Yeni yıla içerde sakin ama dışarda çok hızlı girdik.
Bir anda dünyanın gözleri Venezuela’ya ve Amerika’nın çok öfkeli Tramp’etine çevrildi. O nasıl bir güç ki bir devletin başkanını hem de karısıyla birlikte yatağından kaçırıyor. Savaş gemisiyle New York’a getirtiyor. Yolda giysiler üç kez değişiyor, morartmalar fark edilmesin diye kafaya kamuflaj geçirtiyor, terlikleri de ayağından çıkarttırmıyor. Dağ gibi adamın zor yürüdüğünü seyrettik televizyonlarda. Uçağın içinde bağırıp çağırmış, taşkınlık yapmış olmalı ki, fena hırpalamışlar.
Maduro’nun başına gelecekler, aylar önceden belliydi. Trampetin sesine kulak vermemenin, tüm pazarlıklara kapıyı kapamanın bedelini ağır ödedi. Ama seçilmiş bir Başkanın götürülüş biçimi de hoş değildi. Nitekim tüm televizyonlarda seyredilen görüntüler, dünyadaki Amerika’ya kızgınlık, öfke ve tepkisini ikiye katladı, zirveye çıkardı. Şimdi neler olacağını, yaşayacağımız gelişmeleri ve sonuçlarını uzmanlar anlatıp duruyor. İşin bu bölümünü onlara bırakıp, biz trampet sesinin yankılandığı diğer ülkelere gelelim. Hedefte Meksika, Küba, Kolombiya, Kostarika ve İran var. Allah hepsini Amerika’nın yönetim çılgınlığından korusun.
Gerçi Amerika Maduro’ya benzer paketlemeyi 1989’da Panama Diktatörü Noriega’ya da yapmış, yargılayıp 17 yıl hapse mahkûm etmişti. Bakalım Maduro’ya kaç yıl verecekler?
Son bir asırda hayli diktatör geçmiş bu dünyadan. Bazıları çok gaddar ve acımasız, kimileri de iktidarını sürdürmek için çok katliam yapmış. Tarihin sayfalarını şöyle bir karıştırdığınızda ilk grubun içinde Mao’yu, Hitler’i, Stalin’i, Belçika Kralı Leopold’ü, Japon Başbakanı Togo’yu, Rus 2. Nicholas’ı, Kamboçyalı Pol Pot’u, Kuzey Koreli Kim’i, Saddam’ı görürsünüz.
İkinci gruptakiler ise Etopyalı Mariam, Nijeryalı Yakubu Gowon, Zimbabweli Mugabe, Sudan’lı Omar El Beşir, Myanmar’lı Than Shwe, Eritreli Afewerki, Suriyeli Esat ve diğerleri şeklinde sıralanıyor. İran da var bu listede ama onu da sayarsak akla tanıdık bazıları daha gelebilir. Kim mi, Yemen ayrılıkçı liderleri örneğin..
Bazıları soruyor, “Bizi de etkiler mi bu son gelişmeler?..” Akıllıca gidersek, şimdiye kadar dış politikada yaptığımız bazı yanlışlardan dönersek, siyasi çekişme ve kavgalara ara verip gerçek bir milli birlik ve beraberlik şuurunda buluşursak, hiç merak etmeyin kılımıza bile dokunamazlar. Bilirsiniz biz yumurta kapıya dayanana kadar bekleriz. Ama ondan sonra şu çılgın Türkler’i tutabilene aşk olsun. Hele biri tek çakıl taşımıza el uzatmaya kalksın, kemik gibi birbirimize yapışır, aslanlar gibi savunuruz ülkemizi. Bakmayın siz dünyadaki teknolojik gelişmelere, kulak asmayın silahsız harp masallarına, biz Türk’ler doğuştan savaşçı bir milletiz. Kimseyi bulamazsak birbirimizle savaş provaları bile yaparız. Elde avuçta yoktu, üstte başta yoktu, yiyecek içecek yoktu, silah cephane yoktu ama o halimizle Avrupa’nın en güçlü ülkelerine Anadolu’yu dar etmedik mi? Güçlü donanmalarını batırıp, düşmanı denize dökmedik mi?
Mecbur kalırsak yine yaparız. Ama büyük önderimiz Atatürk’ümüz “Yurtta sulh cihanda sulh” demişti sonuçta.
Gerek yurdumuzdaki ve gerekse dünyadaki gelişmeler, sulh bulvarının iyice dışına çıkmış görünüyor. Ancak yumurta kapıya tam dayanmış değil henüz. Yaklaşmış olabilir, gelişmeleri millet olarak dikkatle izliyoruz bu yüzden. Artık yanlış yapacak, millet olarak çevremizdeki düşmanlıkları hoş görecek lüksümüz kalmadı. Ne İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs planlarına, ne Amerika’nın Suriye’deki Kürtlere yaptığı büyük yardım ve desteklere ne de etrafımızda yoğunlaşan ABD-İsrail soslu Türk düşmanlığına kayıtsız kalamayız ve kalmayacağız da…
Diyelim yönetim olarak kayıtsız davranır görünmek zorunda kaldık. Bazı mecburiyetler bizi geçici suskunluğa itmiş olabilir ama sonuçta şu çılgın Türkler’in hala neler yapabileceğini tüm dünyaya yine gösterme güç ve imkânımız var. Bu güç ve imkânı İsrail’in kodları, Amerikalıların dolar ve füzeleri, Avrupalıların restleri ve fiyakaları yok edemez. Bu böyle biline.. Kimin geleceği varsa, misliyle göreceği de vardır. Türk’ün şakasının olmadığını, onları silahla yenmenin mümkün olmadığını zamanında Churchill bile söyledi. Ülkenin başı belaya girerse, herkes şunu çok iyi bilmelidir ki, 85 milyon Türk kenetlenir birbirine. Ne Kürt’ü, ne Laz’ı, ne Arnavut’u, ne Boşnak’ı ne de diğerleri kalır ortada. Hepsi Türk bayrağının altında toplaşır ve vatanlarını fedakârca ve gözlerini kırpmadan korurlar.
Ne mutlu Türk’üm diyene…