LEY SABAH yazdı: "İstanbul'da Deniz Tatili"

Haber Giriş Tarihi: 16.08.2026 11:42
Haber Güncellenme Tarihi: 16.08.2026 11:42
Haberyazilimi.com

Bu yaz İstanbul'da bir ayımı geçirmek istedim ve birkaç tane hikaye birikti.

Yeşilköy sahili özellikle sabah tercih ettiğim mekân oldu. Ve maalesef bir yıllık küfürü bir günde duymuş oldum. Konuşmaya küfürle başlanılıyormuş!

Bir gün kalabalık bir aile yanımdaydı. Beyefendi deniz gözlüğümü istedi, verdim. Daha sonra çok küfür yaptığı için gözlüğümü geri istedim. Hanımı,
-Şimdi sen küfür yaptığı için mi gözlüğü geri aldın? dedi.
-Evet..

Yaklaştım genç ve güzel kadına:
-Senin de rahatsız olman gerekmez mi bu cümlelerden, dedim. Gülümsedi sonra kocasına döndü,
-Yap yiğidim küfür yap! dedi.

Bundan sonra uzun süre hep beraber bağıra bağıra özellikle küfürlerle konuştular.

Sanki başka bir yerde başka bir zamanda idim, insanların içinde ansızın insansızlaştım. Ve yalnızlığımın devasal güzelliğini bana hatırlattılar. Teşekkürler.

Başka bir gün iki kadın iki çocukla geldi denize. Biri küçük biri büyük. Üç yaşlarında filan küçüğü.

Konuşmalarında "şekerin çıkacak, şunu da ye bunu da yap yoksa babana söylerim" gibi cümleler duyuyorum.

Daha sonra "orada yılan olur gitme, burada taş olur basma düşersin" gibi anlamsız konuşmalar sürdü.

-Ya, bu kadar az bilip nasıl bu kadar çok konuşuyoruz?

Kadın döndü bana:
- Sen bana cahil mi demek istiyorsun? dedi.
-Yaklaş,. Kaç kitap okuduğunu söyle bana.. dedim ve aldığım yanıt;
- Ben kitap okumam..
-O zaman ne diyeyim sana, dedim ve “Ben on yedi yaşımda iken üç kütüphane bitirmiştim” diye de ekledim.

-Çocuğa niye şeker hastası gibi davranıyorsunuz, dedim.
Meğer çocuk doğuştan şeker hastasıymış ve bu durumda cahil olan benmişim! Teşekkürler!
Kadın benden okuması için kitap ismi istedi ama sanırım ona ilkokul kitapları uygundu!

Bu olayı da dün yaşadım.
Bir kadın iki çocuk kendinin iki çocuk da başkasının denize geldi. Şemsiyesini ve masasını kurdu. Bu arada babaların devamlı telefon ediyor "fotoğrafını çekin arabanın, hasar çok mu büyük" diye onları sıkıştırıyordu. Kadın da "ojeyle düzeltiriz çok az" diyor. Arabayı kullanan kızın sonunda gidip hasarın fotoğrafını çekmesi gerektiği anlaşıldı. Şortlu kadın ayakları denizde çocuğunu yedirirken diğer iki çocuk denizin içindeydi. Ben de yemeğimi yiyordum o sırada ve onlara bakıyorum. Dokuz yaşlarında olan çocuk on adım ilerideki dubalara tutulmuş eğleniyordu. Ama çocuğun yere basmadığını ve ipin etrafında dönüp durduğunu fark ettim, batıp batıp çıkıyordu. Bunu kadın da fark etti ve arkaya dönüp yardım bakışıyla baktı. Anladım ki o da denize giremiyordu. Hemen fırladım dizime kadar olay yere gidip çocuğu koltuk altında tuttum ve yukarı kaldırdım çocuk ipi öyle sarılmıştı ki bırakmıyordu. Çocuğa,
- Bana sarıl nefes al, lütfen nefes al, çocuğum.. dedim.
Çocuk nefes aldı ve ipi bıraktı bu arada, onu denize getiren şortlu kadın da geldi. Biz çocuğu öksüre öksüre dışarı çıkardık. İki dakika içinde çocuk boğulabilirdi. Aile arabadaki minik çizikle uğraşırken sorumlu oldukları çocuk gidiyordu.

Senkronize olan bu işlem dikkat edildiği zaman bize ders veriyor.

Gece tekrar bu olayın heyecanı ile uyanıp kalktım. Çocuk gözümüzün önünde gidiyordu. Eğer yemek yemeseydim, uzanmış olacak ve görmeyecektim. Yani hayatımız ince bir ipliğe, anlık olaylara bağlı. Biz bu olaylarda ihtiyacımız olan, hangi detayları kaçırıyoruz, kimbilir. Hayatın bakış açımızın yansıması olduğunu tekrar tekrar algılıyoruz, teşekkürler.

Çevreye çöp atanları onaylamıyoruz ama onlara kızıp beddua edenleri de onaylamıyoruz.
Onlar da sözleriyle tüm evrene çöp atıyorlar. Yerleştiğim bölgede çöp toplayarak tatmin hissi uyandırdıkları için çöp atanlara da teşekkürler.

Evet, İstanbul'da deniz tatilim her gün yeni hikâyelerle devam ediyor.
Kaosun içindeki düzene teşekkürler..

.....

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız