Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Akut

bursaarena.com.tr - Akut haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Akut haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Unutulmuyor!.. 17 Ağustos Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçti Haber

Unutulmuyor!.. 17 Ağustos Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçti

Türkiye'nin yakın tarihinin en büyük felaketi olarak gösterilen 17 Ağustos Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçti. 1999 yılında 16 Ağustos'u 17 Ağustos'a bağlayan gece meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki yer sarsıntısı, Türkiye tarihinin en büyük ikinci depremi olarak kayıtlara geçti. Merkez üssü Gölcük olan deprem, Marmara Bölgesi'nin genelinde hissedildi. Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın kırılmasıyla meydana gelen deprem, İstanbul, Bolu, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova'da can ve mal kaybına neden oldu. Deprem nasıl oldu? Türkiye'nin kuzey bölgelerden boydan boya geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın batı bölümünde meydana gelen deprem, 17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03:01'de başladı ve 45 saniye sürdü. Depremin merkez üssü İzmit'in Gölcük ilçesi olarak açıklandı. Büyüklüğü de Richter ölçeğine göre ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) tarafından 7,6; Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi tarafından ise 7,8 olarak ölçüldü. Bununla birlikte, bugün genel olarak depremin büyüklüğü, ilk yapılan açıklamalarda duyurulan 7,4 olarak kabul ediliyor ve bu ölçü kullanılıyor. 17 Ağustos Depremi, büyüklüğü açısından Türkiye'de meydana gelen en büyük ikinci yer sarsıntısı olarak kayıtlara geçti. Derinliği 17 kilometre olan sarsıntıda yer kabuğunun sağa doğru hareket ettiği ve 120 kilometrelik bir hat boyunca kırıldığı tespit edildi. Jeoloji Mühendisleri Odası, depremden üç ay sonra yayımladığı raporda, fayın üzerinden geçen alanların ortalama 4 metre civarında sağa ve ileriye doğru kaydığını yazdı. Aynı raporda, Gölcük'teki ana merkez üssündeki kırılmanın ardından aynı fay kuşağı üzerinde daha doğuda yer alan Arifiye bölgesindeki bir başka deprem üssünün de devreye girmiş olabileceğinin düşünüldüğü belirtildi. 17 Ağustos depreminden yaklaşık üç ay sonra, bu kez 12 Kasım'da yine Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde merkez üssü Düzce olan bir başka deprem daha meydana geldi. 7,2 büyüklüğünde olan ve 30 saniye süren Düzce Depremi'nde 845 kişi hayatını kaybetti. Üç ay içerisinde meydana gelen büyüklüğü 7'nin üstündeki bu iki deprem, Türkiye'deki riskin ve özellikle de İstanbul'un güneyinden geçen fay hattında meydana gelmesi beklenen kırılmaya karşı alınacak önlemlerin daha fazla tartışılmasına neden oldu. Depremde kaç kişi hayatını kaybetti, ne kadar bina hasar gördü? 17 Ağustos Depremi, gerek nüfus yoğunluğu gerekse de ekonomik faaliyet açısından Türkiye'nin en önemli bölgesini etkiledi. Resmi rakamlara göre, depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi de yaralandı. 5 bin 840 kişi de kayboldu. Ancak bölge halkı, can kaybının çok daha yüksek olduğunu öne sürüyor. Resmi olmayan kaynaklar, can kaybının 50 bin civarında olduğunu iddia ediyor. İzmit Körfezi'nin güneyinde bulunan Gölcük, Değirmendere ve Karamürsel gibi bazı yerlerde sahile yakın kısımların depremle birlikte deniz sularının altında kalması can kaybı ve hasar tespitini zorlaştıran en önemli unsur olarak gösteriliyor. Başbakanlık Kriz Merkezi'nin depremden birkaç ay sonra yaptığı açıklamaya göre, en fazla can kaybı yaklaşık 4 bin 500 kişi ile Gölcük'te oldu. Kocaeli'nde kayıtlara geçen can kaybı 4 bin olurken, Yalova ve Sakarya'da ise yaklaşık 2 bin 500'er kişi hayatını kaybetti. Depremin etkilediği İstanbul'un Avcılar ilçesinde ise 976 kişi yaşamını yitirdi. Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu'nun Temmuz 2010'da yayımladığı raporda, depremde 364 bin 905 konut ve işyerinin yıkıldığı ya da çeşitli düzeylerde hasar gördüğü belirtildi. Can kayıplarının önemli bir bölümü binaların yıkılması ya da ağır hasar almasının sonucuydu. Jeoloji Mühendisleri Odası, 1999 yılında yayımladığı raporda, can kaybını artıran en önemli üç unsuru şöyle sıraladı: -Aktif Fay Zonu: Aktif fay hattı önceden bilinmesine karşılık bu hat boyunca yoğun yapılaşma ve yüksek nüfus potansiyeli hasar ve can kaybını artırmıştır. Fay zonundan uzaklaştıkça özellikle yamaçlarda ve dağ eteklerinde hasarın olmadığı veya çok az olduğu görülmektedir. -Sulu Alüvyon Zemin: Bolu-Yalova arasında fay zonu ve yakın çevresi, son derece yumuşak ve gevşek tutturulmuş kil, kum ve çakıl depolarından ve alüvyon zeminden oluşmuştur. Bu tür zeminler mevcut deprem şiddetini birkaç misli artıracak olumsuz özelliklere sahiptir. -Yapım hataları: Bölge 1. derece deprem bölgesi sınırları dahilindedir. Hal böyleyken ve deprem yönetmeliklerine uyulması zorunlu iken, depremdeki ağır hasar ve yüksek oranlı can kayıplarının önemli bir bölümü de, yapım hataları, zemin şartlarına uymayan yanlış temel tasarımları, kötü işçilik ve inşaatlarda kullanılan yapı malzemesi hataları ve çürüklüğünden kaynaklanmaktadır. Depremin ekonomik etkileri neler oldu? 17 Ağustos Depremi, ekonomi üzerinde de çok ciddi olumsuz etkiler yarattı. Farklı kurumların yaptığı hesaplamalara göre, depremin ekonomik maliyeti 12 ile 20 milyar dolar arasında değişiyor. Bu maliyeti Devlet Planlama Teşkilatı 15-19 milyar dolar, Dünya Bankası da 12-17 milyar dolar, Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) ise 17 milyar dolar olarak hesaplıyor. Depremin ardından özellikle yeniden yapılanma çalışmaları nedeniyle dış kaynak ihtiyacı artarken, sanayi bölgesinde bir süre üretim faaliyetlerine ara verilmesi de ekonominin küçülmesine neden oldu. Türkiye'nin en büyük petrol rafinerisi TÜPRAŞ'ta çıkan yangın günlerce sürdü. Bazı araştırmalar, 1999 depreminin yarattığı etkinin 2001'de ekonomik krizinin çıkmasında etkili olan nedenler arasında yer aldığını gösteriyor. Depremden sonra neler yaşandı? Depremin yarattığı ilk şokun atlatılmasının ardından ilk etapta arama-kurtarma faaliyetlerine, bir süre sonra da enkaz kaldırma çalışmalarına odaklanıldı. Kızılay ve Sivil Savunma Birlikleri gibi kamu oluşumlarının yanı sıra Arama Kurtarma Timi (AKUT) gibi özel ve gönüllü gruplar da yardım çalışmalarında faal rol oynadı. Ayrıca, İngiltere, Yunanistan, ABD ve Japonya başta olmak üzere çok sayıda ülkeden yardım görevlisi geldi. O dönemde Demokratik Sol Parti (DSP), Anavatan Partisi (ANAP) ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) oluşturduğu koalisyon hükümetine depremin vurduğu yerlere yardım ekipleri ve malzemesi göndermekte geç kaldığı yönünde ağır eleştiriler yöneltildi. Bazı yerlere kurtarma ekiplerinin ulaşması günler sürdü. Bazı noktalarda enkaz kaldırma çalışmaları aylarca devam etti. 17 Ağustos'un ardından deprem konusu Türkiye'nin en önemli gündem maddesi haline geldi. Bülent Ecevit başbakanlığındaki hükümet, gerek deprem sonrası yardım ve kurtarma çalışmalarında kullanılmak gerekse de depremin yarattığı ekonomik zararın etkilerini gidermek için bir dizi yasal düzenleme yürürlüğe koydu. Yapılan düzenlemeler arasında şunlar yer aldı: -Başta Özel İletişim Vergisi olmak üzere bir dizi yeni vergi getirildi ve bu vergilerin çok büyük bir kısmı halen yürürlükte bulunuyor -20 bilim insanı ve araştırmacıdan oluşan Ulusal Deprem Konseyi kuruldu ancak bu Konsey 2007 yılında lağvedildi -İstanbul'un birçok noktasına deprem konteynırları yerleştirildi ve toplanma alanları belirlendi. Belirlenen toplanma alanlarının büyük bir bölümü daha sonra imara açıldı -Deprem sigortası zorunlu hale getirildi -Türkiye genelinde arama-kurtarma ekiplerinin sayısı artırıldı -İmar yasalarında bir dizi değişiklikler yapıldı. Depremin ardından yapıların depreme dayanıklılık esasları ve denetim kuralları değiştirildi. 2007, 2012 ve son olarak 2019 yılında yönetmeliklerde ciddi değişikliklere gidildi Açılan davalar nasıl sonuçlandı? Depremin ardından 170 kamu görevlisi hakkında görevi ihmal suçlamasıyla dava açıldı. Bu kişilerin bazıları görevden uzaklaştırılırken, bazı davalar da zaman aşımı nedeniyle düştü. Ayrıca yıkılan ya da zarar gören binaların müteahhitleriyle ilgili 2 bin 100 dava açıldı. Ancak bu davalarda verilen hükümler ertelendi veya zaman aşımı nedeniyle düştü. Yalova'da inşa ettiği binaların önemli bir kısmı çöken ve 200'ye yakın insanın hayatını kaybetmesine neden olan müteahhit Veli Göçer'le ilgili yargı süreci sembol davaya dönüştü. Göçer, 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. 7,5 yıl hapis yattıktan sonra 2011'de tahliye oldu ve iki yıl önce yıl kurduğu şirketle yeniden inşaat sektöründe faaliyet göstermeye başladı. İstanbul'un Avcılar ilçesinde enkaz altından canlı çıkarılan ve boynunun üzerine düşen kolonla çekilen fotoğrafı nedeniyle depremin sembol isimlerinden birine dönüşen Ömür Kınay'ın 20 yıl süren hukuk mücadelesi de Nisan 2019'da sonuçlandı. Anayasa Mahkemesi, 2015 yılında bireysel başvuru yapan Kınay'ın depremde enkaz altında kaldığı binanın ruhsatsız ve kaçak yapı olduğunun tespit edilmesiyle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verdi ve kendisine 27 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

“Hazımsızlık” sanılıyor, safra kesesi iltihabı çıkıyor Haber

“Hazımsızlık” sanılıyor, safra kesesi iltihabı çıkıyor

Saatlerce süren, sırta veya sağ omuza yayılan şiddetli karın ağrısı basit bir hazımsızlık olmayabilir. Uzmanlar, özellikle ateş, bulantı ve kusmanın eşlik ettiği ağrıların akut kolesistit belirtisi olabileceği uyarısında bulunuyor. Tedavide ilk 72 saatin kritik olduğuna dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, gecikmiş vakalarda safra kesesinde delinme, karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi hayati risklerin ortaya çıkabileceğini belirtiyor. İSTANBUL (İGFA) - Karnın sağ üst bölümünde başlayan ve sırta, sağ omuza ya da sağ kürek kemiğinin altına yayılan şiddetli ağrı, zaman zaman hazımsızlık veya gaz sancısıyla karıştırılabiliyor. Ancak saatlerce devam eden bu ağrı, safra kesesi iltihabının (akut kolesistit) habercisi olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, özellikle ağrıya ateş, bulantı ve kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtiyor. Erken tanı ve uygun cerrahi tedaviyle hastaların çoğunun kısa sürede sağlığına kavuşabildiğini ifade eden Çalıkoğlu, gecikmiş vakalarda ise ciddi komplikasyonların gelişebileceği uyarısında bulunuyor. VAKALARIN YÜZDE 90-95'İNDE NEDEN SAFRA TAŞI Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayarak özellikle yağlı yiyeceklerin sindirimine yardımcı oluyor. Safranın içeriğindeki dengenin bozulmasıyla önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkaması ise içeride safra birikmesine ve safra kesesi duvarında iltihaplanmaya yol açabiliyor. Akut kolesistit vakalarının yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Çalıkoğlu, safra taşlarının toplumda oldukça yaygın görüldüğünü ifade ediyor. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilirken, bu kişilerin önemli bir bölümünde herhangi bir belirti görülmüyor. Ancak bazı hastalarda safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar gelişebiliyor. Taşsız safra kesesi iltihabının da görülebildiğini belirten Çalıkoğlu, bu durumun özellikle yoğun bakım hastalarında ortaya çıkabildiğini, bazı enfeksiyonların ve nadiren başka hastalıkların da tabloya neden olabildiğini aktarıyor. KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR Safra kesesi iltihabının kadınlarda erkeklere kıyasla yaklaşık 2-3 kat daha fazla görüldüğü belirtiliyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve gebelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması bu farkın nedenleri arasında gösteriliyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da safra taşı ve buna bağlı komplikasyonların riskini artırabiliyor. Akut kolesistitin en önemli belirtilerinden biri, özellikle yağlı yemeklerin ardından başlayan ve karnın sağ üst bölümünde hissedilen şiddetli ağrı. Ağrı giderek şiddetlenebiliyor ve sağ omuz, sağ kürek kemiğinin altı veya sırta yayılabiliyor. Bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş de tabloya eşlik edebiliyor. Hastalık ilerlediğinde titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu görülebiliyor. Dr. Çalıkoğlu, saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısının basit bir gaz sancısı veya hazımsızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, özellikle ateş ve kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguluyor. TANIDA İLK TERCİH ULTRASON Akut kolesistit şüphesinde öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayenesi değerlendiriliyor. Kan testleriyle enfeksiyon bulguları araştırılırken, görüntülemede ise genellikle karın ultrasonografisi ilk tercih oluyor. Ultrason sayesinde safra taşları, safra kesesi duvarındaki kalınlaşma, çevresindeki sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren diğer bulgular büyük ölçüde tespit edilebiliyor. Gerekli durumlarda bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri tetkiklerden de yararlanılabiliyor. Tedavide ilk aşamada damar yoluyla sıvı desteği, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik uygulanıyor. Ancak bu tedavilerin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Çalıkoğlu, uygun hastalarda kalıcı tedavinin safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılması olduğunu belirtiyor. Çalıkoğlu, safra kesesinde taşların bulunmaya devam etmesi halinde tekrarlayan iltihap atakları riskinin sürdüğünü ifade ediyor. İLK 72 SAAT KRİTİK Akut safra kesesi iltihabında zamanında müdahalenin önemine dikkat çeken Dr. Çalıkoğlu, uluslararası cerrahi kılavuzların, ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu bulunmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyatın, cerrahi işlemin daha güvenli yapılmasına, hastanede kalış süresinin kısalmasına ve komplikasyon riskinin azalmasına katkı sağladığını belirten Çalıkoğlu, gecikmenin ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinmeye ve daha zorlu cerrahi süreçlere yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük bölümünün laparoskopik, yani kapalı yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Çalıkoğlu, bu yöntemde karın duvarına birkaç küçük kesi açıldığını ifade ediyor. Kapalı ameliyatın daha az ağrı, daha düşük enfeksiyon riski, günlük yaşama daha kısa sürede dönüş ve daha iyi kozmetik sonuç gibi avantajlar sunduğu belirtiliyor. Uzmanlar, özellikle saatlerce süren ve sağ üst karın bölgesinde hissedilen şiddetli ağrıya ateş, bulantı veya kusmanın eşlik etmesi halinde belirtilerin ihmal edilmemesi ve en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguluyor.

SUAY KARAMAN yazdı: "Mahruki ve Eker.." Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "Mahruki ve Eker.."

Everest Dağı'na tırmanmayı başaran ilk Türk olarak tarihine geçen ve arama kurtarma etkinlikleriyle tanınan AKUT'un kurucu üyeleri arasında bulunan Nasuh Mahruki, ne olduğu tam anlaşılamayan 15 Temmuz olayının 10. yılı nedeniyle sosyal medyadaki paylaşımı üzerine tutuklandı. Tutuklanmasına neden olan paylaşım şöyle: “15 Temmuz önceden fark edilmiş ancak rejim değişikliği için bir fırsat olarak görülerek bilerek engellenmemiş kontrollü bir şekilde kalkışılmasına müsaade edilmiş bir darbe girişimidir. Baş planlayıcısı ABD’dir, Fil’i feda etmiş, Vezir’i almıştır, Erdoğan’ı Şah yapmış Türk milletini Mat etmiştir.” Paylaşımında 15 Temmuz için ‘kontrollü darbe’ diyen Nasuh Mahruki, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlamasıyla tutuklandı. Bugüne kadar birçok kişi kontrollü darbe sözünü kullandı ama hiç kimse tutuklanmadı. 3 Nisan 2017 tarihinde Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul’da gazetecilerle bir araya gelmiş ve 15 Temmuz'da yaşananları kontrollü darbe girişimi olarak nitelendirmişti. Bu ifadenin “darbeden önce, darbeden haberdar olmak” anlamına geldiğini söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu hükümet için “darbeden önceden bilgileri var” şeklinde açıklama yapmıştı. 10 yıldır 15 Temmuz için darbe, kontrollü darbe, tiyatro, senaryo diyen birçok kişiye görüşünü söylerken tepki verilmedi ama şimdi Nasuh Mahruki’nin paylaşımı üzerine tutuklanması ne anlama gelmektedir? Ceza yargılamasında; kişinin özgürlüğünü geçici olarak kısıtlayan, istisnai ve hukuki bir önlem olan tutuklama, peşin ceza verme yöntemi değildir. Tutuklama kararının verilebilmesi için kaçma şüphesi, delilleri karartma, tanık veya mağdur üzerinde baskı kurma riski, tekrar suç işleme olasılığı, suçun işlendiğine dair somut delillere dayanan güçlü bir şüphe bulunması yer alır. Bunların hiçbiri Nasuh Mahruki için geçerli değildir ancak tutuklama kararı verilmiştir. Bu tutuklama işlemlerinin aynısı günümüzde bazı belediye başkanlarına da yapılmaktadır. Tıpkı Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, 28 Şubat ve benzer davalarda yapıldığı gibi. Nasuh Mahruki’nin paylaşımının halkı nasıl bir kin ve düşmanlığa tahrik ettiği ya da aşağıladığı hakkında olumlu bir kanıt yoktur ama tutuklanmıştır. Bu olay ülkemizde ifade özgürlüğü ve hukuk devleti adına yeni bir kırılma noktası olarak tarihe geçecektir. Verilen bu tutuklama kararı ile düşünceler cezalandırılmaktadır. Siyasi iktidarla aynı görüşte olmamak, farklı bir değerlendirmede bulunmak, aykırı bir düşünce açıklamak suç olarak nitelendirilemez. Ülkemizde hukuku egemen kılamazsak, çok daha fazla karanlıklarda boğulacağımız bilinmelidir. Bu nedenle paylaşımı siyasal bir yorum olan değerli dostumuz Nasuh Mahruki en kısa sürede serbest bırakılmalıdır. Hukuk herkese gereklidir. 4 Haziran 2026 tarihinde Samsun’un Terme ilçesinin 26 yaşındaki AKP’li belediye meclisi üyesi Rümeysa Eker'in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar görmezden gelinmektedir. Paylaşımında ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Kemalistleri hedef alan ağır ifadeler kullanan AKP’li üye açıkça halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlamasında bulunmuştur. “Bu ülkede pezevenkler Kemalist’tir ve solu destekler” gibi birbirinden aşağılık ve rezil yorumlar paylaşan bu AKP’li belediye meclisi üyesi hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ama sonuç yoktur. İstifa etmesi, paylaşımlarını ortadan kaldırmaz, bütün pislikleri ortadadır. Ancak bu konuda yargı suskundur. Nasuh Mahruki için kartal kesilenler, söz konusu AKP’li belediye meclisi üyesi için kıpırdamamaktadır. İşte bu olay yargının getirildiği durumu gözler önüne sermektedir. Adalet, iktidarın değil milletin adaleti olmadığı sürece daha buna benzer çok örnekler yaşanacaktır. Bu nedenle önceliğimiz bir bütün olarak bu siyasi anlayıştan kurtulmak olmalıdır. Bunun için ülkemizin tam bağımsızlığına sahip çıkacak tüm muhalefete büyük sorumluluk düşmektedir. 20 Temmuz 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

Nasuh Mahruki 15 Temmuz paylaşımı nedeniyle tutuklandı Haber

Nasuh Mahruki 15 Temmuz paylaşımı nedeniyle tutuklandı

Arama Kurtarma Derneği (AKUT) kurucularından Nasuh Mahruki hakkında, sosyal medya hesabından yaptığı 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin paylaşım nedeniyle tutuklandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturmada Mahruki, "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" ile suçlanıyordu. Mahruki, 15 Temmuz'da X hesabından yaptığı paylaşımda, darbe girişiminin "önceden fark edildiğini" ancak "rejim değişikliği" amacıyla "bilerek engellenmediğini" öne sürdü. Mahruki iddialarına herhangi bir kanıt sunmadı. AKUT'un eski başkanı bundan önce de sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklanmıştı. Mahruki sosyal medyada "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı" gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında 20 Kasım 2024'te tutuklanmıştı. Açılan davada 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmış, mahkeme cezanın uygulanmamasına karar vermişti. Nasuh Mahruki'ye 'yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçlamasıyla 11 ay hapis cezasıHaberin başlığını atlayın ve okumaya devam edin Nasuh Mahruki kimdir? Nasuh Mahruki, 1995 yılında Everest Dağı'na tırmanan ilk Türk dağcı oldu Türkiye Mahruki'yi, 1999 yılında Marmara ve Düzce depremlerindeki kurtarma çalışmalarıyla tanıdı. Mahruki o dönem, AKUT başkanıydı. 2016'da bu görevden istifa eden Mahruki aynı yıl, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı "tehdit ettiği" iddiasıyla açılan soruşturmada tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahruki, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 31 Mart 2024'te yapılan son yerel seçimlerde İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde bağımsız belediye başkan adayı olan Mahruki, yaklaşık yüzde 14 oyla yeniden belediye başkanı seçilen CHP'li Rıza Akpolat'ın ardından ikinci sırada yer almıştı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.