Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bağışıklık Sistemi

bursaarena.com.tr - Bağışıklık Sistemi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bağışıklık Sistemi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uzmanlardan grip uyarısı: 6 aydan büyük herkese influenza aşısı öneriliyor Haber

Uzmanlardan grip uyarısı: 6 aydan büyük herkese influenza aşısı öneriliyor

Beş uzmanlık derneğinin hazırladığı “Multidisipliner Uzlaşı Raporu 2026”da, influenzanın yalnızca basit bir soğuk algınlığı olmadığına dikkat çekildi. Raporda 6 aydan büyük herkese influenza aşısı önerilirken, özellikle 65 yaş üstü, kronik hastalığı bulunanlar, gebeler ve bağışıklığı baskılanmış kişilerin her yıl aşılanmasının önemi vurgulandı. Türkiye’nin farklı uzmanlık alanlarından beş uzmanlık derneği, influenzanın toplum ve sağlık sistemi üzerindeki yüküne dikkat çekmek amacıyla “Birinci Basamakta Erişkin İnfluenzası: Tanı, Tedavi, Komplikasyonların Önlenmesi ve Bağışıklama Yaklaşımı – Multidisipliner Uzlaşı Raporu 2026” başlıklı raporu hazırladı. Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD), Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD), Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD), Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği (HFS-Eurasia) ve Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) tarafından hazırlanan raporda, erişkinlerde influenzanın tanı ve tedavisinden komplikasyonların önlenmesine ve aşılama stratejilerine kadar birçok başlık ele alındı. HER YIL YAKLAŞIK 1 MİLYAR KİŞİYİ ETKİLİYOR Raporda yer verilen Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, mevsimsel influenza dünya genelinde her yıl yaklaşık 1 milyar kişiyi etkiliyor. Bunların 3-5 milyonunda ağır hastalık gelişirken, influenza ile ilişkili solunum yolu hastalıkları nedeniyle her yıl yaklaşık 290 bin ila 650 bin kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Uzmanlar, influenzanın özellikle risk grubundaki kişilerde zatürre, solunum yetmezliği, kronik hastalıkların kötüleşmesi, hastaneye yatış ve ölüm gibi ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. GRİP İLE SOĞUK ALGINLIĞI BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI Rapora göre influenza çoğunlukla ani başlıyor. Ateş, titreme, kas ağrısı, halsizlik ve baş ağrısına kuru öksürük, boğaz ağrısı ve burun akıntısı eşlik edebiliyor. İnfluenza ile soğuk algınlığı arasındaki farka da dikkat çekilen raporda, gribin daha ani başladığı ve sistemik belirtilerin daha belirgin olduğu belirtiliyor. Soğuk algınlığında ise belirtiler genellikle daha hafif seyrediyor. İnfluenzanın kuluçka süresi 1-4 gün arasında değişirken, hastalığın belirtiler ortaya çıkmadan yaklaşık 24 saat önce bulaşmaya başlayabildiği ve belirtilerin başlamasından sonra yaklaşık 5 gün bulaştırıcılığın devam edebildiği aktarılıyor. “6 AYDAN BÜYÜK HERKESE AŞI” Uzlaşı raporunun öne çıkan başlıklarından biri influenza aşısı oldu. Raporda 6 aydan büyük herkese influenza aşısı yapılması önerilirken, ağır hastalık ve komplikasyon açısından risk taşıyan grupların yıllık olarak aşılanmasının önemine dikkat çekildi. Başlıca risk grupları arasında; 65 yaş ve üzerindeki kişiler, kronik hastalığı bulunanlar, gebeler ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler yer alırken özellikle diyabet, kronik kalp ve akciğer hastalığı bulunan kişiler ile 65 yaş üzerindekilerin influenza açısından daha yüksek risk taşıdığı belirtildi. Raporda, yüksek risk grubundaki kişilerin her yıl aşılanmasının influenza geçirme riskinin yanı sıra komplikasyon, hastaneye yatış ve ölüm riskini azaltmaya katkı sağladığı ifade edildi. AŞININ ETKİSİ 1-2 HAFTADA BAŞLIYOR İnfluenza aşısının koruyucu etkisinin uygulamadan yaklaşık 1-2 hafta sonra başladığı belirtilen raporda, sağlıklı erişkinlerde koruyuculuğun 6-8 ay veya daha uzun sürebildiği aktarıldı. İdeal aşılama döneminin influenza virüsünün yaygınlaşmasından önceki sonbahar ayları olduğu belirtilirken, ekim başından mart sonuna kadar aşılama yapılabileceği ifade edildi. İnfluenza sezonunun başlamasının da aşılamaya engel olmadığı vurgulandı. Raporda 2026-2027 Kuzey Yarımküre influenza sezonu için A(H1N1)pdm09, A(H3N2) ve B/Victoria virüslerini hedefleyen üç bileşenli, yani trivalan influenza aşılarına yer verildi. Dünya Sağlık Örgütü’nün influenza virüslerindeki değişimleri takip ederek aşı içeriğine ilişkin önerilerini her sezon güncellediği belirtildi. Beş uzmanlık derneğinin hazırladığı raporun, başta birinci basamak hekimleri olmak üzere sağlık çalışanlarına influenza yönetiminde güncel ve bütüncül bir yaklaşım sunmayı ve hastalığın bireysel ve toplumsal sağlık yükünün azaltılmasına katkı sağlamayı amaçladığı bildirildi.

Cilt kanserine karşı güneşten korunmayı ihmal etmeyin! Haber

Cilt kanserine karşı güneşten korunmayı ihmal etmeyin!

Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, kontrolsüz güneş maruziyetinin cilt kanseri riskini artırdığına dikkat çekerek, özellikle 10.00-16.00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması ve güneş koruyucunun günlük rutinin bir parçası haline getirilmesi gerektiğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Yaz aylarında güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, cilt sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Uzmanlar, güneşin faydalarının yanı sıra kontrolsüz maruziyetin erken yaşlanmadan cilt kanserine kadar birçok soruna yol açabileceği konusunda uyarıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, güneş ışınlarının D vitamini sentezi, bağışıklık sistemi ve ruh sağlığı açısından önemli olduğunu ancak gerekli önlemler alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirtti. Özellikle açık tenli, açık gözlü ve çilli bireylerin daha büyük risk altında olduğunu vurgulayan Ağırgöl, güneş yanıkları, kızarıklık ve su toplamasının yanı sıra kuruluk, kırışıklık ve cilt lekeleri gibi kalıcı hasarların da görülebildiğini ifade etti. Ağırgöl, eskiden daha çok ileri yaşlarda görülen cilt kanserinin, ozon tabakasındaki incelme nedeniyle günümüzde 30'lu yaşlarda da daha sık ortaya çıktığını söyledi. EN RİSKLİ SAATLER: 10.00-16.00 Uzm. Dr. Şenay Ağırgöl, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı 10.00-16.00 saatleri arasında UV yoğunluğunun en yüksek seviyeye çıktığını belirterek, mümkün olduğunca bu saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini kaydetti. Zorunlu durumlarda ise şapka, güneş gözlüğü ve gölge alanların tercih edilmesini önerdi. Güneş koruyucu kullanımının yalnızca plajda değil, günlük yaşamın her anında sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan Ağırgöl, en az SPF 30 koruma faktörlü ürünlerin tercih edilmesini tavsiye etti. Koruyucuların dışarı çıkmadan 15-30 dakika önce uygulanması ve gün içerisinde düzenli olarak yenilenmesi gerektiğini belirtti. HER 2 SAATTE BİR YENİLENMELİ Güneş koruyucuların etkisini sürdürebilmesi için yaklaşık her iki saatte bir tekrar uygulanması gerektiğini ifade eden Ağırgöl, terleme, yüzme veya havluyla kurulanma sonrasında ise beklemeden yeniden sürülmesinin önemine dikkat çekti. Uzmanlar, gölgede bulunmanın ya da havanın bulutlu olmasının güneşten tamamen korunduğu anlamına gelmediğini belirtiyor. Kum, su, beton ve açık renkli yüzeylerin UV ışınlarını yansıtarak cilde ulaşabildiğini söyleyen Ağırgöl, bulutlu havalarda da güneş koruyucu kullanımının sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. ŞAPKA, KIYAFET VE SU TÜKETİMİ ÖNEMLİ Geniş kenarlı şapkalar ve uzun kollu, ince kıyafetlerin güneş ışınlarına karşı ek koruma sağladığını belirten Ağırgöl, yaz aylarında yeterli su tüketiminin de cildin nem dengesini koruyarak savunma mekanizmasını güçlendirdiğini ifade etti. Güneş koruyucuların etkili olabilmesi için yeterli miktarda uygulanması gerektiğini belirten Ağırgöl, yüz, boyun ve saçlı deri için yaklaşık bir tatlı kaşığı ya da iki parmak kuralının esas alınmasını önerdi. Ense, dudak ve ayak üstü gibi bölgelerin de ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.

Kadınlarda MS daha erken yaşta başlıyor Haber

Kadınlarda MS daha erken yaşta başlıyor

MS (Multiple Skleroz) hastalığının bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, en sık belirtiler arasında duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme bozuklukları yer aldığını söylüyor. İSTANBUL (İGFA) - Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu. Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin sinir sistemini (beyin, omurilik) zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Normalde sinir sitemimiz, bağışıklık sisteminden uzakta, adeta saklı bir ortamdadır. Ancak, sebebini tam olarak anlayamadığımız nedenlerle, baştan ve kontrolden çıkan bağışıklık sistemimiz, kendi sinir sistemine saldırır ve hasarlar oluşturur.” dedi. Hasarların yerleşimine göre şikâyet ve bulguların da değişken olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Hastalığın en sık başlangıç belirtisi duyusal-hisle ilgili şikâyetlerdir. Genellikle, eli ayağı hissetmeme şeklinde değil de uyuşma-karıncalanma-keçelenme tarzında olur. Duyusal belirtiler, anlık izlenen belirtiler olarak hastaların yüzde 50-70’inde ortaya çıkar.” şeklinde konuştu. MS’TE GÖRÜLEN EN SIK BELİRTİLER DUYUSAL ŞİKÂYETLER, GÜÇ KAYBI VE GÖRME SORUNLARI! Duyusal belirtilere açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları kaydetti: “Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, his azalması, gerilme, uyuşturulmuşluk hissi, kum üzerinde yürüme hissi, kaşınma, yanma, elektriklenme, yüze ani vuran elektrik çarpması, boyundan sırta ve ayaklara ani elektrik çarpması şeklinde olabilir. Duyusal şikâyetlerin ardından en sık, güç (motor) kayıpları ile kendini gösterir. Kuvvet ya da güç sorunları ile ilgili belirtiler, başlangıçta hastaların yüzde 32-40’ında görülmesine karşın, yıllar içerisinde hastaların yüzde 60 kadarı değişik ağırlıklarda güç kayıplarına maruz kalır. Bu doğrudan bir uzuvda kuvvet kaybı şeklinde olabileceği gibi, ‘ağırlaşma’, ‘sertleşme’, ‘direnç gösterme’ veya ‘ağrı’ şeklinde de olabilir. Bu tür belirtiler sıklıkla bacaklarda başlar. Üçüncü sırada ise, görme kayıpları ya da bozuklukları gelir. Bu durum, hastaların yüzde 15-20’sinde başlangıç belirtisidir.” Pek çok çalışmada MS’in başlangıç yaşının 29-32 arası olduğunun görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kadınlarda, en sık ortaya çıktığı yaş erkeklere göre 5 yıl daha erkendir.” dedi. Bu arada MS’in tedavi edilebilir olup olmadığına açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, daha önce de tanımladığı üzere, atak geçirdiği anlaşılan bir hastada uygulanan en etkili tedavi şekli kortizon olduğuna vurgu yaptı. "Kortizon tedavisi MS ataklarında 1970 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır ve atakların kutsal ilacıdır" diyen Prof. Dr. Tarlacı, "Atakların bir kısmı kortizona çok iyi yanıt verip, atak öncesi duruma dönmeyi sağlayabilir. Yararlı etkisi ilk bir kaç günde ve haftada ortaya çıkar. Belli tipte MS tanısı almış hastaların, ataklarının sıklığını, şiddetini ya da atak olduğunda bıraktığı hasarları azaltmak için kullanılan tedavilerdir. 1993 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), MS’in seyrini değiştirebilecek ilk ilaç olan interferon beta-1b’ye onay verdi. Bunun ardından ‘koruyucu ilaç’ dönemi başladı. Bu ilaçların özelliği, sadece atak olduğunda değil, atak olsun olmasın sürekli kullanımlarıdır. Bu ilaçların önemli bir kısmı bedendeki savunma/bağışıklık sistemi üzerinden düzenleyici etki ederek hastalığın saldırganlığını ve de atakları engeller. Bahsedilen tedavilere ‘tamamlayıcı tedavi’ denilebilecek bir tedaviyi daha ekleyebiliriz. Bu tedavi diyet, bitkisel tedaviler, günlük yaşam düzeninde değişiklikler, egzersizler (yoga, gevşeme egzersizleri) olarak belirtilebilir" diye konuştu.

Etin tüketilmeden önce buzdolabında dinlendirilmesi önemli Haber

Etin tüketilmeden önce buzdolabında dinlendirilmesi önemli

ANKARA (İGFA) - Türk Kanser Derneği gönüllü diyetisyeni Selin Zingin, Kurban Bayramı döneminde artan kırmızı et tüketimine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Zingin, kırmızı etin yüksek protein, demir, çinko ve B12 vitamini açısından değerli bir besin kaynağı olduğunu ancak tüketim kadar saklama, çözdürme ve pişirme yöntemlerinin de sağlık açısından kritik olduğunu vurguladı. Yeni kesilen etin ilk saatlerde sert bir yapıya sahip olduğunu belirten Zingin, bu durumun sindirimi zorlaştırabileceğini ve özellikle mide-bağırsak hassasiyeti olan kişilerde şişkinlik ve hazımsızlığa yol açabileceğini ifade etti. Etin tüketilmeden önce buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Etin saklama ve çözdürme koşullarına da dikkat çeken Zingin, yanlış çözdürme yöntemlerinin bakteriyel üremeyi artırabileceğini belirterek, etin en güvenli şekilde buzdolabında yavaş çözdürülmesi gerektiğini kaydetti. Çözdürülen etin tekrar dondurulmaması gerektiğini vurgulayan Zingin, acil durumlarda sızdırmaz ambalaj içinde soğuk suyla çözdürme yönteminin tercih edilebileceğini aktardı. Pişirme yöntemlerinin de sağlık açısından önemine değinen Zingin, etin yüksek ateşte veya doğrudan alevde pişirilmesinin risk oluşturabileceğini, yanmış ve kömürleşmiş bölümlerin ise kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Haşlama, fırında pişirme ve kısık–orta ateşte pişirme yöntemlerinin daha güvenli olduğunu ifade etti. Kanser tedavisi gören bireylerde beslenmenin kişiye özel planlanması gerektiğini belirten Zingin, bağışıklık sistemi baskılanmış hastaların yalnızca tam pişmiş ve güvenli şekilde hazırlanmış etleri tüketmesi gerektiğini vurguladı. Çiğ ve pişmiş gıdaların temasının önlenmesi ve hijyen kurallarına dikkat edilmesinin enfeksiyon riskini azaltmada kritik rol oynadığını ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.