Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ali Kaybal Yazıları

bursaarena.com.tr - Ali Kaybal Yazıları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ali Kaybal Yazıları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ALİ KAYBAL yazdı: "Neler Çekmişiz Bu Bozuk Yollarda.." Haber

ALİ KAYBAL yazdı: "Neler Çekmişiz Bu Bozuk Yollarda.."

Ne güzel sözlerimiz var. “Bal tutan parmağını yalar” Nereden çekersen çek. Nereye çekersen çek. Bir yola düşürür sizi Bir yol alıp götürür sizi. Bazen atiye, bazen maziye. Bazen de bir toplantının ortasına, bir sohbete. Bir sohbette konu döner dolaşır ülkedeki yolların bozukluğuna gelir. Süleyman Nazif dayanamaz ; -İnsaf edin. Her şeyde yolsuzluk varken, yollarımız nasıl düzgün olabilir. Bu konuyu çözebilmek için mutlak surette yolu yapanlara bakmak lazım. John Dallberge Acton; “Bizler gücün dağıtılması ile keyfi devletin kontrol altına alınmasını istiyoruz. Güç yozlaşma doğurur, mutlak güç, mutlak yozlaşma demektir” diyor. Bu sözle, geçmişte öğretmenlerin kurduğu İlksan yardım sandığından gazeteci Kemal Ilıcak’a usulsüz bir şekilde aktarılan paraların ortaya çıktığı zaman, zamanın Başbakanı rahmetli Süleyman Demirel’in “Verdimse ben verdim, ne olmuş” sözlerini hatırladık bir an. Mutlak güce sahip olan benim. Yanlış da olsa, usulsüz de olsa ben verdim. Benim bu verdiğime kim karşı koyacak der gibi kullanıyordu sözlerini. Ya ondan sonra gelen başbakan Turgut Özal’ın “benim memurum işini bilir.” Sözünü unutmak mümkün mü? Memurların az bir maaş ile nasıl geçindiklerini ortaya koyarak ne onların maaşlarını düzenlemeyi düşünmüş, ne bir düzeltme düşünmüş. Onları rüşvet yolsuzluğunun içine sokmuştu adeta. Mutlak güç sahipleri böyle konuşurken mutlak güçten yoksun nice insan bu yoldan geçmektedir. Yakayı ele vermeyen suçlu ya da hırsız dürüst insanlarla dürüstlük yarışında bulunur. Onun içindir ki eskiler “Tutulmayan uğru, Beyden doğru “ derler. … Bu yollar bir türlü düzelmek bilmezse daha net konuşmalara götürür bizi. Yalan ve usulsüzlük öyle nüfuz etmiş ki insanların diline “doğruyu söylemem gerekirse” diye bir cümle ile başlarız sözlere. Tam da söze böyle başlayacağımız bir sohbet. Yolsuzluklarıyla bilinen bir politikacı İbn-ül Dmin Mahmut Kemal İnal’ın konağındaki musiki meclisine katılmış. -Siz burada ne çalıyorsunuz, diye bir laf atmış, İbn-ül emin anında cevabı yapıştırmış. -Biz burada saz çalıyoruz. Ya siz mecliste ne çalıyorsunuz. … Kanunların yapıldığı bir meclis. Kanunların sayısının çok olması ahlaksızlığın ve kötülüğün azalacağı, cezaların ağır olması suçluların bundan korkacağı anlamına gelmiyor. Kötülük ancak iyi bir ahlak eğitimi ile yok edilebilir. Kanun sayısı kötülüğü, yolsuzluğu, rüşveti ve kul hakkı yemeyi önlemediği gibi tam tersine arttırır. Tacitus; “Kanunların sayısı ne kadar fazla ise yolsuzluk o kadar fazla olur.” Derken bu gerçeğe parmak basıyordu. … İşte böyle bu yollar !.. Yolların bozuk olduğu bu ülkede bir de yol yordam bilmezseniz işiniz zor. İş nasıl halledilir, ne kadara halledilir bileceksiniz. 1980 sonrası Ehliyet imtihanına girdiğimiz dönemlerdi. Araca bindiğimizde üç kişilik imtihan heyeti bir soru sorardı; -Ne kadarlık bir mesafeyi görüyorsunuz? Bunun anlamı sen bize ne kadar para verebileceksin. Yolunu bildinse ehliyeti aldın. Yol yordamı öğrenmediysen o dosya kapanırdı artık. Allah avanakları yaratmış ki, uyanıklar yolunu bulsun diye. Bu ülkede yolunu bulanlara uyanık deniyor. Yolunu bulamayanlara da enayi. Yukarıda söylemiştik hani, rahmetli Özal ne demişti; “Benim memurum işini bilir.” İşini bileceksin ki, yolunu bulasın. Bir yolsuzluğu yapan kimse elbette onun ortaya çıkmaması için gereken önlemi de önceden bilir. Ataların deyimiyle “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” … İnsan düz caddede yolunu şaşırır mı? Elinde yazılı bir pusula olacak. Soracaksın, soruşturacaksın. İşi aşağıdakiler halleder. Yukarıdakiler payını alır. Sakın şaşırma. Eskiler ne diyor ; “Sora sora Bağdat bulunur.” … Yol açmayı da bilmek lazım. Yeni yetmeler bu işi anlamayabilir. Yapacağın örneklerle onlara da yol açacaksın. Bir arkadaşım vardı. Kendisi o zamanlar Bafra sigarası içerdi. Kardeşine sigara vereceği zaman sarı filtreli Maltepe sigarası verirdi. Niye böyle yapıyorsun dediğimizde de ; -Eşekoğlu eşek kaliteye alışsın. İçtiği zaman da bize kalitelisini ikram etsin, diyerek yol açardı. … Her şeyin bir yolla alakalı olduğunu bilmeden iş zor. Şair ne demiş; Usulü var durmanın On iki deliği var zurnanın Marifet alt deliğindedir.. … Bu işten kurtulmanın, Bu yola düşmemenin bir yolu yok mudur? Bakın hayata boş vermiş bir Neyzen Tevfik ne diyor; “Öleceğiz bir gün, gömecekler Birkaç gün övecekler Sonra kalan malını bölecekler Hatta memnun kalmayıp üstüne bir de sövecekler” … Hayat yolunda iyi yolculuklar… … Heder olmuş değerler geçen zaman yazık Kalpte niyetler bozuk dışarıda yollar bozuk İnsanlar birbirine bulup atmada kazık Yolumu buldum diye bir de caka satıyor. (Dermanî) ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

ALİ KAYBAL yazdı: "Faiz Varsa Bereket Yok.." Haber

ALİ KAYBAL yazdı: "Faiz Varsa Bereket Yok.."

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi”nde borca ve faize dayalı küresel finans sistemini eleştirmiş; “Biliyorsunuz bizde her şeyden önce bereket diye bir kavram vardır. Bereket, rahmetli Erbakan Hocamızın tarifiyle, helal yollardan elde edilen bir liralık kazancın haram bulaşan iki liralık kazançtan daha büyük olduğuna inanmaktır. Dolayısıyla bereket, kapitalist ekonomi teorileriyle anlaşılması mümkün olmayan bir mefhumdur. Faizin olduğu yerde bereket olmaz. Sömürünün, haksızlığın, etik ve ahlak dışı rekabetin olduğu yerde bereket bulunmaz. Yalnızca kâr maksimizasyonu ve tüketim hırsının dikkate alınıp toplumsal refah ve adaletin dışlandığı bir ortamda bereket kendisine yer bulamaz.” Keşke sayın Cumhurbaşkanı, önce kendi ülkesinde hazırlattığı bütçeye ve her yıl ödenen faizlere bir bakıp da bu cümleleri sarf etmiş olsaydı. Türkiye'nin 2026 yılı merkezi yönetim bütçesinde faiz ödemeleri için 2 trilyon 742 milyar TL ödenek ayrılmış olup, yılın ilk çeyreğinde yapılan toplam faiz harcaması 876 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Ve bir önceki yıl olan 2025'teki faiz giderlerine (yaklaşık 2,05 trilyon TL) kıyasla yaklaşık %40 oranında bir artış göstermiş. Dahası toplanan vergilerin %20'si faiz ödemelerine gitmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı bereketi ortadan kaldıran diğer durumları bir bir saymış. Faizin olduğu yer, Sömürünün olduğu yer, Haksızlığın olduğu yer, Etik ve ahlak dışı rekabetin olduğu yer, Toplumsal refah ve adaletin dışlandığı bir ortam. Şimdi sormak lazım, ülkede bunları yapan kim? Türkiye’de telefon şirketleri, bankalar, kamu kurumları ve tacirler insanları sömürüyor ama kimse oralı olmuyor. Haksızlık dersen had safhaya çıkmış engel olacak bir makam yok. Maden şirketinin çalışanlarına maaşlarını ve haklarını vermemesi bunun en güzel örneği. Etik olmayan bir şekilde yandaşlara verilen ihalelerin varlığı, Ve adaletin olmadığının beyanı, Keşke bu konularda da ülkeye bakıp bir konuşma yapsaydı. Faizin sonuçları birçok ayet ve hadislerde zaten belirtilmiş. Hazin olan bu sonuçların “Müslüman ülke liderleri tarafından uygulanmış olması” dır. "Faizle mal çoğaltan hiç kimse yoktur ki, işin sonu (malının) azlığa ve darlığa varıp dayanmasın." (İbn Mâce, Ticâret 58) … Bereket neydi ki? önce ona bir bakalım. Bereket, sahip olunan kaynakların, zamanın veya rızkın miktar olarak az olsa bile manevi olarak tatmin sağlaması, artması, verimli olması ve hayır getirmesidir. Peki “Allah bereket versin” demekle Allah bereket verir mi? Bir hadisi şerifte: "Allahu Teâlâ buyurmuştur ki: 'Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi, ben aralarından çekilirim.'" (Ebû Davud, Büyû 27; Tirmizî, Ahkâm 25) buyurulmuş. Bu hadisi şerife göre bereket, Allah’ın payının o işletme ve kişilere kalmasıdır. Allah burada neyi arıyor? Dürüstlüğü arıyor, ihanet etmemeyi arıyor. Bunlar olmadığı zaman Allah’ın payı bu kişilere kalıyor. Dürüstlükten vazgeçip, hainlik başladığı zaman Allah’ın payı da çekip gidiyor. Aynı şekilde tek başına ticaret yapan bir kişinin ortağı da Allah’tır. Kişi dürüst olduğu sürece Allah’ın payı orada kalmaktadır. Bu nedenle bereketin olması insanların kendi dürüstlüğüne bağlıdır. … Sayın Cumhurbaşkanı bir anlamda kendi iktidarının sonuçlarını tarif etmiş gibi. Bu serzeniş bende “Helak olan toplumların“ beyanlarına kadar götürdü. Helak olan kavimlere baktığımız zaman genelde hepsinin ortak bir yanı vardı. Peygamberler onları İslam’a davet etmeleri sonucunda azgınlar bu çağrıyı kabul etmeyerek “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize!’” sözlerini sarf ederek helak olmayı kendileri davet etmişlerdir. Buradan bir atıf yapacak olursak, Faizle iş görüp de faizin olduğu yerde bereketsizliği kabul etmek bu ifadeyle aynıdır diyebiliriz. Bir anlamda yürüttükleri faiz sistemiyle ülkeyi “Bereketsiz Kıldıklarının” bir itirafı şeklinde anlaşılabilir. Ve sonucun bir hüsrana doğru ilerlediğini kendileri ifade etmiş zaten.

ALİ KAYBAL: Kim Kimin Yüzü Suyu Hürmetine Haber

ALİ KAYBAL: Kim Kimin Yüzü Suyu Hürmetine

Sebepsiz hiçbir şey olmaz. Mutlaka bir sebep vardır. Sonuca götüren bir vasıta vardır. Halk arasında da bu sebep olumsuzluk halinde ortaya çıkar. Kötü bir şey olduğu zaman “Sebep gözün kör olsun” denir. Bazen bu sebebin yüzü suyu hürmetine güzel şeylere nail oluruz. Bazen de bu yüzsuyunun çekilmesi nedeniyle hoş olmayan şeylere müstahak oluruz. … Bir belaya düçar olduysak mutlaka bir sebebi vardır. Ya yaptığımız bir yanlış hareketin cezasını çekmekteyiz. Ya da bunun bir imtihan olduğunu bilip sabrederek mükâfata nail olacağız demektir. … Hayatımızda çeşitli vasıtalar yer alır. Hidayetin vasıtası, peygamberlerdir. Onların getirdikleri kitaba uymak suretiyle hidayetin yolunu buluruz. Bu kitaplara sırt döndüğümüz takdirde de yolumuzu kaybederiz. … Affın ve mükâfatın vasıtası, ikramlar ve cennettir. İlahi emirlere uyan Müslümanlara vaat edilen altından ırmakların aktığı cennettir. Her kulun yaptığı amele ve derecesine göre ayrılmış cennetlere gireceklerdir. Kahrın ve cezanın vasıtası, hadler ve cehennemdir. İlahi emre karşı gelen, uyarılara uymayan kişilerin ebedi yerleri cehennemdir. Burada ateşlere atılacaklar ve azapların en şiddetlisine maruz kalacaklardır. … Ubudiyetin ve kulluğun vasıtası, ibadetlerdir. İnsan bir imtihan için dünyaya gelmiştir. İmtihanı geçmesi için de bildirilen emirlerle ibadetlerini usul ve esaslara göre yapmalıdır. Sağlık ve sıhhatinin karşılığı kelimeyi şahadeti getirecek. Dinini direği olan namazını kılacak. Diğer insanların halinden anlamak için orucunu tutacak. Kendisine mal mülk verilmişse ölçüleri içinde zekâtını verecek. Hacca gidecek. … Allah’a yaklaşmanın vasıtası ise, marifet ve takvadır. İnsanın insana, milletin bir başka millete üstünlüğü yoktur. Kişinin kişiye üstünlüğü ancak takva ile mümkündür. Başka bir ölçü yoktur. Vasıtasız olan şeylerin anlaşılması olmaz. … Rahat bir ülkede yaşıyorsak, Bu ağzı dualı insanların yüzü suyu hürmetinedir. Bilmekteyiz ki bizim uyum zorluğu çektiğimiz bu insanlar Yaradan’a yönelmişlerdir. Bunlar Allah’ı seven ve Allah’ın da kendilerini sevdiği Allah dostlarıdır. … Bir aileye bir rızık tayin ediliyorsa, O aileye gelen bebeğin yüzü suyu hürmetinedir. “Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter” diyor atalarımız. Yüce Allah, her canlıyı yaratırken onunla birlikte rızkını da yaratır. Ancak insanlar aç gözlülük edip kimilerinin hakkını gasp ederler. Sahip oldukları güçlerle başkalarının rızıklarına el koymaya çalışırlar. Bu nedenle kimileri aç ve yoksul kalır. İnsanlar bu yanlış olan tavırlarından vazgeçmiş olsalar, herkesin rızkının kendisine yeter olduğunu apaçık göreceklerdir. Bu hal devam ettiği sürece kendi sonlarını da kötü hazırlayacaklardır. Nihayetinde keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur. … Bazen Yaradan birini diğerine yardımcı kılar. Bazen de birine yükümlülük verirken diğer kişinin hürmetine bu kişiye rızık verir. Bu durumdan şikâyetçi olmamak gerekir. Peygamber Efendimiz zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan biri ilim öğrenmek için Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’e gelir. Diğeri de geçimlerini temin için çalışırdı. Bir gün çalışan kardeş, ötekini Peygamber Efendimiz’e şikayet etti. Peygamber Efendimiz de ; Belki de sen, onun yüzünden iş buluyor, rızıklandırılıyorsun, buyurdu. … Bazen de yaptığımız yanlış işlerin neticesinde bir belaya müstahak oluruz. Olayın hiçbir bağlantısı olmadığını zannedenler sadece dış görüntüye bakarak yanılırlar. Adamın biri bir kadına tecavüz eder. Ancak köyün ileri gelenlerinden olduğu için mevkisini kullanarak bu işten sıyrılır. Aradan bir zaman geçer. Bu kişi şehre gelir. O sırada meydana gelen bir soygun ve adam öldürme olayının içinde kalır. Durum muhakeme edilir ve sonunda bu kişilerin idam edilmesine karar verilir. Kişiye son isteğini sorarlar. O da şöyle der; “Benim bu işte bir suçum yok. Ancak ben yelin nerden geldiğini biliyorum. Sadece bu olayda suçsuz olduğumun bilinmesini istiyorum.” demiştir. Onun içindir ki eskiler; “Alma maznunun ahını, çıkar aheste aheste” demişlerdir. … Biz kimin yüzünden bu hale geldik. Geriye dönüp tarihin derinliklerine şöyle bir bakmak lazım. ,,, Bazen bir bazen on verir Sual olmaz hikmetine Bülbülün rızkını verir Açılan gül hürmetine. (Dermanî) ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

ALİ KAYBAL: Ben Cehenneme Gireceğim Haber

ALİ KAYBAL: Ben Cehenneme Gireceğim

Maalesef hocalarım yıllardır bu insanları cehennemle korkuttular. İçki içersen cehennemliksin, Kumar oynarsan cehennemliksin, Zina yaparsan cehennemliksin, Adam öldürürsen cehennemliksin, İnsanları korkutarak İslam’a ısındırmaya çalıştılar güya. Onların bu korkuyla iyi bir Müslüman olacağını düşündüler. Halbuki işlenen bütün bu günahların çıkış kapısı var. Tıpkı bir binaya yapılan yangın merdiveni gibi çıkılacak bir yer var. Ama hiç kimse bu çıkışı göstermeye yanaşmadı. Çıkış gösterilmeyince de insanlar battıkça battı. İnsan; “Yahu ben bu günahlardan çıkamam” vahametiyle dönüş yolu bile aramıyor. Behey Müslüman, insanları korkutarak değil, İnsanları Allah’ı sevdirerek aydınlatsana. Allah’ın rahmet sıfatı, rahman sıfatı cehennem korkusunun çok üstünde gelmektedir. … Allah’ın çok affedici ve bağışlayıcı olduğu, Kuran-ı Kerim'de birçok ayette vurgulanmaktadır. Özellikle Nisa suresi 99. Ayet: "...Allah çok affedicidir, günahları bağışlayıcıdır", Nisa suresi 149. Ayet: "...şüphesiz Allah da affedicidir, güç yetirendir" Zümer suresi 53. Ayet: "...Allah bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir".. bu konudaki en bilinen ayetlerdir. Tasavvufi kaynaklarda (Ömer b. Abdülaziz, İbrahim b. Ethem gibi alimlerin kıssalarında bulunan bir hikmetli sözde) “Kul günah işleyerek kulluğunu bilecek, Yaradan onu affederek Yaradanlığını ve merhametini gösterecektir “ ifadeleri yer almaktadır. Bu ifadenin temel mantığı, insanın acizliğini ve günahkâr olduğunu (kulluğunu) kabul edip, Allah'ın tövbeleri kabul eden, bağışlayan ve merhamet eden (Rab) olduğunu bilmesi ve O'na sığınması gerektiğine işaret etmektir. Kulun yapacağı tek şey günahından sonra tövbe edip Yaradan’’dan af dilemesidir. Hocalar bunları anlatıp günahkârlara salık vermez. İlla onların kalplerine bir korku salacaklar. Bunları yaptıktan sonra ben cehennemden niye korkayım? Yunus boşa demiyor; “Aşkın aldı benden beni, Bana seni gerek seni, Ben yanarım dünü günü, Bana seni gerek seni” İnsanlara Allah sevgisini verin o zaten aşkın ateşiyle yanar. Cennet kolay değil, cehennem de elbet boşa değil. Bu vesileyle Allah’ın cehenneme koyacaklarına bir bakalım. Bunları yapmadıktan sonra cehennemden niye korkayım. Sonra insanların cehennemden kaçışları yok. Öyle bir ayet var ki bila istisna herkesin cehenneme gireceğini söylüyor. Meryem Suresi 71. ayet, "İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır (uğrayacaktır)" buyurarak, kıyamet günü herkesin cehennemi göreceğini veya oradan geçeceğini (sırat) ifade eder. Yani bu cehenneme Peygamber de girecek. O zaman peygamberin girdiği cehenneme ben girmekten niye korkayım? Bir de Allah’ın sevmediği işler var ki bunlar; “Allah, ağır ve inciten sözlerin açıktan söylenmesini hiç sevmez…” (en-Nisâ, 148) “…Allah, ihanet eden ve nankör olan kimseyi sevmez.” (el-Hac, 38) “Şüphe yok ki Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. O büyüklenenleri sevmez.” (en-Nahl, 23) “Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.” (el-Bakara, 190) “…Allah bozgunculuğu sevmez.” (el-Bakara, 205) “...Allâh’ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de iyilik yap. Yeryüzünde bozgunculuk… Allah, günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.” (el-Bakara, 276) “De ki: «Allâh’a ve Peygamber’e itaat edin! Eğer yüz çevirirlerse, şüphe yok ki Allah inkâr edenleri sevmez.” (Âl-i İmrân, 32) “…Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünüp duran kimseyi sevmez.” (en-Nisâ, 36) “Kendilerine hâinlik edenleri savunma. Muhakkak Allah, hâin günahkârları sevmez.” (en-Nisâ, 107) Ruhların yaratıldığı anda “Ben Rabbiniz değil miyim?” Yani “Söz sahibiniz, yegâne efendiniz, emrine itaat edeceğiniz biricik yaratıcınız değil miyim?” buyuran Rabbimize; “Evet!” dedikten sonra, dünya hayatında bu sözü bozmak, insanın kendine hainlik etmesi değil midir? “Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme! Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah büyüklük taslayan ve böbürlenen kimseyi sevmez.” (Lokman, 18) “…(Allah), israf edenleri sevmez.” (el-En’âm, 141) “Rabbinize gönülden (yalvara yakara) ve gizlice (için için) duâ edin. Şüphesiz ki O, haddi aşanları sevmez.” (el-A’râf, 55) Mutlak surette Allah’ın sevmediği şeyleri yapmaktan kaçınmak lazım ki cehennemden korkmayalım. İnanan insanlar için cehennemden korkulmaması gerektiğini ve cehennemin ne işe yaradığını Yaradan Araf suresinin 43. Ayetinde açıklıyor; “Biz o mü’minlerin göğüslerinde diğer insanlara karşı kin, haset, suizan nâmına ne varsa hepsini söküp çıkarırız. Altlarından da ırmaklar akar. Onlar: “Bizi buna eriştiren Allah’a hamdolsun! Eğer Allah bize doğru yolu göstermeseydi biz kendiliğimizden doğru yolu bulamazdık. Demek Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmişler” derler. Onlara şöyle seslenilir: “Dünyada yaptığınız iyi amellere karşılık mirasçı olduğunuz muhteşem cennet işte budur!” Şunu anlıyoruz ki ateşte nefisler temizleniyor. İnsanların içindeki kin ve nefretler temizlenerek cennete alınıyor. Şöyle düşünelim; Bugün en güzel eserler ateşe girip çıktıktan sonra mükemmel olur. Bir çamur parçası ateşi gördükten sonra mükemmel bir eser olup çıkıyor. Beğenilen bir seramik oluyor. Bir demircinin yaptığı bir alet, ateşe girip çıktıktan sonra mükemmelleşiyor. Öyle ise ateş insanoğlunu mükemmel kılmak içindir. İnanan Müslümanları temizleyip cennete almak içindir. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

ALİ KAYBAL: Kim Daha Vefalı.. Haber

ALİ KAYBAL: Kim Daha Vefalı..

Ne demişti Abdurrahim Karakoç; “Ölüler toprağa gömülür, hatıralar yüreğe Toprak mı vefalı, yürek mi bilmiyorum..” … Tarihin derinliklerinde seslenen Fuzuli de sitayişle bahsetmiyor vefadan; “Her kimden vefa istediysem ondan cefa gördüm; Kimi gördüysem vefasız dünyada, onun vefasızlığını da gördüm.” … Bazılarının aksini ispat etmeye çalıştığı, aslının kendisidir. “Hayır, aslında bu böyle değil” ifadeleriyle yanlış anlaşıldığını ortaya koymaya çalışmaktadır. Geriye dönüp baktığında söylenmiş sözler hatırına gelir. “Vefa dediğiniz bir semt adı değil. Bir bozacı da değil” sözleri bir teessürün kapısıdır bu noktada. Bu yolda “Dün dündür, bugün bu gündür” diyenler de çok oldu. Bu ifade biraz daha redde dayalı. “Ben artık dönüş yaptım” ın başka şekilde izahıdır. Bu türden ifadeleri geçmişle artık bağınız kalmadıysa rahatlıkla kullanabilirsiniz. Ya geçmişe hala ihtiyacınız varsa! Ne güzel demiş Aşık Ömer ”Hercaiden vefa gelmez. ” ,,, Amerika’da bir fuar açılmıştı. Fuarda zencileri beyaza dönüştüren bir makine tanıtılıyordu. Deneme 10 dolardı. İki zenci fuarı gezerken makinayı görürler ve denemek isterler. Birinde 9 diğerinde 11 dolar varmış. Dokuz doları olan; “Sen bir doları bana ver. Birlikte girip beyaz olalım” der. Diğeri; “Önce ben girip bir deneyeyim. Memnun kalırsam, sana da bir doları veririm” deyip anlaşmışlar. Biraz sonra içeri giren zenci beyaz olarak çıkar. Dışarıda kalan sevinçle arkadaşının yanına varır. “Haydi, bana bir doları ver de ben de beyaz olayım..” “Haydi oradan pis zenci..” Bu kadar vurdumduymazlığa ne desin Ömer Hayyam; “Vefalı yabancıyı arkadaşmış kabul et. Akraba vefasızsa düşmanın kabul et. Zehir şifaysa eğer, onu panzehir say. Eğer bal dokunursa arıymış kabul et.” … İşte böyle. Beyazlık yakışınca insan vefayı bozacıda arıyor. İnsafsızlık edip de, kimseyi üzmek değil maksadımız. Ama, vefasızlık eden de dönüş yolunda tekrar aynı zencilerle karşılaşacağını bilmesi gerekir. Mevlana Celaleddin Rûmi’nin diliyle; “Vefa arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefa; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefa; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır..” … İnsanlara iftira atmak da değil düşüncemiz. Konuyu sadece uygun olan yerinden ele aldığımız için başkaları için uygunsuzluk teşkil edebilir. Teşbihte hata olmasın. Dünyanın en güzel gözlerine sahip hayvanı eşektir. Gözlerine övgüler dizeriz. Ama gözleri güzel diye de attığı tekmelerden vücudumuzda meydana getirdiği ezik ve çürükleri göz ardı edemeyiz. Eğer güzellik üzerine konu açılsaydı methiyeler dizilirdi. Ancak canı yanan eşek de atı geçiyor. O an dilinizin ucuna bir şeyler geliyor; “Zırha bürünmüş bedenler içine giremiyorsun Mazide kalmış anılar vefayı göremiyorsun Yolu geri döner de karşılaşırım diye Dilin ucuna gelen sözü diyemiyorsun..” (Dermanî ) ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.