yere götürüldük. Aslan kafesi gibi bir yer. Her tarafı demir parmaklıklarla çevriliydi. Ardından mahkemeye çıkarıldık" dedi. "Düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor" 18 ay cezaevinde kaldığını belirten Ulusan, koğuşlarda zaman zaman yaklaşık 85 kişinin kaldığını ve bir yatakta 3 kişinin yattığı dönemlerin olduğunu aktardı. Kış aylarında ısınmanın büyük problem olduğunu ifade eden Ulusan, verilen kömürün yetersiz kalması nedeniyle eski elbiseleri, postalları, ayakkabıları ve bulabildikleri diğer eşyaları yakarak ısınmaya çalıştıklarını dile getirdi. Ulusan, "24 yaşındaydım. Çok zor günlerdi. Unutmak mümkün değil. Aradan yıllar geçti ama bugün bile düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor. Çok şey yaşadık ve hala o günlerin etkisini taşıyoruz" diye konuştu. "İşkenceye maruz kaldık" 2 çocuk babası İrfan Toptaş (68) da 12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi'nde 6 yıl kaldığını söyledi. MHP davasında yargılandıklarını belirten Toptaş, 22 Eylül 1980'de gözaltına alındığını ve gözaltı sürecinin ardından Ankara Mamak Cezaevi'ne götürüldüklerini dile getirerek, "12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi'nde 6 yıl kaldım. MHP davasında yargılandık. 22 Eylül 1980'de gözaltına alındım. Gözaltı sürecinin ardından Ankara Mamak Cezaevi'ne götürüldük. C5'te yaklaşık bir hafta kaldık. Hem Kırıkkale'de hem de orada işkenceye maruz kaldık" dedi. Gözaltı sürecinin Kurban Bayramı'na denk geldiğini ifade eden Toptaş, bazı zamanlarda köpeklerin üzerlerine salındığını söyledi. Toplu namaz kılmanın yasak olduğunu belirten Toptaş, oruç tuttukları dönemlerde ise sabah verilen yiyecekleri iftar için akşam verilenleri de sahur için sakladıklarını anlattı. İddianamenin açıklanmasıyla idamla yargılandıklarını öğrendiklerini belirten Toptaş, daha sonra A1'e götürüldüklerini ve cezaevinde farklı koğuşlarda kaldıklarını söyledi. Son 3 yılın önemli bölümünü tecritte geçirdiklerini anlatan Toptaş, cezaevindeki baskının sürekli olduğunu ve 6 yılın sonunda tahliye edildiklerini ifade etti. Anadolu Ajansı, DHA ve İHA tarafından geçilen tüm Kırıkkale haberleri, bu bölümde hiçbir editoryal müdahale olmadan otomatik olarak ajans kanallarından geldiği şekliyle yer almaktadır. Kırıkkale Haberleri alanında yer alan haberlerin hepsinin hukuki muhatabı haberi geçen ajanslardır.

Ankara’da Alihan Kuriş operasyonu derinleşiyor... 11 şirket ve 4 dernek için kayyım talebi Haber

Ankara’da Alihan Kuriş operasyonu derinleşiyor... 11 şirket ve 4 dernek için kayyım talebi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında, liderliğini Alihan Kuriş’in yaptığı öne sürülen çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik operasyon düzenlendi. 54 şüpheli hakkında verilen gözaltı kararının ardından 38 kişi yakalanarak gözaltına alındı. 11 şirket ve 4 dernek için kayyım atanması talep edildi. ANKARA (İGFA) - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Ankara Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, liderliğini Alihan Kuriş’in yaptığı öne sürülen çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik operasyon gerçekleştirildi. Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama, Kamu Kurum ve Kuruluşları Zararına Dolandırıcılık ve Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet suçları kapsamında yürütülen soruşturma doğrultusunda, 25 Ağustos 2026’da eş zamanlı operasyon düzenlendi. 54 ŞÜPHELİ HAKKINDA GÖZALTI KARARI Başsavcılık tarafından hakkında gözaltı kararı verilen 54 şüpheliden 38’i yakalanarak gözaltına alındı. Yapılan tespitlerde 2 şüphelinin yurt dışında, 1 şüphelinin ise cezaevinde bulunduğu belirlendi. Firari durumdaki 13 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi. Soruşturma kapsamında suçlamalarla bağlantılı olduğu değerlendirilen 11 şirket ve 4 dernek için kayyım atanması talebinde bulunuldu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın titizlikle sürdürüldüğünü bildirdi.

'Vize randevusu' dolandırıcılığında yeni gelişme: 42 kişi adliyeye sevk edildi Haber

'Vize randevusu' dolandırıcılığında yeni gelişme: 42 kişi adliyeye sevk edildi

İstanbul merkezli 6 ilde vize danışmanlığı adı altında randevu sistemlerini "bot" yazılımlarla kilitleyen şebekeye yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 42 şüpheli adliyeye sevk edildi. Vize danışmanlığı adı altında faaliyet gösteren bazı kişi ve şirketlerin konsolosluk randevu sistemlerini "bot" yazılımlarla kilitleyerek vatandaşları mağdur ettiği ve haksız kazanç sağladığı şebekeye yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, 2,8 milyar lirayı aşan para hareketi tespit edilmiş ve gözaltı kararı verilen 49 şüpheliden 42'si İstanbul, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa ve İzmir'de düzenlenen operasyonda gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan şüphelilerin jandarmadaki işlemleri tamamlandı. Şüphelilerin Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayına sevk edildiği öğrenildi. NE OLMUŞTU? Adalet Bakanı Akın Gürlek, vize danışmanlığı adı altında faaliyet gösteren bazı kişi ve şirketlere yönelik yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa ve İzmir’de 63 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendiğini açıklamıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde yürütülen iki ayrı soruşturmada, şüphelilerin konsolosluklar ile yetkili aracı kurumların çevrim içi randevu sistemlerine “bot” olarak adlandırılan yazılımlar aracılığıyla eriştiği öne sürüldü. Başsavcılığın açıklamasına göre, söz konusu yazılımlar üzerinden randevuların toplu biçimde alındığı ve bu nedenle vatandaşların doğrudan randevu almasının sistematik olarak zorlaştırıldığı iddia edildi. Şüphelilerin ayrıca belirli sürelerde vize ya da randevu temin etme garantisi vererek “yazılım”, “danışmanlık” ve “hizmet bedeli” adı altında para tahsil ettiği; taahhüt edilen hizmetin sunulmaması halinde ise ücret iadelerinin yapılmadığı öne sürüldü.

Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş ve 30 kişi gözaltına alındı Haber

Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş ve 30 kişi gözaltına alındı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından (Süleymancılar cemaatinin lideri konumundaki) Alihan Kuriş suç örgütüne yönelik yürütülen 17 ilde operasyon başlatıldı. Aralarında Alihan Kuriş'in de olduğu 30 şüpheli gözaltına alındı, 3 şüphelinin yurt dışında olduğu öğrenildi, diğer 10 şüphelinin de yakalanma çalışmaları sürüyor. Soruşturma kapsamında, aralarında örgüt yöneticilerinin de bulunduğu 49 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Ankara merkezli operasyon 17 ilde yürütülürken toplam 123 adreste arama ve el koyma tedbirleri uygulandı. Söz konusu adreslerin 43’ünün doğrudan adres, 80’inin ise 33 şirkete ait farklı lokasyonlardan oluştuğu öğrenildi. Operasyon kapsamında aralarında Alihan Kuriş'in de olduğu 30 şüpheli gözaltına alındı, 3 şüphelinin yurt dışında olduğu öğrenildi, diğer 10 şüphelinin de yakalanma çalışmaları sürüyor. Soruşturmanın odağında ekonomik yapılanma var Soruşturmanın, herhangi bir sosyal veya dini faaliyet alanına değil, iddiaya konu yapılanmanın hiyerarşik ve ekonomik çıkar odaklı suç yapılanması olarak faaliyet gösterip göstermediğine odaklandığı aktarıldı. Dosya, örgütlü mali suçlar kapsamında yürütülürken, şüphelilere yöneltilen iddialar arasında yolsuzluk, kara para aklama, yüksek sermayeli şirketler üzerinden olağan dışı nakit hareketleri oluşturma ve milyarlarca liralık ticari hacme ilişkin usulsüzlükler bulunuyor. Soruşturma dosyasında bazı şirketlerin sermaye yapıları ile gerçekleştirdikleri para hareketleri arasında olağan dışı ilişkiler bulunduğu değerlendiriliyor. MASAK incelemesi genişletiliyor Soruşturma kapsamında Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından hazırlanan mali analizler de incelemeye alındı. Dosyadaki iddialara göre, örgütle bağlantılı olduğu değerlendirilen bazı kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar liranın üzerinde para hareketinin yurt dışına çıkarıldığı yönündeki tespitler araştırılıyor. Söz konusu rakam ve para transferlerinin suçtan elde edilen gelirle bağlantısı, yürütülecek mali ve adli incelemeler sonucunda kesinlik kazanacak. Yurt dışı kaynaklı para transferleri de mercek altına alınırken, para trafiğinde İsrail bağlantılı hareketler bulunduğu yönündeki iddialar da soruşturma kapsamında araştırılıyor. Şirket ve varlıklara yönelik tedbirler Soruşturma kapsamında, suçtan elde edildiği değerlendirilen gelirlerin muhafaza edilmesi ve olası kamu zararının önlenmesi amacıyla bazı şirket ve varlıklara yönelik el koyma ve diğer koruma tedbirleri uygulanıyor. Şirketler ve varlıklar üzerindeki tedbirlerin kapsamının, mali incelemelerin tamamlanmasının ardından netleşmesi bekleniyor. Soruşturmanın kapsamı, MASAK raporları, şirket kayıtları, banka hareketleri ve diğer adli deliller üzerinde yapılacak incelemelerin ardından netleşecek.

Bakan Gürlek: Haluk Levent Yunan adalarına kaçacaktı Haber

Bakan Gürlek: Haluk Levent Yunan adalarına kaçacaktı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Haluk Levent 12 Temmuz'da yurt dışına çıkış yapmak isterken yurt dışı çıkış yasağını öğrendi. Telefonunu kapatınca savcılarımız harekete geçti. Pazar günü Haluk Levent'i aldılar. Haluk Levent, İzmir'den tekneyle Yunan adalarına kaçacaktı" açıklamasını yaptı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, TRT Haber'de gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Bakan Gürlek; Ahbap Derneği soruşturması, Muhsin Yazıcıoğlu dosyası, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyalarında gelinen son durum, yasa dışı bahisle mücadele, FETÖ ile mücadele, Terörsüz Türkiye süreci ve uyuşturucu soruşturmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu: Ben İstanbul Başsavcılığı yaparken belediye operasyonları yapıyorduk. Şile Belediyesi operasyonu yapılmıştı.Belediyelere genelde operasyonlar ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve yolsuzluk kapsamında oluyor. Tabii Şile Belediyesi'nde bir Berkant Acil diye bir şahıs var. Berkant Acil isimli şahıs aynı zamanda da Haluk Levent'in üvey kardeşi. Soyadları farklı ama gerçekte üvey kardeşler. Bir şirketi var. Belediyelere konser organizasyonu, reklam organizasyonları vesaire yapıyor. Bu soruşturma kapsamında gözaltına alındı Şile Belediyesi'nde. Aynı şekilde Yeliz Kaya var. Yani bu da biliyorsunuz daha sonradan Ahbap'la irtibatı çıktı. Yeliz Kaya da gözaltına alındı. Tabii burada savcı arkadaşlar bütün hesap hareketlerini inceliyorlar. Hem Berkant Acil'in hem de Yeliz Kaya'nın yani MASAK raporları alınıyor, banka hareketleri bulunuyor. "Yeliz Kaya'ya Ahbap Derneği'nden inanılmaz rakamlar transfer ediliyor. 1 milyar, 5 milyar..." Berkant Acil'in hesap hareketleri incelenirken çok ilginç bir şekilde Haluk Levent'le bir para trafiği var. Olabilir yani sonuçta kardeşler arasında para trafiği var ama tabii burada dikkat çekici konu Yeliz Kaya. Yani Yeliz Kaya'nın bir Ahbap'la bir sıfatı yok. Yönetim kadrosunda da sıfatı yok, dernek gibi de bir vasfı yok. Yeliz Kaya'ya Ahbap Derneği'nden inanılmaz rakamlar transfer ediliyor. 1 milyar, 5 milyar... Daha sonra bunlar Haluk Levent'e transfer ediliyor. Bu tabii savcı arkadaşların dikkatini çekiyor. Yeliz Kaya'yı ifade alıyorlar, "Bu hesap hareketleri var, Ahbap'la senin ne ilgin var? Sen normalde belediye soruşturmasında gözaltına alındın." Orada tabii Yeliz Kaya diyor ki, "Bu hesap bana ait değil, bu hesap Haluk Levent'in hesabı" diyor. Tabii burada arkadaşlar hemen bir MASAK raporu alıyorlar. Daha önce Ahbap'la ilgili de çeşitli şikayetler, ihbarlar olunca dosya İstanbul Başsavcılığı tarafından ele alınıyor. Burada öncelikli olarak MASAK raporları alınıyor. Yani soruşturmanın başlangıcı bu. Normalde Yeliz Kaya'nın Ahbap Derneğinde bir resmi sıfatı olmamasına rağmen Ahbap Derneği'nin resmi hesabından Yeliz Kaya'nın hesabına inanılmaz miktarda, yani 1 milyar, 5 milyar anlık olarak, günlük olarak paralar transfer ediliyor. Daha sonra bu paralar bir şekilde Haluk Levent tarafından alınıyor. Bunun üzerine soruşturmaya başlandı. Tabii bu MASAK raporlarının gelmesi planlanıyordu. Yani bu biliyorsunuz normalde çarşamba günü, hafta içi bir soruşturmanın bir operasyon aşaması var. Burada şöyle oluyor, genelde Mali Şube çalışıyor, savcı arkadaşlar çalışıyor, bir şey var. Tabii Haluk Levent'in o süreci arkadaşları da takip ediyor, "Ne yapıyor, ne ediyor?" diye. Haluk Levent yurt dışından Türkiye'ye giriş yapmıştı o süreçte. Bir de İstanbul Başsavcılığı'nın yürüttüğü bir uyuşturucu soruşturması var. Bu kapsamda ismini tam hatırlamıyorum, Portekizli bayan bir manken itirafçı olmuştu. Belki sizler de ekranlardan takip ettiniz. Bu bayan manken uyuşturucu kapsamında itirafçı beyanında bulundu. İşte Haluk Levent'in uyuşturucu kullandığını, üç kez birlikte uyuşturucu içtiklerini vesaire söylüyor. Tabii birden gündem Haluk Levent'e kilitlendi. Haluk Levent de birden ürktü, yani panik içerisinde bulundu. Daha sonra pazar günü sanıyorum yurt dışına çıkmak için havalimanına giderken 12 Temmuz'da yurt dışına çıkış yapmak isterken yurt dışı çıkış yasağını öğrendi. Tabii orada telefonu kapattı, yani telefon sinyali kesildi. Bizim arkadaşlar, yani savcılarımız aynı zamanda biliyorsunuz takip ediyorlar. Sinyal kapanınca birden kaçma girişiminde olduğunu düşündüler ki doğru. Normalde İzmir'e gitmeyi düşünüp İzmir'den de tekneyle Yunan adalarına kaçmayı düşünüyordu. Yanında bir şahıs var, Muzaffer isimli şahısla birlikte. O halen firari, yakalanamadı. Burada savcılarımız bir takdir aldılar. Sonuçta soruşturmanın gizlilikle yürütülmesi gerekiyor, aynı zamanda da şüphelinin ele geçirilmesi gerekiyor, asıl amaç bu. Pazar günü bir gözaltı kararı verdiler ve Haluk Levent'i aldılar. Soruşturma bu şekilde başlıyor. Öncelikli olarak 6 Şubat depremleri biliyorsunuz çok büyük bir deprem, 11 ili de etkileyen deprem, burada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza tekrardan Allah'tan rahmet diliyorum. Haluk Levent'in şahsıyla ilgili olanların dışında bizi ilgilendiren kısmı Ahbap isimli bir dernek var biliyorsunuz. Bu özellikle 2017 yılında kuruluyor ama tabii aktif olarak yoğun olarak bu dernek, Ahbap Derneği, depremden sonra yaşanan hadiseden sonra özellikle sosyal medyada, kamuoyunda birçok kişinin, işte birçok sanatçının, sosyal medya ünlülerinin yönlendirmesiyle bir yardım topluyor. Yani burada bizim insanlarımız, vatandaşlarımız hayırsever Türk milleti... Ben o zaman Hatay'daydım, bakan yardımcısıydım deprem zamanı. Koordinasyonda da görev aldım. Yani vatandaşlarımız gerçekten kenetlendi, yurt dışından, yurt içinden, burada tabii herkes bir şekilde cebinden, çocuklar, öğrencilerimiz harçlıklarını biriktirdiler, gönderdiler deprem bölgesine. "Ahbap Derneği deprem zamanı 245 milyon dolar para toplamış" Ahbap Derneği de özellikle deprem zamanı toplanan yardımlarla gündeme geldi. Yani burada önemli olan buradaki derneğin kamu derneği olması ya da özel vakıf olması önemli değil. Burada bir sorumluluk üstlenmesi. Ahbap da burada inanılmaz bir sorumluluk üstlendi. Tabii burada arkadaşlar MASAK raporlarını da alıyorlar Ahbap Derneği'nin. Deprem zamanı 245 milyon dolar bir para toplanmış. O zamanki Türk lirası hesabına göre 4.3 milyar TL, şu an o zamanki kurdan çevirdiğimiz zaman 245 milyon dolar para toplanmış. Ama burada bizi ilgilendiren kısmı, Ahbap Derneği'nde toplanan paraların Haluk Levent'in şahsına alınması. Yani bize suç olup olmadığı bu. Yani burada ilgilendiren, önemli olan konu bu. Biz bunu gördük MASAK raporlarında. Haluk Levent de zaten ikrar etti, yani maalesef kumar ve bahis sebebiyle bir bataklığa düştüğünü, burada bir sarmala düştüğünü, bu sebeple dernekten borç aldığını kendisi kabul etti. Haluk Levent bizim yasal bahis dediğimiz, yani legal şirketlerde 990 milyon TL bahis oynamış. Bunların hepsi tespit edildi. Yani bir kamu derneğinden bir vatandaşımızın cebinden deprem zamanı tasarruf ederek tamamen hayırseverlik ve gönüllülük uyarınca yardım gönderdiği paraları Haluk Levent şahsi hesabına almış, yani bu suç. Yani nerede olursa olsun suç. Bizi ilgilendiren kısmı da bu. Yani kumar oynaması elbette yanlış, Haluk Levent zaten kendisi de itiraf etti bir kumar illetine düştüğünü, bu sebeple borçlandığını. Daha sonra tabii soruşturma genişliyor. Yani bakalım, şu ana kadar sizin dediğiniz gibi 28 tutuklu var, 21 adli kontrol var. Ama özellikle ben şunu vurgulamak istiyorum. Burada bizi ilgilendiren, Adalet Bakanlığı ya da başsavcılığın görevi burada özellikle vatandaşlarımızın tamamen hayırseverlik ve iyi niyet kuralları çerçevesince deprem için göndermiş oldukları paraların Haluk Levent tarafından şahsi kullanım için çekilmesi ve bunun daha sonra işte kumar, bahis vesaire kullanılması. Suç olan kısım bu. Tamamen ihtiyaç sahiplerine ulaşılması amacıyla toplanan, vatandaşlarımızın iyi niyetli olarak yapmış olduğu maddi yardımların Haluk Levent'in bahis, kumar ya da işte özel hayatında bu paraları usulsüz bir şekilde tamamen normalde dernek hesabından olmaması lazım, dernek hesabından şahsi hesabına alarak kullanması var. Ben hatırlıyorum o dönem tabii Haluk Levent sosyal medyada özellikle belirli işte sosyal medyada ünlü kişilerin çağrısıyla çok ünlendi, çok popüler bir kişi oldu. Ya şu anda tabii savcı arkadaşlar bilgi sahibi olarak onların ifadelerini alıyorlar, almak zorunda. Çünkü burada atmış olduğu tweetler, yapmış olduğu yönlendirmeler var. Yani önemli olan maddi gerçeğe ulaşmak. Yani burada soruşturma devam ediyor. Soruşturma kapsamında elbette yeni dalgalar, yeni gözaltılar da olabilir. Çünkü sonuçta çok büyük bir organizasyon var burada. Bir kripto şirketi var, Haluk Levent bir kripto şirketi kuruyor. İlk başta bu kripto şirketine paralar aktarıyor. Daha sonra biliyorsunuz Yeliz Kaya taşınmazlar var, Yeliz Kaya'ya taşınmazlar aktarılıyor. Bir iki gün sonra da bu taşınmazlar Esin Çağlar isimli başka birine aktarılıyor. Şimdi şu ana kadar 70 civarında bildiğim kadarıyla bir müşteki var. Yani vatandaşlarımız yeni yeni Haluk Levent tutuklandıktan sonra şikayetçi oluyor. İnanılmaz bir senet var, taşınmaz devri yapılmış, borç senetleri ortaya çıkıyor. Şimdi ismi ben buradan vermek istemiyorum, bir sürü vatandaşımız geldi şikayetçi oldu. "Ben Haluk Levent'e güvenerek borç verdim." dedi. Baktık gerçekten senetler var, taşınmaz devirleri var. Şu ana kadar 68 tane taşınmaz çıktı. Haluk Levent zaten kendi üzerine almıyor. Önce Yeliz Kaya'ya alıyor, Yeliz Kaya'nın bir resmi sıfatı yok, bunu tamamen mali işlerini takip eden. Yeliz Kaya'dan da birkaç gün sonra üçüncü bir şahsa geçiyor, Esin Çağlar isimli bir bayana geçiyor. Burada soruşturma devam ediyor. Bilgi sahibi olarak Başsavcılık bu şekilde bir takdir kullandı. Elbette onların da dinlenmesi gerekiyor. Çünkü sonuçta vatandaşlarımızın tamamen iyi niyetlerle göndermiş olduğu yardımların yerine ulaşması gerekiyor. Yani savcılık da buna bakıyor. Yani savcılık bunun hesabını sormak zorunda, elbette sormak zorunda. Bu sebeple o kapsamda da sanatçıların o tarihlerde özellikle sosyal medyada, televizyonda işte vatandaşlarımızı yönlendirip işte "Devlet kurumları çalışmıyor, işte Ahbap görevini yapıyor." bu şekilde oraya yönlendiren önemli şahısların beyanlarını alması önemli. Onlar da zaten siz az önce söylediniz, pişman olduklarını söylediler, Haluk Levent'in gerçek yüzünü gördüklerini söylediler. Muhtemelen bu kapsamda yeni beyanlar da olacaktır. "Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünde FETÖ izi var” 2009 yılında biliyorsunuz maalesef Allah rahmet eylesin Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte altı kişinin vefat ettiği bir uçak, helikopter kırım kazası var. Bununla ilgili tabii daha önce dosya başka bir başsavcılıktaydı. Daha sonra Ankara Başsavcılığımız dosyayı aldı, uzman ekipler inceliyor. Burada biz şunu gördük, arkadaşlarımız Başsavcılığımız bunu gördü Ankara Başsavcılığı, burada bir organizasyon var. Bu işi özellikle FETÖ'nün yaptığı konusunda çok ciddi deliller var. Biliyorsunuz geçen bir operasyon yapıldı, 19 kişi tutuklandı, 21 kişi gözaltına alınmıştı. Şimdi burada FETÖ'ye bu özellikle kırımın FETÖ'nün organizasyonu olduğunu gösteren, ben kendim de inceledim delilleri, çok ciddi emareler var. Nasıl emareler var? Özellikle helikopterin kazaya uğramadan önce, yani düşmeden önce üzerinden bir F-4 uçağının geçmesi durumu var. Tabii daha önce bu konuda raporlar alınmıştı. Özellikle bu F-4 uçağının geçmesinden dolayı mı helikopter düştü, ya da hava şartları, ya da helikopterin diğer eksikliklerinden dolayı mı diye. Burada F-4 uçağının geçmesinden dolayı helikopterin düştüğü konusunda Başsavcılığımızda bir kanaat oluştu. Tabii burada F4 uçağını kullanan pilot ve diğer bağlantıları araştırılıyor. Özellikle o tarihte F-4 uçağını kullanan pilotun eşinin özellikle Adil Öksüz'ün evinde parmak izi çıkıyor. Daha sonra bu pilotun işte Hava Kuvvetleri imamıyla, mahrem imamıyla o tarihlerde telefon görüşmeleri çıkıyor. "Deliller ortaya çıktıkça Başsavcılık durumu değerlendirecektir" Ve en son biliyorsunuz Elazığ il imamı tutuklanmıştı, onun ByLock yazışmaları çıktı. Elazığ il imamının özellikle mülkiye yapılanmasından birisiyle ByLock yazışmasında "Tereyağından kıl çeker gibi bu işi hallettik. Büyüğümüz özellikle bu sürecin, bu süreçten çok endişeliydi, bu şekilde sonuçlanmasından çok memnun." şeklinde bir yazışması var. Buradan arkadaşlar bütün delilleri araştırıyorlar. Şu an soruşturma devam ediyor ama gördüğümüz kadarıyla burada bir organizasyon var. Özellikle rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun FETÖ'nün hedefine konup daha sonradan örgütün bu şekilde bir eylem yaptığı konusunda Ankara Başsavcılığı tarafından bir kanaat oluştu. Başsavcılık ilk operasyonunu yaptı, muhtemelen diğer devamı da gelecektir. Ama burada ilk deliller, yani ben kendim de inceledim dosyayı biliyorsunuz ben savcılık, başsavcılık da yaptım, gördüğüm kadarıyla bir FETÖ tarafından bir organizasyon sonucunda rahmetlinin cinayet eyleminin işlendiği konusuna bir şüphe var, ciddi şüphe var, kuvvetli şüphe var. Muhtemelen deliller ortaya çıktıkça da tekrardan Başsavcılık durumu değerlendirecektir. Soruşturmayı Ankara Başsavcılığımız yürütüyor, orada bir uzman ekip var. Tabii aileyle de görüştüler, onlar da ilk özellikle 2009 yılındaki ilk gözlem anlarını anlattılar. Onu bilemiyoruz, şimdi Savcılık elbette soruşturma yapıyor. Yeni deliller kapsamında tekrardan operasyon yapabilir. Yani FETÖ'nün irtibatları araştırılıyor. Özellikle gözaltında, tutuklama kararı verilenlerin FETÖ'yle irtibatları, bunların tekrardan bir HTS analiz çalışmaları, en son kimlerle görüştüğü, yani bu organizasyonun mutlaka devamı gelecektir. Sonuçta bir FETÖ organizasyonuysa ama burada Başsavcılığımızın takdirinde soruşturmayı yürüten makam Başsavcılık makamı. Devamı gelir ya da ne zaman yapar onu bilemiyoruz. "Faili Meçhul Suçlarla Mücadele Birimi kurduk" Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Faili Meçhul Suçlarla Mücadele Birimi kurduk. Burada tabii başkanımız var, hakim-savcı kökenli, aynı şekilde de yeteri kadar tetkik hakimi arkadaşımız var. Soruşturma yapma yetkisi ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına ait. Buradaki arkadaşlar tamamen yani farklı bir gözle, profesyonel bir ekip var, farklı bir gözle bakış açısı sağlıyorlar. Yani burada soruşturma yapmıyor arkadaşlar, öncelikli olarak bunun altını çizmek lazım. Başsavcımızla sürekli olarak istişare halindeler, delilleri beraber tartışıyorlar, delilleri beraber gözlemliyorlar. Tecrübeli arkadaşlar bunlar, alanında uzman arkadaşlar. Tabii burada özel ekipler de kurabiliyoruz. Biliyorsunuz en son Gülistan Doku'da Tunceli'de özel bir ekip görevlendirildi. Bunun görevlerinin içerisinde polis, jandarma personeli de var. İşte aynı şekilde Adli Tıp'tan özel bir ekip görevlendirildi. Bu şekilde tamamen faili meçhul kalmış, zamanında çözümlenmemiş cinayetlerin çözümlenmesine ilişkin soruşturma yapma yetkisi yok, arkadaşlar bir istişare ortamı yapıyorlar. Başsavcı beye yol gösteriyorlar, özellikle bu farklı bir bakış açısı. İşte yeni teknolojiler var biliyorsunuz, şu an DNA incelemesi yapılabiliyor, o konuda pratik çözümleri var ya da işte baz istasyonu çakışması yapılabiliyor. "28 faili meçhul cinayet aydınlatıldı" Faili meçhul suçlarla mücadeleyi ben şahsen çok önemsiyorum. Şu ana kadar ben göreve geldikten sonra bu büro kurulduktan sonra 28 faili meçhul cinayet aydınlatıldı. Bu çok önemli ve bunlar 20-25 yıl önce işlenmiş olan cinayetler. Bu çok önemli, yani devlet mutlaka hesabını sorar. O zaman ortaya çıkmamıştır ama daha sonradan mutlaka bunu yapanları ortaya çıkarmak devletin en büyük görevidir. Bizim buradaki asıl mesajımız da, asıl yani bu büroyu kurma amacımız da suçlarla ve suçluyla mücadele konusunda kararlılığımızı ortaya koymak. Burada biz arkadaşlarımız faili meçhul dosyaları 680 civarında bir dosyayı büroya aldık. Bunların hepsi tek tek inceleniyor, oradaki savcı arkadaşlarımızla da sürekli istişare halindeyiz. Yani vatandaş nezdinde çok olumlu bir hava oluştu. Özellikle 15-20 yıl önce işlenmiş bir cinayetin elbette ortaya çıkarılması, failin ortaya çıkarılması, adalet önünde hesap vermesi vatandaş için gerçekten çok önemli. Büro çalışıyor, yani burada önemli soruşturmaların dosyalarını da aldık. Tabii burada zaman aşımı olayı var, zaman aşımına uğramamış dosyaları alıyoruz, 680 civarında. Kısa sürede de az önce söyledim, 28 faili meçhul cinayet aydınlatıldı. Burada tabii büroda olan önemli dosyalar da var. Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Bahriye Üçok gibi dosyalar da var. Bunlara da bakılıyor. İnşallah bunlar da çözümlenir. Tekrar vurgulamak istiyorum, bu büronun kuruluş amacı tamamen vatandaşlarımızın gönlünde, özellikle karanlık kalan bir cinayet varsa bunun aydınlatılması, vatandaşımızın adalete olan güven duygusunu en üst seviyede hissetmesi, bu amaçla kurmuştuk. Çok faydalı olduğunu da gördük. Sağ olsun Başsavcılığımız da, Başsavcı arkadaşlarımız da üzerine kararlılıkla gidiyor. Çünkü biz onlara da her zaman destek oluyoruz, bu soruşturmaların arkasında olduğumuzu söylüyoruz. Yani şu an olumlu gidiyor, toplumda güzel bir algı var.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.