İçki içen birisini gördüğümüz zaman hemen dilimizin ucundakini söyleyiveririz.
“Eyyamcı” ya da “Hayyamcı”
Bu “Hayyamcı” elbette Ömer Hayyam’ın peşinden gittiği söylenenlere izafe edilmektedir.
…
Bir adam düşünün ki;
Filozof,
Kök sayılarına kök söktürmüş bir Matematikçi,
“Ya Rabb ! Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum” diyecek kadar ihlaslı Anadolu Fatihi Alparslan’ın, önünde ağabeyleri var iken Veliaht ilan edilmiş oğlu Selçuklu Sultanı Celâleddin Melikşâh tarafından İsfahan'da kurulan gözlemevinin başına getirilen bir Atronom,
Dünyanın önde gelen bilim adamlarından,
Ve bu adam sarhoş, öyle mi?
Yoksa;
Kendini dünya hayatına kaptırmış şeytanın meczuplarıyla dalga geçen bir dahi mi?
Eskiden bilmeceler olurdu.
“Han kapısından büyük
Fındık kabuğundan küçük” diye.
Aslında hepsinin cevapları kendi içindeydi.
Ömer Hayyam’ın da yazdığı şiirlerin cevapları hemen hemen kendi içinde gibi görünüyor.
…
İslâm fıtrat dinidir. İslâm inancında insanın günah işleyebileceği Yaradan tarafından bildirilmiş ve bundan korunma ve kurtulma yolları insana öğretilmiştir. “Tevbe” gibi bir kapı konmuştur. İşte bu yolları bilmeyenlerle, bu öğretiden mahrum olanlarla Hayyam dalga geçmektedir.
İnsanoğlu hem günah hem sevap işleme özelliğinde yaratılmış bir varlıktır.
Günah işlemek yönü ile insanı meleklerden ayıran bir özelliktir. Meleklerin nurdan yaratılmış varlıklar olduğunu bilmeyen yoktur. Onlar Allah’a karşı gelmeyen, asla günah işlemeyen varlıklardır. Günah işlemek insanlara has bir özelliktir. Nitekim Kur’an’a baktığımız zaman Zümer suresi 53. Ayette
“De ki: Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O, çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır.”
Peygamber Efendimiz de bir hadisi şerifinde :
“Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mâce, Zühd, 30) buyuruyor.
Bu özelliği çok iyi bilen Hayyam;
"Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lütfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam."
Bu beyitte isyan mı var yoksa ümit mi var?
Bir aykırılık mı yaşanıyor, yoksa tam anlamıyla bir tasdik etmek mi var?
Bu beyite denk gelecek şekilde Yunus daha mistik bir ifade ile karşılık veriyor;
“Cana cefa kıl ya vefa
Kahrın da hoş, lütfun da hoş,
Ya derd gönder ya deva,
Kahrında hoş, lütfun da hoş.”
…
Bir başka dörtlük. Her nefis ölümü tadacaktır ayetini bilmeyen bu dizeleri nasıl düşecekti?
“Niceleri geldi, neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler "
Nitekim El-cum’a suresi 8. Ayette:
“De ki, doğrusu kendisinden kaçmakta olduğunuz ölüm, sizi mutlaka yakalayacaktır. Sonra gizliyi de aşikârı da bilen (Allah’a) döndürüleceksiniz. O size neler yaptığınızı tek tek haber verecektir..”
Hayyam Tefekkür-i mevt edin diyor. Yani ölüm gelmeden önce ölümü hatırlayın diyor.
Yine bir başka dörtlüğünde bu ihtişamın sona ereceğine işaret ediyor. Gizli gizli bir imtihandan bahsediyor. Anlayana bir ikaz var;
"Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır, bu sel yatağına?
Bu rüzgârlı yerde mum mu yanar?"
Nitekim Enbiyâ Suresi’nin 35. âyetinde de:
“Her canlı ölümü tadar. Bir imtihan olarak sizi hayırla da şerle de deniyoruz. Ve siz ancak Biz’e döndürüleceksiniz” buyrulmaktadır.
Peygamber Efendimiz de bir hadisi şerifinde
“Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız” demiyor mu ?
Bunu çok iyi bilen Hayyam da patlatıyor dörtlüğünü.
“İnsan son nefesine hazır gerekmiş
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş
Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz;
Böyle dirilsek işimiz iş.."
Hayyam bu dörtlüğü ile ölüme ve öldükten sonra dirilmeye inandığını gösteriyor.
Mevlana Hazretleri ne demişti “Dirilmek için ölünüz”
Bu hangi ölümdü. Nefsin ölümü mü, bedenin ölümü mü?
Kalbin uyanması için nefsaniyetten vaz geçmek olduğu aşikardır.
Bunu gayet iyi bilen Hayyam bu dörtlüğün içine şarap ve sevgiliyi de katmıştır.
Hâlbuki Kur’an ne diyordu;
“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." (Bakara Suresi, 219)
Yine bir başka ayette Yaradan diyor ki ;
"Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?.." (Maide Suresi, 90-91)
…
Hayyam nasıl yaratıldığını elbette çok iyi bilen kişi. Adeta bütün sorulara cevap verir tarzda;
“Tanrı bizi çamurdan yarattığında
Biliyordu bu dünyada ne işimiz olacak
İşlediğim günahlar hep onun emriyledir
O halde cehennemde de beni niçin yakacak?”
…
Nitekim Yunus suresi 61. Ayet de buna işaret etmektedir.
“Ey Muhammed! Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı) dır..”
Ömer Hayyam dörtlüklerine devam ediyor;
"Beni özene bezene yaratan kim? Sen
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden
Demek günah işleten de sensin bana
O zaman nedir o cennet cehennem?.."
Bu dörtlüğe cevap verecek olan var mı? Özene bezene yaratılmak!
Tin suresi 4. ayette;
“Gerçekten de biz, insanı, en güzel bir surete sahip olarak yarattık.” Buyrulmuyor mu?
Yaratılan insanın nasıl yaratıldığı, hangi hal üzere olacağı da Neml Suresi, 75. Ayette belirtiliyor.
“Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın."
Ve Hayyam devam ediyor bizleri şaşırtmaya;
“Yaşamın sırlarını bileydin
Ölümün de de sırlarını çözerdin
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok
Yarın akılsız neyi bileceksin..”
“Andolsun ki, mallarınızla ve nefslerinizle imtihan edileceksiniz” (Ali İmran ayet 186 ) buyruğunu bilmeyen böyle konuşabilir mi?
…
Bu imtihanı çok iyi bilen Hayyam devam ediyor söylemlerine. Adeta seni de içki içmeye, günah işlemeye teşvik eder gibi ;
…
“Sen bu dünyanın sırrına eremezsin
Erenlerin dilini de sökemezsin
Öyleyse iç şarabı, cennet et dünyayı
Öteki cennete ya girer, ya giremezsin"
Sanki Hayyam sırtını Resulullah’a dayamış öyle konuşuyor. Bir hadisi şerifte;
“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Müslim, Tevbe, 9-11) buyuruluyor.
Ve Hayyam devam ediyor;
“Tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı
Niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?
Bir sarhoş Arap, devesini vurmuş Hamza'nın
Peygamber de yasak etmiş Arap’a şarabı”
İşte Hayyam’ın dayanağı : “Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.” (Vakıa Suresi, 18-19)
Ve Hayyam bütün söylemlerine ters düşen bir dörtlük sarf ediyor. Sanki gerisin geriye dönüyor. Tam da Muhammed suresi ayet 15’de “Kötülükten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır.” buyruğunu hatırlatıyor.
“Irmaklarından şaraplar akacak' diyorsun
Cennet-i alâ meyhane midir?
'Her mümin'e iki huri' diyorsun
Cennet-i alâ kerhane midir?"
Eğer birinci beyit için belirtilen:
“Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.” (Saffat Suresi, 45-47)
İkinci beyit için belirtilen:
“Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarab içirmiştir.” (İnsan Suresi, 21) buyruğunu bilmiyorsanız hataya düşeceğiniz aşikârdır.
Çünkü Hayyam gayet iyi bilmektedir ki ;
“İçlerine kurularak orada birçok yemişle, bambaşka bir içki isteyeceklerdir.” ( Sad Suresi ayet 51) hükmünü çok iyi bilmektedir.
Hayyam’ın istifade ettiği Mutaffıfın suresi ayet 25’de belirtilen “Onlara damgalı saf bir içki sunulur.” Şarabıdır.
Biz de diyoruz ki :
"Kul hakkını yiyip de yetim malına elleme
Allah’a ortak koşup aklını boşa yelleme
Kevserin aşkı ile yanıp tutuşurken gönül
Her kadehten, meyden dem vuranı sarhoş belleme..."
(Dermanî)