İSMAİL TEKİN yazdı: "AV..."

Haber Giriş Tarihi: 20.06.2026 00:32
Haber Güncellenme Tarihi: 20.06.2026 00:32
Haberyazilimi.com

Korkunç bir şeydir av olmak…

Birileri tarafından sürekli takip ediliyorsan, kollanıyorsan, seni punduna getirmeyi planlayanlar varsa…

Bunun farkındaysan…

Tutulursun…

‘Kaçarsın, kurtulursun’ demek isterdim ama kurtulamazsın…

Kalp atışların hızlanır, paniklersin, terlemeye başlarsın, sağlıklı düşünemezsin.

Kapandan kaçmaya çalıştıkça kapanırsın…

Kapandıkça çırılçıplak koskoca evrenin tam ortasında kalırsın…

Aydınlık sana özgürlüğü çağrıştırır ama sen, kendini saklanmak zorunda hissettiğin için en karanlık yeri ararsın…

Kurtulmak için saklanmalısın…

Sen, av psikolojini yaşarken seni takip eden avcı da güvende değildir aslında…

Senin peşindeyken, en zayıf anındadır.

Senin avcının farkında olan bir avcı için çok kolay bir avdır ve bunun farkında bile değildir.

Aslında zavallı bir avı takip eden, kendini avcı sanan fakat çok açık bir şekilde de zavallı bir avdır.

Besin zincirinin en üstünde olan insanoğlu; av ve avcı olma paradoksu içinde kaybolmuş durumda…

Tarih boyunca nasıl olduğunu tam anlamıyla bilmiyorum ama bugünkü şartlarda sanki bir şeylerin farkındaymış hissinde olmakla birlikte; ‘dar bir alanda yaşamayı seven mi’ desem ya da ‘dar bir alana sıkışmış insan sayısının artmasının olumsuz sonuçları ile karşı karşıya kalmış durumda gibiyiz mi’ desem, bilemedim ama bir şeylerin yanlış gittiği hissindeyim...

Kendimi bir av gibi hissediyorum…

Çünkü görgüsüzlükten ve eğitimsizlikten azmış bir insan kitlesi içinde, her ne kadar direnmeye çalışsak da yaratılan fırtına bizi büyük olumsuzluklara doğru götürüyor…

Bilinç dışı davranışlar neticesinde oluşturulmuş bir patikada dönüşü olmayan bir güzergahta devasa bir fırtınanın önünde sürükleniyoruz…

Sürü psikolojisi yaşıyoruz…

En öndeki kendini av hissediyor, onun arkasındaki kendini av hissediyor, onun arkasındaki de kendini av hissediyor. Çok tuhaf ama aynı anda hepimiz kendimizi “avcı” hissediyoruz…

Bu paradoksun içinde kaybolacağız…

Bilinç dışına çıktık…

Ne demişti usta?

‘Tanrının birinci kuralı, düzendir’ demişti…

Düzen bozuldu…

Tabi ki ardından da her şey…

Toparlanmak gerekiyor.

Nasıl?

Tek başına olur mu?

Olur…

Tarihte örnekleri var…

Tarihte büyük avcılar var…

Mete Han, Cengiz Han, Büyük İskender…

Yakın tarihte kötü örnek Hitler, iyi örnek Mustafa Kemal…

Burada bir detay var. Adanmışlık…

Başarmak için adanmış olmak gerekiyor.

Adanmış olmak için bırakmak…

İşi, eşi, aileyi…

Seni bağlayabilecek olan her şeyi…

Avcı olmak için özgür olmak gerekiyor ama avlar da her zaman kendilerini özgür hissetmezler mi?

Ta ki; canına kasteden bir kurşuna, bir oka hedef olana kadar…

Av mıyız, avcı mıyız?

Yolcu muyuz, hancı mıyız?

Neyiz, neredeyiz?

Bilinçli miyiz?

Bilinçsiz mi?

Bilinçli olmak zorundayız.

Farkında olmak zorundayız.

Farklı olmak zorundayız.

Bir disiplin dahilinde bilimin aydınlığında adaleti baş tacı yapmak zorundayız…

Yoksa cehennem hepimize çok yakın…

Canımıza kasteden kurşun, ok bize çok yakın…

Hadi verin elinizi…

El ele vermezsek hepimiz elimizi vereceğiz, belimizi vereceğiz, dilimizi vereceğiz…

Elimize yani memleketimize, belimize yani işimize, dilimize yani Türkçe’mize hakim olmazsak hep beraber av olacağız…

Av olmaktan çıkıp avcı olmaktan ziyade, insanımsılıktan çıkıp insan olmak zorundayız…

Hadi verin elinizi…

El derken memleketinizi kastetmiyorum ben, gerçekten verin elinizi…

Çünkü; önünde sürüklenmiş olduğumuz fırtınadan ancak el ele vermek kurtarabilir bizi..

.....

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız