
Cenab-ı Allah, Kendisinin, “Yerlerin ve göklerin nuru” olduğunu beyan ederken neyi kastediyor? Yerler ve gökler olarak zikrettiği şey cümle yaratılmışlıktır. Biz onu şöyle anlayalım, yer görünürlüktür, gök o görünürlükle görünendir. Yer elbisedir, gök elbiseyi giyendir. Allah, yerlerin ve göklerin nurunun kendisi olduğunu beyan ederken “Varlık zahiriyle ve batınıyla benim Kendimde, Kendimle birlikte tecelli ettiğimle tecelliye gelişimdir” demiş oluyor.
Fiil görünürlüktür o fiille görünür olan fiilde şan alan Allah’tır. Sıfat, vücut görünürlüktür, şan alan Allah’tır olarak anlayabiliriz. Allah, şan alışıyla fiili, sıfatı, vücudu var etti! Kulak zahir bir surettir, işitir. Bir kulak var bir de işitme var, kulak yeryüzüdür, işitme özelliği gökyüzüdür. Yani özetlersek Allah “Kendinde görmüş olduğun o görünürlük, o zahirlik, o elbise yeryüzüdür ama sen o gördüğünün içindekisin, sen o gördüğündeki zatiye olansın” diyor. Varlık ikisiyle birlikte gerçekleşir, nefis – ruh, celal – cemal olarak hep iki olarak zikrediliyor. Görülen ve onunla görülür hale gelen! Şimdi bu görülen ve onunla görülür hale gelen, yeryüzü ve gökyüzü olarak zikredilen varlık neymiş? Allah’ın nuru yani, “Senin ben deyişin Benim Kendi tecellim, Benim sen olarak seni de var kılarak zahire gelişimdir” demek istiyor Allah, yeryüzünün ve gökyüzünün nuru olduğunu beyan ederken. Neden nur olarak zikrediyor? Ona bir kutsiyet anlamı yüklediği için! Allah, kutsiyet içeren aşkın bir varlık olduğu ve Kendi varlığıyla sana sen olarak tecelli ettiği için senin kendiliğini de Kendi kutsiyetiyle, seni Kendisiyle birlikte zikrediyor. Onun için nur ismini veriyor. Nur, aydınlatan, görülür hale getirendir. Seni bu görünürlük âlemi olan şehadette zahir kılan, var kılan, görülür kılan, seninle görülür olan kim? Seni yaratan Allah yani sen olarak yine Kendisinde tecelli eden Allah seni görülür kıldı. Aslında seninle görülür kıldığı Kendisi olduğu için de nur kelimesini kullanıyor. Kendisinden gayrı hiçbir şeyin olmayışına işaretle, seni Kendi nuru olarak beyan ediyor ve bu sebeple seni Kendisiyle birlikte var kıldığından, “Biz” diyor.
Şimdi Allah’ın nuru olan sen, kendine bakarak, cehaletinden kaynaklı, kendi gerçekliğini görmüyordun. Seni yaratan, sen olarak tecelli eden Allah’ı, kendinden ayırıp ötekileştirerek zikrediyordun ve ötekileştirdiğin bir Allah’a yine kendi zannınca kulluk yapıyordun. Bu sebeple ibadetin, Allah’a kulluğun şirk içeriyordu. İşte bu şirkten arınmaya, kurtulmaya, kendini Allah’tan uzak zannedişten geçmeye davet edildin! Neye davet edildiğimizi bilmezsek davet edildiğimiz yere geçemeyiz. Buna, “Adres yanlışsa gittiğin yer de yanlış olur” denilir! İnsanların Allah’a kulluk yapıyoruz diyerek içinde bulundukları sistemin onları Allah’a ulaştırmayışının sebebi, adresin yanlış olmasından dolayı vardıkları yer Allah olmuyor. İkilik içerisinde bulunarak, yine kendi ikilikleri üzerine oluyor vardıkları yer! Tevhit ilmi doğru adrestir, Ledün ilmi doğru konumdur. Allah’a kulluk, din, inanç adına yaptıkları her şey yanlış olduğu için karşı tarafta telefonu açan Allah olmuyor! İnsanların, kendilerinin yaratmış oldukları tanrıya inanıp kulluk yapmaktan, kendilerini yaratan Allah’a kulluk yapmaya yönelmeleri, onların iman yoluna girip iman üzerine olmalarının şartıdır! Allah’tan başka ilah olmadığını beyan eden insanın, “Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur yani mülk Allah’ındır” diyen insanın, ilahlığı da mülkü de sahiplenerek kendine ayrılık anlamında müstakil varlık vererek yaptığı her şey yanlış adrestir, hiçbir zaman Allah’a ulaşamayacaktır!
Peki, Allah kendisine ulaşmamızı istiyor mu? Tabi istiyor, tek isteği bu, seni yaratma sebebi bu, sana sen olarak tecelli etmesindeki gaye bu! Sen Allah’a ulaşasın, Allah’ın Kendisini muhabbet edişinde muhatap olasın, muhabbetçi olasın istiyor Allah! Allah doğru adresi veriyor mu? Evet veriyor! O zaman yanlışta ısrar etmeyi, sabit fikirli olmayı bırakıp, Allah’ın tarif ettiği adresle yola çıkmak ve o adrese gitmek gerekiyor.
.....
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız