
“Emperyalizm” deyince çoğu kişinin aklına devasa ordularla başka ülke hatta kıtaların üzerine çöken güçler gelir. Oysa modern çağın emperyalizmi, top-tüfek sesinden çok, (teşbihte hata olmaz) emperyalistlerin kart okuyucusu haline gelmiş yerli işbirlikçilerin sesleriyle duyulur.
İşgaller artık finansla, kültürle, teknolojiyle ve muhtelif çap ve ebatlardaki maşalarla oluyor. Yani amaç hâlâ aynı… Sadece yöntemler artık “daha az zahmetli yollar ve daha çok kullanılabilir işbirlikçiler” çerçevesinde emperyal güçler için.
Kötü bir özelliği övmek için değil ama bir durumu tespit için şunu ifade etmeden geçmeyelim. Emperyalizmin esas mahareti(!), kendinde en çok karşıymış gibi görünenleri yine kendine hizmet eder hale getirmesidir.
Peki, antiemperyalizm nedir?
En anlaşılır hâliyle uzak yakın ülkelerin her türlü kaynaklarına türlü yöntemlerle ve “bana lazım” diyerek çöreklenen bütün güçlere karşı durma hâlidir. İktidarın hizmet makamı olduğunu unutan siyasilere, halkı ve çalışanlarını sömüren, semirgen patronlara, güç sarhoşu olmuş tarikat ve cemaatlere, din ve etnisite tabanlı feodal güçlere de öyle… Çünkü bütün bu güçler de er ya da geç emperyalizmin ağababalarıyla eklemlenme potansiyelindedirler.
Ama “karşı durmak” sadece sloganlarla peynir gemisi yürütmeye çalışmak değil, kendini, vatan toprağını, toplumunu, milletini, bağımsızlığını ve vicdanını koruma ısrarıdır.
Antiemperyalizm aslında bir karakter, bir duruş meselesidir.
Biraz açayım…
1. Antiemperyalizm, önce zihinde başlar.
Başkasının yazdığı hikâyeyi kendi hayatının kılavuzu bellememek ve “Benim yerime benim için düşünen birileri var zaten” kolaycılığına kapılmamak ilk adımdır. Bu da bağımsızlık fikrinin içselleşmesi ve aklın, düşüncenin bir parçası haline gelmesiyle mümkündür. Çünkü zihnen teslim olan, fiilen teslim olduğunu fark etmez bile.
2. Vatan ve millet sevgisini hamasetten kurtarmak ve akılla buluşturmaktır.
Gerçek bir antiemperyalist, vatan ve millet sevgisini hamasi sözlerle değil, bizzat yaşantısıyla gösterir. Eylemin ta kendisi ve yapıcı olmak, eleştirirken bile onarmaya çalışmak önemlidir. Bu onarmayı gerçekleştirirken emperyalistlerin, ülkenin ve milletin kendi varlığına tehdit özelliği taşıyan önerileri dikkate alınmamalıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bu anlamda kulaklara küpe niteliğindedir:
“Hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.”
3. Kültürü korumak ama kendi kabuğuna kapanmamaktır.
Bir kültürü yaşatmak, onu bir müzeye kapatmak değildir. Zaten hayatın içine işlemeyen, yani yaşayıp geliştirilecek durumda olmayan şey ölmeye mahkumdur. Kültürü özgürce ve etkileşimden korkmadan geliştirmenin yanı sıra, başkasının kültürünü olduğu gibi taklit etmemek denge noktasıdır.
Bu dengeyle, sana ait hikâyeni “yaşayarak yazmaktır” söz konusu olan…
Antiemperyalist olmak biraz da şunu bilmektir:
“Kendi hikâyeni yazmazsan, başkası yazar. O başkası da adını ya hiç yazmaz ya yanlış yazar. Sonuçta yazılan sen olmazsın.”
4. Ekonomik bağımsızlığın farkında olmaktır.
Dış borca boğulmuş bir toplumun özgürlük iddiası, uzun süredir boğazına kadar suya batmış birinin yüzme tekniklerini tartışmasına benzer: teorik olarak mümkündür ama pratikte nefes almak önceliklidir.
Ekonomik güç, kültürel ve siyasal bağımsızlığın omurga kemiğidir.
5. Teknoloji başta olmak üzere bugünün gerçeklerinin farkındalığıdır.
Bugünün emperyalizmi, artık farklı araçlar kullanıyor. Telefonun, sosyal medya akışın, ilgi alanların, neye değer verdiğin, neyi sevip sevmediğin… Hepsi görünmez bir baskı ve zorbalık aygıtına dönüşebilir. Antiemperyalizm bir zamanlar daha çok toprak savunmakla ölçülürdü, şimdiyse buna ek olarak verileri savunmakla bir adım sonrasında ise özellikle yaygınlaşan teknolojik imkân ve sistemleri emperyalistlere karşı kullanmakla ölçülür hale gelmiştir.
6. Vicdanı ve merhameti merkeze koyarken emperyalist tuzaklara düşmemektir.
Hedef kitlesini kendisinden daha iyi tanıyan, bilen emperyalizm, insanı dolayısıyla toplumları en çok en zayıf yerinden vurur. Emperyalizmin hedefindeki ülkeler için kırmızı çizgi, kendi ülkesi ve milletinin varlığı ve geleceği olmalıdır. Bu çizgiyi esas almak, antiemperyalist tavrın önemli göstergelerindendir.
7. “Ben ne yapabilirim ki?” dememektir.
Bazen en büyük teslimiyet, küçük bir cümlede gizlidir: “Ben ne yapabilirim ki?”
İşte umutsuzlukla inşa edilmiş o cümle, emperyalizmin en sevdiği şeydir. Oysa kişiler bilinçlendikçe, toplum güçlenir, toplum güçlendikçe ülke her bakımdan özgürleşir.
Küçük farkındalıklar, büyük zincirleri kırar. Sonucu sen görmesen de çocukların, torunların görür.
8. Emperyalistleri ve yerli işbirlikçilerini yenilmez güçler olarak görmemektir.
Bilen bilir, Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümü 1995 mezunuyum. Ben okurken “Amerika’da her türlü program hazırmış, boşuna bu bölümleri okutuyorlar.” propagandası yapanlar vardı. Yıllar içinde başta internet ile beraber Türkiye’de ve dünyada yazılım sektörü büyüdü. O kadar ki mesela Hindistan bu sektörün önemli ülkelerinden biri oldu.
Bu propagandayı yapanlar mı?
Onlar da mevcut iktidarla beraber yürüyerek “yollarını buldular.”
Bilmem anlatabildim mi?
Haftanın Notu:
“Bağımsızlık, benim karakterimdir.”






Konu derinliği ve anlatım tarzı.. Gönülden tebrik ederim.