Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Arkeoloji

bursaarena.com.tr - Arkeoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Arkeoloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Özbekistan'da Türk kültürü dayanışması Haber

Özbekistan'da Türk kültürü dayanışması

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Özbekistan’ın bağımsızlığının 35. yıl dönümü kapsamında Taşkent’te Özbekistan İslam Medeniyeti Merkezini ziyaret ederek Özbekistan Kültür Bakanı Ozodbek Nazarbekov ile bir araya geldi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Özbekistan’ın bağımsızlığının 35. yıl dönümü kapsamında Taşkent’te Özbekistan İslam Medeniyeti Merkezini ziyaret ederek Özbekistan Kültür Bakanı Ozodbek Nazarbekov ile bir araya geldi. Ortak kültürel mirasın korunmasından restorasyon ve arkeolojiye, sahne sanatlarından sinemaya uzanan iş birliği alanlarının öne çıktığı programın ardından Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ile Özbekistan Filarmoni Orkestrası arasında “Kültür Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı” imzalandı. Türkiye ile Özbekistan, köklü kültürel bağlarını yeni ortak çalışmalarla güçlendirmeye hazırlanıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Özbekistan’ın bağımsızlığının 35. yılı kapsamında ziyaret ettiği Taşkent’te gerçekleştirdiği görüşmelerde; kültürel mirasın korunmasından sanatçı ve uzman değişimlerine, festivallerden sahne sanatları ve sinemaya uzanan iş birliği başlıkları öne çıktı. Bakan Ersoy, Özbekistan Kültür Bakanı Ozodbek Nazarbekov eşliğinde Özbekistan İslam Medeniyeti Merkezini ziyaret etti. Ersoy, ziyaretin ardından Nazarbekov ile merkezde ikili görüşme gerçekleştirdi. Ersoy görüşmede, Türkiye ile Özbekistan arasındaki kültür ve sanat iş birliğinin 2026-2027 Yılları Kültür İşbirliği Planı çerçevesinde somut projelerle geliştirilmesinin önemine işaret etti. Ortak kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının iki ülke arasındaki iş birliğinin temel alanlarından biri olduğunu belirten Ersoy, restorasyon ve konservasyon alanlarında Türkiye’nin sahip olduğu tecrübenin Özbekistanlı uzmanlarla paylaşılabileceğini ifade etti. Bakan Ersoy, karşılıklı uzman ziyaretleri ve uygulamalı eğitimlerin artırılmasının yanı sıra vakıf eserleri ve arkeoloji alanındaki iş birliğinin de geliştirilmesini önemsediğini söyledi. Özbek araştırmacıların Taş Tepeler Projesi kapsamındaki Arkeoloji Yaz Okulu’na katılımına dikkati çeken Ersoy, Türk arkeologların da Özbekistan’daki kazı ve araştırmalarda daha fazla yer almasının bilimsel iş birliğini güçlendireceğini belirtti. Türkiye’de uygulanan Gece Müzeciliği modeline de değinen Ersoy, 2025 yılında 1 milyonun üzerinde ziyaretçiye ulaşan ve 2026’da 22 müze ve ören yerinde sürdürülen uygulamaya ilişkin tecrübenin Özbekistan ile paylaşılabileceğini belirtti. Görüşmede, halk danslarının ortak çalışma alanı hâline getirilmesi ve bu alanda yürütülecek çalışmalarla Türk kültürünün daha geniş kitlelere ulaştırılması yönünde karar alındı. Sinemada Ortak Yapım İçin Yeni Adımlar Sinema ve görsel-işitsel alandaki iş birliği de görüşmenin önemli başlıkları arasında yer aldı. Ersoy, “Türkistanlı Bahadırlar” filminin çekim sürecinin başlamasının ortak yapım alanındaki iş birliği açısından önemli olduğunu belirterek Türkiye ile Özbekistan arasında Görsel-İşitsel Ortak Yapım Anlaşması’nın hayata geçirilmesinin iki ülke sinema sektörleri arasındaki iş birliğini daha kalıcı bir zemine taşıyacağını ifade etti. Kültür ve Sanatta İş Birliğine İmza Görüşmenin ardından Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ile Özbekistan Filarmoni Orkestrası arasında “Kültür Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı” imzalandı. Bakanların katılımıyla gerçekleştirilen imza töreniyle müzik ve sahne sanatları alanındaki Türkiye-Özbekistan iş birliğinin geliştirilmesine yönelik yeni bir adım atıldı.

Arkeofest'e ilk gününde yoğun ilgi Haber

Arkeofest'e ilk gününde yoğun ilgi

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen Arkeofest, Aktopraklık Höyük Arkeopark’ta kapılarını açtı. 8500 yıllık geçmişe ışık tutan festivalin ilk günü, tarih ve arkeoloji meraklılarının yanı sıra çocuklar ve ailelerden yoğun ilgi gördü. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda, Müzeler Şube Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Bursa Müze tarafından düzenlenen Arkeofest, ziyaretçilerini tarihin farklı dönemleri arasında yolculuğa çıkardı. Neolitik ve Kalkolitik dönemlere ait kazı alanları, mimari canlandırmalar ve geleneksel yapılarıyla geçmişin izlerini günümüze taşıyan Aktopraklık Höyük Arkeopark, festivalin ilk gününde çok sayıda ziyaretçiyi ağırladı. TARİHİ UYGULAYARAK ÖĞRENDİLER Festival kapsamında düzenlenen deneysel arkeoloji atölyeleri, katılımcılara geçmişte kullanılan üretim tekniklerini uygulamalı olarak deneyimleme imkânı sundu. Yontma taştan alet yapımından bitkilerle kumaş boyamaya, Neolitik Dönem mimarisinden çarkta çömlek yapımına, Hitit çivi yazısından sikke basımına ve antik yemek yapımına kadar farklı içeriklerdeki atölyeler yoğun ilgi gördü. Çocukların da aileleriyle birlikte katıldığı etkinliklerde ziyaretçiler, arkeolojik bilgi edinmenin yanı sıra geçmişteki yaşam biçimlerini uygulamalı olarak keşfetme fırsatı buldu. YEREL ÜRETİCİLER DE FESTİVALDE Arkeofest, kültürel mirasın yanı sıra yerel üreticilere de destek oldu. Festival alanında kurulan pazar yerinde bölgedeki kadın girişimcilerin el emeği ürünleri ziyaretçilerle buluştu. PAZAR GÜNÜ DE DOLU DOLU GEÇECEK Halka açık ve ücretsiz olarak düzenlenen Arkeofest, 27 Eylül Pazar günü de 12.00-18.00 saatleri arasında ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek. RAFADAN TAYFA ÇOCUKLARLA BULUŞUYOR Arkeofest’in ikinci gününde (27 Eylül Pazar) saat 15.00’te sahne alacak Grup Rafadan, sahne gösterisi ve konseriyle festival alanındaki çocuklara ve ailelere keyifli anlar yaşatacak. YARIM SAATTE BİR ÜCRETSİZ SERVİS Festival alanına ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla Uludağ Üniversitesi 3 durağından Aktopraklık Höyük Arkeopark’a, 11.00-18.00 saatleri arasında karşılıklı olarak her 30 dakikada bir ücretsiz araç seferi düzenlenecek.

Ankara Külhöyük’te iki önemli keşif!.. 4 bin yıllık "Sevgi Çiçeği" tohumları bulundu Haber

Ankara Külhöyük’te iki önemli keşif!.. 4 bin yıllık "Sevgi Çiçeği" tohumları bulundu

Ankara Gölbaşı’ndaki 5 bin yıllık Külhöyük’te yürütülen kazılarda, günümüzde yalnızca Gölbaşı’nda yetişen endemik Sevgi Çiçeği’ne ait bilinen en eski tohum kalıntıları keşfedildi. Kazılarda ayrıca 66 milyon yıllık olduğu değerlendirilen salyangoz fosili bulundu. Ankara’nın Gölbaşı ilçesine bağlı Oyaca sınırlarında bulunan ve yaklaşık 5 bin yıllık geçmişe sahip Külhöyük’te sürdürülen arkeolojik kazılarda iki önemli keşif gerçekleştirildi. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün paylaşımına göre, kazı çalışmalarında hem Anadolu’nun bitki ve hayvan geçmişine ışık tutan hem de arkeoloji açısından önem taşıyan buluntular gün yüzüne çıkarıldı. 4 BİN YILLIK KABIN İÇİNDEN ÇIKTI Kazı sırasında yaklaşık 4 bin yıllık bir Hitit kabının içerisinde, günümüzde yalnızca Ankara Gölbaşı’nda yetişen endemik Sevgi Çiçeği’ne (Centaurea) ait tohum kalıntıları tespit edildi. Türkiye’ye özgü ve koruma altında bulunan Sevgi Çiçeği, 2019 yılında Gölbaşı Belediyesinin başvurusu üzerine tescillenerek coğrafi işaret almıştı. Külhöyük’te bulunan tohumlar, bitkinin geçmişine ilişkin bilinen en eski kalıntılar olarak kayıtlara geçti. KAZI ALANINDA 66 MİLYON YILLIK FOSİL Külhöyük’teki bir diğer dikkat çekici buluntu ise Gastropoda (karından ayaklı salyangoz) fosili oldu. Yaklaşık 173 gram ağırlığında ve 8 santimetre uzunluğundaki fosilin, Orta Anadolu’yu kapsayan Tetis Denizi’nin son dönemlerinde, yaklaşık 66 milyon yıl önce yaşamış bir canlıya ait olduğu değerlendiriliyor. Fosilin, binlerce yıl önce Külhöyük sakinleri tarafından yerleşim alanına taşınmış olabileceği belirtiliyor. KAZILAR 2021’DEN BERİ SÜRÜYOR Cumhurbaşkanlığı Kararlı Kazı statüsünde yürütülen Külhöyük kazıları, 2021 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi adına Doç. Dr. Derya Yılmaz Tekin başkanlığında devam ediyor. Yeni keşiflerin, hem Külhöyük’ün tarihine hem de Anadolu’nun binlerce yıllık doğal mirasına ilişkin önemli bilgiler sunması bekleniyor.

Şanlıurfa Karahantepe’de Leopar Sırtında İnsan Heykeli Bulundu Haber

Şanlıurfa Karahantepe’de Leopar Sırtında İnsan Heykeli Bulundu

Şanlıurfa’daki Karahantepe’de yürütülen kazılarda, bir leoparın sırtında oturan insanı betimleyen yaklaşık 11.000 yıllık bir heykel bulundu. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un duyurduğu heykel, daha önce benzerine rastlanmayan bir üsluba sahip kompozit bir eser olarak tanımlanıyor. Bakanlığın açıklamasına göre 70 santimetre yüksekliğindeki heykel, yaklaşık 11.000 yıl önce bırakıldığı yerden günümüze kadar ulaştı. Eser, 3 metre çapında, zemini yassı taşlarla kaplanmış bir yapının duvarı boyunca uzanan bir sekinin üzerinde bulundu. Açıklamada, heykel, “daha önce benzerine rastlanmayan bir üslupta” ve “kompozit” bir eser olarak niteleniyor; yani birden fazla figürün (bir insan ve bir leopar) tek bir kompozisyonda birleştirildiği bir betim. Karahantepe, Şanlıurfa kent merkezine yaklaşık 55 kilometre uzaklıkta, Tek Tek Dağları Milli Parkı içinde yer alıyor ve Göbeklitepe ile çağdaş, yani insanlık tarihinin en erken anıtsal yerleşimlerinden biri. 1997’de keşfedilen, 2019’dan bu yana Prof. Dr. Necmi Karul başkanlığında kazılan alan, hem Göbeklitepe’dekilere benzer çok sayıda dikilitaşıyla hem de ağırlıklı olarak insan betimlerinin öne çıktığı zengin heykel repertuvarıyla tanınıyor. Aslında insan-leopar teması Karahantepe için yeni değil. Önceki kazı sezonlarında da alanda, bu kez sırtında leopar taşıyan bir insanı betimleyen bir heykel bulunmuş ve Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmeye başlanmıştı. Yeni bulunan eser ise kompozisyonu bakımından farklı. Burada insan, leoparın sırtında oturuyor. İki heykel birlikte düşünüldüğünde, insan ile leopar (ya da büyük kedi) ilişkisinin, Karahantepe’nin sembolik dünyasında yinelenen ve önemli bir tema olduğu görülüyor. Arkeofili'nin aktardığına göre, heykelin ne anlama geldiği, hangi bağlamda kullanıldığı ve bu insan-leopar ilişkisinin Neolitik inanç dünyasında neyi temsil ettiği ise henüz bilinmiyor. Kazı ekibinin ilerleyen dönemde eserle ilgili daha ayrıntılı bilimsel değerlendirmeler paylaşması bekleniyor.

İran’ın Hürmüz Boğazı'nda 2 bin yıllık hakimiyeti Haber

İran’ın Hürmüz Boğazı'nda 2 bin yıllık hakimiyeti

Minab bölgesinde Eşkani dönemine ait stratejik bir kalenin kalıntılarının ortaya çıkarılması, İranlıların dünyanın hayati su yolları üzerindeki tarihî denetimini ortaya koyan güçlü bir kanıt olarak değerlendiriliyor. Bulgular, İran’ın yaklaşık 2 bin yıl önce deniz üsleri kurarak “Deniz İpek Yolu”nun en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda Doğu ile Batı arasındaki ticaret gemilerinin hareketini kontrol ettiğini gösteriyor. Bender Abbas, İRNA – Hürmüzgan Eyaleti Kültürel Miras Kurumu’ndan yapılan açıklamaya göre, Hürmüzganlı araştırmacı ve arkeolog Hüseyin Hüseyinzade Şehabi, söz konusu keşfin İran’ın deniz gücüne ilişkin tarihî bir belge niteliği taşıdığını belirtti. Şehabi, İranlıların Hürmüz Boğazı üzerindeki tarihî hakimiyetine değinerek “Yaklaşık 2 bin yıl önce dünyanın en önemli ticaret ağı ‘İpek Yolu’ olarak biliniyordu. Bu ağ, kara ve deniz olmak üzere iki ana güzergâh üzerinden antik dünyanın doğusu ile batısını birbirine bağlıyordu.” ifadelerini kullandı. Bu stratejik yaklaşımın, İranlıların söz konusu su yolunun uluslararası ticaret ağındaki jeopolitik önemini derinden kavradıklarını gösterdiğini ifade eden Şehabi, kara güzergâhının Çin’den başlayıp İran Platosu’ndan geçerek antik Raga (günümüzde Rey şehri) üzerinden batıya uzandığını, Mezopotamya ve Anadolu yoluyla Roma İmparatorluğu topraklarına ulaştığını belirtti. İranlıların Deniz İpek Yolu üzerindeki hakimiyeti Şehabi, Deniz İpek Yolu’nun da dönemin küresel ekonomik ilişkilerinde belirleyici bir rol oynadığını belirterek “Bu güzergâh Çin ve Hindistan kıyılarından başlıyor, Hürmüz Boğazı ve Fars Körfezi’ni geçtikten sonra Basra’ya ulaşıyor ve oradan batı pazarlarına doğru devam ediyordu.” dedi. Minab bölgesinde elde edilen yeni bulgulara işaret eden Şehabi, Minab’daki Nahle İbrahimi sahasında Eşkani dönemine ait bir kalenin kalıntılarının tespit edildiğini ve arkeolojik kazı çalışmalarına konu olduğunu söyledi. Tarih ve arkeoloji araştırmacısı ayrıca, Minab’ın Tiyab bölgesinden başlayarak söz konusu kalenin yakınına kadar uzanan ve “Kehur Lenger-i Çini Koyu” olarak bilinen antik bir koyun da belirlendiğini, bunun denizcilik ve ticaret tarihi açısından özel bir önem taşıdığını ifade etti. Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek için stratejik deniz üssü Şehabi, saha araştırmaları, karşılaştırmalı incelemeler ve arkeolojik kazı sonuçlarının, bu kalenin sıradan bir yerleşim alanının ötesinde işlev gördüğünü ortaya koyduğunu belirterek “Bu yapı, İran donanmasının Hürmüz Boğazı bölgesine sevk edilmesi ve donatılması amacıyla kullanılan stratejik bir deniz üssü olarak hizmet vermiştir.” ifadelerini kullandı. Elde edilen verilerin, söz konusu üssün deniz yollarını denetlemek ve Deniz İpek Yolu üzerinde faaliyet gösteren ticaret gemilerinin geçişlerini kontrol etmek amacıyla kurulduğunu gösterdiğini vurgulayan Şehabi, bu gemilerin özellikle Çin ve Hindistan gibi Doğu’nun büyük ekonomik merkezlerinden Batı pazarlarına doğru seyrettiğini söyledi. Hürmüzganlı araştırmacı, bu bulguların İranlıların yaklaşık 2 bin yıl önce Hürmüz Boğazı’nın küresel ticaret açısından taşıdığı stratejik ve jeopolitik önemin farkında olduklarını ortaya koyduğunu belirtti. Hürmüz Boğazı’nın kontrolü ve küresel ticaretteki rolü Antik dönemin büyük güçleri arasındaki ekonomik rekabete değinen Şehabi, Roma İmparatorluğu’nun İran’ın en önemli ticari rakibi olduğunu ve doğudaki ipek, baharat ve değerli taş üretim merkezleriyle doğrudan bağlantı kurabilmek için İran topraklarını devre dışı bırakmaya çalıştığını söyledi. Şehabi ayrıca "Böyle bir ortamda deniz üslerinin kurulması ve stratejik su yolları üzerinde denetim sağlanması, İran’ın ekonomik çıkarlarını koruma ve uluslararası ticaret ağındaki konumunu muhafaza etme yönündeki genel politikasının bir parçasıydı.” dedi. Minab’daki arkeolojik bulguların yalnızca İran’ın denizcilik ve ticaret tarihine ışık tutmadığını belirten Şehabi, aynı zamanda İran’ın antik çağlarda dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birinin yönetimindeki rolünü ortaya koyan değerli bir belge niteliği taşıdığını ifade etti. Şehabi’ye göre bu durum, Hürmüz Boğazı’nı çok eski dönemlerden itibaren bölgenin en önemli jeopolitik ve ekonomik merkezlerinden biri haline getirmiştir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.