
Varoluşun anlamı…
Ufkumuzun ötesinde bir sistemin kusursuz işleyişinin temel kuralı…
Birinci kural, düzen…
Düzen eşittir matematik, fizik, kimya, biyoloji…
Düzen eşittir imar ve inşa, hareket ve kontrol; sapmaların bile hesaplanabildiği bir sistem…
İnsanın tam olarak içinde olmadığı bu formülde hemen hemen her şey kusursuz…
İçine insanı koyduğumuzda ise iş değişiyor.
Psikoloji…
Sosyoloji…
İnsanı inceleyen bir bilim dalı da var; antropoloji…
Bu bilim dalı bugüne kadar neyi inceledi acaba?
İncelediyse ne sonuçlara ulaştı?
İnsanın neden aynı hataları tekrar ettiğini açıklayabildi mi?
Sorunları tespit ettiyse çözüm önerileri geliştirebildi mi?
Ve en önemlisi…
Biz insanlara gerçekten yaşamayı öğretebiliyor muyuz?
Mesela civcivler annelerinin yanında veya sürülerinin içinde karınlarını doyurmayı, su içmeyi, tehlikelerden korunmayı öğreniyorlar.
İnsanlar da ailelerinin yanında bunları öğreniyorlar.
Biraz daha büyüyünce diş fırçalamayı, yatağını toplamayı, hatta kitap okumayı da öğrenebiliyorlar.
Ama nedense binlerce yıldır birlikte yaşamayı öğrenemiyorlar.
Belki milyonlarca yıldır…
İnsan, kuşları gözlemleyerek uçağı yaptı.
Helikopter böceğini gözlemleyerek helikopteri geliştirdi.
Canlıların genetiğini çözerek Dolly'yi klonladı.
Yani doğayı gözlemledi…
Doğayı kopyaladı…
Doğadan teknoloji üretti…
Peki aynı insan, neden doğanın düzenini örnek alarak kendisine düzenli bir toplum kuramadı?
İşte benim asıl merak ettiğim soru bu.
Hayvanlar için "içgüdüsel davranıyorlar" diyoruz.
Oysa onların da beyni var.
Mesela karıncalar…
Araştırırken öğrendiğim bilgiler beni gerçekten şaşırttı.
Yaklaşık 0,3 miligramlık bir beyin…
Yaklaşık 250 bin nöron…
Tek başına bakıldığında son derece sınırlı bir kapasite…
Ama yüz binlercesi bir araya geldiğinde ortaya çıkan koloni, adeta tek bir organizma gibi davranıyor.
Sanki ortak bir akıl…
Sanki tek bir beyin…
İşte burada durup düşündüm.
İnsan beyni bundan milyonlarca kat daha gelişmiş.
Peki neden insanlık aynı ortak aklı oluşturamıyor?
Belki de bilgi sahibi olmakla düzen kurabilmek aynı şey değildir.
Çünkü düzen sadece zekâ istemez.
Disiplin ister.
Ortak hedef ister.
Kurallara sadakat ister.
Tam da bu yüzden sözü Atatürk'e getiriyorum.
Çünkü o, sadece bir asker ya da devlet adamı değil, aynı zamanda bir düzen kurucusudur.
O ki; cumhuriyet ile yeni bir yol açtı önümüze.
Dil devrimiyle düşüncenin temel aracını güçlendirdi.
Ekonomiden eğitime kadar birçok alanda yeni bir düzen kurmaya çalıştı.
Ama düzen kurmak kadar onu sürdürebilmek de önemlidir.
İşte burada eksik kaldığımızı düşünüyorum.
Çünkü disiplin, düzenin ayrılmaz parçasıdır.
Disiplinsiz düzen kurulmaz.
Kurulsa bile yaşayamaz.
Disiplin ise çalışmayı gerektirir.
Çok çalışmayı…
Planlı çalışmayı…
Sürekli çalışmayı…
Atatürk'ün "Türk milleti zekidir, çalışkandır" sözü bana göre sadece bir övgü değil, aynı zamanda yerine getirilmesi gereken bir görevdir.
Bugün en büyük eksikliklerimizden biri de budur.
Okumuyoruz…
Okuduğumuzu anlamıyoruz...
Anladığımızı anlatamıyoruz...
Anlatamadığımızı değiştiremiyoruz…
Oysa değişim de dönüşüm de çalışmanın eseridir.
Bu topraklar binlerce yıldır sayısız medeniyet gördü.
Devletler kuruldu…
Devletler yıkıldı…
Düzenler kuruldu…
Düzenler bozuldu…
Bugün aynı coğrafyada yaşayan bizler de kendi düzenimizi ayakta tutma sınavı veriyoruz.
Kendimizi içten ve dıştan kuşatılmış hissediyorsak bunun sebeplerinden biri de yetersizliktir.
Yetersizlik ise çoğu zaman;
Çalışmamaktan, az çalışmaktan, plansız çalışmaktan ve düzensiz çalışmaktan doğar.
İşte bu yüzden diyorum ki;
Tanrının birinci kuralı olan düzen, bizim de birinci kuralımız olmalıdır.
Çünkü kuralsızlık sadece karmaşa üretmez.
Kuralsızlık; eninde sonunda yok oluşu da beraberinde getirir.