Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dijital Okuryazarlık

bursaarena.com.tr - Dijital Okuryazarlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dijital Okuryazarlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Emoji Dili Karıştı: Üniversiteliler Aynı Sembolü Farklı Okuyor Haber

Emoji Dili Karıştı: Üniversiteliler Aynı Sembolü Farklı Okuyor

Dijital iletişimde doğru tonu yakalamaya çalışan öğrenciler, akademik ve sosyal dil arasında sıkışıyor. Kariyer ve Öğrenci Koçu Özlenen Halıçınarlı, emojilerin üniversite gençliği arasında giderek daha karmaşık bir iletişim diline dönüştüğünü vurguladı. Dijital iletişim, üniversite öğrencilerinin gündelik yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelirken, bu dünyanın en küçük unsurlarından biri olan emojiler beklenenden çok daha büyük anlamlar taşıyor. İz Koçluk’tan Kariyer ve Öğrenci Koçu Özlenen Halıçınarlı’ya göre, emojiler artık yalnızca duyguları süsleyen semboller değil; öğrencilerin kendilerini ifade etme biçimini, ilişkilerini ve hatta akademik iletişimlerini doğrudan etkileyen güçlü bir dil haline gelmiş durumda. Aynı Emoji, Farklı Anlamlar Uluslararası yayınlarda da gündeme gelen “emoji karmaşası”, yalnızca kuşaklar arasında değil, üniversite öğrencilerinin kendi içinde de belirgin şekilde hissediliyor. Halıçınarlı, aynı emojinin farklı kişiler tarafından tamamen farklı şekillerde yorumlanabildiğine dikkat çekerek, “Bir öğrenci için nazik bir ton anlamına gelen bir ifade, bir başkası için mesafeli ya da soğuk algılanabiliyor. Bu durum, dijital iletişimde görünmeyen ama etkisi güçlü bir belirsizlik alanı yaratıyor.” dedi. Emojiler Duygudan Fazlasını Taşıyor Üniversite öğrencileri için emojiler yalnızca duygu aktarımı değil, aynı zamanda iletişimin tonunu ayarlayan bir araç. Halıçınarlı’ya göre öğrenciler, yazılı mesajlarda sertlik oluşmasını engellemek, daha yumuşak bir ifade kurmak ya da karşı tarafla aralarındaki mesafeyi dengelemek için emojilere başvuruyor. Ancak bu iyi niyetli kullanım, karşı tarafta her zaman aynı etkiyi yaratmayabiliyor. İki Dünya Arasında Kalan Öğrenciler Üniversite hayatı, öğrencileri iki farklı iletişim dili arasında sürekli geçiş yapmaya zorluyor. Arkadaş ortamında hızlı, samimi ve yoğun emojili bir dil kullanılırken; akademik iletişimde daha kontrollü ve çoğu zaman tamamen emojisiz bir yapı tercih ediliyor. Halıçınarlı, bu geçişin öğrencilere çoğu zaman açıkça öğretilmediğini ve gençlerin “doğru tonu kendiliğinden bulmasının” beklendiğini ifade ederek, “Bu da özellikle akademisyenlerle kurulan iletişimde tereddütlere yol açıyor. “Hocaya Emoji Atılır mı?” Sorusu Neden Bu Kadar Yaygın? Öğrencilerin en sık dile getirdiği sorulardan biri, akademik iletişimde emojilerin kullanılıp kullanılamayacağı. Bu sorunun net ve tek bir cevabı yok. İletişimin bağlamı, taraflar arasındaki ilişki ve mesajın amacı belirleyici oluyor. Bu nedenle öğrencilerin yalnızca dil bilgisi değil, dijital iletişim farkındalığı da geliştirmesi gerekiyor.” şeklinde konuştu. Emojiler, Öğrencinin İç Dünyasına Açılan Bir Kapı Öğrencilerle çalışan koçlar ve danışmanlar için emojiler önemli ipuçları barındırıyor. Halıçınarlı, bir öğrencinin kullandığı emojinin çoğu zaman kelimelerle ifade edilenden fazlasını söylediğini belirtiyor. Dijital mesajlarda kullanılan semboller; kaygıyı, mesafeyi, yakınlaşma isteğini ya da destek arayışını yansıtabiliyor. Bu nedenle emojileri doğru okumak, öğrencinin duygusal durumunu anlamada önemli bir araç haline geliyor. Dijital Okuryazarlık Yeni Neslin Temel Yetkinliği Günümüzde üniversite eğitimi yalnızca akademik bilgiyle sınırlı kalmıyor. Halıçınarlı’ya göre öğrencilerin dijital dünyada etkili ve doğru iletişim kurabilmesi, en az akademik başarı kadar kritik bir beceri. Emojilerin bağlama göre değişen anlamlarını fark etmek, dijital ortamda ton ve niyetin nasıl algılandığını bilmek ve resmi–gayriresmi iletişim arasındaki farkı ayırt edebilmek, gençlerin hem eğitim hayatında hem de kariyer yolculuğunda belirleyici rol oynuyor. Dijital Dünyada Netlik Yeni Değer Özlenen Halıçınarlı, emoji kullanımının basit bir alışkanlık değil, öğrenilmesi gereken yeni bir iletişim biçimi olduğunun altını çizerek, “Üniversite öğrencileri arasında bile farklı anlamlara gelebilen bu semboller, doğru kullanıldığında iletişimi güçlendirirken, yanlış yorumlandığında ilişkileri zedeleyebiliyor. Dijital çağda güçlü iletişim kurmanın yolu ise yalnızca ne söylendiğinden değil, nasıl ifade edildiğinden geçiyor. Emojiler de bu “nasıl”ın en görünür ama en az konuşulan parçalarından biri olmaya devam ediyor.” şeklinde sözlerini bitirdi. / Bülten

Dijital oyunları yasaklamak yerine doğru sınırlar koyulmalı Haber

Dijital oyunları yasaklamak yerine doğru sınırlar koyulmalı

Üsküdar Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, dijital oyunların çocukların yaşamından tamamen çıkarılmasının doğru olmadığını belirterek, ailelerin içerik seçimi, ekran süresi ve dijital okuryazarlık konusunda bilinçli hareket etmesi gerektiğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, 8 Temmuz Video Oyunları Günü dolayısıyla dijital oyunların çocuk gelişimi üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte dijital oyunların çocukların günlük yaşamının önemli bir parçası haline geldiğini belirten Gülaldı, bu oyunların yalnızca eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda sosyalleşme, öğrenme ve kültürel etkileşim alanı olarak da değerlendirildiğini ifade etti. "TAMAMEN YASAKLAMAK DOĞRU DEĞİL" Dijital oyunların çocukların hayatından tamamen çıkarılmasının hem gerçekçi hem de pedagojik açıdan doğru bir yaklaşım olmadığını vurgulayan Gülaldı, katı yasakların çocukları akran ilişkilerinden uzaklaştırabileceğini ve denetimsiz ortamlara yöneltebileceğini söyledi. Gülaldı, "Asıl sağlıklı yaklaşım yasaklamak değil, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını gözeterek doğru ve net sınırlar koymaktır." dedi. Ebeveynlerin oyun seçerken yaş derecelendirme sistemlerine dikkat etmesi gerektiğini belirten Gülaldı, PEGI ve ESRB gibi uluslararası derecelendirme sistemlerinin yalnızca yaş sınırı belirlemediğini, aynı zamanda şiddet, korku, argo, oyun içi satın alma ve kumar benzeri içerikler konusunda da önemli bilgiler sunduğunu ifade etti. Bir oyunun çocuğu pasif bir izleyici konumuna sürüklememesi gerektiğini belirten Gülaldı, strateji geliştirmeyi, problem çözmeyi ve analitik düşünmeyi destekleyen oyunların tercih edilmesinin önemine dikkat çekti. ŞİDDET İÇERİKLİ OYUNLARA DİKKAT Yaşa uygun olmayan dijital oyunların çocukların bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimini olumsuz etkileyebileceğini belirten Gülaldı, özellikle şiddet içerikli oyunların çocuklarda duyarsızlaşma, öfke kontrolü sorunları ve akran zorbalığı riskini artırabileceğini söyledi. Erken çocukluk döneminde korku ve gerilim içeren oyunların ise kaygı bozuklukları ile uyku problemlerine yol açabileceği uyarısında bulundu. Doğru seçilen dijital oyunların önemli kazanımlar sunduğunu ifade eden Gülaldı, strateji, bulmaca ve simülasyon oyunlarının analitik düşünme, dikkat ve problem çözme becerilerini geliştirdiğini söyledi. Açık dünya ve inşa temelli oyunların yaratıcılığı desteklediğini, çok oyunculu iş birliği oyunlarının ise çocuklara ekip çalışması, liderlik ve iletişim becerileri kazandırabildiğini belirtti. Ekran süresinin yalnızca saat üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Gülaldı, ailelerin çocuklarıyla birlikte oyun oynamasının ve oyun üzerine sohbet etmesinin daha sağlıklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Çocukların oyun süresinin; uyku, beslenme, ders çalışma, fiziksel aktivite ve yüz yüze sosyal ilişkileri aksatmayacak şekilde planlanması gerektiğini belirten Gülaldı, ailelerin çocuklarıyla birlikte ortak kurallar içeren bir "medya sözleşmesi" oluşturmasını önerdi. Dijital oyunların bazı çocuklarda davranışsal bağımlılığa dönüşebileceğine dikkat çeken Gülaldı, oyun oynanmadığında aşırı öfke, uyku ve yemek düzeninin bozulması, okul başarısında düşüş, sosyal hayattan uzaklaşma ve oyun dışında hiçbir etkinliğe ilgi göstermeme gibi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini söyledi. Bu belirtilerin uzun süre devam etmesi halinde ailelerin vakit kaybetmeden uzman desteğine başvurması gerektiğini belirten Gülaldı, aşırı oyun oynama davranışının bazen akran zorbalığı, akademik başarısızlık veya aile içi sorunlar gibi daha derin problemlerin bir yansıması olabileceğini sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.