Dr. GÜLÇİN ITIRLI ASLAN yazdı: "Herkes Aynı Anda Durdu"

Haber Giriş Tarihi: 30.08.2026 01:45
Haber Güncellenme Tarihi: 30.08.2026 01:48
Haberyazilimi.com

Her yıl aynı ses. Önce uzaktan, sonra yakından, sonra her yerden.

Sirenlerin o derin uğultusu duyulduğunda çoğu insan olduğu yerde donar. Trafik durur. Kimi ayağa kalkar, kimi konuşmasının ortasında susar. Bu toplu hareketsizlik tuhaf ve etkileyicidir; kimse kimseyle anlaşmamıştır, kimse kimseye emretmemiştir.

Sosyoloji buna "kolektif coşku" diyor. Émile Durkheim 1912'de yazdığı kitapta belirli ritüellerin insanlar arasında görünmez ama güçlü bağlar kurduğunu, bireyi aşıp topluma nefes aldırdığını anlatmıştı. 30 Ağustos'un o sabah sessizliği tam da budur: birbirini tanımayan milyonların aynı anda aynı şeyi hissetmesi.

Benedict Anderson buna başka bir ad verdi: "hayali topluluklar." Bir ulusu oluşturan insanların büyük çoğunluğu birbirini hiç görmemiştir, hiç görmeyecektir. Ama aynı hikâyeye inandıkları için bir bütün oluştururlar. Türk kimliği 1922 öncesinde coğrafyaya ve hanedana bağlıydı; 30 Ağustos ise onu bir anlatıya, bir tarihe, ortak bir "biz" fikrine dönüştürdü.

Tarihin o anına bakınca bir detay çarpıcıdır: Mustafa Kemal taarruzu bizzat yönetiyordu. 30 Ağustos sabahı Kocatepe'ye çıktı, dürbünüyle düşman hatlarını gözlemledi. Bu jest yalnızca askeri değil, sembolikti de. Savaşın yorgunluğunu taşıyan bir ordunun komutanı öne değil, yukarıya bakıyordu.

O güne kadar üç yıl savaşılmıştı. Sarıkamış, Çanakkale, Kafkasya, Suriye; Anadolu'nun her karışı kayıp hikâyesiyle doluydu. Psikoloji bunu "birikimli yas" olarak tanımlar: her yeni acı, iyileşmemiş eskileri de yeniden açar. Toplumlar bireyler gibi yasa girer. Ve tıpkı bireyler gibi, bazen bir an gelir; bir karara, bir hamleye, bir sabaha sığınır bütün o birikmiş ağırlık.

30 Ağustos o sabah oldu.

Milli duygular çoğu zaman yanlış anlaşılır; gürültülü, yüzeysel, araçsal bir şey sanılır. Oysa sağlıklı milli duygu bir iddianın değil, bir bağın ifadesidir. "Ben bu topraklarda doğmadım, ama bu hikâye benim" demektir. Psikolojide "anlatı kimliği" denen kavram şunu söyler: insanlar kim olduklarını hikâyelerle tanımlar; o hikâyeden koparılan insan yalnızca geçmişini değil, kendini de kaybeder. Aynı şey toplumlar için geçerlidir.

30 Ağustos bu ülkenin hikâyesinin dönüm noktasıdır. Bir son değil, bir başlangıç. Dumlupınar'da biten şey bir işgaldi; başlayan şeyse henüz adı konulmamış bir geleceğin imkânıydı.

Sirenlerin sesi kesilince hayat yeniden akar. Trafik çözülür, konuşmalar devam eder. Ama o birkaç saniyede birbirini tanımayan milyonlar aynı anda bir yerde buluşmuştu.

Durkheim haklıydı: bazı ritüeller toplumu yalnızca hatırlatmaz, yeniden inşa eder.

Her 30 Ağustos, bu ülke kendini bir kez daha kurar.