Prof. Dr. HİLMİ ÖZDEN yazdı: "Kıbrıs Türklerinin Uğradığı Katliamlar"

Haber Giriş Tarihi: 30.06.2026 06:14
Haber Güncellenme Tarihi: 30.06.2026 06:14

Kıbrıs adası, Osmanlıların 1571 yılında fethinden önce Mısırlılar, Hititler, bazı kolonilere sahip olmak üzere Yunanlılar, Fenikeliler, Persler, Büyük İskender, Romalılar, Bizanslılar, İngilizler, Şövalyeler, Lüzinyanlar (Frank Hanedanlığı-1192-1489), Cenevizliler, Memluklar ve Venedikliler tarafından idare edilir. Osmanlılar 1571 yılında adayı ele geçirdikten sonra, adanın savunmasını kolaylaştırmak, kalkınmasını sağlamak amacıyla 5720 haneden oluşan Türk halkını Anadolu’dan Kıbrıs’a göç ettirirler. Bu dönemde özellikle Karaman, Yozgat, Alanya, Antalya, Teke ve Manavgat’tan çok sayıda çiftçi ve sanatkâr Kıbrıs’a yerleştirilir. 17. Yüzyılın sonlarında adaya yerleşenlerin sayısı 30.000 dolaylarına erişir (Aylanç, 2011: 30). Ancak birtakım bilimsel çalışmalarda Kıbrıs’ta Osmanlı öncesi Türk varlığı olduğu da ortaya konmuştur. Kayıtlar, Osmanlı öncesinde adada pek çok farklı sınıfa mensup Türk’ün çok uzun süre adada bulunduğunu göstermektedir. Bu Türk gruplarını sivil Türkler ve asker Türkler şeklinde iki ana grup altında tasnif etmek mümkün görünmektedir. Sivil Türkler; Haçlı Krallıkları döneminde adada yaşayan sıradan Türkler, Lüzinyan dönemin başından itibaren adada bulunan Türk ticaret kolonisi, Türk esirler ve köleler şeklindedir. Asker Türkler ise Karamanlı askerler, Türkopoller (Türközler), Tatarlar, Bulgarlar, Macarlar, Suriyeliler, Memluklular ve Türkmenler olarak sınıflandırılabilir (Peler, 2020: 133).

Osmanlı devleti, 1878 tarihinde Ruslarla yaşadığı savaşta ağır darbeler alması nedeniyle, İngilizlerle bir ittifak antlaşması imzalamıştır. Bu doğrultuda da İngilizlerin yardımına karşılık adayı geçici suretle İngiltere’ye kiralamıştır. Kıbrıs, 1960 yılına kadar İngiliz idaresinde kalır. İngiltere, 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla adanın idaresini Kıbrıs’ta yaşayan Rum ve Türklere bırakır. Türk-Rum ortak cumhuriyetinin ömrü uzun olmamıştır. 1963 yılında Rumlar adanın yönetimini tek taraflı olarak ellerine almak isterler. 1963 yılında başlayan Türk-Rum sıcak çatışmalarında Türkler belirli bölgelerde toplanırlar. 1967’de Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi’ni oluştururlar (Aylanç, 2011: 30). Bu tarihe kadar ve sonrasında Kıbrıs Türkleri birçok katliama uğramıştır. Bunları şu şekilde hatırlamak/hatırlatmak mümkündür:

I- Kıbrıs’ta 1955-1959’da Türklere Yapılan Katliamlar

ENOSİS'i (Kıbrıs başta olmak üzere adaları Yunanistan’a bağlama ideolojisi) gerçekleştirmek amacıyla Rum-Yunan ikilisinin kurduğu tedhiş örgütü EOKA kısa zamanda örgütlenmesini ve militanlarının eğitimini tamamlamıştır. EOKA (Kıbrıs Rum Terör Örgütü) ENOSİS hedefini gerçekleştirmek üzere öncelikle 1 Nisan 1955 tarihinde İngiliz Sömürge yönetimine karşı ilk eylemini gerçekleştirmiştir. Ancak EOKA terör örgütü, Rum-Yunan ikilisinin ENOSİS'in önünde gerçek engel olarak gördükleri Türklere karşı çok kısa bir süre sonra, terör eylemlerini başlatmıştır. Vasilya, Litrangomi, İnönü ve Aytotro köylerine yapılan planlanmış ve önceden programlanmış saldırılar sonunda çok sayıda Kıbrıslı Türk katledilmiştir (Bulunç, 2005: 52-53). EOKA'nın Kıbrıs Türklerine düzenledikleri saldırılara karşı ise Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaş ve Kemal Tanrısevdi tara­fından 1957'de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kurulmuştur. TMTnin ama­cı Rum saldırılarına karşı Kıbrıs Türklüğünü korumak olmuştur. Nitekim bu teşkilat EOKA mensuplarının Türklere yaptığı gibi Rum yerleşim birimlerine saldırmamış, sadece Kıbrıs Türklerini Rum saldırılarından korumuştur( Kanalga, 2024 :266).

II- Kıbrıs’ta 1963-1974’te Türklere Yapılan Katliamlar

Akritas Planı

Türkleri imha ederek Kıbrıs'ı Yunanistan ilhak etme girişimi Akritas Planı ile uygulamaya konmuştur. Rum yayın organı Patris gazetesinde 21 Nisan 1966 tarihinde yayınlanan çok gizli kodlu Akritas Planı'na göre Kıbrıs Türk halkı ani bir saldırı ile tamamıyla yok edilecek ve Ada Yunanistan'a bağlanacaktı. Akritas Planı'nı, Cumhurbaşkanı Makarios, AKRİTAS kod adlı İçişleri Bakanı Yorgacis, Temsilciler Meclisi Başkanı Klerides ve GKRY(Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)'nin daha sonraki Başkanı, o günkü Çalışma Bakanı Papadopulos hazırladılar, fiilen yönettiler ve yönlendirdiler (Bulunç, 2005: 54). Kıbrıs siyasal tarihine Kanlı Yılbaşı olarak geçen 21 Aralık 1963 tarihinde Rumların başlattığı Türkleri katliam harekâtının acımasızlık boyutları her türlü vicdani değerlendirmeyi aşmaktadır. Kanlı Yılbaşı'nda hapishanelerde bulunan Türk tutuklular çok ağır işkencelere tabi tutulmuşlar ve bir kısmı katledilmiştir. Rum-Yunan askerleri Aralık 1963-1964 tarihleri arasında kadın ve çocukların da dâhil olduğu yüzlerce Türk'ü tutuklamışlar ve hapishanelerdeki Türk mahkûmlar yanında bu Türklere de işkence yapmışlar, bir kısmını öldürmüşler, işkencelerde bazı Türkleri engelli hale getirmişler (sakatlamışlar), Rum mahkûmları silahlandırmışlar, Türk mahkûmları koğuşlardan alarak hücrelerde kapalı tutmuşlardır (Bulunç, 2005: 56). Kanlı Yılbaşı saldırılarında önemli ilk kitle katliamlarından biri de bir Türk yerleşim birimi olan ve 800 kadar Türk'ün yaşadığı Küçük Kaymaklı'da yapılmıştır. Bu katliam sırasında öldürülen çok sayıdaki Türklerin arasında eli ayağı tutmayan (engelli) bir Türk genci ile başından vurularak öldürülen 70 yaşındaki bir imam da bulunuyordu. Lefkoşa'da Küçük Kaymaklı ve yüzün üstünde Türk ailesinin yaşadığı Çağlayan bölgelerine yapılan katliam sal­dırıları sırasında binlerce Türk evi boşaltılmıştır. Küçük Kaymaklı köyü tamamen yakılıp yılmıştır. Köy bugün halen yakılmış ve tahrip edilmiş hali ile bir ibret abidesi halinde durmaktadır. Küçük Kaymaklı'dan göç etmek zorunda kalan Türkler hemen ya­kındaki Hamit Köye sığınmışlar ve orada Türkiye'den Kızılay'ın gönderdiği çadırlarla oluşturulan “çadır mahallesinde” yıllarca yaşamışlardır. Çağlayan bölgesinden göç eden Türkler Lefkoşa'nın Türk kesimindeki surlar içine sığın­mışlardır (Bulunç, 2005: 57). Akritas Planı ile Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs'ta başlattığı soykırım harekâtı soykırım tanımları bağlamında bütün türleri içeren bir niteliktedir. Kıbrıs Türk halkının 21 Aralık 1963-20 Temmuz 1974 tarihleri arasında geçen on bir yıl içerisinde yaşam şartları ağırlaşarak bir varoluş ve direniş müca­delesi vermiştir. Bu dönemde Ada'daki Türk nüfusun yarısı Türk Kızılayı’nın yardım kayıtlarında kalmıştır. Bu sayının yarısı göçmen olarak sınıf­landırılmıştı. Silah zoruyla göç ettikleri köylerine ve terk ettikleri evlerine dönmeleri imkânsız olan on binlerce Türk, on bir yıl boyunca insanlık dışı şartlarda ve Rum ablukası ile ambargosu altında göçmen kamplarında, çadır kentlerde yaşamıştır. Rum saldırıları sonucunda boşaltılan 103 köyün ve terk edilen binlerce evin büyük bir çoğunlu bombalanmış veya kundaklanma sonucunda tamamıyla veya kısmen tahrip edilmiş, yağmaya uğramış ve içinde yaşanamayacak bir duruma getirilmiştir (Bulunç, 2005: 59).

İfestos Planı-1974

İfestos Planı, Rum Millî Muhafız Ordusu (RMMO)'nun Türkleri 1974 yılında yok etme planıdır. Rumlardan 1974 Barış Harekâtı’nda ele geçirilen "RMMO belgeleri, Ada'nın Türk nüfusunu bütünüyle yok etmeyi amaçlayan, tüyleri diken diken edecek planların ortaya çıkmasını sağladı. Bu belgeler “temizlenecek” Türk bölgelerini ve köylerini detaylı olarak gösteriyor. Bütün detaylar, içinde yaşayanlarla birlikte imha edilecek köyler, özel bölgelere ve görevlere tahsis edilen birlikler, hatta Türk cesetlerinin nereye gömüleceği, hepsi planlarda vardı. Okumak korku vericiydi ve belki de hepsinden korkunç olanı da, Kıbrıslı Rum sivillerin katliamlara katılmaları amacıyla organize edileceklerinin ve bu yönde beyinlerinin yıkanacağının ortaya çıkmasıydı. Bunlar Soykırım Dos­yalarıydı. Bu Soykırım Dosyaları, Yunanistan'ın Kıbrıs'ta yaptığı hükümet darbesine kadar geçen aylar içerisinde gönderilen yığınlarca emirden sadece küçük bir parça idi. Fakat bu özel belgeler, Girne'den, Lefkoşa'nın kuzeyinden, Ada'nın kuzeybatısındaki Güzelyurt Koyu'na kadar olan bölgelerle ilgiliydi. Gerçekler ışığında bu dosyalar, Yunanistanlı ve Kıbrıslı Rumlar'ın, Kıbrıs Türklerini Ada'dan silme niyetinde olduklarını açıkça gösteriyordu (Bulunç, 2005: 60-61). 15 Temmuz 1974 günü EOKA’cı Nikos Sampson Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı sözde bir darbe yapmıştı. Makarios İngilizlere sığınarak adadan kaçtı. Darbe neticesinde Cumhurbaşkanlığına getirilen EOKA'CI Nikos Sampson “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti”ni ilan etti. Bu, ismi söylenmemiş olan ENOSİS idi. Bundan maksat Türkiye'nin müdahalesini önlemek ve dünya halk efkârını aldatmaktı. Nikos Sampson çok kısa bir süre içinde Türkleri imha edecek ve böylece ENOSİS fiilen gerçekleşmiş olacaktı. Durumun ciddiyetini ve vehametini bilen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Ada'daki Türklerin imha edilmesine seyirci kalamazdı. Garanti Andlaşmasının 4'üncü maddesine göre müdahale edilmesi için Garantör Devletlerden biri olan İngiltere'ye başvurdu, fakat müsbet bir cevap alamayınca, tek başına müdahale etmek kararı aldı ve uyguladı (Alaysa, 1977: 180-181). Garanti Andlaşmasının IV. Maddesi şunları içeriyordu: “Bu Andlaşmanın hükümlerine bir riayetsizlik halinde, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık bu hükümlere riayeti sağlamak için gereken teşebbüsler veya tedbirler hakkında birbirleri ile istişare etmeyi taahhüt ederler. Müşterek veya anlaşarak hareket mümkün olmadığı takdirde, garanti veren üç devletten her biri, bu Andlaşma ile ihdas edilen nizamı tekrar kurmak münhasır maksadı ile harekete geçmek hakkını muhafaza eder” (Alasya, 1977: 174).

1974 Barış Harekâtı sürecinde Rumların gerçekleştirdikleri Murat­ağa, Atlılar, Sandallar, Dohni katliamları ve yabancı gazetecilerin gözlem­ledikleri olaylar, Rum-Yunan soykırımının en güçlü kanıtlarıdır. İfestos Planı'nın uygulama sonuçları 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra ortaya çıkarılan toplu katliam mezarlarıdır. Muratağa, Atlılar ve Sandallar Katliamları bunun en korkunç örnekleridir. Bir Türk çobanın 1 Eylül 1974 tarihinde toprak üzerinde fark ettiği bir el, Muratağa ve Sandallar köylerinin sakinlerinin akıbetlerinin ne olduğunu acı bir şekilde ortaya çıkar­mıştır. Yirminci yüzyılın en kanlı soykırımcıları Rum-Yunan ikilisi 15 Ağustos 1974 günü, 88 Türk'ü vahşice öldürerek topluca bu vahşet çukuruna gömmüşlerdi. Atlılar Köyü, Magosa'nın 15 km uzağında, tamamen Türklerle meskûn bir köydü. Rumlar köyde yaşayan 27 Türk'ü katlederek toplu mezara gömdüler. Atlılar toplu mezarı 21 Ağustos 1974 tarihinde ortaya çıkarıldı. Rumlar 15 Ağustos 1974 günü kurşuna dizdikleri kadın-erkek, çoluk-çocuk toplam 57 Türkü çukura üst üste atmışlar ve üzerlerini buldozerlerle ka­patmışlardı (Bulunç, 2005: 62-63). 20 Temmuz 1974'te başlayan Barış Harekâtı Şanlı Türk Ordusu ve Kıbrıs Türk Mücahidinin zaferi ile neticelendi. Türkler onlarca yılın ıstırap ve felaketinden kurtarılmış oldu.

Prof. Dr. HİLMİ ÖZDEN

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (ESTÜDAM) Kurucu Müdürü

______________________________

Kaynaklar:

*Alaysa H F. (1977). Kıbrıs tarihi ve Kıbrıs’da Türk Eserleri, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ankara.

*Aylanç M. (2011). Kıbrıs Türk Romanında Göç (1963-2010), T.C. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Dili Ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı, Doktora Tezi, İstanbul.

*Bulunç, A.Z. (2005). Kıbrıs’ta Rumların Enosis Mücadelesinde İşledikleri Katliamlar ve İnsanlık Suçları, Yakın Tarihimizde Türkler’e Karşı İşlenen Katliam ve Sürgünler, Edit: Mustafa Kahramanyol, Ankara.

*Kanalga, R. (2024). Kıbrıs Barış Harekâtı’nın Türk Basınına yansıması: Adalet Gazetesi Örneği, Kuzey Kıbrıs’ın İstirdadının 50. Yılı Anısına Kıbrıs Çalışmaları, Edit: Gökçe Yükselen Peler, Zeki Akçam, Ergenekon Savrun, Hiperyayın, İstanbul.

*Peler G Y. (2020). Kıbrıs’ta Osmanlı Öncesi Türk Askerî Varlığı, Kıbrıs’ta Osmanlı Öncesi Türkler Sempozyumu I.Uluslararası Bildiri Tam Metin Kitabı, 13/15 Mayıs 2019 Haspolat/Lefkoşa, Editör Yrd. Doç. Dr. Zeki Akçam, s. 129-160, Hiperyayın, 1.Baskı: İstanbul.

.....

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız