LÜTFİYE KADER yazdı: "İki Emanet de Gençlere Emanet"

Haber Giriş Tarihi: 06.06.2026 20:48
Haber Güncellenme Tarihi: 06.06.2026 20:48

Yurdum insanı; bazen yaşamdaki farkları o kadar güzel özetler ki bir konu hakkında sayfalar dolusu fark anlatsan, iki cümlede anlattığı duyguyu veremezsin. Aydın Germencik ve İncirliova’daki köylülerin arasında geçen bir pazar sohbetinde aralarındaki satış rekabetini gösteren bir tekerleme.

Gagı va, gagıcık va

Gagıdan gagıya fak va

Gemenciğin gagısıyla, İncirliova’nın gagısı arasında bi bamak fak va.

TDK’ye göre kargı: (Aydın’da gagı denir.) Bitki / Kamış: Gövdesi 5-6 metre yüksekliğe erişebilen çok yıllık, saz benzeri kamış bitkisi.

Bu bağlamda;

Hiç 80 yaş ile 50 yaş bir olur mu?

Hiç okumuşla cahil bir olur mu?

Hiç bilişsel ve kültürel gelişmişlikle, çağı yakalamayan bir olur mu?

Hiç üfürükçüyle, bilim insanı bir olur mu?

Hiç çalan ile çalmayan bir olur mu?

İnsanları birbirinden ayıran ve onları eşsiz kılan özellikler bireysel farklılıklardır. Bunlar fiziksel, psikolojik, bilişsel ve sosyokültürel olmak üzere dört temel özelliktir. Demokratik toplumların yönetim sistemlerinde görev alacak kişiler bu özelliklere göre değerlendirilir. Çünkü başarılı olmak için devleti yönetme becerileri fiziksel, bilişsel, psikolojik sosyokültürel özellikleriyle fark yaratmak zorundadır.

Ülkemizde yakın gelecekteki seçim için arenaya çıkanlar bu özellikleri ile seçme ve seçilme konusunda önemli bir kıstas oluşturur. Endüstri 4.0 dan, Endüstri 5,0 devrimine geçiş yaptığımız 21 YY’da Dünya’nın değişimi, insan modellerini de değiştiriyor. Ama biz hala daha gelişmekte olan ülkeler kategorisinden çıkamadığımız için emperyal devletler tarafından bize verilen rolleri benimsedik.

KISSADAN HİSSE

Hikâyeyi bilmeyen yoktur ama tam yerine geldi manzara koyduk misali, tekrarı olacağı için şimdiden özür.

1931 sonbaharıydı. Atatürk’ün sofrasında Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet Atatürk’ün Harbiye’den “tabya öğretmeniydi." Esat Mehmet, “kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini” belirtti. Bir tamim yayınlayıp daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi. Bunun üzerine Dr. Reşit Galip söz aldı: “Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi” dedi. “Bu bir geriliktir. Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. İnkılaplardan en mühimi, kadınlara verilen haklardır. Başka türlü, Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz.”

Sofra gerildi.

Gazi, vekilini zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmadı. Kısa çorap giyip giymemek çok önemli değildir, sonra tartışırız” dedi.

Ama Reşit Galip alttan almadı.

“Af buyurunuz Paşam!

Bu, inkılap ve zihniyet meselesidir.

Müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim.

Hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez.”

Reşit Galip’in tartışma yaratmasının özel bir nedeni vardı:

Halkevi’nde sanatı yaygınlaştırmak için tiyatro çalışmaları yapıyor, ancak sahneye çıkacak kadın oyuncu bulamıyorlardı. Buna gönüllü kadın öğretmenler için, Maarif Vekâlet’inden izin alamamışlardı.

Reşit Galip “Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez” diye kestirip attı.

Atatürk’ün kaşları çatıldı.

“Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz” diye çıkıştı. Ama Reşit Galip bulutların üstüne gitti.

57 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı’nı işaret ederek dedi ki:

“Devrimci devrimcidir. İnsanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Meclis’te bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır.”

Atatürk yeniden uyarma gereği duydu:

“Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?”

“Kusura bakma Paşam, taşımıyor! Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır.”

“Sizi de eleştiririm!” Bunun üzerine Gazi’nin sabrı taştı:

“Bu sofrada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı’na hakaret etmenize müsaade edemem” diye haşladı.

Ama Reşit Galip sineceği yerde hepten üste çıktı:

“Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum.

Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm. Ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu.”

Yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak çıkışını o an yaptı:

“Burası sizin değil, milletin sofrasıdır.

Milletin işlerini görüşüyoruz.

Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır.”

Atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilere dönüp “Öyleyse biz kalkalım” dedi.

Sofradaki bütün heyet ayaklandı; Reşit Galip’i sofrada yapayalnız bırakıp çıktılar. Atatürk birkaç gün sonra kendisini yeniden sofraya davet eder. Hemen yanındaki sandalyeye buyur eder. Onun yanına da, hocası Esat Mehmet’i oturtur.

Ve orada yeni Milli Eğitim Bakanı’nın 39 yaşındaki Dr. Reşit Galip olduğunu açıklar.

Atatürk, "Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir." demiştir. Emanet ettiği iki şey de tehlike altındadır. İkinci emaneti, birinciyi korumak içindir. Şimdi Dr. Reşit Galip gibi davranan gençlere, kokuşmuş bir siyaseti savunanlar onlara yol vermelidir. Buyurun emanet sizde demeleri lazımdır.

Hakkı Hakkı’nın hakkını yemiş

Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş

Hakkı Hakkı’ya kakkını vermeyince

Hakkı’da Hakkı’nın hakkından gelmiş…

Kaynak: https://www.yenbaza.org/?p=2016

04.06.2026

.....

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız