Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Geri Dönüşüm

bursaarena.com.tr - Geri Dönüşüm haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Geri Dönüşüm haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İzmir Çiğli'deki yangın büyümeden kontrol altına alındı Haber

İzmir Çiğli'deki yangın büyümeden kontrol altına alındı

Çiğli'nin Kaklıç Mahallesi'nde tekne yapımında kullanılan polyester malzemelerin açık alanda tutuşmasıyla çıkan yangın, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi'nin yoğun müdahalesiyle kontrol altına alındı. İZMİR (İGFA) - İzmir'in Çiğli ilçesi Kaklıç Mahallesi'nde tekne yapımında kullanılan polyester malzemelerin açık alanda tutuşmasıyla çıkan yangın, çevredeki iş yerlerine sıçramadan kontrol altına alındı. İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı ekipleri, yangına 9 itfaiye aracı, belediyeye ait 6 su tankeri ve 30 personelle müdahale ederek alevlerin çevreye yayılmasını önledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı İtfaiye Yangın ve Acil Müdahale Şube Müdürü Haldun Engin, yangının açık alanda depolanan polyester malzemelerin tutuşması sonucu çıktığını belirterek, gerekli güvenlik önlemleri alınmadan açıkta bekletilen yanıcı malzemelerin ciddi risk oluşturduğuna dikkat çekti. Son günlerde benzer yangınlarda artış yaşandığını ifade eden Engin, “Bugün Menemen'de de açık alanda depolanan malzemeler nedeniyle bir geri dönüşüm tesisinde yangın çıktı. Geçtiğimiz cumartesi günü de başka bir geri dönüşüm tesisinde yangın meydana gelmişti. Hava sıcaklıklarının artması ve gerekli tedbirlerin alınmaması yangın riskini artırıyor” dedi. Vatandaşları dikkatli ve tedbirli olmaya davet eden Haldun Engin, yangınla karşılaşıldığında kişisel imkanlarla müdahale edilmeye çalışılmaması gerektiğini vurguladı. Kaklıç bölgesinin yangın açısından riskli alanlardan biri olduğuna dikkat çeken Engin, bölgede saman depolama alanları, tekne imalat atölyeleri ve farklı iş kollarının bulunduğunu söyledi.

Depozito Yönetim Sistemi'nde ilk veriler açıklandı... 1,5 milyon ambalaj geri dönüşüme kazandırıldı Haber

Depozito Yönetim Sistemi'nde ilk veriler açıklandı... 1,5 milyon ambalaj geri dönüşüme kazandırıldı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Depozito Yönetim Sistemi'ne vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini açıkladı. Bakan Kurum, sistemin ilk gününden itibaren 649 bin kullanıcıya ulaştığını ve DOA makineleri aracılığıyla 1,5 milyon ambalajın toplandığını duyurdu. ANKARA (İGFA) - Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Depozito Yönetim Sistemi'nin (DYS) ilk uygulama sonuçlarını sosyal medya hesabından paylaştı. Vatandaşların sisteme yoğun ilgi gösterdiğini belirten Kurum, "Siz attınız, doğa kazandı. Milletimiz DOA'yı çok sevdi." ifadelerini kullandı. Bakan Kurum, Depozito Yönetim Sistemi'nin ilk gününden bu yana 649 bin kullanıcıya ulaştığını, DOA makineleri aracılığıyla ise 1,5 milyon ambalajın toplandığını açıkladı. Toplanan ambalajların geri dönüşüm yoluyla yeniden ekonomiye kazandırılacağını vurgulayan Kurum, uygulamanın daha temiz bir çevre ve sürdürülebilir bir gelecek hedeflerine önemli katkı sağlayacağını belirtirken, "Toplanan her ambalaj geri dönüşümle yeniden kazanılacak, daha temiz bir geleceğe katkı sağlayacak" ifadelerine yer verdi. Depozito Yönetim Sistemi, tek kullanımlık içecek ambalajlarının geri dönüşümünü artırmayı ve atık miktarını azaltmayı hedefleyen çevre uygulamaları arasında yer alıyor.

Depozito iade sistemi 81 ilde başlıyor Haber

Depozito iade sistemi 81 ilde başlıyor

Depozitosu Olan Ambalajlar sistemi, kısa adıyla DOA, Türkiye genelinde uygulamaya geçiyor. İade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için 1 lira teşvik bedeli ödenecek. Biriken tutarlar banka hesaplarına transfer edebilecek veya alışverişlerde kullanabilecek. Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) uygulaması, bugünden itibaren 81 ilde yaygınlaşıyor. Amaç, çevresel riskleri en aza indirmek. Bu sayede atıklar geri dönüştürülecek, gelecek korunacak. Depozito iade noktalarına veya depozito iade makinalarına götürülen ürünler için 1 lira depozito iade ücreti alınacak. Daha önce pilot illerde bu tutar 25 kuruştu. Bugün itibarıyla ürün başına 1 lira ödeme yapılacak. Ödemeler vatandaşların e-cüzdanlarına yüklenecek, sonrasında da isterlerse anlaşmalı bankalardan nakit çekebilecekler. Vatandaşlar ödemelerini anlaşmalı marketlerden de harcayabilecek. Bugün itibariyle 81 ilde 973 ilçede uygulama başlıyor. Tüm işletmeler iade noktası olarak hizmet verecek TRT'nin haberine göre, 1 Temmuz itibarıyla Türkiye genelinde iade noktası olarak hizmet verecek market zincirleri, süpermarketler, bakkallar ve büfeler ile HOREKA (otel, restoran ve kafe) işletmeler, iade edilen ve tüketilen içecek ambalajlarını biriktirerek seçecekleri saha operatörüne teslim edecek. Depozitolu içecek satan işletmeler ve HOREKA’ların 1 Temmuz 2026 tarihine kadar dbys.gov.tr üzerinden kayıtlarını tamamlayıp birlikte çalışacakları saha operatörünü belirleyecek. DOA uygulaması ile ekonomiye yıllık 30 milyar lira katkı Türkiye’de Sıfır Atık Hareketi kapsamında hayata geçirilen ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda, Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) tarafından yürütülen DOA uygulaması; içecek ambalajlarının doğaya karışmadan toplanarak geri dönüşüm zincirine dahil edilmesini ve yeniden ekonomiye kazandırılmasını hedefliyor. Sistem sayesinde her yıl yaklaşık 25 milyar ambalajın geri dönüşüme kazandırılması ve ekonomiye yıllık 30 milyar TL seviyesinde doğrudan katkı sunulması öngörülüyor. 2025 yılı şubat ayında pilot uygulama olarak Sakarya’da başlatılan ve Temmuz 2025 itibarıyla “7 Bölge 7 İl” sloganıyla yaygınlaştırılan DOA sistemi kapsamında vatandaşlara iade edilen depozitolu ambalajlar için 0,25 TL teşvik bedeli ödeniyordu. Sistem, 1 Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye genelinde yeni bir aşamaya geçti, depozito bedeli de 1 TL’ye yükseltildi. İster nakit çek, istersen alışverişte kullan Sistem kapsamında tüketiciler, “DOA” logolu ambalajları iade noktalarına veya Depozito İade Makineleri ‘ne (DİM) teslim ederek ambalaj teşvik bedelini anında alabiliyor. İade edilen her “DOA” logolu ambalajlar için belirlenen 1 TL teşvik bedeli kullanıcıların telefonlarına yükleyecekleri DOA mobil uygulamasındaki dijital cüzdanlarına aktarılıyor. Vatandaşlar, biriken tutarları diledikleri zaman banka hesaplarına transfer edebiliyor, ATM’lerden nakit olarak çekebiliyor veya alışverişlerinde kullanabiliyor. Böylece geri dönüşüm süreci tüketiciler için hızlı, kolay ve pratik bir deneyime dönüşüyor.

AB yetkilileri, İtalya'dan  yasa dışı yollarla Türkiye'ye gönderilen 4.200 ton tekstil atığına el koydu. Haber

AB yetkilileri, İtalya'dan yasa dışı yollarla Türkiye'ye gönderilen 4.200 ton tekstil atığına el koydu.

AB yetkilileri, İtalya'dan Türkiye'ye yasa dışı yollarla gönderilen 4.200 ton tekstil atığına el koydu. Müfettişler, Türkiye'deki bir geri dönüşüm tesisine bağlı bir depoda, çevre yasalarına uymayan 2.100 ton daha tekstil atığı tespit etti. Bu arada Fransa, AB ülkelerini aşırı hızlı moda konusunda daha sert önlemler almaya çağırıyor. Avrupa yolsuzlukla mücadele müfettişleri, İtalya'dan Türkiye'ye yasa dışı yollarla 4.200 ton tekstil atığı ihraç eden büyük ölçekli bir planı ortaya çıkarmaya yardımcı oldu. Yetkililer bu planı, çevre yasalarından ve geri dönüşüm maliyetlerinden kaçınmak için tasarlanmış karlı bir operasyon olarak tanımlıyor. Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Ofisi (OLAF) tarafından İtalya Jandarması ve Türk gümrük yetkilileriyle işbirliği içinde yürütülen soruşturma, şu konulara odaklandı: yüksek oranda akrilik elyaf içeren tekstil atıklarına odaklandı. Bu sentetik malzemeler çevrede 200 yıla kadar kalabildikleri ve daha karmaşık geri dönüşüm süreçleri gerektirdikleri için, katı ve maliyetli imha kurallarına tabidirler. Araştırmacılar, söz konusu şartlardan kaçınmak için gönderilerin yanlış etiketlendiğini tespit etti. OLAF Genel Direktörü Petr Klement, "Bu gibi, belirli tekstil atıklarının geri dönüşüm maliyetinden yasa dışı yollarla kaçınmayı veya çevre kurallarına uymayı sağlayan planlar, organize ağların yasa dışı kazanç elde etmesi için bir fırsat yaratıyor" dedi. İlgiliProtein Bazlı İçecekler: Bu Japon İnovasyonu Sürdürülebilir Modayı Nasıl Devrimleştirmeye Hazırlanıyor? Klement, bu olayı, çevre suçlarıyla mücadelede ve hem ekonomiyi hem de çevreyi korumada uluslararası işbirliğinin artan öneminin bir kanıtı olarak nitelendirdi. OLAF, ticaret akışı analizi, gümrük verileri ve geri dönüşüm kapasitesi değerlendirmelerini kullanarak şüpheli gönderileri tespit etti ve Türk yetkililerini uyardı. Varışta yapılan incelemelerde, İtalya'dan yasa dışı yollarla sevk edilmiş yaklaşık 4.200 ton tekstil atığı olduğu ortaya çıktı. Giysiler giderek daha çok tek kullanımlık eşya olarak görülüyor ve bu durum Avrupa'daki toplama, ayırma ve geri dönüşüm sistemleri üzerinde artan bir baskı oluşturuyor. Atılan giysilerin büyük bir kısmı sonunda hem Avrupa'da hem de ikinci el tekstil ihracatı alan Küresel Güney ülkelerinde çöplüklere veya yakma tesislerine gidiyor. Soruşturma derinleşiyor. OLAF yetkilileri, İtalyan çevre uzmanları ve Türk makamlarının katılımıyla Türkiye'de gerçekleştirilen ortak inceleme sırasında soruşturma derinleşti. Müfettişler, ilk ele geçirilen 4.200 tona ek olarak, Türk çevre yasalarına uymadığı iddia edilen bir geri dönüşüm tesisine bağlı bir depoda yaklaşık 2.100 ton tekstil atığı ve ayrı olarak gelen başka bir stok keşfetti. Ancak araştırmacıların bulduğu yasa dışı tekstil atığı yığınları bununla da sınırlı kalmadı. OLAF'ın açıklamasında, "İtalya'dan kaynaklanan ve aynı dolandırıcılık şemasıyla bağlantılı olan 768 ton daha tekstil atığının, Türkiye'nin Mersin limanında depolandığı, yanlış etiketlendiği ve yasa dışı olarak atılmaya hazır halde bulunduğu tespit edildi" denildi. Operasyon, İtalya'da önemli yaptırım eylemlerine yol açtı. OLAF'ın açıklamasına göre, bu hafta Carabinieri (Japon Jandarması), şüpheli ihracatlarla bağlantılı olduğu düşünülen Brescia'daki bir iş kompleksine baskın düzenledi. Yetkililer, şirket tesislerine, operasyonda kullanıldığı iddia edilen bir kamyon filosuna ve yaklaşık 12 milyon avro değerinde finansal varlığa el koydu. AB'de tekstil atıkları AB tekstil ve giyim sektörü 2023 yılında 170 milyar avro ciro elde etti ve yaklaşık 1,3 milyon kişiye istihdam sağlıyor; ancak tekstil atıklarının geri dönüşümü hâlâ zor ve pahalı. 2019 yılında Avrupa'da yaklaşık 12,6 milyon ton tekstil atığı üretildi, ancak bunun yalnızca beşte biri ayrı olarak toplanarak yeniden kullanım veya geri dönüşüm için ayrıldı. Buna karşılık, Avrupa Komisyonu şu adımları attı: atıkların yeniden kullanılabilir ürün olarak yanlış etiketlenmesini ve yurt dışına ihraç edilmesini önlemeyi amaçlayan yeni tekstil atık yönetimi kurallarını 2025 yılında Bu mevzuat, tekstil sevkiyatlarının denetimini güçlendiriyor ve OLAF'ın atık kaçakçılığına yönelik soruşturmaları destekleme rolünü artırıyor. Avrupa Komisyonu'nu daha fazla önlem almaya zorlamak amacıyla, Fransa önderliğindeki beş AB üye devletinden oluşan bir koalisyon, ultra hızlı modaya karşı koordineli bir mücadele başlattı. Euronews'in ele geçirdiği bir belgede, ülkeler grubu, hızla genişleyen iş modelinin çevresel hedefleri tehdit ettiğini, atık sistemlerini aşırı yüklediğini ve sürdürülemez tüketici davranışlarını körüklediğini uyardı. Beş hükümet, Çin'den Shein ve Temu gibi platformlardan Avrupa'ya gelen ultra hızlı moda akımına ilişkin endişeleri yansıtarak, "Çevrimiçi platformların gözetimini ve denetimini güçlendirin, piyasa gözetimini pekiştirin ve Döngüsel Ekonomi Yasası ile Piyasa Gözetimi Yönetmeliği kapsamındaki uygulama boşluklarını kapatın " çağrısında bulundu . Komisyona yapılan diğer talepler arasında AB tekstil atık kuralları kapsamında "ek performans gereksinimleri", kapalı döngü geri dönüşüm sistemine geçişin desteklenmesi ve genişletilmiş üretici sorumluluğu programlarının güçlendirilmesi yer almaktadır. Beş ülke, bu uygulamaların aşırı tüketimi körüklediğini ve muazzam miktarda tekstil atığı oluşturduğunu savunuyor. Fransa'nın ekolojik geçişten sorumlu bakanı Monique Barbut, 25 Haziran'da çevre bakanlarının bir araya geldiği bir toplantının sidelines'ında yaptığı açıklamada, "Bu alanda nispeten ilerideyiz ve deneyimlerimizi paylaşmaktan ve Avrupa'nın bu konuda birlikte nasıl ilerleyebileceğinden memnuniyet duyuyoruz" dedi. Euronews

Türkiye’nin ilk Sürdürülebilir İklim Parkı Sakarya'da açılışa gün sayıyor Haber

Türkiye’nin ilk Sürdürülebilir İklim Parkı Sakarya'da açılışa gün sayıyor

Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Adapazarı Güneşler Merkez Mahallesi'nde Türkiye'nin ilk Sürdürülebilir İklim Parkı'nı açıyor. Açık hava laboratuvarı şeklinde tasarlanan ve inşaatı yüzde 90'ı tamamlanan park, çevre dostu teknolojik donatılar sunacak. SAKARYA (İGFA) - Yakın zamanda birçok yeni parkı vatandaşların hizmetine sunan Büyükşehir Belediyesi, şimdi de Sürdürülebilir İklim Parkı’nı şehre kazandırıyor. Çevre dostu uygulamaları ve teknolojik donatılarıyla Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan park, şehrin açık hava laboratuvarı olarak hizmet verecek. Çocuklardan gençlere ve tüm mahalle sakinlerine güvenli bir sosyal yaşam alanı sunacak proje, kısa süre içinde vatandaşlarla buluşacak. Yakın zamanda Söğütlü Ritim Park ve Ferizli Atatürk Parkı’nda çalışmalarını tamamlayan Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Adapazarı’nda hayata geçirdiği Sürdürülebilir İklim Park’ı da şehre kazandırıyor. ‘Dirençli, Sosyal ve Yeşil Şehir’ vizyonuyla üretken, değişime ayak uyduran ve çocukların yarınlarına hizmet edecek projeler üreten Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’de bir ilk olacak çevre dostu parkı Adapazarı Güneşler Merkez Mahallesi’nde hayata geçiriyor. Şehrin açık hava laboratuvarı olarak tasarlanan İklim Park’ın içerisinde, hava kalitesi izleme sistemi, çevresel gösterge ve test deneyim alanlarının yanı sıra su üretim cihazı, güneş enerjili banklar, geri dönüşüm istasyonları, kompost makinesi ve karbon ayak izi ölçüm kiosku gibi çevre dostu uygulamalar yer alacak. Çevre dostu uygulamalarla donatılan parkın inşa sürecinde yüzde 90 seviyesi aşıldı. Mahalle halkının merakla beklediği proje kısa zaman içerisinde vatandaşlarla buluşacak. “TÜRKİYE’DE İLK OLACAK” Parkın bir an önce hizmete girmesi için gün saydıklarını söyleyen Güneşler Merkez Mahalle Muhtarı Ercan Ayhan, “Bölgemizde yapılan Sürdürülebilir İklim Park’ın alanı daha önce terk edilmiş bir alana sahipti. Bu alanı Büyükşehir Belediyemiz çevre dostu uygulamaların yer alacağı farklı bir konsept park olarak değerlendirmek istedi. Türkiye’de bir ilk olacak parkımız çok yakında açılacak. Emeği geçen başta Başkanımız Yusuf Alemdar olmak üzere herkese teşekkür ederiz” dedi.

Plastik atık: Türkiye Avrupa'nın çöp deposu mu? Haber

Plastik atık: Türkiye Avrupa'nın çöp deposu mu?

Türkiye, Çin'in piyasadan çekilmesinin ardından önemli bir atık ithalatçısı hâline geldi. Peki Avrupa'nın çöpüne Türkiye'de ne oluyor? İthal çöpler kurallara uygun dönüştürülüyor mu? 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde plastik kirliliği küresel ölçekte tartışılmaya devam ederken, Türkiye'nin Avrupa'dan ithal ettiği plastik atıklar da yeniden gündemde. Çin'in 2017 yılında plastik atık ithalatını büyük ölçüde yasaklamasının ardından küresel atık ticaretinin rotası değişti. Uzun yıllar Avrupa ve Kuzey Amerika'nın plastik atıklarının önemli bölümünü alan Çin'in piyasadan çekilmesiyle yeni varış ülkeleri ortaya çıktı. Türkiye de bu süreçte önde gelen ülkelerden biri oldu. Bugün Türkiye, Avrupa'nın başlıca plastik atık varış noktalarından biri konumunda. Ancak İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) tarafından yayımlanan ve çevre bilimci Prof. Dr. Sedat Gündoğdu tarafından hazırlanan yeni politika notu, tartışmanın artık yalnızca ne kadar plastik atık ithal edildiğiyle ilgili olmadığını savunuyor. Çalışmaya göre asıl soru, Türkiye'ye gelen bu atıkların ne kadarının gerçekten geri dönüştürüldüğü, ne kadarının çevreye karıştığı ve mevcut sistemin bunları ne ölçüde izleyebildiği. Rapor, plastik atık ticaretini yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil; "kirlilik transferi", "çevresel adaletsizlik" ve "ekolojik güvenlik" sorunu olarak ele alıyor. Çalışmanın ortaya koyduğu tablo, Türkiye'nin küresel plastik ticaretindeki rolüne ilişkin yerleşik varsayımları da sorguluyor. Atık ticareti mi "atık sömürgeciliği" mi? Politika notu, plastik atık ticaretini yalnızca bir geri dönüşüm faaliyeti olarak değil, ülkeler arasındaki çevresel ve ekonomik eşitsizlikle bağlantılı bir mesele olarak ele alıyor. Rapora göre, gelişmiş ülkeler kendi sınırları içinde yönetmek istemedikleri atıkları daha düşük maliyetlerle "küresel güney" ülkelerine gönderiyor. Bu nedenle atık ticareti uzun yıllardır "atık sömürgeciliği", "ekolojik emperyalizm" ve "çevresel adaletsizlik" kavramları üzerinden tartışılıyor. Çalışmada, 1980'lerde ABD'den çıkan tehlikeli atıkların Haiti'ye ve okyanuslara boşaltılmasıyla sonuçlanan Khian Sea vakası ile Nijerya'daki Koko skandalı hatırlatılıyor. Bu olayların daha sonra Basel Sözleşmesi'nin ortaya çıkmasına zemin hazırladığı belirtiliyor. Rapora göre, bugün plastik atık ticareti de benzer bir tartışmanın merkezinde bulunuyor. Türkiye'nin son yıllarda Avrupa'dan gelen plastik atıkların önemli bir bölümünü kabul etmesi yalnızca bir geri dönüşüm politikası olarak değil, küresel atık akışlarının parçası olarak değerlendiriliyor. Çin sonrası yükseliş Rapora göre Türkiye'nin plastik atık ithalatındaki yükselişi, Çin'in 2017 sonunda aldığı ithalat yasağının ardından hızlandı. Çin öncesi dönemde Avrupa Birliği'nden sınırlı miktarda plastik atık alan Türkiye, yasağın ardından birkaç yıl içinde Avrupa'nın başlıca varış ülkelerinden biri haline geldi. Politika notunda yer alan bilgiye göre, Türkiye'nin plastik atık ithalatı 2018'de 437 bin ton iken, Ticaret Bakanlığı'nın AB teknik çalıştayında paylaştığı verilere göre 2024 yılında yaklaşık 1,29 milyon tona ulaştı. Bu büyüme genellikle Türkiye'nin güçlü geri dönüşüm sektörü ve plastik sanayisinin hammadde ihtiyacıyla açıklanıyor. Ancak rapora göre ithalattaki artış tek başına geri dönüşüm kapasitesindeki gelişime işaret etmiyor. Türkiye'nin aldığı plastik atık miktarı, ülkenin kendi atık yönetim performansıyla birlikte değerlendirildiğinde farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Türkiye kendi atığını ne kadar yönetebiliyor? Türkiye yılda yaklaşık 32-33 milyon ton belediye atığı üretiyor. Bu atıkların yaklaşık 3,3 milyon tonunu plastikler oluşturuyor. Buna rağmen rapora göre belediye atıklarının yüzde 80 ila 90'ı hâlâ düzenli depolama sahalarına gönderiliyor veya düzensiz biçimde bertaraf ediliyor. Bu durum, Türkiye'nin kendi atıklarını yönetmekte yaşadığı yapısal sorunların devam ettiğine işaret ediyor. Rapor ayrıca geri dönüşüm oranları konusunda da dikkat çekici bir farklılığa işaret ediyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre, belediye atıklarında geri kazanım oranı 2017'de yüzde 13 iken 2022'de yüzde 30'a yükseldi, 2024 için ise yüzde 36 hedefi açıklandı. Ancak Dünya Bankası'nın 2022 yılı için hesapladığı geri dönüşüm oranı yüzde 11,9 olarak kaydedildi. Çalışmada bu farkın yalnızca teknik bir istatistik meselesi olmadığı, aynı zamanda sistemin şeffaflığı ve performansının nasıl ölçüldüğüne ilişkin soru işaretleri yarattığı belirtiliyor. Raporun dikkat çektiği temel çelişki ise şu: Kendi belediye atıklarının çok büyük bölümünü hâlâ depolama sahalarına gönderen bir ülke, dışarıdan gelen milyonlarca tonluk plastik atık akışını çevresel açıdan güvenli biçimde yönetebiliyor mu? Ne kadar atık geldiği bile net değil Plastik atık ticaretine ilişkin verilerde de tutarsızlıklar söz konusu. Birleşmiş Milletler'in Comtrade veri tabanı, Eurostat, Basel Action Network, PAGEV ve Türkiye Ticaret Bakanlığı'nın açıkladığı rakamlar birbirinden farklı sonuçlar ortaya koyuyor. Örneğin 2024 yılı için Basel Action Network, Avrupa Birliği'nden Türkiye'ye gönderilen plastik atık miktarını 426 bin ton olarak hesaplıyor. PAGEV aynı yıl HS 3915 kodlu plastik atık ithalatını yaklaşık 678 bin ton olarak açıklarken, Türkiye Ticaret Bakanlığı 2024 yılı toplam plastik atık ithalatını yaklaşık 1,29 milyon ton olarak bildiriyor. Çalışmaya göre bu farklılıkların nedenleri arasında gümrük kodlarındaki