Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Demokrasi

bursaarena.com.tr - Demokrasi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Demokrasi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

LÜTFİYE KADER: Siyasette Başkalaşım ve Partilerimiz Haber

LÜTFİYE KADER: Siyasette Başkalaşım ve Partilerimiz

Ben bir eğitimciyim. Çocukluğumdan beri aileden, dededen, babadan gelme Atatürkçü kimliğim bana devrimci, çağdaş, demokrasiye, akıl ve bilime inanan birey olmamı sağladı. Ailemizin, eğitime ve aydınlanmaya verdiği değer sayesinde kız çocuğu olarak yaşama bir sıfır önde başladık. Çok tutucu ve manevi değerlere bağlı ama vatanını, milletini seven Sandıklı gibi bir yerde okumaya değer verilse de oturduğun yerden uzakta bir şehirde kız çocuğu okutmak herkesin harcı değildi. Özgürlük ve bağımsızlık için Kurtuluş Savaşı’mızın düşmana geçit vermediği Çanakkale Gelibolu’da, ailemizden de şehitler veren kuşağın torunuyum. Gelenekçiliği ve ülkücülüğü (milliyetçiliği ) benimseyen Sandıklı toplumunda, Anadolu’da olduğu gibi demokrasi kültürü çok olmasa da insanları birbirine düşman edecek siyaset anlayışları da yoktu. Ta ki 80’li yıllardaki sağ, sol gençlik hareketleri olduğu ve dış kaynaklı virüslerin gençlerimizi birbirine kırdırdığı zamanlar hariç tabi ki... O zamanlar siyasetin gücü değil, insani, ahlaki değerlerin ve ailesel bağların gücü daha büyüktü. Devlet memuruna, devletin büyüklerine, devletin bayrağına, dinine, Kur’an-ı Kerim’e değil saygısızlık ve küfür etmek affedilmezdi… Çok sakıncalıydı… Doğada bazı canlılar özelikle kurbağa, eklem bacaklı ve ipek böcekleri dediğimiz canlılar yumurtadan olgun hale gelinceye kadar bir sürü değişim geçirirler. Bu değişimi geçirmezlerse o canlıyı tekrar yaşam döngüsüne sokamazlar. Değişimler, eğer gelişime hizmet içinse bu yaşamın sürdürülebilirliğini sağlayan en önemli denge unsurudur. Canlıların büyüme evresinde hücreleri bölünerek çoğalır. Vücut hücreleri dediğimiz sinir, epitel, kan, solunum, sindirim hücreleri kendi içlerinde bölünerek benzer hücreler (mitoz bölünme ile ) meydana getirirler. Ama vücutta canlının cinsiyetini, genetik özellikleri, çeşitliliği ve karakterlerini mayoz bölünme dediğimiz bölünme ile kazanırlar. Bölünme, mayoz bölünmenin bir evresinde genleri taşıyan kromozomların krosingover denilen parça değişimiyle gerçekleşir. Bu canlı çeşitliliği için çok önemlidir. Sadece hücrelerimiz mitoz bölünme geçirseydi fotokopi gibi aynı canlılar oluşurdu. Bu yüzden, hücre bölünmelerinde mayoz bölünme, çeşitliliğe ve genetik karakterlerin değişimiyle birbirine benzemeyen canlıların oluşmasına neden olur. Mayoz bölünme, canlıların çoğalmasında çok önemli ve gereklidir. Cumhuriyetin kuruluşundan (1923’den )Atatürk’ün ölümüne kadar ülkede gerçekleşen tüm devrimler bir değişimdir. Atatürk’ün ölümünden sonra da olumlu, olumsuz ülkede pek çok değişim oldu. Ülkemizde, cumhuriyet döneminden bugüne kadar pek çok parti kuruldu, pek çok parti değişti, pek çok parti kapatıldı. Bu değişimler parti içi ve parti dışı demokrasi anlayışlarını da değiştirdi. Kimisi demokratikleşmeye daha açık oldu, kimisi demokrasiyi hazmedemedi. Kimisinin de parti kuruluş felsefeleri, gizli ajandalarıyla dış odakların çıkarlarına uygun ithal ideolojilerin etkileriyle ortaya çıktı. Kurulan her parti doğa yasalarına göre olağan bir başkalaşım göstermiştir. Değişimin partilerimize olumlu, olumsuz yan etkileri oldu. Ülkenin kuruluş felsefesine göre; üreten, çalışan, okuyan bilimsel aklı rehber edinen çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü tehdit olarak gören dış odaklı güç merkezleri, Kurtuluş Savaşı’mızda yedi düveli yenen Atatürk’ün çağdaş modern Türkiye Cumhuriyeti’ni hazmedemediler. Özellikle ABD tarafından eğitime, ekonomimize, kazanılmış değerlerimize, üretim araçlarımıza ve zenginliklerimize virüsler bulaştırıldı. Virüsün fıtratında, canlının en küçük parçası olan hücrenin içine girip onu kontrol altında tutarak çoğalmak ve sonra tüm canlıyı ele geçirmek vardır. Peki, bu virüsler vücudumuza nasıl girdiler? Virüslerin biyolojideki tanımı hücre içi parazittir. Bu virüsler, hücrelerimize kendilerini kamufle ederek yıllar önce girdiler ve hala daha girmekteler. Devletin kurucu felsefesinin koruyucu ve sahiplenici partisi olan CHP ‘ye en çok da oraya girerek konuşlandılar. CHP’nin bağışıklık sistemi çok sağlam olduğu için 103 yıldır yıkılmadı. Ülkemizin pek çok partisi acaba aynı samimiyet ve duygularla bu koruyucu ve sahiplenici felsefeyi ne kadar savunuyorlar? Bu ülke hepimizin değil midir? Milletin oylarıyla seçilen vekiller mecliste ettikleri yeminlerin gereğini neden yapmazlar? Virüs bulaşınca hastalık kaçınılmaz oluyor. Bulaştırılan hastalıklar kimisi yavaş, yavaş kimisi de çok hızla yayılıp çoğalıyor. Bulaştırılan virüs hastalıklarının endemik olanları olduğu gibi çoğu dış kaynaklı virüs olanları da vardır. Son zamanlarda Türkiye’nin monarşiye dönmesini, ulus devlet olmasını istemeyen hadsiz ABD Ankara Büyükelçisi TOM BARAC, dış kaynaklı bir virüstür. Endemik (bize özgü) virüslerimizi besleyen aslında cehalet ve bilinç eksikliğidir. Endemik virüsler, bu yüzden kullanılmaya başka bir yapıya girip çoğalmaya uygundur. Dış kaynaklı virüsler da her zaman endemik virüsleri kullanırlar. Partilerimize bulaşan virüsleri etkisiz hale getirebilmenin elbette yapılabilecek çareleri ve yaptırımları da vardır. İnsan neden çalar? Neden yalan söyler? Neden kibirlenir? Neden dininden uzaklaşır? Neden stokçuluk yapar? Neden kötü düşünür? Neden duygudaşlık kurmaz? Hepsi virütük hastalıkların sonuçlarıdır. Çünkü sistem dürüstlüğe, üretime, akıl ve bilime dayalı değildir. Çalışma ortamındayken, okulda yaşadığım bir olaydan örnek vermek istiyorum. Eskiden, hasta olunca okul müdürlüğünden hasta kâğıdı almak için izin istenirdi. Hasta kâğıdının hasta olup, olmama durumunun kararı okul müdürünün inisiyatifine bağlıydı. Seni iyi gördüyse vermezdi. Çocuğun hastaysa ve ona bakmak zorunda kalsan bile zorunlu olarak insanı doğru söylememe hakkını kullandırırlardı. Şimdi, çok şükür öyle şeyler yok ama başka konularda başka inisiyatifler her zaman okul müdürleri için olağan bir durum gibi görülür. Bu durum mobing uygulamasına bile dönüşebilir. Mobbing: iş yerinde bir veya birden fazla kişi tarafından bir çalışana yönelik sistematik olarak uygulanan, onu yıldırmayı, dışlamayı veya işten ayrılmaya zorlamayı amaçlayan psikolojik baskı, şiddet ve taciz sürecidir. Nöbetçi iken ani bir durum ortaya çıktı ve evde bakıcı çocukla sorun yaşıyor, idareye gidip izin istersin vermez. Ama başka biri, olayı sisteme göre çözer yani izin almaz, dürüst davranmaz ama izinsiz gider, gelir. Bir arkadaşına söyler o da idare eder. Benim memurum işini bilir anlayışında sistem böyle çalışır. Bu, sorun çözmek adına yapılsa da kimse dürüst davranmaz. Dürüst davrandığında çoğunlukla idareciler tarafından çok hoş görülmez. Çünkü, “sorun çıkarma” anlayışındadır. Devamsızlığı olan bir öğrenciye rapor getir denir. Ama çocuk hasta değildir. Raporu, çocuk hasta olmadığı halde doktor raporu verir. Başarılı okulların reklamı öğrenci talebini artırır. Devlet okulları parasızdır denir ama kayıt için okullara fahiş denilecek rakamlarda kayıt ücreti istenir. Vergi hırsızları, vergi barışlarıyla affedilirse doğru vergi veren ne hisseder! Mutlaka çıkış yolları arayanlar olur. Sistemin, anayasasında belirlenen yasalara uyulmasını birey kendini yönetenlerden de bekler. Yasalara uymayanlar, kendi orman kanunlarını uygularlarsa, sonunda ahlaki değerler aşınır ve güven bozulur. Eskiden, devlet memurluğuna girerken sağlık raporu ve savcılık soruşturmalarıyla devlet memuru alınırdı. Özellikle, yüz kızartıcı suçları olanlar devlet memurluklarına alınmazdı. Şimdi tam tersi. Dürüst olmaları onlar için bir ceza durumuna geldi. Yurt dışı ihracatından yoğun kimyasal ilaç kullanıldığı için geri dönen sebze ve meyvelerin, iç piyasaya sürülmesi, vatandaşa uygulanan en büyük haksızlık ve suç değil midir? Hayat pahalılığından dolayı sağlıklı gıdaya ulaşamamanın yolunu uyanık insanlar ucuz sahte peynir, bal, yağ ve et ürünlerini satarak bulmaları sistemin çarpıklığı ve ahlakın çöküşü değil midir? Hırsızlık, yolsuzluk, ayrımcılık, sahtecilik, haksızlık, ahlak eksikliği, dini kullanarak insanları aldatmak, ahlaki değerlerimizin aşındırılması da virütik hastalıklardandır. Virütik hastalıklar, milletvekili veya meclis üyelikleri için seçilecek aday adaylarından herkesin ödeyebileceği sabit bir parti desteği sağlamaması yanlış ve sıkıntılı hatta partinin kimliğine zarar veren bir yargıyı da geliştirmektedir. Milletvekili veya belediye meclis üyelikleri seçimlerinde listeye girmek için fahiş para ödeyenler, milletvekili veya meclis üyesi seçildikten sonra, sizce kendisi için mi çalışır, yoksa ülkesi için mi? Çünkü harcadığı o parayı geri almak için bir sürü hırsızlık, yolsuzluk, haksız kazanç rüşvet gibi suçların özneleri olurlar. Bu durum, topluma, aileye, millete ülkeye, maddi, manevi kayıp yaratıp kötü örnek oluşturuyor.. Sonunda kısır bir döngü ile bu durum kanıksanmaya başlıyor. Çoğunluklu bir kısım, bu virütik hastalığa bulaşıyor. Bu durumu kim yaratıyor? Tabii ki sistemin açıkları ve zafiyetleri. İşte ahlak böyle çöküyor. Gömlek düğmesinin biri yanlış düğmelenirse gerisi hep yanlış olur. Çözüm: Hukukun üstünlüğüne saygı, liyakat önceliği, dürüst ve namuslu çalışarak hak edilen ücret ve statünün sağlanması, ülke menfaatinin, bireysel menfaatin üstünde tutulması, ortak aklın kullanılması, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması ve ahlaki değerlerimizin din adı altında aşındırılmaması. Eşitlik ve adalet duygularının kuvvetlendirilmesi ve gençliğe güvenilmesi gerekiyor. Tıpkı bilge insan Atatürk’ün güvendiği gibi. 20.05.2026 ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

CAFER GENÇ: 19 MAYIS: Kurtuluştan Kuruluşa Giden Yol Haber

CAFER GENÇ: 19 MAYIS: Kurtuluştan Kuruluşa Giden Yol

Ben hep, Milli Bayramlarımız olmasaydı dini bayramlarımızı kutlamamız mümkün olmazdı diyenlerdenim.. Bakın, Dünyaca ünlü yabancı bir tarihçi ne diyor: Her yılın 19 Mayıs günü, gençlere 1919’u anlatmak gerekir. Çünkü, bu bayramın gençlere armağan edilmesi anlamlı olduğu kadar sahiplenme ruhunun verilmesi bakımından da çok önemlidir. Atatürk, Gençliğe Hitabesinde, gençlere verdiği görevin ve sorumluluğun değerindeki sırrı ifade etmektedir. Bizler de gençlere o yılların tarihi sırrını anlatarak katkıda bulunmuş olalım. Milletin bekası için milli heyecanı canlı tutmak gerekir. Millet olarak, milli bayramımız olan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızın 107. yılını kutluyoruz. Asırlık çınarımızın gölgesinde yaşıyoruz. 19 Mayıs 1919, kurtuluşumuzdan haberdar olduğumuz, yeni bir devlet kurmanın ilk adımını attığımız tarihtir. Sevgili gençler, Atatürk’ün sizlere armağan ettiği bu bayramın anlamını ve Atatürk’ü anlamak gerektiği bilmelisiniz. Bir asker olan Atatürk, cepheden cepheye koşarak 11 cephede savaşmıştır. Atatürk, kızgın güneşin kavurduğu Arabistan’da Filistin çöllerinden, Kafkasya’da Sarıkamış soğuğuna, düşman zırhlılarının ateşi altında cehenneme dönen Çanakkale’den, Türkün ölüm kalım savaşı verdiği Sakarya’ya, Dumlupınar’a kadar milleti için ömrünü adamış efsane bir kahramandır... Türk olmakla gurur duyan, Türk milletini öven sözleriyle hayranlığını ifade eden Atatürk’ün asaletini, milletine karşı hissettiği onuru ve gururu bilmek, sevgi ve saygı duymamızın sebeplerinden biri olmalıdır. , Tarihi şahsiyetlere, milli ve manevi değerlere vefasız ve nankör olmamak, haksızlık yapmamak gerekir. Türk milleti olarak muhteşem tarihimiz, olağanüstü olaylarla yazdığımız destanlarla doludur. Bu destanlarımızın kahramanları olan Türk büyükleri, bizlerin, bayramlar yapmamıza vesile olmuşlardır. Bu günler, milli duygularımızı coşkuyla yaşadığımız; tarihi ve kültür değerlerimizi yeni nesillere aktardığımız, manevi ruhu ve milli şuuru yaşamalarını sağladığımız müstesna günlerdir. Hanlık-hakanlık ile Orta Asya’da başlayan Türk tarihi, imparatorluk, beylik olarak Selçuklularla Anadolu’da, Osmanlılarla üç kıtada hüküm sürmüştür. Nizam-ı alem davası ile dünyaya nizam veren; hak, hukuk, adalet dağıtan Osmanlı İmparatorluğunun, 1900’lü yılların başında tarihi varlığını tamamlamış olmasını fırsat bilen düşmanlar, vatan topraklarını işgal ettiler. 1914 yılında başlayan 1. Dünya Savaşı’na katılmak zorunda kaldık. Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da yaktığı kurtuluş meşalesi, gençlerin elinde, sarsılmaz iradeleriyle günümüzü aydınlatmaktadır. 1. Dünya Savaşı’ndan 1 yıl sonra, 18 Mart 1915’te Çanakkale Zaferi’nin kazanılması milletimizin kurtuluşuna ümit olmuştur. Çanakkale Zaferi, bizlerin, "her türlü imkansızlıklara rağmen nasıl kazandığımıza" şaşırdığımız, savaştığımız devletlerin "her türlü imkana sahip olmalarına rağmen nasıl kaybettiklerini" hâlâ anlayamadıkları, sırrını çözemedikleri bir mucize destandır... Bandırma Vapuru’nda Osmanlı’nın enkazı yüklüydü. İş çoktu, yük ağırdı, yol uzundu, dalgalar çetindi ama aydınlık ufuklara umut taşıyan gönüller engellere, zorluklara, sıkıntılara aldırış etmiyorlardı. Milletin yüreğinde kurtuluş ümidi taşıyan bu zaferi, 19 Mayıs 1919’da Samsun sahillerinden haykıran Atatürk; Erzurum’da, Amasya’da ve Sivas’ta yapmış olduğu kongrelerle, Anadolu’nun kuru ve kıraç topraklarını canlandırdı. Üzeri kül tutmuş yüreklerdeki milli ruhun ve heyecanın ortaya çıkması için, külü üfleyerek altındaki koru alevlendiren Atatürk ve silah arkadaşları, yurdun kurtarılması adına savaşılması gerektiği gerçeğini ortaya koydular. İmkansızlıklar içerisinde verilen mücadelenin unutulmaması için, o günler, bayram olarak kutlanmaktadır. Dört milli bayramımız çok anlamlıdır. 19 Mayıs 1919, "vatanımızın ve milletimizin kurtuluşu için savaşacağız", 23 Nisan 1920, "meclisimiz vardır, millet olarak yaşıyoruz", 30 Ağustos 1922, "zafer, Türk milletinindir, kurtuluşumuz gerçekleştirilmiştir", 29 Ekim 1923, "krallık, imparatorluk, kominizim, faşizm değil, insan hakları ve demokrasi için cumhuriyet yönetimini kabul ediyoruz” anlamında, tarihi gerçeklerin belgelerini bizlere, bayram olarak armağan etmişlerdir. Kurtuluş Savaşı yıllarında, milletimizi yok etmek düşüncesiyle "tarihimizi" silmek ve vatanımızı işgal ederek "coğrafyamızı" değiştirmek isteyen düşmanların bu niyetlerini, yeni nesillere aktarmak, milli bayramlarla mümkün olmaktadır. Yeni nesil, atalarının kendileri için verdikleri mücadelenin imkan ve şartlarını göz önünde bulundurarak ders alırlar, tarihine ve atasına sahip çıkarlar. Bütün dünya milletlerinin kabul ettiği, yüzyılın en büyük devlet adamı, lideri, önderi, askeri, başbuğu, hatibi ve fikir adamı, Türk’ün atası, büyük Türk başkomutan Atatürk’ü ve bu topraklar uğruna canlarını feda eden şehit atalarını unutmama ve sahiplenme duyguları milli bayramlarla yaşanmaktadır. Milli bayramlarımız bekamızın ve zekamızın ifadesidir. Atatürk’ün zekası bekamız olmuştur. Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda mevcut olduğu, milli bayramlarımızla daha iyi anlaşılmaktadır. Milli bayramlarımız olduğu için dini bayramlarımız vardır. Manevi ruhla ve milli şuurla eğitim vereceğimiz, bu duygularla ve düşüncelerle yetiştireceğimiz nesillerin istiklalimiz ve istikbalimiz olacağı unutulmamalıdır. Sevgili Gençler, "Niçin bayram yapıyoruz?" sorusuna göğsümüzü gere gere cevap vereceğiniz, onur ve gurur duyacağınız günler yaşamanız dileğiyle bayramınız kutlu, gününüz ve gönlünüz mutlu, geleceğiniz umutlu olsun. Başta büyük önder, başkomutan Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını, şehitlerimizi rahmet dualarımla anıyorum, minnet duygularımla yadediyorum, saygılarımı ve sevgilerimi ifade ediyorum. Kökü maziden gelen atinin evlatları olan sevgili gençler, kurtuluşumuzun sırrını bilecekler ve kuruluşumuzun koruyucuları olacaklardır. Tarih ve kültür değerlerini sahipleneceklerdir. Atatürk’ün, "Kudretsiz dimağlar, zayıf gözler hakikati kolay göremezler" dediği sözü ilhamları, kılavuzları olacaktır. Asil Türk Milleti'nin bayramı kutlu, varlığı payidar olsun. Ne Mutlu Türküm Diyene!… ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

Kırgızistan’dan BM Güvenlik Konseyi için destek çağrısı Haber

Kırgızistan’dan BM Güvenlik Konseyi için destek çağrısı

Serdar AKYOL / KIRGIZİSTAN (İGFA) - Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyelik seçimleri öncesinde yaptığı kapsamlı açıklamada, uluslararası sistemde artan jeopolitik gerilimlere dikkat çekerek çok taraflı diplomasinin korunması, uluslararası hukukun güçlendirilmesi ve küresel barışın tesis edilmesi çağrısında bulundu. 3 Haziran 2026 tarihinde New York’ta gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyelik seçimleri öncesinde devlet başkanlarına hitap eden Caparov, dünyada çatışma riskinin giderek arttığını belirterek mevcut uluslararası sistemin ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunu söyledi. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika başta olmak üzere birçok bölgede devam eden silahlı çatışmaların küresel güvenliği tehdit ettiğini ifade eden Caparov, dünya genelinde askeri çatışmalara harcanan kaynakların 3 trilyon doları aştığını vurguladı. “Bu kaynaklar insanlığın refahı, açlığın sona erdirilmesi ve çevrenin korunması için kullanılabilirdi” diyen Caparov, küresel güvenlik anlayışının yeniden şekillendirilmesi gerektiğini kaydetti. “KÜÇÜK VE DENİZE KIYISI OLMAYAN ÜLKELER YETERİNCE TEMSİL EDİLMİYOR” Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısındaki temsil dengesizliğine dikkat çeken Kırgız lider, özellikle küçük, gelişmekte olan ve denize kıyısı olmayan ülkelerin uluslararası karar alma mekanizmalarında yeterince yer bulamadığını söyledi. Kırgızistan’ın herhangi bir blok siyasetine bağlı olmadığını belirten Caparov, ülkelerinin kutuplaşmadan uzak, bağımsız ve dengeli bir dış politika anlayışıyla hareket ettiğini ifade etti. Caparov, Güvenlik Konseyi’nin temel işlevine dönmesi gerektiğini belirterek, “Konseyin siyasi çıkarların aracı değil, çatışmaları önleyen etkin bir mekanizma olması gerekiyor” dedi. “ORTA ASYA’DA SINIR SORUNLARINI BARIŞÇIL YOLLARLA ÇÖZDÜK” Kırgızistan’ın bölgesel istikrar konusunda önemli deneyimlere sahip olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Caparov, komşu ülkelerle yaşanan sınır sorunlarının müzakere yoluyla çözüldüğünü söyledi. Bu yaklaşımın sadece söylem değil somut bir model olduğunu ifade eden Caparov, en hassas güvenlik meselelerinin dahi diyalog ve karşılıklı çıkar temelinde çözülebileceğini dile getirdi. Kırgızistan’ın demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında reformlarını sürdürdüğünü kaydeden Caparov, 2025 yılında kabul edilen yeni seçim yasasıyla kadınlar, gençler, etnik azınlıklar ve engelli bireyler için kota uygulamaları getirildiğini açıkladı. Ülkede parlamentoda kadın temsil oranının dünya sıralamasında en üst seviyelerde olduğunu belirten Caparov, yürütme ve yargı organlarında da cinsiyet kotası uygulamalarının hayata geçirildiğini söyledi. “NÜKLEER SİLAHSIZLANMAYI DESTEKLİYORUZ” Kırgızistan’ın dış politikasında nükleer silahlardan arınmış bir dünya hedefini benimsediğini vurgulayan Caparov, ülkelerinin 2025 yılında Nükleer Silahların Yasaklanmasına Dair Antlaşma’yı imzaladığını hatırlattı. Orta Asya’da nükleer silahlardan arındırılmış bölgenin oluşturulmasına öncülük ettiklerini ifade eden Caparov, iklim değişikliği ve güvenlik ilişkisinin de küresel gündemde daha fazla yer alması gerektiğini belirtti. AFGANİSTAN MESAJI Afganistan’daki gelişmelere de değinen Kırgız lider, Orta Asya’nın güvenliğinin Afganistan’daki istikrarla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Afgan halkına yönelik insani yardımların sürdüğünü belirten Caparov, özellikle kadınlar ve çocukların korunmasının önemine dikkat çekti. Kırgızistan’ın adaylığının tüm Orta Asya ülkeleri tarafından desteklendiğini açıklayan Caparov, ülkelerinin bugüne kadar hiç Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği yapmadığını hatırlattı. Rakip ülkelerden Filipinler’in daha önce dört kez Konsey’de yer aldığını belirten Caparov, Kırgızistan’ın seçilmesinin uluslararası toplum açısından “tarihi bir adaletin tesisi” anlamına geleceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Caparov, seçilmeleri halinde Güvenlik Konseyi’nin etkinliğini ve şeffaflığını artırmak için çalışacaklarını belirterek, uluslararası toplumun ortak sorunlarına çözüm üretme konusunda aktif rol üstleneceklerini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.