Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dr Mehmet Özdemir

bursaarena.com.tr - Dr Mehmet Özdemir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dr Mehmet Özdemir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dr. MEHMET ÖZDEMİR yazdı: "  Beyaz Zambaklar Ülkesinde" Haber

Dr. MEHMET ÖZDEMİR yazdı: "  Beyaz Zambaklar Ülkesinde"

“Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitap Finlandiya’nın kuruluş hikayesini anlatıyor. Rus asıllı akademisyen yazar Grigori Petrov’un Bulgar aydınlarına ithaf ettiği bu şahane eser, 1928 yılında Bulgarcadan Türkçeye çevrilmiş. Atatürk’ün talimatıyla da başta askeri okullar olmak üzere hemen hemen bütün okullarda okutulmuş. Şimdi bu özgün eseri referans alarak, Fin toplumunun nasıl kalkındığını anlamaya çalışalım. Finlandiya uzun yıllar İsveç ve Rusya egemenliğinde kalmış bir Kuzey Avrupa Ülkesi. Uzun süren savaşlar toplumu bitirmiş. İnsanlar cahil, eğitimsiz, kaba, sarhoş, yalancı, her şeye kızgın, kirli ve sağlıksız… Kimsenin geleceğe dair umudu yok. Ruhen, bedenen ve ahlâken çökmüş bir halk. Kitaba dönersek “…hırsızlık, vicdansızlık, acımasızlık, bencillik, dayak, çocuklara eziyet, kadınlara reva görülen acımasız muamele…doğuştan kötü oldukları için değil, sürekli karşılaştıkları yoksunluklara karşı geliştirdikleri bir öfke hali bu.” Bizimki gibi dört mevsimde yok. Toprakları verimsiz. İklim deseniz iklim değil, sert ve soğuk. Doğal kaynakları yetersiz, çorak arazilerin ve bataklıkların olduğu yoksul bir ülke. Böyle bir ülkede tarım yapma imkânları da çok kısıtlı. İnsan kaynağı da yok gibi. Johan Vilhelm Snellman bir filozof ve bilge bir aydın. Helsinki Üniversitesi’nde bir profesör, yazar, kanaat önderi, senatör ve aydınlanmacı bir kişilik. Kendisi bugünkü Fin toplumunun mimarı olarak bilinir. Bunu nasıl mı yaptı? İnsanları başarabileceklerine inandırdı, cesaretlendirdi, yönlendirdi ve onlara öğretmenlik yaptı. Bilge kişiydi, topyekun bir kalkınma için yol yöntem gösterdi. Snellman o döneme ilişkin “ milyonlarca insan, sığır gibi pis ve miskin bir hayat sürüyor, düşündükleri tek şey mideyi doldurmak” diyordu. Uygar, eğitimli, kültürlü ve kalkınmış bir toplum olabilmek için her kesime çağrıda bulunuyordu. Başta aydınlar olmak üzere öğretmenlerin, tüccarların, memurların, rahiplerin, doktorların, hukukçuların, askerlerin, politikacıların, herkesin bir görevi ve sorumluluğu olmalıydı. “ Zeki olmak, sivil kıyafetler giymek, boynunuzda devasa bir yaka ya da kafanızda modern bir şapka takmak demek değildir. Aydınlar halkın beynidir. Halkınız sizi iyi bir eğitimden sonra iyi bir maaş alın, akşamları kafelerde oturun diye yetiştirmedi. Bu durumda aydın değil, aydından çamursunuz. İnsanların zihnini, iradesini, enerjisini, vicdanlarını uyandırın ve harekete geçirin. Köylülere, işçilere, şehirli alt tabakalara nasıl daha iyi yaşayabileceklerini öğretin… İnsanlara ve yaşama değer vermeyi, onu korumayı öğretin. Hem çocuklarının hem kendilerinin sağlıklarına özen göstermelerini öğretin. Onlara mutlu bir hayat kurmalarını öğretin. Bir erkeğin karısına bir kadının kocasına nasıl davranacağını, çocuklarını nasıl yetiştireceğini öğretin…İnsanlara doğruluk, düzen ve disiplini öğretin. Onlara vicdanlı olmayı, sevmeyi ve düzene saygı duymayı öğretin. Hem kendisinin hem de diğer insanların haklarına saygı duymayı da. İnsanlara kendiniz örnek olun… Unutmayın ki insanlarınızın cehaleti, edepsizliği, sarhoşluğu, hastalığı, yoksulluğu sizin için de utanç verici bir suçtur” diyerek bir gerçeği dile getiriyordu. Bunları söylerken yerinde oturmuyordu. Finlandiya’yı bir uçtan bir uca gezdi, dolaştı. Bıkmadan, usanmadan her kesimden insanlara ulaşıyor, onları aydınlatıyor ve ikna ediyordu. Köylülerin, işçilerin dertlerini dinliyordu. Gençlerle sohbet ediyor ve onlara kitaplar veriyordu. Hatta adreslerini alıp mektuplaşıyordu da. Snellman’ın elit aydınlara çağrısı olurda, din adamlarına çağrısı olmaz mı? “Halkımıza önderlik edin,… halkın içine doğrulukla, hakiki vaazlarla karışın… Ben ruhban sınıfından değilim, laik biri olarak sadece büyük ve zengin kiliselerinize insanların neden soğuk durduğunu anlatmak istiyorum. Siz halkın dinden, kiliseden soğduğunu düşünüyorsunuz, ben de size bunun nedenini anlatmak istiyorum….sizi suçlamak ya da kınamak istemiyorum. Din adamlarını suçlayan fazlasıyla insan var. Ben rahipleri değil, kendimi, toplumu, bütün ulusu suçluyorum….İnsanlar ruhen hasta ve bu tehlikeli bir hastalık. Din bir insanın dünyayla, insanlarla, tarladaki her bitkiyle kurduğu bağın bir tezahürüdür. Bu bağlar yok olursa ne devlet, ne toplum, ne de insan ayakta kalabilir.” Bilgelik, filozofluk böyle bir şey işte. Bu inançla Snellman aydınlanma meşalesini yakmıştı. “Finlandiya zorla hiçbir şey elde edemez. Onun tek kurtuluşu eğitimdir diyordu”. Yaşadıkları coğrafya onlara pek fazla imkân sunmamıştı. Eğitimden başka da bir çıkış yolu yoktu. Öğretmenlere de söyleyecekleri vardı. “ Biz yeni bir ülkenin öncüleriyiz. Halktaki cehalete karşı mücadelenin tüm ağırlığını sırtlarımızda taşımalıyız. Ve burada, başlangıçta bizi bekleyen övgü ve sempati değil, ağır fedakârlıklardır. Bu fedakârlık çağrısıdır. Herkese göre de değildir….Her meslekte olduğu gibi, ruhen mesleğine yabancı çok sayıda öğretmen var. Bunlar zanaatkâr bile sayılmaz. Daha da kötüsü mesleğini sevmeyen, öğretmenliğe lanet eden rençperlerdir bunlar. Benim onlara tavsiyem okuldan ayrılmaları, başka mesleklerle ilgilenmeleri. Yazıhanelere gidin. Ticarete başlayın. Bildiğiniz şeyi yapın. Canlı bir ruha ve büyük bir bilgi birikimine sahip insanlara ihtiyaç duyan bu yeri rahat bırakın…” Sitem dolu bu sözler de başka bir gerçeği anlatıyordu. Okul kişiye bilgi, beceri kazandırmalı ve kişilik eğitimi vermeliydi. Bununda baş aktörü öğretmendi. Bu sözler ülkenin birçok yerinde eğitimcileri heyecanlandırdı. Öğretmenler çalıştılar, kendilerini geliştirdiler ve ülkenin her yerinde yüzlerce, binlerce Snellman yetişti. Politikacılara da bir çift sözü vardı elbette. Halk kendisine hizmet ettiğinizi ve refahı için çalıştığınızı görsün. Sıkı çalışın, ayrım yapmaksızın herkesin derdine derman olun diye öğüt veriyordu. Snellman’ın fikirleri ve bir grup aydının çabaları her kesime ışık tuttu. Amaçları yüksek uygarlık düzeyine ulaşmış bir refah toplumu inşa etmekti. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından sonra eğitim sistemlerinde yenilikler yapmaya başladılar. Modern eğitim reformlarının temelleri 1960’lı yıllarda atıldı. Asıl büyük dönüşüm 1970’lerde gerçekleşti. Çocukların potansiyellerini açığa çıkarabilen, ezberden uzak, gerçek yaşamla ilişkili ve öğrenci merkezli bir eğitim anlayışı geliştirdiler. Eğitim sistemleri, öğrenciye de öğretmene de önemli sorumluluklar veriyordu. Gençler öz disiplin sahibi, bilinçli, topluma ve çevreye karşı sorumlu bireyler olarak yetiştirildi. Öğretmenler yüksek lisans ve doktora yapmaları için teşvik edildi. Okullar aynı zamanda akademik çalışma ortamıydı. Öğretmenlerin temel görevlerinden en önemlisi; Fin toplumuna araştıran, kendi başına öğrenebilen, analitik düşünebilen ve etik yetenekleri gelişmiş bireyler kazandırmaktı… Eğitimde olur olmaz yerde değişiklikler yapmadılar. Bir yenilik ya da değişiklik gerekiyorsa bunları uzun uzun tartıştılar, eğitimin bütün paydaşlarının görüşlerini aldılar ve alt yapısını oluşturdular. Eğitimin bütün kademeleri birbirini tamamlayabilecek biçimde inşa edildi. Dahası Finli eğitimciler, konu temelli öğretimden daha çok kavram öğretimine odaklandılar. Belli kavramlar etrafında farklı disiplinleri bir araya getirerek öğrenmede bütünsellik sağladılar. Başka bir ifadeyle kalıcı ve bütünsel öğrenmeyi gerçekleştirdiler. PISA sınavlarında defalarca ilk beşe girmeyi başarmış bir ülkedir, bu da eğitim sistemlerinin başarısının bir kanıtıdır. Bu ülkede öğretmenlerin mesleki yetkinliği oldukça yüksektir. Bu bakımdan, Finlerin öğretmenlerine güvenleri oldukça yüksek düzeydedir. Çağdaş ve kaliteli bir eğitimle Finlandiya bugünkü seviyesine ulaştı. İnsanlar eğitimli, iyi niyetli, dürüst, saygılı, kibar, mutlu ve hoşgörülü. Dünyada yaşam memnuniyet puanı en yüksek ülke. Şehirleri, sokakları pırıl pırıl, tertemiz. Kişi başına düşen milli gelir 60 bin dolar, enflasyon ise %2 civarında. Nereden nereye. Bizim de bunlardan alacağımız birçok ders vardır herhalde. Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

 Dr. MEHMET ÖZDEMİR yazdı: "Umutlar Tükenmesin" Haber

 Dr. MEHMET ÖZDEMİR yazdı: "Umutlar Tükenmesin"

Nüfusun önemli bir kısmı yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Güncel verilere göre, dünyada gıda enflasyonu sıralamasında 175 ülke içinde üçüncü sıradayız. Güney Sudan ve İran’dan sonra biz geliyoruz. Arjantin de dördüncü sırada. Ekonomik sıkıntılar ve gelir dağılımındaki adaletsizlik umutları köreltiyor. Her yerde umutsuzluk ve çaresizlik. Geçtiğimiz hafta YKS sınavları yapıldı. İki milyondan fazla öğrenci bu sınavlarda ter döktü. Sınava geç kalan bir gencimizi polis memurunun motosikletiyle sınava yetiştirmeye çalıştığını, yine sınava zar zor yetişen bir kız öğrenciye velilerin “hadi kızım çabuk ol, sınavına yetiş” tezahüratlarını ve bir başkasının da çocuklar acıkmıştır diye sınav sonunda simit dağıttığını görüyoruz. Bunlar kendiliğinden gelişen şeyler. Her ne olursa olsun bu milletin mayasındaki iyilik ve dayanışma duygusu yok edilemiyor. Yeri geldiğinde umutları yeşertiyor. Soma’daki maden faciasında 301 canımızı kaybettik. İnsan hayatının bir önemi var mı? Kazadan yaralı kurtulan bir işçi çamurlu kıyafetiyle ambülansa binmek istemediğini, sedyeyi kirletmemek için ısrarla çizmelerini çıkarmak istediğini gördük. Bu görüntü hepimizin yüreğini parçaladı. Şu duyarlılığa ve saygıya bakın. Muğla İkizköy’deki orman katliamında çam ağacına sarılan Zehra Nine ağaçları kestirmem, bunlar bizim aşımız ekmeğimiz diyerek o yaşında direnişin sembolü oldu. Zehra Nine ve İkizköy halkının azmi, cesareti hukuki kazanımların elde edilmesine imkân sağladı. Bu da tüm doğa dostlarına umut oldu. Filenin Sultanları’nın başarı hikayesini bilmeyen yoktur. Türk Kadın Sporcularının takım ruhu, çalışma disiplini ve başarıya olan inançları olmasaydı şampiyonlukta yoktu. Başarılı Türk bilim kadını Canan Dağdeviren’i anlatalım biraz. Kendisi Sivaslı orta düzey bir ailenin kızı. Azimli, zeki ve çalışkan bir öğrenci. Nobel Ödüllü Fransız fizikçi ve kimyager “Marie Curie” hakkındaki kitabı okumasıyla bilime merak salıyor. Lise yıllarında Erdal İnönü ile tanışıyor. Onun “Anılar ve Düşünceler” adlı kitabını okuyor. Elbette Atatürk’ün aydınlanmacılığından, mücadelesinden de etkileniyor. Bütün bunlar çalışkan, pırıl pırıl bu genç kızı motive ediyor. Hacettepe Üniversitesi Fizik Bölümü’nde lisans eğitimini tamamlıyor. Daha sonra Sabancı Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesi alıyor. Sonra mı? Kimi başarılı öğrencilerin yaptığı gibi o da ver elini okyanus ötesi. Fulbright bursuyla “Urbana-Champaign’deki Illinois Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği” bölümünde doktorasını tamamlıyor. Ardından, ABD’nin en prestijli iki üniversitesi olan “Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)” ve “Harvard Üniversitesi”nde çığır açan bilimsel çalışmalara imza atıyor. Başarıya bakar mısınız? Hayran olmamak elde değil. Prof. Dr. Canan Dağdeviren’in biyomedikal mühendesliği alanında çok önemli buluşları var. Bunlardan en ses getireni meme kanserini erken teşhis etmek amacıyla geliştirdiği “giyilebilir ultrasyon yamasıdır”. Genç yaşında, ismi Forbes dergisinin her yıl seçtiği “30 yaş altı başarılı 30 genç bilim insanı arasında” yer aldı. Ayrıca “Harvard Bilim İnsanları Topluluğu” onu bilim kategorisinde en yüksek oyla “Harvard Genç Akademi Üyeliğine” seçti. Türkiye’den bu ünvanı alan ilk bilim insanı oldu. Daha birçok ödül ve başarılı akademik çalışmalar sayılabilir. Canan Hoca Sivaslı bir ailenin kıt kanaat imkânlarıyla okudu. İşte bilim sevgisi, azmi, çalışkanlığı ve mücadelesi onu bilim dünyasında saygın bir yere taşıdı. Canan Dağdeviren’i ve ailesini “Sarıyer Edebiyat Günlerinde” tanımak, sohbet etmek büyük bir şanstı. Kendisi güler yüzlü, samimi ve alçak gönüllü bir kişilik. Türkülere eşlik etmesi de güzeldi. Sohbetinden yurt dışında birçok zorlukla karşılaştığı, umudunu hiç yitirmediği ve mücadele ederek bunları aştığı anlaşılıyor. Öyle ya “umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” sözüyle Başöğretmen Atatürk koşullar ne olursa olsun, başarmak için çalışmanın, mücadele etmenin, azmin ve kararlılığın önemini vurguluyor. Bu sıkıntılı günlerde hepimizin ondan ilham almaya daha çok ihtiyacımız var. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.