
Osmanlı Devleti öncesinde önce İbraniler ve Yunanlılar, sonra Makedonyalılar, daha sonraki aşamada Romalılar ve Bizanslılar bu ülkenin topraklarına egemen olmuşlardır. Eski Yunan’ın MÖ çağlar, Atina ve Isparta gibi kent devletleri Balkanlar’da öne çıkmış ama daha sonraki aşamada kuzeydeki ova bölgesinde Filip’in kurduğu Makedonya devleti, oğlu İskender aracılığı ile büyük bir cihan imparatorluğuna dönüştürülmüş ve Hindistan bölgesine kadar yapılan askeri seferler ile dünyanın en büyük imparatorluklarından birisi olmuştur. Kısa süren Makedonya imparatorluğu döneminden sonra Roma İmparatorluğunun içine bir eyalet olarak alınan Makedonya, bu büyük devletin doğuya dönük siyasal girişimlerinin merkezi haline gelmiştir. Roma ve Bizans devletlerinin çöküşü sürecinde Makedonya diğer Balkan ülkeleri gibi doğudan gelen büyük göçler ile karşı karşıya kalmış, göçler yolu ile Asya’dan gelen çeşitli kavimler Balkanlara yerleşirken, Makedonya önemli nüfus hareketlerine sahne olmuştur. Doğudan gelen kavimlerin göçü sırasında bazı büyük Türk boylarının da gelerek Balkanlara yerleştiği görülmüş, Pomaklar, Kıpçaklar, Kumuklar, Bulgarlar ve Macarlar Asya kökenli Türk boyları olarak Doğu Avrupa bölgelerinde kendilerine yeni yurt alanları aramışlardır.
Osmanlı İmparatorluğu İstanbul’un fethinden sonra Balkanlara yayılması sırasında, bazı Tatar ve Türkmen asıllı boyları Anadolu üzerinden getirerek Makedonya’ya yerleştirmiştir. Böylece Makedonya’nın Türkleştirilmesi için çaba gösterilmiş ama bu küçük ülkenin geçmişten gelen gayrimüslim nüfus yapısı, Osmanlı döneminde de eskisi gibi devam etmiştir. Kafkaslar gibi Asya ve Avrupa arasında bir geçiş koridoru konumunda bulunan Makedonya, bu yüzden tarihin çeşitli dönemlerinden kalma göç ve yerleşimler yüzünden kozmopolit bir nüfus yapısına sahip olmuştur. Bu yüzden Balkan savaşları sırasında birçok toplum ve yeni küçük Balkan devletleri bu merkezi ülkeye sahip çıkmaya çalışmış ve bu girişimlerin batılı emperyal devletler tarafından desteklenmesi üzerine de Makedonya’dan Anadolu’ya, Avrupa’dan Küçük Asya’ya doğru büyük göçler gündeme gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar büyük göçler veren bu küçük ülkenin nüfusu önemli ölçüde azalmış, Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Balkan Türkleri ve Müslümanları, İsrail devleti kurulurken ise, Makedonya Yahudilerinin önemli bir kesimi Orta Doğu’da iki bin yıl sonra kurulan yeni Yahudi devletine göç etmişlerdir. Göçler yüzünden Türk, Müslüman ve Musevi nüfusunda önemli azalmalar olan bu ülkede Arnavutlar hızla çoğalarak, zamanla nüfusun yarısını oluşturacak düzeye gelebilmişlerdir.
Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan, Hırvatistan ve Arnavutluk gibi yeni küçük Balkan ülkelerinde milliyetçilik giderek çok hızlı gelişmeler gösterince, ikinci Balkan savaşı kendiliğinden gündeme gelmiş ve daha sonraki aşamada da Rusya’da gerçekleşen Sovyet devriminin etkisiyle sosyalist akımlar Balkan yarımadasında öne geçerek, güney Slavları birliği konumunda Yugoslavya federasyonunun kurulmasına yol açmıştır. Bu federasyon döneminde sosyalist bir dayanışma ve kardeşlik düzeni Balkan toplulukları arasında geçerli olmuş ve böylece bu bölgeye uzunca bir süre barış gelmiştir. Ne var ki, sosyalist sistemin çöküşünden sonra Yugoslavya federasyonu dağılmak zorunda kalınca bunun üzerine yeniden etnik çatışmalar ortaya çıkmış, önce Bosna’da Sırplar ile Boşnaklar, daha sonra ise Kosova’da Sırplar ile Arnavutlar silahlı çatışmalara girmişlerdir. Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Arnavut milliyetçileri Büyük Arnavutluk’a soyununca, Makedonya’daki Arnavut toplumu Makedonlar ile silahlı çatışmalara girerek, bu ülkenin batı kısmını Makedon devletinin çatısı altından alarak Arnavutluk devletinin ülkesiyle birleştirmeye yönelmişlerdir. Böylece, birinci dünya savaşı sonrasında Yunanlılar tarafından işgal edilen güney Makedonya’dan sonra, bu kez de Arnavutlar batı Makedonya’yı Makedonya sınırları dışına çıkararak, bu ülkeyi bir de batıdan bölebilmenin çabaları içinde olmuşlardır. Ayrıca, Bulgarlar da Büyük Bulgaristan peşinde koştukları için Birinci dünya savaşı sonrasında işgal ettikleri doğu Makedonya topraklarını sınırları içerisinde tutmuşlar, bu küçük ülkeyi bir de doğu bölgesinden parçalamışlardır. Blogevgrat kenti eski bir Makedon yerleşim merkezi olmasına rağmen, bugün hala eski bir Bulgar komutanının adıyla Bulgaristan kenti olarak Makedonya sınırları dışında tutulmaktadır. Böylece, Makedonya gibi bir küçük ülke güneyden Yunanlılar, batıdan Arnavutlar, doğudan da Bulgarlar tarafından bölünerek parçalanmak istenmiştir. Balkanların ortasında yer almanın faturasını Makedonya, bölünerek ve komşuları tarafından parçalanarak ödemek zorunda kalmıştır. Üç milyonluk Makedon nüfus, bu küçük ülkenin kurtuluşunu sağlayamamış ve komşular Makedonya’yı parçalayarak iyice küçültmüşlerdir. Türklerin ve Musevilerin bu ülkeden göçü nedeniyle zayıf kalan Makedon kökenli nüfus, komşuların baskılarına dayanamamış ve birliğini koruyamamıştır.
Batı Trakya bütünüyle Türk olmasına rağmen İngilizlerin isteği yüzünden Yunanistan sınırları içerisinde bırakılmış, güney Bulgaristan bölgesinde ise iki milyonu aşkın Müslüman Türk ise Sovyetler Birliğinin ısrarları üzerine Bulgaristan sınırları içerisinde bırakılarak, yeni Türk devletinin bir Asya devleti olması sağlanmaya çalışılmıştır. Balkan savaşları ve Kuvayı Milliye mücadelesi sonrasında kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti, tarihsel açıdan Osmanlı Türklerinin Makedonya merkezli olarak Balkanlar’da kuramadığı çağdaş Türk devletinin, Asya topraklarında gerçekleştirilen örnek modeli olmuştur. Yeni Türk devletinin çağdaş ve laik bir batı tipi devlet olmasında Makedonya ‘da ki birikimi temsil eden, ama batı emperyalizmi baskısıyla göç etmek zorunda kalan Balkan göçmenlerinin tarihsel birikim açısından çok önemli rolü ve katkısı bulunmaktadır. Osmanlı devletinin reformları ve Avrupa’da Balkan merkezli bir yeni ulus devlete dönüşme mücadelesi sonuç vermeyince, Balkan göçü kaçınılmaz olmuş ve böylece Makedonya’da kurulan çağdaş Türk Cumhuriyeti Anadolu yarımadası üzerinde kurulmuştur. Ulusal kurtuluş savaşı sırasında Balkan göçmenlerinin Müdafa-i Hukuk cemiyetlerinde önde gelen rol almaları, böylesine bir sonucun elde edilmesini sağlamıştır. Osmanlı devleti ana ülkesi olan Balkanlar’dan kovulunca, göçmenlerin öncülüğünde arka ülke olan Anadolu yarımadasın da yeni Türk devleti kurulabilmiştir.
Devam edecek
.....
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız
.....