AYTAÇ YILDIZ BOZKURT yazdı: "Raflardan İnen Değerler"

Haber Giriş Tarihi: 15.08.2026 00:50
Haber Güncellenme Tarihi: 15.08.2026 00:53
Haberyazilimi.com

“Nasıl da kıymetliydim. Sahibim beni dikerken dualar etmişti. Büyüdüğümü görmeyi ve gölgemde dinlenmeyi, o çok sevdiği çayını yapraklarımla güneşin kovalamacasında yudumlamayı hayal etmişti.

Büyüdüm. Kocaman dallarım oldu. Epey de gösterişliydim. Üstümde dans eden kelebeklere razıydım. Ancak kabuğuma sızmaya çalışan böceklerle uzun süre mücadele etti sahibim. Beni tertemiz yarınlara ulaştırmak için az çaba sarf etmedi. Ben güzelleşip serpildikçe o küçüldü, eğrildi. Eskiden şarkılar söylerken altımda, şimdi elinde baston “ah ve vah!” diyor. Ah bir anlığına konuşabilsem, teşekkür etsem, ellerinden öpsem, ne çok isterdim.

Bir sabah sahibim gözyaşları içinde birkaç adama beni gösteriyordu. Ellerinde baltalar ve testereler vardı. “Olamaz!” dedim. “Bana bunu yapmaz, yapamaz!” Ama yaptı. İlk testerenin sesi inlemelerime karışırken o arkasını dönmüş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Evladını kendi elleriyle cellada teslim etmiş bir babanın ruh halindeydi, eminim. Can verirken son gördüğüm onun artık mecalsiz kalmış dizlerine acımasızca vurduğuydu. Kim demiş ağaçlar ruhsuz diye? “Ağaçlar ayakta ölür”

Sonrasını da anlatayım. Dallarım yapraklarımdan arındırıldı. Kabuklarım soyuldu, çırılçıplak kaldım. Taşınabilecek boylarda kesildi bedenim. Sonra selüloz fabrikasına gönderildi. Küçük küçük doğrandı. Bir takım işlemlerden geçti. Daha çok ağaç ölmesin diye geri dönüşümle toplanan kâğıtlar eklenerek hamurdan sonra kocaman kâğıt rulolarına dönüşüp, matbaalara doğru yola çıktım. Bazen de farklı kullanımlar için farklı işletmelere gönderildim.”

Ağacı bir evlat gibi büyüten sahibi onun yakılarak yok olmasına izin vermediği için veda ederken gözü arkada kalmadı. Bir zamanlar bulamadığı defter ve kitapları mutluluk içinde çantasına yerleştiren çocukların hayaliyle yumdu gözlerini eminim. Ayrıca onun ağacından yüzlerle ifade edilecek kitaplar, defterler çıkmıştı

Ona hep “Ağaç dersem gönüllenme/Kırmızı gül ağaçtandır.” (Pir Sultan) derdi. Ağaç “sırdı” ona göre. Sonsuzluğa giderken son taht ağaçtı ve sırlıyordu bedeni. Serpildiği toprağa asla ihanet etmeden salardı köklerini. Suyu, karı, rüzgârı, tohumu, börtü böceği kısacası doğanın tüm yaratılmışlarını iyi tanırdı. Göğe yükseldikçe şükrü artar, salındıkça rüzgârla sevişirdi. Çünkü bilirdi ki onu olduran ve var edendeydi irade. Vakti saati gelince elbet bitecekti nefesi. Görevini yapmanın huzurunu bilir mi bilemem?

Ağaç ve insanın hikâyesi benzerdir. İkisi de topraktan beslenir. Biri mineralleri alır, saklar, diğeri milli hafızayı. Her bir varlık gibi nereden gelip nereye gittiğini, nasıl bir geçmişi taşıdığını bilmeli insanoğlu. Ağaç aslı neyse öylece doğar ve öylece ölür. Adı neyse odur.

Varlıkların bize taşıdığı değerler birer emanettir. Ağaç, hiçbir değeri bilinmeyen bu bahtsız vatanın en kıymetli hazinelerinin ana maddesidir. Maziden bize taşınan ne varsa hepsi ağaç sayesindedir. Dünyanın en güzel şehri İstanbul, gemilerin kaydırıldığı kütükler sayesinde Türk’ün olmuştur. Ağaç bir ülkenin nefesidir. Mürekkep kokmayan satırları sevmesek de dijitale taşınmış kayıtlar belki de ağaçların kurtuluşu olacak. Ancak kitabın tadını verecek mi, bilemem?

Bütün bunlardan sonra nezaketsiz insanlar için kullandığımız “kütük” sözcüğü ağaca haksızlık gibi geliyor.

Koç Topluluğu “Koç Gönüllüleri Kitap Paylaşım Projesi” kapsamında Anadolu'daki köy okulları için çocuk ve gençlik kitapları toplama kampanyası, beni bu duygu tüneline sürükledi. Sağ olsunlar. Ne yazık ki çok ses getirmeyen bu girişim, ayakta alkışlayabileceğim kadar değerli benim için.. Kim bilir raflarda çürümeye mahkûm ne değerli eserler hayat bulacak kitapseverlerin ellerinde. Bir kitabın okurun eline geçinceye kadarki serüvenini bilen biri olarak hayali bile çok mutlu etti beni.

Ağaçların yanmadığı, bol oksijenli günler dilerim.

.....

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız