Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Seni Duyuyorum Demek Yetmez

Yazının Giriş Tarihi: 06.11.2026 00:35
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.11.2026 00:36

Geçenlerde bir lokantada yan masadaki çifte istemeden kulak misafiri oldum. Kadın, yüzü ışıl ışıl, terfi aldığını söyledi. Adam çatalını bırakmadan sordu: "Eee, mesai saatlerin ne olacak şimdi?" Kötü bir soru değildi aslında, makul hatta düşünceli bir soruydu. Ama kadının yüzündeki ışığın söndüğünü görmek için psikolog olmaya gerek yoktu.

Sosyal psikolojide o anın bir adı var. Harry Reis ve çalışma arkadaşları buna "algılanan partner duyarlılığı" diyor: Kişinin, partnerinin kendisini gerçekten anladığına ve önemsediğine dair inancı. Literatür buna bir de onaylanmayı ekler, yani anlaşıldıktan sonra yargılanmamayı.

Kavramın en sevdiğim tarafı, adındaki o sessiz kelime: algılanan. Araştırmalar aynı şeyi tekrar tekrar gösteriyor. İlişkinin seyrini belirleyen şey, partnerin gerçekte ne kadar ilgili olduğundan çok sizin onu nasıl gördüğünüz. Daha tuhafı, insanların partnerlerini ne kadar duyarlı bulduğu kısmen kendi duyarlılıklarının bir yansıması. Ne veriyorsak karşıdan onu aldığımızı sanıyoruz.

Lokantadaki sahneye en doğrudan ışığı Shelly Gable'ın çalışmaları tutuyor. Gable, çiftlerin birbirlerinin iyi haberlerini nasıl karşıladığını inceledi ve beklenmedik bir şey buldu. Bir ilişkinin sağlığını, kötü günde verilen destek kadar, belki ondan da fazla, iyi haberin nasıl karşılandığı ele veriyordu. Sevince ortak olan, soru soran, haberi büyüten partnerler ilişkiyi besliyordu. Yan masadaki adam ise ilgisizdi demek haksızlık olur. İlgiliydi. Sadece ilgisini haberin gölgesine çevirmişti.

Bu konunun benim için ayrı bir tarafı var. Geçen yazımda Aristoteles'in mumundan, İbn Sina'nın nabız tutan hekimliğinden söz etmiştim. Duyarlılık araştırmaları o tartışmaya beklenmedik bir kapıdan bağlanıyor. ODTÜ'den Emre Selçuk'un da yer aldığı ekipler, ABD'de on yıllardır sürdürülen MIDUS verisini kullanarak partnerini duyarlı bulan insanların yıllar sonra daha sağlıklı kortizol örüntüleri gösterdiğini buldu. Yirmi yılı kapsayan bir başka analizde bu algı, daha düşük ölüm riskiyle ilişkili çıktı. Kederi soluduğumuz havayla aynı rafa koyan Kanun'u hatırlayınca gülümsemeden edemiyorum.

Ama bir itirazım var. Bu bulgular popüler psikolojiye geçtiğinde bir teknik listesine dönüşüyor: Göz teması kur, başını salla, karşındakinin cümlesini kendi kelimelerinle tekrar et. Otuz yıllık bir evlilikte "Anladığım kadarıyla terfi aldığın için mutlusun" diye karşılık veren bir eş düşünün. Bundan soğuk bir cümle zor kurulur. Duyarlılık bir iletişim tekniği değil, karşınızdakinin iç dünyasına duyulan gerçek bir merak. Merak taklit edilebilir, ama uzun vadede kimseyi pek kandırmaz.

Bir de şu var: Bu çalışmaların çoğu ilişkisel, örneklemlerin büyük kısmı da Batılı orta sınıf çiftlerden geliyor. Duyarlı bir partner mi sağlığı korur, yoksa zaten sakin ve sağlıklı insanlar mı partnerlerini daha duyarlı görür? Bu soru tam çözülmüş değil. Benim tahminim ikisinin birbirini beslediği yönünde, ama bu bir tahmin.

Yan masadaki adam büyük ihtimalle kötü bir eş değildi. Doğru soruyu yanlış akşam sordu, o kadar. Mesai saatleri ertesi gün de konuşulabilirdi. O akşam söylenmesi gereken tek cümle belki şuydu: "Anlat bakalım, nasıl oldu?"

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.