Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Cafer Genç

bursaarena.com.tr - Cafer Genç haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cafer Genç haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CAFER GENÇ yazdı: "Bir Darbenin Düşündürdükleri: Faili Malumlar.." Haber

CAFER GENÇ yazdı: "Bir Darbenin Düşündürdükleri: Faili Malumlar.."

"Geçmişini bilmeyenler Geleceği göremezler'' diyeyim de şu çapulcuların darbe heveslerinden söz edeyim. 10 uncu yılı olmasına rağmen hala sempatizanlarının olduğunu, gazete haberlerinde okuduğuma göre hala hayranlarının bulunduğunu belirterek yazıma başlayayım. Bu olayı bir de benden dinleyin. 20 Ekim 2024 tarihinde Hristiyanlar tarafından kutsal sayılan pazar günü Fethullah Gülen'in ölümü büyük yankı yaptı. Müritleri; yerine kimin geçeceği, müthiş mal varlığına nasıl sahip olunacağı ve nasıl paylaşılacağı konusunda kavgaya tutuştular. Hatta önde gelenlerin birbirlerine suikast düzenleyeceklerinden bile söz edildi. Darbe teşebbüsü ile 250'nin üzerinde şehit verilmesine vesile olması sebebiyle eli kanlı bir terörist olarak bilindi. Arkasından çok söz edildi. Bilinenler ile malum, bilinmeyenleriyle meçhul olan bu olayı bir de ben anlatmak istedim. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki teröristler canidir. Milletin meclisi (TBMM) olan bir yerde konuşmasını bırakın adından bile söz edilmemelidir. 15 Temmuz Darbe teşebbüsünün üzerinden 10 yıl geçti. Açıklığa kavuşturulmayan sırlarının bulunması "acaba" düşüncesini ve mevcut durumun sorgulamasını aklımıza getiriyor. Günümüzde darbeler demokrasi yönetimi oturmamış olan tam gelişmemiş ülkelerde görülmektedir. Her yönüyle hayat seviyeleri çok yüksek ülkelerde darbe yerine "istifa etme" anlayışı vardır. 12 Eylül 1980 darbesinde Eğitim Enstitüsü’nden 2 ay önce mezun olmuştum. Öncesinde gençlik hareketlerinin içerisindeydim. Cezaevinde yattım. 20’li yaşlarımda 1980 ihtilalini yaşadım. İnandığım ideallerim, milli ve manevi değerlerim uğruna verdiğim mücadelenin bedelini ağır ödedim. Kısacası, darbe gördüm, sıkıntılarını yaşadım ve mağdur oldum. (İlginçtir, bu darbeyi yapanlar, 2009 yılında, kendi adamlarını müdür yapmak için, beni okul müdürlüğünden almışlar ve bana da bir çeşit darbe yapmışlardı) Bugünlere gelene kadar geçen süre içerisinde, "yönetime müdahale" şeklinde bazı olaylar yaşadık. "Her 10 yılda bir darbe oluyor" sözü siyasi terim oldu. 15 Temmuz 2016 Tarihinde çok vahim bir darbe teşebbüsüne maruz kalmıştık. Bugün, darbenin 10. yılında bazı hatırlatmaları yapmamım anlamlı ve faydalı olacağını düşündüm. 15 Temmuz 2016 günü yaşadığımız olay, inanın çok farklıydı. Korkunç bir kâbustu... Adına ister darbe deyin, isterseniz kalkışma, ayaklanma, ele geçirme, isyan, çete terörü...vs. ne derseniz deyin... 12 Eylül darbesini yaşayan cezaevi görmüş bir mağdur olarak söylüyorum. Ben, böyle bir şeyi ne gördüm, ne de duydum. Durum çok vahimdi. Daha da ötesi bir vahşetti. Darbe olayını biliyorsunuz. Açıklığa kavuşmamış durumlar olmakla birlikte ilk sivil darbe olması yönüyle oldukça düşündürücüydü. Kimin kiminle çatıştırıldığını, neler yapılmak istendiğini, derin yapılanmayı, hiyerarşik düzeni, istihbarat durumunu, dış güçlerin parmağını... gibi durumları görme, anlama ve sorgulama imkanımız oldu. Darbenin düşündürdükleri, tedbirler konusunda tecrübe edinmemize vesile oldu. Öncelikle, "en kötü demokrasi yönetimi, iyi bir darbeden daha makbuldür" sözünden hareketle, darbe teşebbüsünü kınıyorum, lanetliyorum. Hürriyet ve demokrasi düşkünü asil milletimizin darbeye karşı koymasındaki cesaretinden dolayı bir Türk olarak gurur duyuyorum. Bu uğurda canlarını feda edenlere rahmet diliyorum Biliyorsunuz, bir dönem faili meçhulleri sorgulamıştık. 15 Temmuz’da darbe girişimi ile bir fiil (eylem) gerçekleştirildi. Bu fiilin failleri meçhul değildi, malumdu. Tıpkı, darbe girişiminde bulunanlar gibi, o zaman da bu örgüt mensubu kişiler, "kadrolaşma, yapılanma" adına insafsız, vicdansız, acımasız idiler. Benim gibi, düzmece soruşturmayla görevden alınan müdürler, bir günde 76. madde ile müdür olanlar, atamalarda puanlama entrikalarıyla müdürlük görevinden alınanlar ve yerlerine liyakatı olmayanların müdür yapılması malum iken bunlar için faili meçhul demek mümkün müdür? Soruların çalınması, terfiyi hak eden öğrencilerin haklarının yenilmesi ''kul hakkı yemek'' değil miydi? Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, Necip Hablemitoğlu... ve diğer olaylar açıklığa kavuşturulamadı. Bu ve benzeri olaylar artık, faili meçhul değil, faili malumdur. Kadrolaşma, yapılanma ile devleti ele geçirmek üzere yola çıkan çetenin ayak sesleri uzaktan duyuluyordu. Bunu dile getirenler oluyordu. Köşe yazılarında, kitaplarda, TV programlarında (Uğur Dündar’ın ARENA gibi) anlatılıyordu. Yurt içindeki ve yurt dışındaki okullar, dershaneler, yurtlar malumdu. Çalınan sorular gündeme geldi. Hak gaspı ile mağdur edilenler yıllarca atanamadılar, perişan oldular. Kimleri ise "kul hakkı" ile tam puan alarak başkalarının yerine geldikleri, nerelere yerleştikleri malumdu. Abant toplantılarında görüşülen konular, Türkçe Olimpiyatları’nı düzenleyenlerin niyetleri malumdu. Televizyonlar, radyolar, kitaplar, gazeteler, dergiler ve bunlara reklam verenler, besleyenler, destekleyenler faili meçhul değildi. Basın-yayın gücü malumdu. Bankalar, holdingler, AVM’ler, işletmeler, şirketler, araziler, binalar, vakıflar, dernekler biliniyordu. Şaşırtan mal varlıkları malumdu. Önceleri, masum maskeli faili malumlar, sinsice faili meçhul makyajlarıyla kurumları ele geçirerek yapılanmayı tamamlamak istiyorlardı. Kaset ve dinleme skandalıyla devlet görevlilerine, siyasilere namus suikastı düzenleyerek gözdağı vermek istedikleri malumdu. Askerlere yapılan Ergenekon, Balyoz darbeleriyle, düzmece kumpaslarla vatansever subaylar tasfiye edilerek, kendilerine engel olarak gördüklerini ortadan kaldırılmak istemişlerdi. Askeri güç itibarsızlaştırılıyordu, zayıflatılıyordu. Hareket alanlarında hakimiyet sağlama niyetleri malumdu. O dönem, bu askerleri "yok etme" görevini yerine getiren örgüt üyesi Savcı Zekeriya Öz’e, milletin, mazlumun ahı uzun sürmeyecekti, kaçacağı malumdu. Devlette duygusallık olmaz. Anayasa, demokrasi, kanun, hukuk çerçevesinde devlet milleti için vardır. OHAL, O HAL için olmalıdır. Evet, bir zamanlar faili meçhul denilenler, bu darbe ile faili malum oldu. Her kurumdaki, kuruluştaki kadrolaşma ve yapılanma biliniyordu. Darbe ile “örgüt, çete, kimlik, niyet” malum oldu. Bazı anlaşılmayan durumlardaki soru işaretlerini de “faili meçhul” olmaktan çıkarsak da her şey “faili malum” olsa diyorum. Bunun için darbenin siyasi ayağına da el atmak gerekir. Türk’ün tarihi destanlarla doludur. Bozkurt, Ergenekon, Çanakkale...gibi destanlarımızdaki olaylar olağanüstü durumlardır. “Darbeden destan olmaz” diyen iç ve dış güçlerin oyunları bozulmalıdır, senaryolar yazdırılmamalıdır. Bilim-kurgu filmlerini bile gölgede bırakacak kadar aksiyonel, hızlı ve kanlı olan bu olay için "senaryo" sözlerine inanmamakla birlikte, her ihtimali de bir köşede saklı tutuyorum.. Bu duruma "neden?" ve "nasıl?" geldiğimizin muhasebesinin de yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca. “Hoca efendi” sevgisinden lanetlenen FETÖ haykırışına geçiş olayı… gibi konular da sorgulanması ve soruşturulması ile olayın faili meçhul olmaması için açıklığa kavuşturulmalıdır. 15 Temmuz darbesinin önemli isimlerinden Emekli Korgeneral Zekai Aksakallı, FETÖ darbesini anlatmıştı. FETÖ elebaşı Albay Semih Terzi’nin öldürülmesi için Ömer Halisdemir’e emir verildiğinden de söz edilmişti. ABD’nin kendi çıkarları (milli menfaatleri) için terör örgütleri olan PYD, PKK, DEAŞ vs. yi kullandığı da belirtiliyor. Gelişmiş ülkeler, "darbeyi" sivil, sosyal ve siyasi hayatlarından çıkarmışlardır. Bizler de bunu hiç hak etmiyoruz. Heyecanı seven, tarihi ve destanları ile hareketli bir milletiz ama darbe, asaletimize hiç yakışmamaktadır. Ve nihayet, neticede çirkin yüzünü masum görünümlü maskesiyle kamufle etmiş olan cemaat tarafından, hakkındaki temiz düşünceler kirletilmiş, iyi niyetler istismar edilmiş, dini duygular sömürülmüş velhasıl toplum yanıltılmış, uyutulmuş, kandırılmış... Milleti, jetlerin sesleri uyandırdı, tankların paletleri (hareketi) canlandırdı. Şer, hayra vesile oldu. Bu gibi durumlar karşısında duygularımızı bir kenara bıraksak da makul ve mantıklı düşünmeye başlasak, malumla meçhulü ayırt etsek iyi olacak diyorum. Aklımızın yüreğimizin veya yüreğimizin aklımızın yanında olması dilek ve duası ile... ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

CAFER GENÇ: 19 MAYIS: Kurtuluştan Kuruluşa Giden Yol Haber

CAFER GENÇ: 19 MAYIS: Kurtuluştan Kuruluşa Giden Yol

Ben hep, Milli Bayramlarımız olmasaydı dini bayramlarımızı kutlamamız mümkün olmazdı diyenlerdenim.. Bakın, Dünyaca ünlü yabancı bir tarihçi ne diyor: Her yılın 19 Mayıs günü, gençlere 1919’u anlatmak gerekir. Çünkü, bu bayramın gençlere armağan edilmesi anlamlı olduğu kadar sahiplenme ruhunun verilmesi bakımından da çok önemlidir. Atatürk, Gençliğe Hitabesinde, gençlere verdiği görevin ve sorumluluğun değerindeki sırrı ifade etmektedir. Bizler de gençlere o yılların tarihi sırrını anlatarak katkıda bulunmuş olalım. Milletin bekası için milli heyecanı canlı tutmak gerekir. Millet olarak, milli bayramımız olan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızın 107. yılını kutluyoruz. Asırlık çınarımızın gölgesinde yaşıyoruz. 19 Mayıs 1919, kurtuluşumuzdan haberdar olduğumuz, yeni bir devlet kurmanın ilk adımını attığımız tarihtir. Sevgili gençler, Atatürk’ün sizlere armağan ettiği bu bayramın anlamını ve Atatürk’ü anlamak gerektiği bilmelisiniz. Bir asker olan Atatürk, cepheden cepheye koşarak 11 cephede savaşmıştır. Atatürk, kızgın güneşin kavurduğu Arabistan’da Filistin çöllerinden, Kafkasya’da Sarıkamış soğuğuna, düşman zırhlılarının ateşi altında cehenneme dönen Çanakkale’den, Türkün ölüm kalım savaşı verdiği Sakarya’ya, Dumlupınar’a kadar milleti için ömrünü adamış efsane bir kahramandır... Türk olmakla gurur duyan, Türk milletini öven sözleriyle hayranlığını ifade eden Atatürk’ün asaletini, milletine karşı hissettiği onuru ve gururu bilmek, sevgi ve saygı duymamızın sebeplerinden biri olmalıdır. , Tarihi şahsiyetlere, milli ve manevi değerlere vefasız ve nankör olmamak, haksızlık yapmamak gerekir. Türk milleti olarak muhteşem tarihimiz, olağanüstü olaylarla yazdığımız destanlarla doludur. Bu destanlarımızın kahramanları olan Türk büyükleri, bizlerin, bayramlar yapmamıza vesile olmuşlardır. Bu günler, milli duygularımızı coşkuyla yaşadığımız; tarihi ve kültür değerlerimizi yeni nesillere aktardığımız, manevi ruhu ve milli şuuru yaşamalarını sağladığımız müstesna günlerdir. Hanlık-hakanlık ile Orta Asya’da başlayan Türk tarihi, imparatorluk, beylik olarak Selçuklularla Anadolu’da, Osmanlılarla üç kıtada hüküm sürmüştür. Nizam-ı alem davası ile dünyaya nizam veren; hak, hukuk, adalet dağıtan Osmanlı İmparatorluğunun, 1900’lü yılların başında tarihi varlığını tamamlamış olmasını fırsat bilen düşmanlar, vatan topraklarını işgal ettiler. 1914 yılında başlayan 1. Dünya Savaşı’na katılmak zorunda kaldık. Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da yaktığı kurtuluş meşalesi, gençlerin elinde, sarsılmaz iradeleriyle günümüzü aydınlatmaktadır. 1. Dünya Savaşı’ndan 1 yıl sonra, 18 Mart 1915’te Çanakkale Zaferi’nin kazanılması milletimizin kurtuluşuna ümit olmuştur. Çanakkale Zaferi, bizlerin, "her türlü imkansızlıklara rağmen nasıl kazandığımıza" şaşırdığımız, savaştığımız devletlerin "her türlü imkana sahip olmalarına rağmen nasıl kaybettiklerini" hâlâ anlayamadıkları, sırrını çözemedikleri bir mucize destandır... Bandırma Vapuru’nda Osmanlı’nın enkazı yüklüydü. İş çoktu, yük ağırdı, yol uzundu, dalgalar çetindi ama aydınlık ufuklara umut taşıyan gönüller engellere, zorluklara, sıkıntılara aldırış etmiyorlardı. Milletin yüreğinde kurtuluş ümidi taşıyan bu zaferi, 19 Mayıs 1919’da Samsun sahillerinden haykıran Atatürk; Erzurum’da, Amasya’da ve Sivas’ta yapmış olduğu kongrelerle, Anadolu’nun kuru ve kıraç topraklarını canlandırdı. Üzeri kül tutmuş yüreklerdeki milli ruhun ve heyecanın ortaya çıkması için, külü üfleyerek altındaki koru alevlendiren Atatürk ve silah arkadaşları, yurdun kurtarılması adına savaşılması gerektiği gerçeğini ortaya koydular. İmkansızlıklar içerisinde verilen mücadelenin unutulmaması için, o günler, bayram olarak kutlanmaktadır. Dört milli bayramımız çok anlamlıdır. 19 Mayıs 1919, "vatanımızın ve milletimizin kurtuluşu için savaşacağız", 23 Nisan 1920, "meclisimiz vardır, millet olarak yaşıyoruz", 30 Ağustos 1922, "zafer, Türk milletinindir, kurtuluşumuz gerçekleştirilmiştir", 29 Ekim 1923, "krallık, imparatorluk, kominizim, faşizm değil, insan hakları ve demokrasi için cumhuriyet yönetimini kabul ediyoruz” anlamında, tarihi gerçeklerin belgelerini bizlere, bayram olarak armağan etmişlerdir. Kurtuluş Savaşı yıllarında, milletimizi yok etmek düşüncesiyle "tarihimizi" silmek ve vatanımızı işgal ederek "coğrafyamızı" değiştirmek isteyen düşmanların bu niyetlerini, yeni nesillere aktarmak, milli bayramlarla mümkün olmaktadır. Yeni nesil, atalarının kendileri için verdikleri mücadelenin imkan ve şartlarını göz önünde bulundurarak ders alırlar, tarihine ve atasına sahip çıkarlar. Bütün dünya milletlerinin kabul ettiği, yüzyılın en büyük devlet adamı, lideri, önderi, askeri, başbuğu, hatibi ve fikir adamı, Türk’ün atası, büyük Türk başkomutan Atatürk’ü ve bu topraklar uğruna canlarını feda eden şehit atalarını unutmama ve sahiplenme duyguları milli bayramlarla yaşanmaktadır. Milli bayramlarımız bekamızın ve zekamızın ifadesidir. Atatürk’ün zekası bekamız olmuştur. Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda mevcut olduğu, milli bayramlarımızla daha iyi anlaşılmaktadır. Milli bayramlarımız olduğu için dini bayramlarımız vardır. Manevi ruhla ve milli şuurla eğitim vereceğimiz, bu duygularla ve düşüncelerle yetiştireceğimiz nesillerin istiklalimiz ve istikbalimiz olacağı unutulmamalıdır. Sevgili Gençler, "Niçin bayram yapıyoruz?" sorusuna göğsümüzü gere gere cevap vereceğiniz, onur ve gurur duyacağınız günler yaşamanız dileğiyle bayramınız kutlu, gününüz ve gönlünüz mutlu, geleceğiniz umutlu olsun. Başta büyük önder, başkomutan Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını, şehitlerimizi rahmet dualarımla anıyorum, minnet duygularımla yadediyorum, saygılarımı ve sevgilerimi ifade ediyorum. Kökü maziden gelen atinin evlatları olan sevgili gençler, kurtuluşumuzun sırrını bilecekler ve kuruluşumuzun koruyucuları olacaklardır. Tarih ve kültür değerlerini sahipleneceklerdir. Atatürk’ün, "Kudretsiz dimağlar, zayıf gözler hakikati kolay göremezler" dediği sözü ilhamları, kılavuzları olacaktır. Asil Türk Milleti'nin bayramı kutlu, varlığı payidar olsun. Ne Mutlu Türküm Diyene!… ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.