Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Diplomasi

bursaarena.com.tr - Diplomasi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diplomasi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye'den ABD-İran mutabakatına tam destek: Kalıcı barış için tarihi fırsat! Haber

Türkiye'den ABD-İran mutabakatına tam destek: Kalıcı barış için tarihi fırsat!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ile İran arasında varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, anlaşmanın bölgede kalıcı huzur ve güven ortamının tesisine katkı sağlamasını temenni etti. Erdoğan, sürecin sabote edilmemesi için tüm taraflara itidal çağrısında bulundu. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ile İran arasında sağlanan mutabakatın bölgesel barış açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın uzun süredir ihtiyaç duyduğu bu gelişmenin bölgede kalıcı huzur ve güven ortamının oluşmasına vesile olmasını diledi. Anlaşmanın imzalanacağı tarihe kadar gerilimi artıracak söylem ve eylemlerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, olası provokasyon ve sabotaj girişimlerine karşı dikkatli olunması çağrısında bulundu. Erdoğan, mutabakatın sağlanmasında emeği geçen ABD ve İran liderliklerine teşekkür ederken, ara buluculuk çabaları nedeniyle Pakistan’a özel olarak teşekkür etti. Ayrıca Katar ve Suudi Arabistan’ın diplomatik sürece verdiği desteğin de takdire şayan olduğunu ifade etti. Türkiye’nin bölgesinde barış, istikrar ve huzurun sağlanmasına yönelik tüm girişimleri desteklemeyi sürdüreceğini belirten Erdoğan, kalıcı çözümlerin diplomasi ve uluslararası hukuk temelinde mümkün olacağını kaydetti. ABD ve İran arasında varılan mutabakatı, bölgemizde sulh-u sükûnun hâkim kılınması adına önemli bir gelişme olarak görüyor, memnuniyetle karşılıyorum. Tüm dünyanın uzun süredir ihtiyaç duyduğu bu haberin bölgemizde kalıcı huzur ve güven ortamının tesisine vesile olmasını… — Recep Tayyip Erdoğan (@RTErdogan) June 14, 2026

ABD Dışişleri Bakanı Rubio: "Donald Trump, Ankara'daki NATO Zirvesi'ne bizzat katılacak" Haber

ABD Dışişleri Bakanı Rubio: "Donald Trump, Ankara'daki NATO Zirvesi'ne bizzat katılacak"

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara'daki NATO Zirvesi'ne "bizzat katılacağını" belirtti ABD Dışişleri Bakanı Rubio, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde soruları cevapladı. NATO Zirvesi ile ilgili Temsilciler Meclisi üyelerine bilgi veren Rubio, "Başkan, bir sonraki NATO Devlet Başkanları Toplantısı'na bizzat katılacak" dedi. "NATO tarihinin en önemli toplantısı olacağını düşünüyorum" Rubio, Ankara'da düzenlenecek zirve için "NATO'nun temmuz ayında Türkiye'de gerçekleştireceği bir sonraki toplantının, muhtemelen NATO tarihinin en önemli toplantısı olacağını düşünüyorum" ifadesini kullandı. ABD Dışişleri Bakanı, Ankara'daki zirvede "açıklığa kavuşturulması ve düzeltilmesi gereken bazı şeyler olduğunu" söyledi. Ülkesinin hala İttifakın bir üyesi olduğunu hatırlatan Rubio, NATO'nun "önemli değişikliklere" ihtiyacı olduğunu ve bu değişikliklerin 7-8 Temmuz tarihlerinde Türkiye'nin başkentinde yapılacak zirvede konuşulacağını belirtti. Güvenlik önlemleri üst düzeyde olacak Uluslararası diplomasi trafiğinin en yoğun yaşanacağı toplantılardan olan NATO Zirvesi' 7-8 Temmuz'da Ankara'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenecek. Toplantının olduğu günlerde, güvenlik gerekçesiyle belirlenen yollar trafiğe kapatılacak. Zirvenin yapılacağı tarihte; toplumsal etkinlik, eylem, protesto, gösteri ve yürüyüşlere izin verilmeyecek. Güvenlik önlemleri kapsamında zirveye katılacak liderlerin kullanacağı güzergâhlar, kalacakları otellerin bulunduğu bölgelerdeki işyerleri, dernekler, yurtlar, konaklama yerleri mercek altında olacak. MEB'in bazı sınavları NATO Zirvesi nedeniyle ertelendi: Yeni tarih ALES ile aynı güne denk geldi! NATO Zirvesi'nin adresi Türkiye: Hangi hazırlıklar yapıldı, alınan güvenlik önlemleri neler? AA

Dr. ELVİN ABDURAHMANLI: Balkanlarda Türk'ün Gücü ve Dostluğun Zirvesi Haber

Dr. ELVİN ABDURAHMANLI: Balkanlarda Türk'ün Gücü ve Dostluğun Zirvesi

Kuzey Makedonya Türk Milli Birlik Hareketi Partisi’nin (TMBH) 20. Yıl Kongresi, Türk Dünyasının birlik ve beraberlik ruhuna sahne oldu. Kongreye, TMBH Genel Başkanı Milletvekili Sn. Erdoğan Saraç’ın özel ve resmi daveti üzerine, Karabakh is Azerbaijan Milli Platformu (KİAMP) T.C. Genel Koordinatörü Dr. Elvin Abdurahmanlı başkanlığındaki heyet ve paydaş kurum İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi hocaları katılım sağladı. Balkanlar’da Türk kimliğinin ve milli davanın en güçlü kalelerinden biri olan Türk Milli Birlik Hareketi Partisi (TMBH), kuruluşunun 20. yılını muhteşem bir kongreyle taçlandırdı. Türk Dünyasını bir araya getiren bu tarihi zirveye katılan KİAMP T.C. Genel Koordinatörlüğü heyeti, kurumsal ve vizyoner duruşuyla kongrenin en dikkat çeken delegasyonlarından biri oldu. Kongre kulisinde ve heyetler arası görüşmelerde önemli değerlendirmelerde bulunan KİAMP T.C. Genel Koordinatörü Dr. Elvin Abdurahmanlı: Türk Dünyası entegrasyonunda Balkanlar’ın stratejik önemine vurgu yaptı. Dr. Elvin Abdurahmanlı, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Bugün burada, Balkanlar’da Türk ruhunu ve kimliğini gururla yaşatan, haklı davalarında soydaşlarımızın gür sesi olan TMBH’nin 20. yıl coşkusuna ortak olmaktan büyük bir onur duyuyoruz. Kuzey Makedonya’da Sn. Erdoğan Saraç liderliğinde yürütülen bu asil mücadele, Türk Dünyasının ortak geleceği için hayati bir öneme sahiptir. Karabağ’da kazanılan muzaffer zaferin ruhuyla, Balkanlar’daki soydaşlarımızın kültürel ve siyasi varlık mücadelesi aynı ortak paydada buluşmaktadır. KİAMP heyetiyle birlikte, bu entegrasyonu hem sahada hem de kurumsal ve bilimsel zeminde güçlendirmek için kararlıyız. Bu vizyoner davetleri için Sn. Erdoğan Saraç beye şükranlarımı sunuyor, kongrenin tüm Türk Dünyası için hayırlara vesile olmasını diliyorum." KİAMP’tan Stratejik Diaspora Lobiciliği ve Diplomasi Hamlesi Kongre boyunca KİAMP heyeti; diaspora lobiciliği, kültürel diplomasi ve akademik entegrasyon alanındaki vizyoner faaliyetleriyle zirvenin en aktif aktörlerinden biri oldu. KİAMP T.C. Genel Koordinatörlüğü, Türk Dünyasının haklı davalarını uluslararası kamuoyuna anlatmak, Balkanlar ile Hazar havzası arasında güçlü bağlar kurmak ve sınırları aşan bir lobicilik faaliyeti yürütmek adına kongre kulisinde çok yönlü diplomasi temaslarında bulundu. KİAMP'ın uluslararası ilişkiler disiplini çerçevesinde yürüttüğü bu akademik ve stratejik hamleler, Türkistan'dan Balkanlar'a uzanan hattın entegrasyonu açısından tarihi bir adım olarak nitelendirildi. TMBH’nin 20. Yıl Kongresi, sadece Kuzey Makedonya için değil, tüm Avrupa ve Türk coğrafyası için üst düzey bir diplomatik zirve özelliğini taşıdı. Kongreye, Türkiye Cumhuriyeti'nden ve Avrupa’nın dört bir yanından çok sayıda devlet adamı, parlamenter, siyasi parti lideri, diplomat ve etkili siyasetçi katılım sağladı. Uluslararası düzeydeki bu geniş ve elit katılım, kongrenin siyasi ağırlığını ve TMBH liderliğinin bölgedeki birleştirici gücünü bir kez daha gözler önüne serdi. Avrupa ve Türkiye siyasetinin önemli simaları, Türk Dünyasının birliği ve Balkanlar'da barışın kalıcılığı adına güçlü mesajlar verdi. ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