sınıflandırma sorunları, raporlama tarihleri arasındaki farklılıklar, yeniden ihracat işlemleri ve yanlış beyanlar yer alıyor. Bu farklılıklar, plastik atık ticaretinin gerçek boyutunun ve izlenebilirliğinin değerlendirilmesini güçleştiriyor. Türkiye'ye ne kadar plastik atık girdiği konusunda net bir tablo ortaya koyulamaması, sistemin izlenebilirliğine ilişkin daha büyük soru işaretleri yaratıyor. Çünkü miktarın kendisi konusunda belirsizlik bulunurken, bu atıkların ne kadarının geri dönüştürüldüğünü veya çevreye karıştığını doğrulamak daha da güç hâle geliyor. Bu nedenle çalışma, plastik atık ticaretindeki veri şeffaflığını başlı başına bir yönetişim sorunu olarak değerlendiriyor. Atıklar tesis kapısından girdikten sonra ne oluyor? Politika notunun en güçlü eleştirilerinden biri mevcut denetim sistemine yönelik. Türkiye'de atıkların hareketi Mobil Tehlikeli Atık Takip Sistemi (MoTAT) üzerinden izleniyor. Sistem, atıkların gümrüklerden veya üretim tesislerinden lisanslı geri dönüşüm tesislerine kadar olan yolculuğunu takip etmeyi amaçlıyor. Antalya'da bir atık merkeziFotoğraf: Mustafa Ciftci/AA/picture alliance Ancak rapora göre sistemin önemli bir kör noktası bulunuyor. MoTAT, atığın tesise ulaştığını gösterebiliyor ancak tesis içine girdikten sonra ne olduğuna dair ayrıntılı bir izleme mekanizması sunmuyor. Başka bir ifadeyle sistem, atığın kapıya kadar olan hareketini izliyor, ancak içeride gerçekten geri dönüştürülüp dönüştürülmediğini, ne kadarının ürün haline geldiğini, ne kadarının atık olarak kaldığını veya yasa dışı biçimde bertaraf edilip edilmediğini ortaya koyamıyor. Rapora göre bu durum, ithal edilen plastiklerin yakılması, yasa dışı dökülmesi ya da kayıt dışı biçimde sistem dışına çıkarılması gibi risklerin tespit edilmesini güçleştiriyor. Bu nedenle çalışma, tesislere giren her kilogram atığın çıkan ürün ve bakiye atıklarla eşleştirildiği gerçek zamanlı bir "kütle dengesi" sisteminin kurulmasını öneriyor. Sertifikalar yeterli mi? Raporun dikkat çektiği bir diğer konu da denetim ve sertifikasyon mekanizmalarının etkinliği. Çalışmada örnek olarak Düzce'deki 2B Plast vakasına yer veriliyor. Rapora göre tesis, Alman makamları tarafından geri dönüşüm yapabilecek kapasitede olduğu gerekçesiyle onaylanmıştı. Ancak daha sonra tesis faaliyet göstermediği hâlde Almanya'dan plastik atık sevkiyatlarının sürdüğü ortaya çıktı. Politika notu bu örneği, mevcut sertifikasyon sistemlerinin sahadaki gerçek durumu her zaman yansıtamayabileceğinin göstergesi olarak değerlendiriyor. Çalışmaya göre sorun yalnızca yeni kurallar koymak değil, bu kuralların sahada uygulanıp uygulanmadığını sürekli ve bağımsız biçimde doğrulayabilmek. Adana'dan gelen uyarı Raporun teorik tartışmayı somut verilerle desteklediği yerlerden biri Adana. Türkiye'de ithal plastik atıkların önemli bir bölümünün işlendiği kentte yapılan araştırmalar, geri dönüşüm süreçlerinden kaynaklanan mikroplastik kirliliğine işaret ediyor. Çalışmada aktarılan saha verilerine göre, geri dönüşüm tesislerinin aşağı akışında yer alan sulama kanallarındaki mikroplastik yoğunluğu, yukarı akıştaki noktalara göre 132 kata kadar çıkabiliyor. Araştırmada saatte 5,3 milyardan fazla mikroplastik parçacığının su sistemlerine karıştığı belirtiliyor. Bu bulguların önemi yalnızca sucul ekosistemlerle sınırlı değil. Rapora göre söz konusu suların tarımsal sulamada kullanılması, mikroplastiklerin tarım topraklarına ve gıda zincirine taşınmasına yol açabiliyor. Bu nedenle çalışma, bazı geri dönüşüm süreçlerinin aslında yeni çevresel riskler yaratabildiğine dikkat çekiyor. Yangınlar ve yasa dışı döküm iddiaları Öte yandan rapor, son yıllarda plastik geri dönüşüm tesislerinde meydana gelen yangınlarda belirgin bir artış yaşandığına dikkat çekiyor. Rapora göre plastik geri dönüşüm tesislerinde çıkan yangınların sayısı 2017'de yıllık 6 vakadan 2022'de 125 vakaya yükseldi. Çalışmada, bazı yangınların geri dönüşüme uygun olmayan atıkların bertaraf maliyetlerinden kaçınmak amacıyla kasıtlı olarak çıkarıldığı yönündeki iddialara da yer veriliyor. Bu tür yangınların yalnızca ekonomik kayıplara yol açmadığı, aynı zamanda son derece zararlı gazların atmosfere yayılmasına neden olabileceği vurgulanıyor. Rapor ayrıca Adana başta olmak üzere bazı bölgelerde tespit edilen yasa dışı döküm ve açıkta yakma uygulamalarının toprakta kalıcı organik kirletici birikimine yol açtığını belirtiyor. AB'nin yeni kuralları çözüm olacak mı? Avrupa Birliği'nin yeni Atık Sevkiyat Tüzüğü, plastik atık ticaretine ilişkin kuralları önemli ölçüde sıkılaştırıyor. Yeni sistem kapsamında Türkiye gibi OECD ülkelerine yapılacak sevkiyatlar daha sıkı bildirim ve onay süreçlerine tabi olacak. AB ayrıca çevreye uygun yönetim standartlarını karşılamayan ülkelere yönelik ihracatı durdurma yetkisini de elinde bulunduracak. Ancak politika notu bu düzenlemelerin tek başına yeterli olmayabileceğini savunuyor. Çalışmaya göre, sorun yalnızca mevzuat eksikliği değil. Asıl mesele, denetimin nasıl yapılacağı ve kuralların sahada ne ölçüde uygulanacağı. Türkiye'nin plastik atık ithalatı tartışması artık yalnızca ne kadar atık alındığı sorusuna değil, bu atıkların gerçekten neye dönüştüğü, ne kadarının çevreye karıştığı ve mevcut denetim sisteminin bunu ne ölçüde izleyebildiği sorularına odaklanıyor. Bu nedenle çalışma, Türkiye'nin küresel plastik ticaretindeki rolüne ilişkin temel bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Türkiye, Avrupa'nın plastik atıklarını geri dönüştüren bir merkez mi, yoksa giderek küresel plastik kirliliğinin yükünü taşıyan bir ülke hâline mi geliyor? Pelin Ülker / DW

3. Uludağ Çevre Forumu yoğun ilgi gördü Haber

3. Uludağ Çevre Forumu yoğun ilgi gördü

BURSA (İGFA) - Burkasan’ın çevre, geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi alanındaki çalışmalarını temsil ettiği forum, kamu temsilcilerini, iş dünyasını, akademiyi ve sektör paydaşlarını aynı platformda buluşturdu. Etkinlikte üretimde sürdürülebilirlik, geri dönüştürülmüş ham madde kullanımı, atık yönetimi, yeşil dönüşüm politikaları ve döngüsel ekonomi başlıkları ele alındı. Kılıç, mevcut kaynak kullanım modelinin uzun vadede sürdürülebilir olmadığını belirterek Türkiye’nin geri dönüşüm kapasitesinin ekonomik değere dönüşmesi için güçlü toplama ağlarına, etkin regülasyonlara ve sanayiyle entegre bir geri dönüşüm modeline ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. BURSA’NIN YEŞİL DÖNÜŞÜMÜ İÇİN PLANLI BÜYÜME VURGUSU Vedat Kılıç, forumda yaptığı konuşmada Bursa’nın plansız büyüme, trafik, çevre kirliliği ve üretim alanlarının sınırlanması gibi temel sorunlarla karşı karşıya kaldığını belirtti. Şehir planlamasının yalnızca estetik bir konu olmadığını vurgulayan Kılıç, bu sürecin yaşam kalitesi, üretim gücü ve çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik önem taşıdığını söyledi. Kılıç, Bursa’nın anayasası niteliğinde olacak 1/100 binlik çevre planının hazırlanması gerektiğini belirterek, organize sanayi alanlarına yönelik ihtiyacın doğru planlama ile karşılanması gerektiğini ifade etti. Üniversiteler, akademik odalar, yerel yönetimler ve iş dünyasının ortak bir vizyon etrafında buluşması halinde Bursa’nın önündeki birçok engelin aşılabileceğini dile getirdi. GERİ DÖNÜŞÜM EKONOMİK SİSTEMİN GÜÇLÜ BİR PARÇASI OLMALI Vedat Kılıç, geri dönüşümün artık yalnızca çevresel bir sorumluluk olarak değil, sanayinin rekabet gücünü, kaynak güvenliğini ve ihracat kapasitesini doğrudan etkileyen stratejik bir alan olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Forumda geri dönüştürülmüş ham madde kullanımının artırılması, atıkların ekonomiye yeniden kazandırılması ve geri dönüşüm sektörünün sürdürülebilir şekilde büyümesi gerektiği değerlendirildi. Kılıç, üretim süreçlerinde geri dönüştürülmüş içerik kullanımının yaygınlaşmasının hem çevresel fayda sağlayacağını hem de Türkiye sanayisinin yeşil dönüşüm hedeflerine katkı sunacağını belirtti. BURKASAN, DÖNGÜSEL EKONOMİYE KATKI SUNMAYI SÜRDÜRÜYOR Burkasan, geri dönüşüm ve atık yönetimi alanındaki faaliyetleriyle döngüsel ekonominin gelişmesine katkı sunmaya devam ediyor. Şirket, kaynakların verimli kullanılması, atıkların ekonomiye yeniden kazandırılması ve sürdürülebilir üretim süreçlerinin desteklenmesi amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. 3.Uludağ Çevre Forumu, Burkasan’ın çevre odaklı vizyonunu paylaşması ve sektör paydaşlarıyla ortak hedefler doğrultusunda bir araya gelmesi açısından önemli bir platform oldu. Vedat Kılıç’ın forumda verdiği mesajlar, Bursa’nın yeşil dönüşüm sürecinde daha planlı, daha güçlü ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşması gerektiğini ortaya koydu.

3. Uludağ Çevre Forumu Bursa Business School’da başladı Haber

3. Uludağ Çevre Forumu Bursa Business School’da başladı

BURSA (İGFA) - İlki 2024 yılında düzenlenen ve kısa sürede alanında referans etkinliklerden biri haline gelen Uludağ Çevre Forumu bu yıl da yoğun katılımla yapılıyor. Bursa Business School Uludağ Kampüsü’nde “Kaynaktan Değere Bugünden Geleceğe” temasıyla düzenlenen forumda iki gün boyunca 7 ayrı oturum düzenlenecek. Türkiye'nin küresel iklim politikalarındaki vizyonunu taçlandıracağı COP31’e doğru giderken atılacak stratejik adımların değerlendirildiği forumda entegre atık yönetimi ve Ulusal Depozito Sistemi, üretimde zorunlu geri dönüştürülmüş madde kullanımı, otomotiv sektöründe sürdürülebilirlik, ulusal su politikaları ve sanayide yeşil dönüşüm gibi başlıklarda alanında uzman isimler konuşmacı olarak yer alıyor. Açılışta konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, sürdürülebilirlik gibi uzun soluklu ve çok boyutlu bir alanda başarının tek seferlik çalışmalarla değil, ortak akılla, istikrarlı iş birlikleriyle ve aynı hedef etrafında buluşan kurumların gayretiyle mümkün olduğunu söyledi. Bu anlamda AB Uyum ve Yeşil Mutabakat Konseyi’nin emekleriyle üçüncü kez hayata geçirilen forumun, kaynak verimliliği, çevre duyarlılığı, yeşil dönüşüm ve insan odaklı kalkınma hedefleri bakımından önem bir kazanım olduğunu belirten Burkay, iklim değişikliği, çevresel riskler, kaynakların etkin kullanımı, enerji güvenliği ve sürdürülebilir üretim; küresel rekabetin ana gündemleri arasında yer aldığını vurguladı. Burkay, yeşil dönüşüm sürecinde kamu politikalarıyla özel sektör uygulamalarının aynı istikamette ilerlemesinin büyük önem taşıdığını söyledi. Bu noktada son dönemde hayata geçirilen desteklerin iş dünyası olarak çok değerli bulduklarını ifade eden İbrahim Burkay, “Bursa iş dünyası olarak, bu destekler için Bakanlığımıza, KOSGEB’e, TÜBİTAK’a ve sürece katkı sunan tüm kurumlarımıza teşekkür ediyoruz. Bununla birlikte sahadan aldığımız geri bildirimler, önümüzdeki dönemde desteklerin daha fazla firmaya ulaşması, başvuru süreçlerinin sadeleşmesi, finansmana erişimin güçlendirilmesi ve özellikle KOBİ’lerimizin teknik danışmanlık kapasitesinin artırılması yönündeki ihtiyacın devam ettiğini göstermektedir. Karbon ayak izi ölçümü, enerji verimliliği yatırımları, temiz üretim teknolojileri, yeşil finansman, dijitalleşme ve mevzuata uyum başlıklarında sağlanacak her yeni destek; firmalarımızın rekabet gücüne, ihracat kapasitesine ve sürdürülebilir üretim anlayışına doğrudan katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. BTSO olarak bizler de Bakanlığın ortaya koyduğu vizyonu; Bursa’nın üretim gücü, girişimcilik kabiliyeti ve yatırım kapasitesiyle desteklediklerini vurgulayan Burkay, şöyle devam etti: “Bugün Bursa’da, yüksek teknolojili üretimden lojistiğe, enerji verimliliğinden yalın üretime kadar geniş bir alanda güçlü bir dönüşüm altyapısı oluşturduk. Ülkemizin yüksek teknolojili ilk organize sanayi bölgesi TEKNOSAB, sanayimizin yeni nesil üretim vizyonunu temsil ederken; Lojistik Teknopark projemiz, kentimizin üretim ve ihracat kapasitesini daha verimli bir yapıya kavuşturmayı hedeflemektedir. Enerji Verimliliği Merkezimiz ve Bursa Model Fabrikamız ise firmalarımıza sahada ölçülebilir kazanımlar sağlayan iki önemli uygulama merkezimizdir. Bu merkezlerimizle işletmelerimizin kaynak kullanımını iyileştirmesine, üretim süreçlerini daha verimli hale getirmesine ve yeşil dönüşüm hedeflerine daha güçlü hazırlanmasına katkı sunuyoruz. Kısacası Bursa iş dünyası olarak bizler, sürdürülebilirliği yalnızca konuşulan bir hedef olarak değil; üretimin, yatırımın, ihracatın ve kurumsal kapasitenin her aşamasına yansıyan somut bir çalışma alanı olarak görüyoruz.” diye konuştu. İŞ DÜNYASI OLARAK ÖNEMLİ BİR EŞİKTEYİZ Bugün iş dünyası olarak çok önemli bir eşikte olduklarını ifade eden Başkan Burkay geçmişte rekabetin temel göstergelerinin üretim kapasitesi, maliyet avantajı, hız ve kalite olduğunu ancak bugün bunların yanına karbon ayak izi, enerji verimliliği, kaynak kullanımı, atık yönetimi, yeşil finansmana erişim ve sürdürülebilir tedarik zincirlerinin eklendiğini kaydetti. Sürdürülebilirlik anlayışının en güçlü karşılık bulduğu alanların başında şehirlerin geldiğini belirten Başkan Burkay, “Sürdürülebilirlik, şehirlerin planlanmasında, ulaşım altyapısında, afetlere hazırlığında, çevre kalitesinde ve sosyal yaşam alanlarında da kendini göstermelidir. Bir şehri geleceğe hazırlamak, aslında o şehirde yaşayan insanın hayatını, güvenliğini, sağlığını ve refahını öncelemek demektir. Dolayısıyla Bursa gibi kadim bir kenti ‘su akar yolunu bulur’ anlayışıyla kaderine terk edemeyiz. Çünkü Bursa, plansızlığa mahkûm edilecek kadar değersiz bir şehir değildir.” dedi. Bursa’nın en son kapsamlı çevre düzeni planının 1998 yılında yapıldığını hatırlatan Başkan Burkay, 30 yıl önceki bir akılla bugünün Bursa’sını yönetmeye çalışmanın Bursa’ya yapılan büyük bir haksızlık olduğunu dile getirdi. Başkan Burkay, “Bu plansızlık; sadece estetik bir kayıp değildir; her gün boğuştuğumuz trafik, çevre kirliliği ve kentin kapasite geliştirme sorunlarını da beraberinde getiren bir düğümdür. Bu nedenle Bursa’mızın anayasası niteliğinde olan 1/100 binlik çevre planında şehir içinde sıkışıp kalmış, apartmanlarla iç içe imalat yapan üretim ve ihracat kapasitesi sınırlanmış 8 bin 500 firmamızın varlığını da ayrıca değerlendirmek durumundayız. Organize bir akılla hareket ettiğimizde, akademik odalarımızın ve üniversitelerimizin vizyonu ile iş dünyamızın dinamizmini birleştirdiğimizde, inanıyorum ki her engeli aşarız. Bursa'nın gerçek değeri, ancak bu planlı büyüme ve ortak akıl koordinasyonuyla ortaya çıkacaktır. Bu düşüncelerle forumda emeği geçen Konseyimize, destek veren sponsorlarımıza ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.” dedi. ULUDAĞ ÇEVRE FORUMU ÖNEMLİ BİR PLATFORM HALİNE GELDİ BTSO AB Uyum ve Yeşil Mutabakat Konseyi Başkanı Vedat Kılıç, Uludağ Çevre Forumu’nun üçüncüsünü gerçekleştirmekten büyük mutluluk duyduklarını belirterek, daha önce yapılan iki forumun başarıyla tamamlandığını ve etkinliğin artık Bursa iş dünyasının yanı sıra Türkiye genelinde de takip edilen önemli bir platform haline geldiğini söyledi. Forumun güçlü içerik, yüksek katılım ve sektörler arası iş birliğiyle öne çıktığını ifade eden Kılıç, “Uludağ Çevre Forumu’nun ülkemize, Bursa’ya ve iş dünyamıza yakışan, ulusal ölçekte takip edilen önemli bir platform haline geldiğine inanıyoruz.” dedi. Forumun hayata geçirilmesine destek veren BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’a da teşekkür eden Kılıç, iklim krizinin artık yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda ekonomik rekabetten üretim modellerine kadar birçok alanı etkilediğini vurguladı. Bursa Vali Yardımcısı Salih Altun, geri dönüşüm ve sürdürülebilirliğin insanlık tarihi kadar eski ve önemli bir konu olduğunu söyledi. Doğanın milyonlarca yıldır kendi döngüsü içerisinde kusursuz bir geri dönüşüm sistemi kurduğunu belirten Altun, milyarlarca insanın bu dünyadan ayrıldığını, doğanun bunu muhteşem şekilde geri dönüştürdüğünü vurgulayarak, "Doğanın teknolojisi bir kaosun önüne geçiyor.” dedi. İnsanlığın bugün hâlâ doğadaki bu kusursuz dönüşümü nasıl sağlayacağını tartıştığını belirten Altun, “Dünyada geri dönüşüm konusunda ortak bir konsensüs sağlandı. Artık üretmek ne kadar önemliyse atık dönüşümü de o kadar önemli. BTSO öncülüğünde gerçekleştirilen bu forum ve COP31 zirvesi gibi organizasyonlar, bu sorunun çözümü için ortak çaba gösteriyor.” diye konuştu. Açılış konuşmalarının 3. Uludağ Çevre Forumu’na katkı veren sponsorlara plaketleri takdim edildi. Forumun açılış oturumu ise COP 31’e Doğru Türkiye başlığı ile gerçekleştirildi. AB Uyum ve Yeşil Mutabakat Konseyi Başkanı Vedat Kılıç’ın moderatörlüğünde yapılan oturumda BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Mehrali Ecer konuşmacı olarak yer aldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.