Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Adalet

bursaarena.com.tr - Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adalet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tutukluluğunun 1. yılında Muhittin Böcek'ten dikkat çeken mesaj... "Vefasız menfaatçileri unutmayacağız" Haber

Tutukluluğunun 1. yılında Muhittin Böcek'ten dikkat çeken mesaj... "Vefasız menfaatçileri unutmayacağız"

Tutukluluğunun birinci yılı dolayısıyla sosyal medya hesabından açıklama yapan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, "Herkesin Başkanı oldum" diyerek adalete olan inancını vurguladı. Böcek, "İhanetin bahanesi olmaz, bedeli olur" ifadelerini kullandı. ANTALYA (İGFA) - Tutukluluğunun birinci yılı dolayısıyla yazılı bir mesaj yayımlayan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, yaşam öyküsünden belediyecilik kariyerine, tutukluluk sürecinden adalet beklentisine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Mesajında Antalya'nın Uncalı Mahallesi'nde Yörük ve çiftçi bir ailenin çocuğu olarak büyüdüğünü anlatan Böcek, devlet okullarında eğitim gördüğünü, siyasi hayatına ANAP'ta başladığını ve 20 yıl Konyaaltı Belediye Başkanlığı yaptıktan sonra Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğini hatırlattı. Büyükşehir Belediye Başkanlığı sürecinde sel, yangın, deprem ve pandemi gibi zorlu dönemlerde görev yaptığını belirten Böcek, kamu yararını önceleyen projeleri hayata geçirdiklerini ifade etti. "VEFASIZ MENFAATÇİLERİ ASLA UNUTMAYACAĞIZ" Tutuklanmasının üzerinden bir yıl geçtiğini hatırlatan Böcek, süreçte yaşadıklarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "5 Temmuz'da tutuklandım, bugün de 5 Temmuz. 365 gün... Dost sandıklarımı, vefasız menfaatçileri, can dostlarımı bugünleri asla unutmayacağız. İhanetin bahanesi olmaz, bedeli olur." Görev yaptığı altı dönem boyunca hiçbir ayrım yapmadığını belirten Böcek, "Oy verenin de vermeyenin de 'Herkesin Başkanı' oldum" ifadelerini kullandı. Mesajının sonunda yargı sürecine ilişkin değerlendirmede bulunan Böcek, devlete ve adalete olan güvenini koruduğunu belirterek, "Ben her zamanki gibi devlete, adalete olan inancımla ve bağlılığımla, üslubum, nezaketim ve duruşumla adaletin tecelli edeceğine inanıyorum. Sevgi ve hasretle..." ifadelerine yer verdi.

Madımak’ta katledilenler İzmir’de türkülerle anıldı Haber

Madımak’ta katledilenler İzmir’de türkülerle anıldı

İzmir Gaziemir Belediyesi, Madımak Katliamı'nın 33. yılında düzenlediği "Üç Ozanın Dilinden; Türkülerle Var Olmak" konseriyle, katliamda yaşamını yitirenleri andı. Başkan Ünal Işık, "Madımak, bu ülkenin vicdanında hâlâ kanayan büyük bir yaradır" diyerek adaletin yerini bulması ve gerçek sorumluların cezalandırılması gerektiğini vurguladı. İZMİR (İGFA) - İzmir Gaziemir Belediyesi, 2 Temmuz 1993'te yaşanan Madımak Katliamı'nda yaşamını yitirenleri, düzenlediği "Üç Ozanın Dilinden; Türkülerle Var Olmak" konseriyle andı. Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen anma etkinliğinde, Sivas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nde yakılarak yaşamdan koparılan 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel emekçisi türkülerle anıldı. Gaziemir Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu'nun sahne aldığı konserde, Madımak Katliamı'nda yaşamını yitiren halk ozanları Muhlis Akarsu, Nesimi Çimen ve Hasret Gültekin'in unutulmaz türküleri seslendirildi. Sanat Yönetmeni Ali Hikmet Gökçen yönetimindeki koro, solo ve koro performanslarıyla salonu dolduran dinleyicilere duygu dolu anlar yaşattı. Anma programında konuşan Gaziemir Belediye Başkanı Ünal Işık, Madımak Katliamı'nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı olmadığını vurgulayarak, "Madımak, bu ülkenin vicdanında hâlâ kanayan büyük bir yaradır. O gün yakılmak istenen yalnızca bedenler değildi; bir kültürdü, bir inançtı, bir düşünceydi. Bir türkünün sesi, bir şiirin nefesi, bir halkın kardeşlik umuduydu" dedi. Türkülerin susturulamadığını belirten Başkan Ünal Işık, "O güzel insanların ışığını söndüremediler. Türkülerini susturamadılar. İsimlerini bu ülkenin hafızasından silemediler. Biz de insanlık yolundan dönmeyeceğiz. Barıştan, kardeşlikten, adaletten vazgeçmeyeceğiz. Karanlığa karşı aydınlığı, nefrete karşı sevgiyi, sessizliğe karşı vicdanı savunmaya devam edeceğiz" diye konuştu. Madımak'ta yaşamını yitirenleri saygı, özlem ve rahmetle anan Başkan Işık, "Madımak'ı unutmayacağız. Yitirdiğimiz canları unutmayacağız. Işıkları hiç sönmeyecek, türküleri hiç susmayacak. Suçluları ve onları koruyanları da unutmayacağız. Madımak Oteli gerçek anlamda bir Utanç Müzesi olana kadar, gerçek sorumlular ortaya çıkana kadar adalet talebimiz bitmeyecek. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız ve zulme karşı direneceğiz" ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Dervişoğlu: "Katil Bir Caniye Af Kapısı Aralayanların Karşısında Sarsılmaz Bir İrade Var" Haber

Dervişoğlu: "Katil Bir Caniye Af Kapısı Aralayanların Karşısında Sarsılmaz Bir İrade Var"

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Siyasi ikballeri için devletin temeline dinamit koyanların ve on binlerce canımızın katili olan bir caniye af kapısı aralayanların karşısında sarsılmaz bir irade yer almaktadır. Gazi Meclis’in kutlu çatısı altında ihanetin komisyonculuğunu yürütenler, kapalı kapılar ardında kirli tezgahlar kuranlar, özgürlük maskesi takmış sinsi bölücüler ve teröristle devleti eşitleyip masaya oturtan çürümüş zihniyetler bu asil duruşun hedefidir" ifadelerini kullandı. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, 10 Haziran’da partisinin TBMM’de düzenlediği grup toplantısında açıkladığı "Bayrak Mitingi"ni bugün Ankara’da Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirdi. Miting öncesinde ve Dervişoğlu’nun konuşması sırasında, "Ne mutlu Türk’üm diyene", "Bayrak inmez, vatan bölünmez" ve "Terörist Apo" sloganları atıldı. Mitinge CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver, Yeni Yol grubundan İdris Şahin, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner ile CHP il teşkilatı üyeleri de katıldı. Mitingde açıklamalarda bulunan Dervişoğlu, Cumhuriyet’in sarsılmaz ruhunun ve millî direnişin Tandoğan Meydanı'nda yeniden cisimleştiğini belirterek, 48 yıl önce başlayan yürüyüşün bugün 85 milyonun iradesiyle devam ettiğini ifade etti. Dervişoğlu, terörü ve teröristleri kollayanlara, "Terörsüz Türkiye" söylemiyle ülkeyi bölmek isteyenlere karşı durduklarını belirterek, vatanın ekmeğini yiyip ihanet edenlerin, siyasi çıkarları uğruna devletin temeline zarar verenlerin ve on binlerce canımızın katili olan bir caniye af kapısı aralayanların karşısında sarsılmaz bir irade bulunduğunu söyledi. Dervişoğlu, şöyle konuştu: "Türk milleti adına açılan bu bayrak, boğazına çökülmek, nefesi kesilmek istenen bir milletin namusu, onuru ve nurudur. Bu duruş, terörü ve teröristi kollayanlara, 'Terörsüz Türkiye' yalanıyla ülkeyi bölmek isteyenlere karşı net bir tavırdır. Vatanın ekmeğini yiyip ona ihanet edenlerin, siyasi ikballeri için devletin temeline dinamit koyanların ve on binlerce canımızın katili olan bir caniye af kapısı aralayanların karşısında sarsılmaz bir irade yer almaktadır. Gazi Meclis’in kutlu çatısı altında ihanetin komisyonculuğunu yürütenler, kapalı kapılar ardında kirli tezgahlar kuranlar, özgürlük maskesi takmış sinsi bölücüler ve teröristle devleti eşitleyip masaya oturtan çürümüş zihniyetler bu asil duruşun hedefidir." "TÜRK MİLLETİNİN SAHİPSİZ OLMADIĞINI İLAN EDİYORUZ" Milli iradenin ve kutsal birliğin neferleri olarak Türk milletinin sahipsiz olmadığını ve kula kulluk edilmeyeceğini tüm dünyaya ilan ettiklerini söyleyen Dervişoğlu, korku duvarlarını yıkmak, prangaları parçalamak ve adalet, hürriyet, eşitlik ile kardeşlik temelinde "kimsesizlerin kimsesi olan o yüce çınarı yeniden yeşertmek" için tüm vatandaşları bu yürüyüşe davet etti. Dervişoğlu, hainlerin bölücülük heveslerini boşa çıkarmak, üniter devleti ayakta tutmak, milletin birliğini ve bayrağın şerefini korumak, hakkını aradığı için susturulan ve baş eğmediği için sindirilmek istenen insanların onurunu geri vermek amacıyla "hep birlikte, inançla ileriye doğru yürüdüklerini" söyledi. Dervişoğlu, konuşmasının sonunda mitinge katılan bir vatandaşın taşıdığı ve Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun resminin yer aldığı portreyi kaldırdı. Dervişoğlu, ardından kürsüden inerek mitinge katılan vatandaşlarla tokalaştı. KanalB

İstanbul'da aşura matem merasimi programı: “Muharrem ayı Kerbela’da zalimin zulmüne boyun eğmeyenlerin matemidir” Haber

İstanbul'da aşura matem merasimi programı: “Muharrem ayı Kerbela’da zalimin zulmüne boyun eğmeyenlerin matemidir”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanvekili Nuri Aslan, Türkiye Caferileri Evrensel Aşura Matem Merasimi’nde yaptığı konuşmada birlik, kardeşlik ve adalet vurgusu yaptı. Aslan, Caferi toplumunun taleplerine destek vermeye devam edeceklerini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkan Vekili Nuri Aslan, Yahya Kemal Beyatlı Gösteri Merkezi’nde düzenlenen Türkiye Caferileri Evrensel Aşura Matem Merasim Törenine katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törende Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi. Programda; CAFERİDER Başkanı Hasan Babur, Mesut Yıldırım, Esma Ersin, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Hüseyin Simai Sarraf, Davut Gül, Selahattin Özgündüz ve Cevdet Yılmaz konuşma yaptı. Törende konuşan İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Muharrem ayı ve Aşura’nın anlamına dikkat çekerek, Kerbela’nın adalet ve direniş sembolü olduğunu ifade etti. Başkan Vekili Aslan, “Muharrem ayı Kerbela’da zalimin zulmüne boyun eğmeyenlerin matemidir” diyerek, Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt’in mücadelesinin adalet, sabır ve hakikat anlayışıyla anılması gerektiğini söyledi. Toplumun farklı kesimlerinin geçmişte yaşadığı acıların tanınması ve ayrımcılıkların ortadan kaldırılması gerektiğini belirten Aslan, birlik ve kardeşliğin güçlendirilmesinin önemine vurgu yaptı. “AŞURA MERASİMİNİ ÇOK KIYMETLİ BULUYORUZ” Aşura Matem Merasimi’nin geçmişin acılarıyla yüzleşmek ve günümüzde adalet mücadelesini hatırlamak açısından önemli olduğunu dile getiren Aslan, Caferi toplumunun barışçıl duruşunun toplumun tamamı için değer taşıdığını söyledi. Başkan Vekili Aslan, “Tarih boyunca karşılaştığı her türlü haksızlığa ve zorluğa rağmen, adalet ve barış çizgisinden milim sapmayan Caferi toplumunun bu vakur ve barışçıl duruşu hepimiz için çok önemlidir” ifadelerini kullandı. Protokol konuşmalarının ardından Zeynebiye Gençlik Tiyatrosu tarafından sahnelenen Kerbela’nın anlatıldığı kısa tiyatro gösterisi sahnelendi. Tören sahne programlarıyla son buldu.

Gezi Parkı eylemlerinin 13. yılı gösterilerine Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi kapatıldı, Haber

Gezi Parkı eylemlerinin 13. yılı gösterilerine Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi kapatıldı,

Gezi Direnişi'nin 13. yılında Taksim Mis Sokak'ta akşam saatlerinde bir basın açıklaması yapıldı. Polis, Taksim, İstiklal Caddesi ve çevresini sabah saatlerinden itibaren abluka altına alırken, bu abluka altında yapılan açıklamaya siyasi parti, sendika, meslek odaları, sivil toplum örgütleri temsilcileri ve yurttaşlar katıldı. Anma eyleminde yapılan açıklamada, "Gezi, sadece bir park değil Adalet talebidir. Hukuksuz, delilsiz, gerekçesiz onyıllara varan hapis cezalarını veren siyasallaşmış yargının teşhiridir. Gezi, taşı, toprağı, denizi, deresi, kamu arazisi ile yer altı ve yer üstü bütün kaynaklarının yağmalanmasına karşı erkenden kurulmuş bir barikattır. Gezi, seçimlere, seçilmişlere, oy hakkına, demokrasiye ve laikliğe halkın sahip çıkmasının diğer adıdır" denildi. 2013 Mayıs'ı sonunda Taksim Gezi Parkı'nda başlayıp Türkiye geneline yayılan Gezi Eylemleri'nin yıl dönümü nedeniyle nedeniyle İstanbul Valiliği'nin talimatı doğrultusunda Taksim, İstiklal Caddesi ve çevresi polis tarafından abluka altına alındı. Sabah saatlerinde başlayıp gün boyu sıkılaşan abluka nedeniyle Türk vatandaşları arama noktalarından kimlik kontrolü yapılarak içeri alındı. Türkiye'nin en kalabalık caddelerinden olan İstiklal Caddesi, sınırlı sayıda turist dışında oldukça sakin ve tenha idi. Gezi'nin 13. yılında Taksim Dayanışması'nın çağrısı üzerine akşam saatlerinde Taksim Mis Sokak'ta bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Polisin yoğun kuşatması altında yapılan açıklamaya siyasi parti, sendika, meslek odaları, sivil toplum örgütleri temsilcileri ve yurttaşlar katıldı. Gezi eylemleri sırasında polisin gaz fişeği ile yaşamını yitiren Berkin Elvan'ın annesi Gülsüm Elvan'ın da katıldığı eylemde, Esenyurt'ta sokak ortasında öldürülen gazeteci Hakan Tosun da anıldı. TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Aydan Adanır Usta tarafından okunan ortak basın açıklamasında "Bugün bir parka sahip çıkarken demokrasinin, barış çığlığının, adaletin ve ranta karşı sosyal devlet talepli kamusal anlayışın; çadırlarda, forumlarda, meydanlarda, mitinglerde ve yeryüzü sofralarında, yaratıcı zekayla, gençlerin coşkusu ve kadınların kararlılığıyla buluştuğu Gezi’nin yıldönümü. Bugün bir Parkın park olarak kalmasını isteyenlerin talep ve beklentilerine kulak tıkayanlara karşı 80 ilde milyonlarca yurttaşın sokaklara taştığı ve demokratik tepkisinin gür sesle yankılandığı gün" denildi. Gezi eylemlerinde yaşamlarını yitiren Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Medeni Yıldırım, Hasan Ferit Gedik, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan ve Berkin Elvan'ın anıldığı açıklama şöyle devam etti: Cezaevindeki Gezi tutukluları için dayanışma mesajı "Bugün 31 Mayıs 2026… En demokratik, en katılımcı ve en barışçıl gösterilerin bile ağır hapis cezaları ile karşılık bulacağını göstererek halkın demokratik tepkilerinde korkuyu ve kaygıyı yaygınlaştırmayı amaçlayan; silahsız, ordusuz birbirini tanımayan kişilerin darbe yapabileceği tezine dayandırılan hukuksuz, delilsiz, mantıksız yargılamalarla, onlarca yıllık hapis cezalarına çarptırılan ve halen cezaevinde tutulan dostlarımız, arkadaşlarımız ve kardeşlerimizle; iş insanı Osman Kavala, Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman, Mimarlar Odasının yetkili avukatı Şerafettin Can Atalay, vakıf çalışanları Çiğdem Mater ve Mine Özerden ile dayanışma göstermenin, suçsuzluklarını haykırmanın günü… Bugün, kimseden emir almayan, kimseye emir vermeyenlerin, dayanışma ile revirler, kütüphaneler açanların, gerektiğinde barikat kuranların, öğrencisi, ev kadını, taraftar grubu, sendikalı işçisi, gündüz işe gece direnişe gelen sendikasız beyaz yakalısı, işsizi, emeklisi, Türkü, Kürdü, Ermensisi, Alevi ve Sünnüsi ile bütün bir halkın ayağa kalktığı gün… Bugün 31 Mayıs 2026… Bugün ülkemizi karnesi zayıf olsa da demokratik ülkeler sınıfından çıkarmakla kalmayıp, yüzyıllık Cumhuriyetin kazanımlarından, evrensel hukuk normlarından ve yurttaşların temel haklarından uzaklaştıracak, otoriter ve militer bir rejim inşasına doğru sürükleyen içinde bulunduğumuz sürecin ilk haber vericisi olan Gezi'yi hatırlama ve anlama günü Bugün 31 Mayıs 2026… Partili Başkanlık rejiminin doğal sonucu olan “Partili Hakim ve Savcıların“ iktidar çıkarlarını gözeten kararları ile Ana Muhalefet Partisine Kayyum atanabilmesinin, seçilmiş belediye başkanlarının kolaylıkla ve inandırıcılığı olmayan verilerle tutuklanarak görevden uzaklaştırılmasının, tweet atan gazetecinin, itiraz eden akademisyenin bir anda kendisini hapishanede bulmasının ilk adımlarının Gezi davalarında atılmış olduğunu hatırlamanın ve hatırlatmanın günü, Bugün 31 Mayıs 2026… Ülkenin bütününün maden sahası ilan edilerek heryerin kolaylıkla maden şirketlerine peşkeş çekilebilmesine, şehirlerin ortasındaki hastane arazilerinin bile özelleştirme kapsamına alınmasına, doğanın talanının bambaşka bir seviyeye çıkarılmasına ilk itirazın Gezi’de gösterildiğini akılda tutmanın 13. Yıl dönümü… Bugün 31 Mayıs 2026… Bugün milyonlarca gencin işsizlik ve geleceksizlik girdibında kumar ve uyuşturucu batağında, mafyatik ilişkilere özendirildiği; kadın cinayetlerinin hız kesmediği, lgbti+ bireylerin düşmanlaştırıldığı, üniversitelerin bir gecede kapatılıp, liyakatsizlikle ünlenmiş kişilerin en yetkili yerlere atanabildiği bir yönetim anlayışının ülkeyi getireceği yerin yıllar öncesinde Gezi Parkından teşhirinin yapıldığı gün…" "Gezi sadece park değil adalet talebidir" Ortak açıklama şu ifadelerle sona erdi: "Bugün 31 Mayıs 2026… Gezi’yi hatırlamanın ve savunduğu değerleri düşünmenin zamanıdır! Çünkü; Gezi, sadece bir park değil Adalet talebidir. Hukuksuz, delilsiz, gerekçesiz onyıllara varan hapis cezalarını veren siyasallaşmış yargının teşhiridir Gezi, taşı, toprağı, denizi, deresi, kamu arazisi ile yer altı ve yer üstü bütün kaynaklarının yağmalanmasına karşı erkenden kurulmuş bir barikattır.. Gezi, seçimlere, seçilmişlere, oy hakkına, demokrasiye ve laikliğe halkın sahip çıkmasının diğer adıdır. Gezi, anti demokratik uygulamaların, halka yönelen şiddetin, biber gazının pervasızca kullanılmasının normalleştirilmesine karşı çıkışın adresidir. Gezi, korku duvarlarının aşılması, cesaretin bulaşıcı hale gelmesidir. Gezi, siyasetin demokratik tepkisinin gençlerin enerjisi, kadınların kararlılığından güç aldığı ve sözün, sazın, halayın, horunun, sanatın ve sporun temsilcilerinin buluştuğu direnmenin ortak tarihinin adıdır. Ve Bugün 31 Mayıs 2026… Gezi Direnişi yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor!" ANKA

CAN PULAK: Mutlak Akıllan Türkiye'm.. Haber

CAN PULAK: Mutlak Akıllan Türkiye'm..

Mutlak Butlanı konuşan Türkiye’nin mutlak akıllanması gerekiyor. Çünkü öyle garip, çapraşık, huzursuzluk yaratan şeyler oluyor ki ülkemizde, bunlardan ancak aklımızı kullanarak kurtulabiliriz. Siyasi çekişmeler, siyasi çıkar hesapları, siyasetçilerin kavgaları ve bunlardan kaynaklanan yönetim ve geçim sancıları milleti yordu, bıktı usandırdı. Millet huzur istiyor, hak-hukuk-adalet istiyor, insanca geçinmek ve gırtlağını sıkan borçlu yaşamdan kurtulmak istiyor. Çok şey mi istiyor yani.. Ülkeyi yönetenler bunun farkında değiller mi? Her gün bir olay, her gün bir siyasi manevra, her gün gözaltılar, her gün insanı çileden çıkaran yönetim kararları… Ne Anayasa tanınıyor, ne kanunlar uygulanıyor, oy çokluğuna güvenen iktidar aklına eseni rahatça yapıyor. Dindar ve kindar bir nesil yaratma söylemiyle yola çıkanlar, çeyrek asıra yaklaşan yönetimlerinde bunu başardılar işte. Sadece kendi taraftarlarını değil, karşılarındakileri de (yani milletin tamamını da) kindar hale getirdiler. Şimdi iktidarıyla muhalefetiyle, köylüsüyle kentlisiyle, çiftçisiyle işçisiyle, genciyle yaşlısıyla, beyaz yakalısıyla kindar bir toplum haline geldik. Birbirini sevmeyen, kardeşçe kucaklaşmayı unutan, kendisi gibi düşünmeyenleri aşağılayan, iteleyen ve düşman gözüyle bakan bir toplum… Böyle bir toplumun güçlü millet, hatta güçlü devlet imajına, görüntüsüne ve uluslararası değerlendirmesine zarar vermediği düşünülebilir mi? Dünün güçlü Türkiye’sini ne hale getirdik? Evet, dünün Türkiye’sinde de ciddi ve ağır sorunlarımız, kavgacı siyasetçilerimiz, iç ve dış tehlikelerimiz vardı ama böylesini hiç yaşamamış, böylesine sürekli kriz ikliminde hiç boğulmamıştık. Dünün Türkiye’sinde bu kadar büyük dış borcumuz yoktu, merkez bankamızda ihtiyat akçemiz vardı.. Enflasyon ekonomimizi şimdi yaşadığımız ölçüde zorlamıyor, milleti geçim sıkıntısına, fakirlik ve yoksulluğa itmiyordu. Ürettiği yiyeceklerle kendine yeten 7 ülkeden biri değil miydik? Şimdi neredeyse tüm yiyeceğimizi dışardan ithal eder hale geldik. Modern ve yüksek binalarla, alt ve üst geçitlerle, tünellerle, birbirine yakın havaalanlarıyla, uçak filoları ve gösterişli makam arabası zincirleriyle, şık döşenmiş devlet daireleriyle güçlü ve itibarlı devlet olunmuyor. Güçlü ve itibarlı devlet olabilmek için, siyasi ve dini etkilerden arınmış, sadece devlete ve millete odaklanmış sağlıklı ve istikrarlı bir yönetime sahip olmak lazım. Anayasaya saygılı, yasaları herkese eşit şekilde uygulayan, hak-hukuk ve adaletten taviz vermeyen, devletin malını ve gelirini, tek kuruşunu bile heder etmeyen ve etmeyecek bir yönetim… Bugünün tüm yaşlı siyasi kadroları içinde bunu becerebilecek kimseyi görebiliyor musunuz? İçindeki kendi kurduyla boğuşmaktan, milletin sorunlarına çözüm getiremeyen bir muhalefete sahip olduğumuzu da unutmayalım. Enflasyonu nasıl dizginleyecek? Milli eğitimde, tarımda, milli savunmada, sağlıkta, gençlik sorunlarında, ülkemize yerleşmiş milyonlarca yabancı konusunda ne yapacak? Anayasa’yı değiştirecek mi, terörsüz Türkiye projesini sürdürecek mi? Bunları bilemiyoruz işte. Varsa yoksa iktidarın manevralarına karşı cevap ve mücadele.. Gerisini yapacak ve milletin merak ettiği sorulara cevap verecek zamanları yok ki.. Miting yorgunu haline geldiler. Özgür Özel gecesini gündüzüne katıyor, müthiş bir enerjiyle her şeye koşmaya çalışıyor ama nafile.. İktidarla mı mücadele etsin, içindeki zararlı kurtlarla mı? Şu Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığına bakın. Akrep yapmaz onun yaptığını. Şimdi iki genel başkana sahip CHP, aylar sürecek kurultay gayretleriyle zaman kaybedecek. Bu arada Ekrem İmamoğlu’nun da hapiste unutulduğunu ve el altından yeni bir Cumhurbaşkanı adayı kulislerinin de çaktırmadan başladığını göz ardı etmemeliyiz. Böyle bir ortamda muhalefet erken seçimde ısrar ediyor, “sandıkları getirin” diye meydan okuyor. Okuyor ama boş bir gayretten öteye gitmiyor söylemler ve çabalar. İktidar hiç kaybedeceğini bildiği bir seçime gider mi? Bu yüzden ne zaman gideceğini muhalefet değil, süratle gelişen şartlar belli edecek. Türkiye’nin giderek meçhule saplanan geleceği siyasi çekişmelerle, menfaat kavgalarıyla, rakibin altına siyasi mayınlar döşemekle düzelemez ve düzeltilemez. Kindar bulutları dağıtmadıkça, milleti kucaklaştırmadıkça, siyasi çıkarlar değil milli menfaatler öne alınmadıkça, sıkıntıları ve huzursuzlukları değil dağıtmak, aksine çoğaltırız. Mutlak butlanla uğraşacağımıza, mutlak ve ortak akılla yürümeli, geleceğimizi ortak duygularla, sevinç ve milli coşkularla planlamalıyız. Bayramlarımız bunun için çok müsait ortamlar yaratır. Bütün iş bu müsait ortamı değerlendirmesi gereken siyasetçilerdedir. Bari bunu deneseler diyeceğim ama olmayacak duaya da amin demekten sıkıldık artık. İnşallah bu kere böyle olmaz. Mutlak akıllan Türkiye’m diyerek, Kurban bayramınızı en içten duygularla kutluyor, hepinize sağlıklı ve mutlu bir gelecek diliyorum. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

HÜSEYİN KOÇ: İslam’ın Şartı Sahiden Beş mi?.. Haber

HÜSEYİN KOÇ: İslam’ın Şartı Sahiden Beş mi?..

​Geleneksel kabulde yer alan "İslam’ın beş şartı" ifadesi, ne Allah’ın doğrudan bir hükmü ne de Hz. Muhammed’in (as) mutlak bir emridir. Bu tasnif, İslam’ın ilk yüzyıllarında fıkıh üretenlerin; okuma yazma oranının düşüklüğü ve sosyal imkânsızlıklar içinde insanlara dini en basit ve akılda kalıcı haliyle öğretmek amacıyla yaptıkları iyi niyetli bir yorumdur. ​Fıkıh üreticilerinin bu beşli tasnifi, İslam’ın erken dönemlerindeki sosyokültürel imkânsızlıklar ve düşük okuryazarlık seviyesi içerisinde geliştirilmiş bir "eğitim kolaylaştırması" olarak okunmalıdır. Bu tasnif: ​Vahyin bir emri değil, fukahanın içtihadıdır. ​Dinin omurgasını değil, asgari bir hatırlatıcıyı temsil eder. ​O günün şartlarında toplumsal düzeni en basit düzeyde koruma amacı güden iyi niyetli bir yorumdur. ​Ancak bu pedagojik kolaylaştırma, zamanla dinin asıl gayesinin unutulmasına yol açmıştır. ​​İslam’ın şartını beş ritüele indirgemek, Kur’an’daki diğer hayati hükümleri "ikincil" hale getirme riskini taşır. Oysa bir Müslüman için bu beş şarttan daha önemli iki ayak vardır. Tevhidi inanç ve adalet. Diğer bütünlerin içinde ​Yalan söylememek, dürüst olmak asıl şart değil midir? ​Merhamet etmek, suçsuz bir canı (insan veya hayvan) korumak İslam’ın olmazsa olmazı değil midir? ​Kul hakkı yememek, zina etmemek, ahlaklı bir kişilik sergilemek dinin temel direği sayılmaz mı? ​Kur’an’ın Bütünlüğü ​Gerçekte İslam’ın şartı, Kur’an-ı Kerim’de yer alan hükümlerin tamamıdır. Namaz ve oruç gibi ibadetler elbette önemlidir; ancak bunlar insanı adaletli, merhametli ve ahlaklı bir bireye dönüştürmek için vardır. Bir binanın sadece kolonlardan ibaret olmaması gibi, din de sadece belirli ritüellerden ibaret değildir. ​İslam olmak, sadece belirli ritüelleri icra etmek değil, Kur’an’ın ortaya koyduğu tüm insani, ahlaki ve hukuki sorumlulukları bir bütün olarak üstlenmektir. Beşli sınırlama, dini bir "pratikler dizisi" ne dönüştürerek onun toplumsal adalet ve yüksek ahlak iddialarını gölgede bırakmıştır. ​Bu yaklaşım, fıkıh geleneğinin tarihsel bir yorumunu mutlaklaştırmak yerine, vahiyle ve hayatın gerçekleriyle yeniden yüzleşmeyi teklif etmektedir. Bugün gelinen noktada yapılması gereken; dini sadece beş maddelik bir listeye hapsetmek yerine, Kur’an’ın sunduğu o geniş ahlak ve hukuk dairesine, yani insanca ve hakça yaşama hükümlerine geri dönmektir. İslam, bir bütün olarak yaşandığında ve ahlakla taçlandığında gerçek manasına kavuşur. Tüm dost ve arkadaşlara selam olsun. ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.