CGTN: Devlet başkanları düzeyindeki diplomasi Çin-Rusya arasındaki büyüyen ortaklığı güçlendiriyor Haber

CGTN: Devlet başkanları düzeyindeki diplomasi Çin-Rusya arasındaki büyüyen ortaklığı güçlendiriyor

GLOBE NEWSWIRE / PEKİN (İGFA) - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in daveti üzerine 19-20 Mayıs tarihleri arasında Çin'e resmî ziyarette bulunacak. Bu buluşma, yeni dönemde Çin-Rusya ilişkilerinin ayırt edici özelliklerinden biri hâline gelen üst düzey yakın temasların yeni bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Putin'in ziyareti tarihî bir dönemeçte gerçekleşiyor. Bu yıl, Çin-Rusya İyi Komşuluk ve Dostane İş Birliği Antlaşması'nın imzalanmasının ve Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ) kuruluşunun 25. yıldönümü ve Çin-Rusya kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığının kurulmasının 30. yıldönümü. Geçtiğimiz on yılda, devlet başkanları düzeyindeki diplomasi hızla değişen küresel ortamda ikili ilişkilerin rotasını belirlemede kilit bir rol oynadı. İki devlet başkanı Xi ve Putin 2013'ten bu yana sık sık bir araya geldi. Bu süre içinde Başkan Xi'nin Rusya'yı 11 kez ziyaret etmesi, Başkan Putin'in de Çin'e 13 kez gitmiş olması ikili ilişkilerin kalıcı gücünü ve stratejik niteliğini vurguluyor. DEVLET BAŞKANLARI DÜZEYİNDEKİ DİPLOMASİ STRATEJİK REHBERLİK SAĞLIYOR Şanghay Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Rusya ve Orta Asya Araştırmaları Merkezi'nde araştırmacı öğretim görevlisi Zhao Long'a göre, "Aralarındaki temas ve etkileşimlerin sıklığı ve derinliği dünyanın başka herhangi bir yerinde nadir görülen bir durum." Zhao, iki liderin son on yılda 40'tan fazla görüşme gerçekleştirdiğini ve devlet başkanları düzeyindeki diplomasinin yüksek seviyede karşılıklı güvenin tesis edildiği sağlam temel taşı ve çeşitli alanlardaki pratik iş birliğinin önemli itici gücü hâline geldiğini belirtti. Mart 2013'te Xi'nin Çin Devlet Başkanı olduktan sonra ziyaret ettiği ilk ülke Rusya olmuştu. İki ülke 2019'da yeni dönem için ikili ilişkilerini kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığı düzeyine yükselterek ikili ilişkiler tarihindeki en yüksek seviyeye taşıdı. 2025'te Putin ŞİÖ zirvesine, Çin Halkının Japon Saldırganlığına Karşı Direniş Savaşı ve Dünya Anti-Faşist Savaşı zaferlerinin 80. yıldönümünü anma etkinliklerine katılmak üzere Çin'i ziyaret etti. Bu yıl 4 Şubat tarihinde Xi ve Putin ikili ilişkilerin gelecekteki gelişimi ve uluslararası platformlarda ikili ilişkilerde koordinasyon sağlama konularını görüşmek üzere bir video konferans gerçekleştirdi. Çin ve Rusya, iki devlet başkanının rehberliğinde karşılıklı siyasi güveni sürekli derinleştirdi ve egemenlik, güvenlik ve kalkınma gibi temel çıkarlarını ilgilendiren konularda birbirlerine güçlü destek verdi. İki ülke ayrıca Birleşmiş Milletler, ŞİÖ, BRICS, APEC ve G20 gibi önemli uluslararası platformlarda koordinasyonu güçlendirerek tek taraflılığa birlikte karşı çıktı ve çok kutuplu bir dünya inşa etmeye katkıda bulundu. Başkan Xi önceki konuşmalarında Çin ve Rusya'nın ittifak kurmama, çatışmama ve herhangi bir üçüncü tarafı hedef almama ilkeleri temelinde komşu büyük ülkelerin birbirleriyle iyi geçinmesini hedef alan yeni bir yol keşfettiklerini ve bunun büyük devletler arasında yeni bir ilişki türüne örnek oluşturduğunu ifade etmişti. PRATİK İŞ BİRLİĞİ YENİ ZİRVELERE ULAŞIYOR İki ülke karşılıklı siyasi güvenin derinleşmesiyle birlikte ticaret, enerji ve kültür gibi alanlarda kapsamlı pratik iş birliği yaparak verimli sonuçlara ulaştı. Karşılaştıkları küresel zorluklara karşın iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari iş birliği artmaya devam etti; taraflar Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) ile Avrasya Ekonomik Birliği arasında eş güdüm sağlamaya yönelik etkin adımlar attı. Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) kapsamındaki Çin-Avrupa yük trenlerinin yüzde 70'inden fazlası Avrupa'ya Rusya üzerinden geçerek gidiyor ve sefer sayıları rekor düzeyde seyrediyor. Çin, üst üste 16 yıldır Rusya'nın en büyük ticaret ortağı olmayı sürdürüyor. Çin Ticaret Bakanlığı'nın son verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 227,9 milyar dolara ulaşarak üst üste üç yıl 200 milyar dolar seviyesini aştı. Bu yılın ilk çeyreğindeyse ikili ticaret hacmi önceki yılın aynı dönemine göre %14,7 artış göstererek 61,2 milyar dolar oldu. Halklar arası etkileşim de gelişmeye devam ediyor. İki ülke yıllar içinde çeşitli değişim programlarını birlikte hayata geçirdi; dil yılları, turizm yılları, gençlik değişim yılları ve kültür yılları bunlardan bazıları. 2024-2025 Çin-Rusya Kültür Yılları kapsamında iki ülke bir dizi kültür alışverişi etkinliği gerçekleştirdi. Özgün Çin dans gösterisi Wing Chun Moskova'daki Bolşoy Tiyatrosu'nda sahnelenirken Rusya'nın Mariinsky Tiyatrosu Orkestrası ve Bolşoy Balesi'nin Çin'deki gösterileri büyük ilgiyle karşılandı. 2025 yılında Çin ve Rusya'nın karşılıklı vize muafiyeti politikasını uygulamaya koyması sayesinde iki ülke arasında turizmde patlama yaşandı. Çin ve Rusya, artan karşılıklı siyasi güvenden tutun da büyüyen pratik iş birliği ve çoğalan halklar arası etkileşime varana kadar aralarındaki ikili dostane ilişkileri güçlendirmeye devam etti. Küresel belirsizliğin giderek arttığı bir ortamda iki devlet başkanının çok yakında yapacakları görüşmenin ikili ilişkileri daha da ileri taşıması, iki halka daha fazla fayda sağlaması ve değişen dünyaya daha fazla istikrar ve olumlu ivme kazandırması bekleniyor.

CGTN: Dünya neden yaklaşan Çin-ABD zirvesine odaklanmış durumda? Haber

CGTN: Dünya neden yaklaşan Çin-ABD zirvesine odaklanmış durumda?

CGTN, dünyanın yaklaşan Çin-ABD zirvesini neden yakından takip ettiğini ele alan bir makale yayımladı. Bu yazıda, uzun süredir devam eden jeopolitik gerilimler ve kırılgan küresel toparlanma sürecinin gölgesinde, devlet başkanları düzeyindeki diplomasinin Çin-ABD ilişkilerinin "çapası" işlevini gördüğü vurgulanıyor. Yazıda ayrıca, zirvenin giderek daha dalgalı hâle gelen dünyaya nasıl daha fazla öngörülebilirlik kazandırabileceği de ele alınıyor. GLOBE NEWSWIRE / PEKİN (İGFA) - Çin Dışişleri Bakanlığı, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in daveti üzerine ABD Başkanı Donald Trump’ın 13-15 Mayıs tarihleri arasında Çin’e resmi bir ziyaret gerçekleştireceğini Pazartesi günü duyurdu. Uzun süredir devam eden jeopolitik gerilimler ve kırılgan küresel toparlanma sürecinin yaşandığı bir dönemde dünya, iki liderin Çin-ABD ilişkilerini daha da istikrara kavuşturup uluslararası ortama ihtiyaç duyulan öngörülebilirliği sağlayıp sağlayamayacağını yakından izliyor. ÇİN-ABD İLİŞKİLERİNİ DOĞRU ROTADA TUTMAK Birçok gözlemciye göre zirve, ikili ilişkilerde istikrar yönündeki temel beklentiyi yansıtıyor. CGTN’in gerçekleştirdiği röportajlar, devlet başkanları düzeyindeki diplomasinin uzun süredir bu istikrarın temel dayanağı olduğu yönünde uzmanlar arasında ortak bir görüş bulunduğunu ortaya koyuyor. Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Dekanı Wu Xinbo’nun ifade ettiği gibi, devlet başkanları düzeyindeki bu diplomasi ikili ilişkilere “tonunu veriyor ve yönünü belirliyor.” Christopher Newport Üniversitesi’nden Doç. Dr. Sun Taiyi de benzer şekilde, liderler arasındaki doğrudan iletişimin belirsizlikleri azaltmaya, yanlış hesaplamaların önüne geçmeye ve istikrarın hâlâ en öncelikli unsur olduğu mesajını vermeye yardımcı olduğunu belirtti. Geçtiğimiz yıl boyunca iki lider, telefon görüşmeleri ve Güney Kore’nin Busan kentinde gerçekleştirdikleri yüz yüze görüşme aracılığıyla iletişimi sürdürerek büyük yanlış hesaplamaların önüne geçilmesine ve ilişkilerin genel olarak istikrarlı kalmasına katkı sağladı. Xi, Busan’da Trump’a hitaben yaptığı konuşmada, “Rüzgârlar, dalgalar ve zorluklar karşısında doğru rotada kalmalı, karmaşık ortamda yönümüzü bulmalı ve Çin-ABD ilişkileri gemisinin istikrarlı şekilde ilerlemesini sağlamalıyız” şeklinde konuştu. “Gemiye yön verme” metaforu, somut ilerlemelere de yansıdı. 2025 yılından bu yana, iki devlet başkanının vardığı stratejik mutabakat doğrultusunda her iki tarafın ekonomi ekipleri çok sayıda görüşme turu gerçekleştirirken, geniş çaplı gümrük tarifesi artışlarına da ara verildi. Yeni bir istişare turunun, Pekin’deki zirve öncesinde 12-13 Mayıs tarihlerinde Güney Kore’de gerçekleştirilmesi planlanıyor. Halklar arası etkileşim de yeniden ivme kazandı. Nisan ayında Pekin’de, Çin-ABD “Ping Pong Diplomasisi”nin 55. yıl dönümü kapsamında düzenlenen etkinliklerde yüzlerce genç Çinli ve Amerikalı spor ve kültürel değişim programlarına katıldı. Daha fazla ABD’li gençlik grubu da değişim ve eğitim programları kapsamında Çin’i ziyaret etti. DEĞİŞEN BİR DÜNYAYA ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK KAZANDIRMAK Dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD arasındaki ilişkiler, küresel ölçekte en önemli ikili bağlardan biri olmayı sürdürürken, iki ülke lideri arasındaki diplomatik temasların sonuçları yalnızca ikili ilişkilerin istikrara kavuşmasına değil, aynı zamanda küresel kalkınma ve yönetişim üzerinde daha geniş etkiler yaratılmasına da katkı sağlıyor. Peterson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Chad Bown’un da belirttiği gibi, “neredeyse herkes bu sürecin sonucunda pay sahibi.” Cornell Üniversitesi ekonomisti Eswar Prasad ise daha da ileri giderek, görüşmenin küresel ticaret, jeopolitik ve hatta “kurallara dayalı düzen” açısından sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. CGTN’in uzmanlarla gerçekleştirdiği röportajlar da benzer noktalara işaret ediyor. Çin Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Araştırma Görevlisi Zhang Tengjun, daha derin işbirliğinin küresel toparlanmaya ivme kazandırabileceğini ve sanayi ile tedarik zincirlerini istikrara kavuşturabileceğini belirterek, ikili ilişkilerin seyrinin dünyanın geleceğiyle yakından bağlantılı olduğunu vurguladı. Bu noktaya değinen akademisyen Sun, istikrarlı ilişkilerin tedarik zinciri aksaklıkları, finansal dalgalanmalar ve jeopolitik parçalanma risklerini azalttığını söyledi. Dekan Wu ise, dünyanın iki büyük teknoloji gücü olan Çin ile ABD’nin, pratik işbirliği yoluyla “kazan-kazan sonuçları” üretebilecek kapasiteye sahip olduğunu ve bunun daha geniş küresel büyüme ile bilimsel ilerlemeyi desteklediğini belirtti. Benzer şekilde, Uluslararası İşletme ve Ekonomi Üniversitesi (UIBE) Dekan Yardımcısı Cui Fan da her iki ülkenin küresel yönetişimin istikrarı konusunda ortak sorumluluk taşıdığını vurguladı. Xi de Busan’da bu sorumluluğun altını çizerek, “Dünya bugün birçok zorlu sorunla karşı karşıya,” dedi. Ve ekledi: “Çin ve ABD, büyük ülkeler olarak ortak sorumluluk üstlenebilir ve hem iki ülkenin hem de tüm dünyanın yararı için daha büyük ve somut başarılara birlikte imza atabilir.” Çin’in bu yıl APEC’e, ABD’nin ise G20 Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak olması, bu sorumluluğun sınanması için bir fırsat sunuyor. Her iki platform da küresel toparlanma, gıda ve enerji güvenliği, borç riskleri ve yönetişim reformu konularında eşgüdüm alanı açabilir. Xi, Şubat ayında Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ileriye dönük pragmatik bir yol haritası ortaya koyarak, “İki taraf eşitlik, saygı ve karşılıklı fayda anlayışıyla aynı yönde hareket ederse, birbirlerinin endişelerini gidermenin yollarını mutlaka bulabiliriz” şeklinde konuştu. Dünya, yaklaşan zirvede Pekin ile Washington’un Xi’nin “karşılıklı güveni adım adım inşa etme, doğru ilişki biçimini bulma ve 2026’yı iki büyük ülkenin karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve kazan-kazan işbirliği yönünde ilerlediği bir yıl hâline getirme” çağrısını nasıl hayata geçireceğini görmek için gözlerini bu görüşmeye çevirmiş durumda.

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor Haber

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor

Gazze’deki soykırım ve İran’la süren savaş, İsrail’e yönelik Batı desteğini ilk kez bu ölçekte sorgulatıyor. Kamuoyu araştırmaları, diplomatik gerilimler ve uluslararası hukuk süreçleri birlikte değerlendirildiğinde, işgalci İsrail’in siyasi ve toplumsal düzlemde giderek yalnızlaştığı görülüyor. Gazze'de dünyanın gözleri önünde vahşi İsrail'in yaptığı soykırım ve İran'la yaşanan savaş hem cephe hattında hem de diplomasi sahasında yeni gerçeklikler doğurdu. Sürecin sonunda dikkat çeken en kritik başlıklardan biri ise İsrail’in konumu. Tel Aviv yönetimi, desteğini aldığı ABD ile birlikte askeri baskıyı sürdürse de İran’ın nükleer kapasitesini sınırlayamadı, bölgesel dengeleri kendi lehine kalıcı biçimde çeviremedi ve beklediği uluslararası desteği de eksiksiz biçimde arkasına alamadı. ABD’nin süreci kontrollü tutma eğilimi, Avrupa’da derinleşen görüş ayrılıkları ve uluslararası hukuk zemininde büyüyen dosyalar, İsrail’in hareket alanını daraltan başlıca unsurlar haline geldi. Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo, İsrail’in sahada aktif olmasına rağmen diplomasi ve strateji düzleminde giderek daha yalnız bir pozisyona sürüklendiğine işaret ediyor. Bu yalnızlaşma yalnızca devletler arası ilişkilerde görünmüyor. Gazze’de yaşanan soykırımın ardından Batı kamuoyunda İsrail’e bakış dikkat çekici biçimde sertleşti. ABD’de İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı yüzde 60’a yükseldi. Pew Research Center Netanyahu’ya dünya işlerinde güven duymadığını söyleyenlerin oranı da yüzde 59 oldu. Amerikan araştırma şirketi Gallup’un Şubat 2026 verileri ise daha çarpıcı bir eşiğe işaret ediyor: Amerikalılar ilk kez İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyuyor. 18-34 yaş grubunda Filistinlilere sempati yüzde 53’e çıkarken İsraillilere sempati yüzde 23’te kaldı. Amerikan analiz ve danışmanlık şirketi Gallup Bu tablo, yıllardır İsrail lehine çalışan siyasal ve kültürel anlatının Batı toplumlarında eskisi kadar karşılık bulmadığını gösteriyor. Uluslararası hukuk cephesindeki baskı da artık geçici bir tartışma olmaktan çıktı. Uluslararası Adalet Divanı’nın Güney Afrika’nın başvurusuyla açılan davada verdiği ihtiyati tedbir kararları dosyayı canlı tutarken, Uluslararası Ceza Mahkemesi de 2024 sonunda Başbakan Benyamin Netanyahu ve Savunamö Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı. [UCM, Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı.] İnsan hakları örgütlerinin dili de giderek sertleşti. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2026 Dünya Raporu’nda İsrail’in sivilleri aç bırakmayı savaş yöntemi olarak kullanmasının ve temel hizmetleri mahrum bırakmasının savaş suçu niteliği taşıdığını vurguladı. Uluslararası Af Örgütü ise Aralık 2024’te yayımladığı kapsamlı raporda İsrail’in Gazze’de soykırım işlediği sonucuna vardığını açıkladı. Bu başlıkların hiçbiri artık marjinal çevrelerin iddiası olarak kenara itilemiyor, tam tersine İsrail’in meşruiyet zeminini aşındıran kalıcı kayıtlar haline geliyor. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi de yaptığı değerlendirmede tam bu noktaya dikkat çekiyor. İsrail’in Avrupa nezdinde zaten uzun süredir tam bir rahatlık içinde olmadığını, fakat mevcut süreçte bu mesafenin daha görünür hale geldiğini söylüyor. Çiçekçi’ye göre özellikle Avrupa Birliği’nin normatif siyaset iddiası ile İsrail’in etnodemokrasi karakteri arasındaki gerilim yeni değil. Ancak Gazze ve ardından İran gerilimi bu çelişkiyi daha sert biçimde açığa çıkardı. Aynı değerlendirmede Çiçekçi, hukuki ve diplomatik baskının arttığını ama Amerikan desteği sürdüğü müddetçe bunun tek başına İsrail’i caydırmaya yetmeyeceğini de vurguluyor. Kamuoyu ve siyaset aynı çizgide değil İsrail’in yalnızlaşmasını anlamak için yalnızca hükümetlerin resmi tutumlarına bakmak yetmiyor. Asıl büyük kırılma Batı toplumlarında yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca Holokost sonrası oluşan moral üstünlük, güvenlik söylemi ve güçlü lobi ağları sayesinde İsrail, ABD ve Avrupa’da kendisine geniş bir siyasi koruma alanı açmıştı. Fakat Gazze’den gelen yıkım görüntüleri, açlık ve kitlesel sivil kayıplar bu koruma kalkanını zayıflatmaya başladı. Bugün ortaya çıkan değişim, yalnızca “İsrail eleştirisi arttı” cümlesiyle açıklanamayacak kadar derin. ABD’de genç seçmenlerin, bağımsızların ve Demokrat tabanın önemli bölümünün Filistin’e daha yakın pozisyon alması, Avrupa’da ise İsrail’e net olumlu bakanların birçok ülkede yüzde 20’nin altına düşmesi, meselenin artık gündelik bir dış politika tartışması olmaktan çıktığını gösteriyor. Kamuoyu araştırma şirketi YouGov’un 2025’te altı Batı Avrupa ülkesinde yaptığı ölçümlere göre, İsrail’e net olumsuz bakış Almanya, Fransa, Danimarka, İtalya, İspanya ve Britanya’da son dönemlerin en düşük seviyelerine indi. İspanya’da net beğeni puanı eksi 55’e kadar geriledi. [Gazze soykırımı Avrupa'da halk nezdinde büyük tepkilere neden oldu. Fotoğraf: AA] Bu kırılmanın siyasi düzlemde de karşılığı var. Avrupa Birliği içinde İsrail’e karşı tam bir ortak hat henüz kurulmuş değil. Özellikle Almanya daha frenleyici bir çizgide duruyor. Ama öte yandan İspanya, İrlanda, Belçika, İsveç ve kısmen Fransa gibi aktörler artık daha sert tedbirlerin açık biçimde tartışılmasını istiyor. Örneğin Lüksemburg’daki AB dışişleri bakanları toplantısında İspanya ve İrlanda, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınmasını savundu. Avrupa Komisyonu’nun daha önce ticari yönleri daraltma önerisi masaya gelmişti. Karar çıkmadı ama meselenin bu düzeyde tartışılması bile önemli. Çünkü bu, Avrupa’nın İsrail’le ilişkilerinde eski “otomatik koruma” refleksinin çatladığını gösteriyor. Aynı günlerde Avrupa Konseyi de Gazze’deki “felaket boyutundaki insani durum” nedeniyle İsrail’e yardım girişine engelsiz izin verme çağrısını yineledi. İspanya örneği bu değişimin en görünür yüzlerinden biri oldu. Madrid yönetimi yalnızca Gazze konusunda değil, İran savaşı ve Lübnan saldırıları bağlamında da İsrail’e karşı en sert Avrupa başkentlerinden biri haline geldi. "İki devletten biri soykırım mağduru iken iki devletli bir çözüm mümkün değildir" İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ayrıca İsrail’deki büyükelçisini kalıcı olarak çekti ve iki ülke arasındaki diplomatik kriz derinleşti. Bu durum tek başına “Avrupa İsrail’den koptu” demeye yetmez, fakat İsrail’in Avrupa içinde giderek daha fazla savunmada kaldığını açık biçimde gösterir. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi’ye göre bu durum aslında yeni değil ancak artık daha görünür: “İsrail Avrupa nezdinde zaten güçlü bir zemine sahip değildi. Ancak mevcut süreçte bu mesafe daha belirgin hale geldi. Avrupa’nın normatif değerler çerçevesi ile İsrail’in politikaları arasındaki gerilim uzun süredir vardı.” Hukuki baskı ve İran gerilimi İsrail’in karşı karşıya olduğu bir diğer baskı hattı ise uluslararası hukuk alanında şekilleniyor. Uluslararası mahkemelerde açılan davalar, insan hakları kuruluşlarının sertleşen raporları ve Gazze’de yaşananların hukuki niteliğine dair tartışmalar, İsrail’in meşruiyet zeminini doğrudan etkiliyor. Bu baskı, İran’la yaşanan gerilimle birlikte daha da görünür hale geldi. İsrail’in bölgesel çapta genişleyen askeri hamleleri ve ABD ile kurduğu yakın koordinasyon, özellikle Amerikan kamuoyunda yeni bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Washington’da giderek daha fazla dile getirilen bir görüş, İsrail’in politikalarının ABD’yi daha geniş ve maliyetli bir çatışmanın içine çektiği yönünde. Bu tartışma, Gazze’deki insani krize yönelik tepkilerle birleştiğinde İsrail’e verilen desteğin sorgulanmasına neden oluyor. "Trump'ı bu savaşa Netanyahu sürükledi ve savaş, Epstein dosyalarını örtbas etmek için başlatıldı" Eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris Ancak tüm bu baskıya rağmen İsrail’in sahadaki hareket alanı büyük ölçüde korunuyor. Dr. Ceyhun Çiçekçi bu noktaya dikkat çekiyor: “İsrail’in daha izole bir konuma sürüklenmesi mümkün. Ancak Amerikan desteği sürdüğü sürece bu izolasyonun sahada belirleyici bir etkisi sınırlı kalıyor. Diplomatik baskılar tek başına yeterli değil." Anlatı üstünlüğü kırılıyor: Propaganda gücü zayıflıyor İsrail’in yalnızlaşmasını hızlandıran en kritik başlıklardan biri de yıllardır kurduğu anlatı ve etki alanının zayıflaması. Uzun süre boyunca medya, akademi ve siyasi lobiler üzerinden güçlü bir destek zemini oluşturan İsrail, bu sayede Batı kamuoyunda önemli bir avantaj elde etmişti. Ancak Gazze’den gelen görüntüler ve sahadaki gerçeklik, bu anlatının sürdürülebilirliğini ciddi biçimde zorlamaya başladı. Sosyal medyanın etkisiyle bilgi akışının kontrol edilememesi, özellikle genç kuşaklarda İsrail’e yönelik algının hızla değişmesine neden oldu. Üniversitelerde yükselen protestolar ve akademik boykot çağrıları, bu kırılmanın en somut göstergeleri arasında yer alıyor. Öte yandan Filistin’e yönelik diplomatik destek artarken, İsrail iç siyasetinde de ciddi bir ayrışma yaşanıyor. Savaşın yönetimi ve sonuçları üzerine artan tartışmalar, yalnızlaşmanın yalnızca dış politikayla sınırlı olmadığını gösteriyor. Ortaya çıkan tablo net ancak çok katmanlı. Öncelikle İsrail askeri kapasitesini koruyor, ancak uluslararası sistemdeki meşruiyet zeminini günden güne kaybediyor. Gazze’deki soykırım ve İran’la devam eden savaş, İsrail’in yalnızca diplomatik değil toplumsal ve hukuki düzlemde de baskı altında olduğunu ortaya koyuyor. Bu yalnızlaşma henüz sahada belirleyici bir dengeye dönüşmüş değil. Ancak Batı kamuoyunda değişen algı, uluslararası hukuk mekanizmalarının devreye girmesi ve diplomatik ilişkilerde yaşanan kırılmalar birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in yıllardır sahip olduğu destek yapısının ciddi biçimde aşındığı görülüyor. Bu sürecin kalıcı bir dönüşüme yol açıp açmayacağı ise Batı’nın bu yeni gerçeklikle nasıl yüzleşeceğine bağlı olacak. (TRT)

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.